Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb-ü sitte- Dua
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 170156" data-attributes="member: 5987"><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİNİN ŞERHİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">1767 - El - Kuddûs: Ayıplardan temiz demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">es-Selâm: Selâm sahibi‚ yani herçeşit ayıptan selâmette‚her türlü âfetten berî demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mü’min: Kullarına va’dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut‚ kıyamet günü kullarına‚ azabına karşı garanti veren‚ güven veren demektir‚ bu mâna emân’dan gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muheyyim: Şâhid olan (görüp güzeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı‚ müeymin’dir‚ ancak hemze‚ hâ’ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hafiz mânâsına geldiği de söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Azîzu: Kahreden‚ galebe çalan demektir. "İzzet"‚galebe çalmak mânasına gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el Cebbâr: Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin‚ bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mütekebbir: Mahlukâta ait sıfatlardan yüce‚ uzak mânasına gelir. Ayrıca "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüyünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir.Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah’ın azametini ifâde eden kibriyâ kelmesinden gelir‚ tezyîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Bârîu: Mahlukâtı‚ mevcut bir misâle bakmaksızın‚ yoktan‚ örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime‚ öncelikle hayvanlar için kullanılır‚ diğer mahluklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Müsavvir: Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan" demektir. Tsvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Gaffâr: Kulların günahlarını tekrar tekrar affeden‚ mânasına gelir. Gafr kelimesi‚ aslında setr (örtmek) ve kapatmak mânalarına gelir. Allah Teâla kullarının günahlarını affedici‚ onlar için cezayı terketmek sûretiyle (günahları) örtücüdür.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Fettâh: Kulları arasında hâkim demektir. Araplar, hâkim iki hasmın (dâvalı-dâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti, çözüme kavuşturdu mânasında, hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan", rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Kâbız: Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Bâsıt: Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk, hem ihsan sahibi, hem de onu men edici olmaktadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Hâfid: Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">er-Râfi': Velîlerini, dostlarını yüeltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah, hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Hakem: Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendis ne verilen, ona gönderilen demek olur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Adlu: Kendinde heva meyli olmayan, hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir, çünkü müsemma, fiilin kendisiyle isimlenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Latîfu: Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti, idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Habîru: Olanı ve olacağı bilen kimseye denir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Gafûru: Bağışlamada mübalağa eden, çok bağışlayan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">eş-Şekûru: Kullarını, sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Kebîru: Celâ1 (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mukîtu: Muktedir demektir. Ayrıca, mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Hasîbu: el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir, tıpkı mü'lim mânasında elim gibi, hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">er-Rakîbu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfîz (muhâfız) demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mucîbu: Kullarının duasını kabul edip, icâbet eden zât demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vâsiu: Zenginliği, bütün fakrlar bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vedûdu: el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'û1 mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velilerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâla sâlih kullarını sever, bu da "onlardan razı olur" demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mecîdu: Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Bâisu: Mahlukâtı, ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">eş-Şehîdu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır, tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah, (her yerde) hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Hakku: Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vekîlu: Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "(Dediler ki) Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (A1-i İmrân 173).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Kaviyyu: el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam, O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Metînu: Şedîd ve kavî olup, hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Veliyyu: Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli, yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Hamîdu: Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muhsî: İlmiyle herşeyi sayan, nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mübdiu: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muîdu: Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vâcidu: Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime, gına demek olan cide kökünden gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vâhidu: Tek başına devam eden, yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca, şerik ve arkadaşı olmayan kimse mânas da mevcuttur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama, "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">es-Samedu: İhtiyaçlarını temin etmek üzere, halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muktediru: Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mukaddimu: Eşyayı takdim edip, yerli yerine koyan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muahhiru: Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder, kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Evvelu: Bütün eşyadan önce var olan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Âhiru: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">ez-Zâhiru: Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Bâtınu: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vâlî: Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Müteâli: Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Berru: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı merhametli, şefkatli demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Müntakimu: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame, hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Afuvvu: Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" dcmek olur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">er-Raûfu: Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz, isteyerek olur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">Zü'l-Celâl: Celâl, celîl'in masdarıdır. Celâl, celâlet, nihâyet derecede büyüklük, azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Muksidu: Hükmünde âdil, demektir. Ef'àl babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime, sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden, zâlim demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Câmiu: Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Mâniu: Dostlarını, başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">en-Nûru: Körlüğü olanları nuruyla görür kılan, dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">el-Vârisu: Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">er-Reşîdu: Mahlukâta maslahatların gösteren demektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">es-Sabûru: Âsîlerden intikam almada acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Green">Allah inkarcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir, uludur, yücedir.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 170156, member: 5987"] [SIZE="4"][COLOR="Green"]ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİNİN ŞERHİ 1767 - El - Kuddûs: Ayıplardan temiz demektir. es-Selâm: Selâm sahibi‚ yani herçeşit ayıptan selâmette‚her türlü âfetten berî demektir. el-Mü’min: Kullarına va’dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut‚ kıyamet günü kullarına‚ azabına karşı garanti veren‚ güven veren demektir‚ bu mâna emân’dan gelir. el-Muheyyim: Şâhid olan (görüp güzeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı‚ müeymin’dir‚ ancak hemze‚ hâ’ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hafiz mânâsına geldiği de söylenmiştir. el-Azîzu: Kahreden‚ galebe çalan demektir. "İzzet"‚galebe çalmak mânasına gelir. el Cebbâr: Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin‚ bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir. el-Mütekebbir: Mahlukâta ait sıfatlardan yüce‚ uzak mânasına gelir. Ayrıca "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüyünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir.Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah’ın azametini ifâde eden kibriyâ kelmesinden gelir‚ tezyîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez. el-Bârîu: Mahlukâtı‚ mevcut bir misâle bakmaksızın‚ yoktan‚ örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime‚ öncelikle hayvanlar için kullanılır‚ diğer mahluklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır. el-Müsavvir: Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan" demektir. Tsvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir. el-Gaffâr: Kulların günahlarını tekrar tekrar affeden‚ mânasına gelir. Gafr kelimesi‚ aslında setr (örtmek) ve kapatmak mânalarına gelir. Allah Teâla kullarının günahlarını affedici‚ onlar için cezayı terketmek sûretiyle (günahları) örtücüdür. el-Fettâh: Kulları arasında hâkim demektir. Araplar, hâkim iki hasmın (dâvalı-dâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti, çözüme kavuşturdu mânasında, hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan", rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir. el-Kâbız: Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir. el-Bâsıt: Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk, hem ihsan sahibi, hem de onu men edici olmaktadır. el-Hâfid: Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir. er-Râfi': Velîlerini, dostlarını yüeltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah, hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır. el-Hakem: Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendis ne verilen, ona gönderilen demek olur. el-Adlu: Kendinde heva meyli olmayan, hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir, çünkü müsemma, fiilin kendisiyle isimlenmiştir. el-Latîfu: Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti, idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir. el-Habîru: Olanı ve olacağı bilen kimseye denir. el-Gafûru: Bağışlamada mübalağa eden, çok bağışlayan demektir. eş-Şekûru: Kullarını, sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir. el-Kebîru: Celâ1 (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir. el-Mukîtu: Muktedir demektir. Ayrıca, mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir. el-Hasîbu: el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir, tıpkı mü'lim mânasında elim gibi, hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir. er-Rakîbu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfîz (muhâfız) demektir. el-Mucîbu: Kullarının duasını kabul edip, icâbet eden zât demektir. el-Vâsiu: Zenginliği, bütün fakrlar bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir. el-Vedûdu: el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'û1 mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velilerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâla sâlih kullarını sever, bu da "onlardan razı olur" demektir. el-Mecîdu: Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir. el-Bâisu: Mahlukâtı, ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir. eş-Şehîdu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır, tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah, (her yerde) hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür. el-Hakku: Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir. el-Vekîlu: Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "(Dediler ki) Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (A1-i İmrân 173). el-Kaviyyu: el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam, O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir. el-Metînu: Şedîd ve kavî olup, hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir. el-Veliyyu: Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli, yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır. el-Hamîdu: Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir. el-Muhsî: İlmiyle herşeyi sayan, nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir. el-Mübdiu: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir. el-Muîdu: Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir. el-Vâcidu: Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime, gına demek olan cide kökünden gelir. el-Vâhidu: Tek başına devam eden, yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca, şerik ve arkadaşı olmayan kimse mânas da mevcuttur. El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama, "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir. es-Samedu: İhtiyaçlarını temin etmek üzere, halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir. el-Muktediru: Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder. el-Mukaddimu: Eşyayı takdim edip, yerli yerine koyan demektir. el-Muahhiru: Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder, kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder. el-Evvelu: Bütün eşyadan önce var olan demektir. el-Âhiru: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir. ez-Zâhiru: Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir. el-Bâtınu: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir. el-Vâlî: Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir. el-Müteâli: Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan. el-Berru: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı merhametli, şefkatli demektir. el-Müntakimu: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame, hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır. el-Afuvvu: Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" dcmek olur. er-Raûfu: Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz, isteyerek olur. Zü'l-Celâl: Celâl, celîl'in masdarıdır. Celâl, celâlet, nihâyet derecede büyüklük, azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir. el-Muksidu: Hükmünde âdil, demektir. Ef'àl babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime, sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden, zâlim demektir. el-Câmiu: Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir. el-Mâniu: Dostlarını, başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir. en-Nûru: Körlüğü olanları nuruyla görür kılan, dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir. el-Vârisu: Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir. er-Reşîdu: Mahlukâta maslahatların gösteren demektir. es-Sabûru: Âsîlerden intikam almada acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar. Allah inkarcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir, uludur, yücedir.[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb-ü sitte- Dua
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst