Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Kur'ân'ın Sünnete Teşviki
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="genc_kalem" data-source="post: 182336" data-attributes="member: 15919"><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong>Sahabe, sünnetin ehemmiyetini çok iyi kavramıştı. Çünkü Kur'ân-ı Kerim, Allah Resûlü'ne iniyor, O'nun tarafından tebliğ ediliyor, açıklanıyor ve yaşanıyordu ki, anlamanın bütün faktörleri mevcuttu. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong>Ve Kur'an, <span style="color: red">"(Farz, vacib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne getirmişse onu alın ve sizi neden men ediyorsa, ondan da kaçının."</span> (Haşr Sûresi, 59/7) buyuruyordu. Devamında, <span style="color: red">"Allah'tan korkun!"</span> diyerek, bunun bir takva meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong>Sahabe bunu çok iyi anlıyor ve Resûlullah'ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvanın kazanılabileceğini, yani Allah'ın vikayesine girilebileceğini düşünüyor ve hayatını hep O'nun vesâyetinde sürdürüyordu. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong>Keza,<span style="color: red"> "Şüphesiz, Resûlullah'ta sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü uman ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir misal vardır."</span> (Ahzab Sûresi, 33/21) âyet-i nurefşânı, şu eğri büğrü yollarda, şu binbir badire içinde, şu iç içe handikaplar ağında ve gaileli yürüyüşte ancak Resûlullah'ın sünnetine temessükle sahil-i selâmete çıkılabileceğini ilan ediyordu ki, O'nu bulan ve uğrunda seve seve can veren sahabe-i kiram hazeratı, ancak O'nun gemisine binmekle kurtulunacağını ve ötelerde O'nun gözlerinin içine bakılıp, O'nun işaretlerine göre hüküm verileceğini, kendisine, "Bunlar için sen ne diyorsun yâ Muhammed?" diye sorulduğunda, O'nun, başını yere koyup, "Ümmetî! Ümmetî!" diye onları isteyeceğini ve kendisine Huzur-u İzzet'ten hitap tecellî edip, "Yâ Muhammed, kaldır başını, iste verilecek, şefaat et kabul olacak!" (Buhârî, tefsir (2) 1; Müslim, iman 322) denileceğini çok iyi biliyorlardı ve âdeta, ellerindeki Cennet'e girme varakalarını O'na vize ettirir gibi, O'nun kapısına yöneliyor.. berzahta, mahşerde, sıratta O'nun tanımadığı kişilerin takılıp yollarda kalacağından derin endişe duyuyorlardı. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong>Bu itibarla, O'nun attığı her adımı, her hareketi, söylediği her sözü yüz işmizazlarına, tebessümlerine ve el işaretlerine varıncaya kadar takip ediyor, belliyor, yaşıyor ve naklediyorlardı. Zaten, bizzat O'nun fem-i mübarekinden şu müjdeyi de işitmişlerdi ki, başka türlü hareket etmeleri de mümkün değildi:<span style="color: red"> "Allah, bizden bir söz işitip onu muhafaza edenin ve sonra da bir başkasına tebliğ edenin yüzünü (bazı yüzlerin ağarıp, bazılarının kararacağı günde) ak etsin ve güldürsün!" (Tirmizî, ilim 7; Ebû Dâvûd, ilim 10</span>) </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: blue">Fethullah GÜLEN</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: blue">Zaman - Kürsü</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: blue"></span></strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="genc_kalem, post: 182336, member: 15919"] [FONT=Book Antiqua][SIZE=4][B]Sahabe, sünnetin ehemmiyetini çok iyi kavramıştı. Çünkü Kur'ân-ı Kerim, Allah Resûlü'ne iniyor, O'nun tarafından tebliğ ediliyor, açıklanıyor ve yaşanıyordu ki, anlamanın bütün faktörleri mevcuttu. Ve Kur'an, [COLOR=red]"(Farz, vacib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne getirmişse onu alın ve sizi neden men ediyorsa, ondan da kaçının."[/COLOR] (Haşr Sûresi, 59/7) buyuruyordu. Devamında, [COLOR=red]"Allah'tan korkun!"[/COLOR] diyerek, bunun bir takva meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Sahabe bunu çok iyi anlıyor ve Resûlullah'ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvanın kazanılabileceğini, yani Allah'ın vikayesine girilebileceğini düşünüyor ve hayatını hep O'nun vesâyetinde sürdürüyordu. Keza,[COLOR=red] "Şüphesiz, Resûlullah'ta sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü uman ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir misal vardır."[/COLOR] (Ahzab Sûresi, 33/21) âyet-i nurefşânı, şu eğri büğrü yollarda, şu binbir badire içinde, şu iç içe handikaplar ağında ve gaileli yürüyüşte ancak Resûlullah'ın sünnetine temessükle sahil-i selâmete çıkılabileceğini ilan ediyordu ki, O'nu bulan ve uğrunda seve seve can veren sahabe-i kiram hazeratı, ancak O'nun gemisine binmekle kurtulunacağını ve ötelerde O'nun gözlerinin içine bakılıp, O'nun işaretlerine göre hüküm verileceğini, kendisine, "Bunlar için sen ne diyorsun yâ Muhammed?" diye sorulduğunda, O'nun, başını yere koyup, "Ümmetî! Ümmetî!" diye onları isteyeceğini ve kendisine Huzur-u İzzet'ten hitap tecellî edip, "Yâ Muhammed, kaldır başını, iste verilecek, şefaat et kabul olacak!" (Buhârî, tefsir (2) 1; Müslim, iman 322) denileceğini çok iyi biliyorlardı ve âdeta, ellerindeki Cennet'e girme varakalarını O'na vize ettirir gibi, O'nun kapısına yöneliyor.. berzahta, mahşerde, sıratta O'nun tanımadığı kişilerin takılıp yollarda kalacağından derin endişe duyuyorlardı. Bu itibarla, O'nun attığı her adımı, her hareketi, söylediği her sözü yüz işmizazlarına, tebessümlerine ve el işaretlerine varıncaya kadar takip ediyor, belliyor, yaşıyor ve naklediyorlardı. Zaten, bizzat O'nun fem-i mübarekinden şu müjdeyi de işitmişlerdi ki, başka türlü hareket etmeleri de mümkün değildi:[COLOR=red] "Allah, bizden bir söz işitip onu muhafaza edenin ve sonra da bir başkasına tebliğ edenin yüzünü (bazı yüzlerin ağarıp, bazılarının kararacağı günde) ak etsin ve güldürsün!" (Tirmizî, ilim 7; Ebû Dâvûd, ilim 10[/COLOR]) [COLOR=blue]Fethullah GÜLEN Zaman - Kürsü [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Kur'ân'ın Sünnete Teşviki
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst