Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb-ü sitte- Gazveler
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 170300" data-attributes="member: 5987"><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">ZÂTU'R-RİKA' GAZVESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4233 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte bir gazveye çıktık. Biz aramızda bir deve olan altı kişiydik, sırayla biniyorduk. Derken ayaklarımız delindi. Benim ayaklarım da delindi ve tırnaklarım düştü. Ayaklarımıza bezler sarıyorduk. Böylece seferimiz, ayaklarımıza sardığımız parçalar sebebiyle zatu'r-Rika' gazvesi diye isimlendi."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Buhari, Megazi 31, (7, 325); Müslim, Cihad 149, (1816).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">BENİ MÜSTALİK GAZVESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4234 - Abdullah İbnu Avn anlatıyor: "Nafi' rahimehullah'a kıtalden önce (yapılan İslam'a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı: "Bu, İslam'ın evvelinde idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Müstalik'e (önceden haber vermeden ani) baskın yaptı. Onlar ( bu sırada) gafil haldeydi, hayvanları su kenarında sulamıyorlardı. Mukatillerini öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye'yi de ele geçirmişti."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Buhari, Itk 13, Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">ENMÂR GAZVESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4235 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı Enmar Gazvesi'nde bineğinin üzerkinde doğuya müteveccih olarak nafile namaz kılarken gördüm."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Buhari, Megazi 33, Salat 31, Teksiru's-Salat 7, 9.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">HUDEYBİYE GAZVESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4236 - Urve İbnu Zübeyr, Misver İbnu Mahreme ve Mervan'dan almış. Misver ve Mervan her ikisi de birbirlerinin sözünü tasdik etmişlerdir. Derler ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hudeybiye senesinde Medine'den çıktı. Yolda bir yerlere ulaşınca Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Halid İbnu'l-Velid, Kureyş'e ait gözcülük yapan bir grup atlının başında olarak el-Gamim'dedir, siz sağ tarafı takib edin!" dedi. Vallahi, Halid müslümanların varlığını sezemedi. Ne zaman ki müslüman askerlerin kaldırdığı toz bulutunu görünce, (müslümanların geldiğini) Kureyş'e haber vermek üzere hayvanını koşturarak gitti.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yoluna devam etti. Seniyye nam mevkiye gelindi. Oradan (devam edildiği takdirde) Kureyşlilerin bulunduğu yere inmek mümkündü. Ama devesi orada ıhıverdi. Halk:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Kalk, kalk, yürü, yürü!" dedi ise, de deve kalkmamakta ısrar etti. Halk bu sefer:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın devesi) Kasva çöküp kaldı. Kasva çöküp kaldı!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır! Kasvâ çöküp kalmadı. Onun böyle bir huyu da yok. Ancak onu, "Fil'i (Mekke'ye girmekten alıkoyan) Zat" dourdurmuştur!" buyurdu. Sonra ilave etti:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Nefsimi kudret eliyle tutan o Zat'a yemin olsun. (Kureyş, Mekke'de) Allah'ın haram kıldığı şeyleri tazim sadedinde her ne taviz isterlerse onlara vereceğim!" Sonra deveyi zorladı, deve sıçrayıp kalktı. Ravi dedi ki: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Kureyş tarafından saptı, suyu az olan Semed Kuyusunun yanına indi. Burası Hudeybiye mevkiinin en uç noktasında idi. (Mezkur kuyunun suyu azdı. Öyle ki) insanlar ondan suyu avuç avuç toplarlardı. Çok geçmeden suyu kurudu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a susuzluktan şikayette bulundular. Aleyhissalatu vesselam sadağından bir ok çıkardı, onu kuyuya koymalarını söyledi. Allah'a yemin olsun çok geçmeden, su coşmaya başladı ve ashab oradan ayrılıncaya kadar onlara yetecek kadar akmaya devam etti.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Onlar bu halde iken Büdeyl İbnu Verka' el-Kuza'i, Huza'a kabilesinden bir grupla çıkageldi. Huza'alılar (Mekke civarında tavattun etmiş bulunan) Tihâme kabileleri arasında Resulullah'ın sırdaşı ve dostu olagelmişlerdi. Dedi ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben (Mekke'nin) Ka'b İbnu Lüeyy ve Amir İbnu Lüeyy kabilelerini birçok Hudeybiye sularının başına, beraberlerinde sütlü ve yavrulu develeri olduğu halde konaklıyorlar gördüm. Onlar seninle savaşacak. Beytullah'ı ziyaretine mani olacak olmasınlar!</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dedi ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz kimseyle savaşa gelmedik. Biz sadece umre yapmaya geldik! Mamafih Harb Kureyş'in (iliğine işlemiş). Halbuki çok da zarar gördüler. Eğer onlar dilerse ben (onlarla sulh yapar) kendilerine müddet tanırım, onlar da benimle diğer insanların arasından çekilirler. Eğer ben öbürlerine galebe çalarsam, Kureyşliler de dilerlerse onlarla yapacağım sulha (kendi rızalarıyla) girerler. Şayet ben galebe çalamazsam (Kureyşliler benimle savaşmak zahmetinden kurtulup) rahata ererler. Şurası da var ki, eğer Kureyşliler bu teklifime itiraz ederlerse, ruhumu elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, bu davam için, ölünceye kadar onlarla savaşacağım. O zaman Allah, (bana olan emrini (gerçekleştirme hususundaki vaadini mutlaka) yerine getirecektir."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bu sözü üzerine Büdeyl:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Senin bu sözlerini Kureyş'e mutlaka duyuracağım!" dedi ve gitti. Kurayşlilere gelince:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben, size şu adamın yanından geliyorum. Onun bazı sözlerini işittik. Eğer dilerseniz size söyleriz" dedi. Onların serseri takımı:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ondan herhangi bir haber söylemene ihtiyacımız yok!" dedi ise de aklı başında olanlar:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hele şu işittiğini söyle!" dediler. Büdeyl:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben Muhammed'in şöyle şöyle söylediğini işittim!" diyerek Aleyhissalatu vesselam'ın söylediklerini bir bir nakletti. Bunun üzerine Urve İbnu Mes'ud kalkıp:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey kavm! Siz benim babam değil misiniz?" dedi. Hepsi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet!" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Benim hakkımda bir (itimatsızlığınız), ithamınız var mı?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır!" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biliyorsunuz ki ben Ukaz halkını toptan sizin yardımınıza çağırmış, onlar yanaşmayınca ailem, çocuklarım ve bana itaat edenlerle kendim gelmiştim değil mi?" diye sordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">(Kureyşliler, hep bir ağızdan buna da "evet!" deyince Urve (bu tasdikleri aldıktan sonra):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu adam size uygun bir şey teklif ediyor. Onu kabul edin ve benim ona (anlaşmak üzere) gitmeme izin verin!" dedi. Kureyşliler:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Pekala git!" dediler. Urve, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldi, Onunla konuştu. Aleyhissalâtu vesselâm Budeyl'e söylediklerine yakın şeyler söyledi. Urve bu esnada:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Muhammed! Kavminin kökünü kazıdığını farzedelim, (eline ne geçecek). Senden önce, Araplardan kavmini toptan helak eden birini işittin mi? Durum aksi olursa (başınıza geleceği, Kureyş'in size neler yapacağını tahmin edebilirsin. Üstelik bu daha kavi bir ihtimal) zira ben, aranızda ileri gelenlerden bazı kimseler görüyorum, halktan toplanmış, seni terkedip kaçmaya mütemayil kimseler de görüyorum" dedi. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh (onun bu sözüne dayanamayıp):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"(Halt etmişsin, git!) Lât putunun fercini yala! Demek biz Resûlullah'ı terkedip yalnız bırakacakmışız ha!" (diye şiddetle çıkıştı). Urve:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu da kim?" dedi. Kendisine onun Ebu Bekr olduğu söylendi. -Urve: "Nesfimi elinde tutan Zâta yemin olsun! Eğer senin bende, henüz ödeyemediğim bir yardımın bulunmamış olsaydı ben sana (layık olduğun) cevabı verirdim" dedi. Ravi der ki: "Urve, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la konuşmaya devam etti. Her konuşmasında (cahiliye adeti üzere) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sakalından tutuyordu. Bu sırada Muğire İbnu Şu'be, üzerinde miğfer, elinde kılıç Aleyhissalatu vesselam'ın yanında ayakta (muhafız gibi) bekliyordu. Urve, tutmak üzere, elini Resûlullah'ın sakalına her uzatışında, kılıncın demiriyle eline vuruyor:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Elini Resûlullah'ın sakalından çek!" diyordu. Urve, (bir ara) başını kaldırıp ona baktı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu da kim?" dedi. Kendisine:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu Muğire İbnu Şube'dir!" dendi. Bunun üzerine Urve:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey zalim! Ben hala senin (geçmişteki) gadr ve ihanetini ödemekle meşgul değil miyim?" dedi. (Onu bu söze sevkeden şey şu idi<img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite1" alt=":)" title="Smile :)" loading="lazy" data-shortname=":)" /> "Cahiliyede Muğire İbnu Şu'be bir grup kimse ile yolculuk yapmış, yolda arkadaşlarını öldürüp mallarını almıştı. Sonra gelip müslüman olmuş. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da: "Müslüman olmanı kabul ediyorum, ancak malları kabul etmiyorum, (bu ihânet malıdır)" demişti.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Urve bu esneda göz ucuyla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Ashabını tedkikten geçiriyordu. (Bilahare gördüklerini şöyle anlatacaktır<img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite1" alt=":)" title="Smile :)" loading="lazy" data-shortname=":)" /></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi (öylesine hürmet hiç görmedim). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yere bir kerecik tükürmeye görsün, mutlaka onlardan bir adamın eline düşüyordu. Onu alıp yüzlerine, derilerine (teberrüken, bir tiyb gibi) sürüyorlardı. Bir şey söyleyecek olsa emrine hepsi birden koşuşuyordu. Abdest alacak olsa, abdest suyundan kapabilmek için nerdeyse (itişip-kakışıp) kavga ediyorlardı. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlardı. Saygıları sebebiyle O'na dikkatle bakamıyorlardı bile."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Urve arkadaşlarının yanına dönünce dedi ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey kavm dinleyin! Vallahi ben muhtelif kıralların huzuruna çıktım. Kisra'nin, Kayser'in, Necaşi'nin yanlarına girdim. Vallahi, Muhammed'in ashabının, Muhammed'e gösterdiği saygıya, hiç bir kralın ashabında rastlamadım. Vallahi tükürecek olsa mutlaka onlardan birinin eline düşüyor, bunu alıp yüzlerine bedenlerine sürüyorlar. Bir şey emretse hepsi birden koşuşuyorlar. Abdest alsa, abdest suyu(ndan kapmak) için nerdeyse kavga ediyorlar. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlar. Ona hürmeten dikkatle yüzüne bakmıyorlar. Bu adam size makul bir teklifte bulunuyor, onu kabul edin!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Urve'nin bu açıklaması üzerine, Beni Kinane'den bir adam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Beni bırakın, ona bir de ben gideyim!" dedi. Ona da müsaade ettiler, "git!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve ashabına yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"İşte falan! Bu, hacc ve umre için ayrılan kurbanlık develere saygı gösteren bir kavimdendir. Kurbanlıklarınızı önüne salıverin görsün!" buyurdu. Ashab o zatı telbiyelerle karşıladı. Adam bu manzarayı görünce:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sübhanallah!" Bu kimselere Beytullah'ın yolunu kapamak münasip düşmez!" dedi. Arkedaşlarının yanına dönünce:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben kurbanlık develer gördüm, takıları boyunlarına takılmış, gerekli işaretler vurulmuş, onlara Beytullah'ı yasaklamayı uygun görmüyorum!" dedi. Onun kavminden Mikrez İbnu Hafs denen bir zat kalkıp:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bırakın, bir de ben gideyim!" dedi. Ona da müsaade edip "git!" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Müslümanlara yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu gelen Mikrez'dir, fâcir birisidir" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la konuşmaya başladı. Onlar konuşurken Süheyl İbnu Amr çıkageldi, Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"İşiniz artık size kolaylaştırıldı, size Süheyl İbnu Amr geldi."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah'a:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Gel! seninle aramızda bir antlaşma (metni) yazalım!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kâtibini çağırdı ve emretti:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Yaz: Bismillahirrahmanirrahim."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Süheyl itiraz etti:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Rahmân ne demek? Vallahi onun ne olduğunu bilmiyorum. Fakat: Bismikallahümme yaz, vaktiyle senin de yazdığın gibi" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Müslümanlar da ona itiraz ettiler:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz onu değil, bismillahirrahmanirrahim'i yazarız!" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ama Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm emreder:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bismikallahümme yaz! ve devam et: "Bu Allah Resulü ve Süheyl'in üzerinde mutabık kaldıkları hususlardır..."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Süheyl yine itiraz eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi, eğer bilsek ki sen Allah'ın Resulüsün, sana Beytullah'ı kapamazdık, seninle savaşmazdık da. Şöyle yaz: Muhammed İbnu Abdillah."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi siz beni tekzib etseniz de ben kesinlikle Allah'ın Resûlüyüm. Bununla beraber, Muhammed İbnu Abdillah yaz!" buyurur ve devam eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bizimle Beytullah arasında çekilmeniz ve onu tavaf etmemiz şartıyla."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Süheyl itiraz eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi hayır, (Biz size bu yıl tavafa izin versek), Araplar "bizim âniden emrivakiye geldiğimiz" hususunda dedikodu yapar. Ancak ziyareti gelecek yıl yapacaksınız" der. Böyle yazılır. Süheyl ilâve eder:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Senin dinine de girse, bizden hiç bir erkeğin sana gelmemesi, gelirse iâde etmen şartıyla."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Müslümanlar bu şarta itiraz ederek:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sübhanallah! Bize iltica eden bir müslüman, müşriklere nasıl iade edilir?" derler. Bu halde iken Ebu Cendel İbnu Süheyl İbni Amr zincirleri arasında seke seke geldi. Mekke'nin aşağısındaki hapsedildiği yerden kaçmış, kendini müslümanların arasına atmıştı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Süheyl:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Muhammed, bu, seninle üzerine anlaştığımız maddelerin ilk uygulaması olacak, bunu bana iade edeceksin!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz henüz anlaşmayı yazıp bitirmedik" buyurdu. Süheyl:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Öyleyse, vallahi ben seninle hiç bir madde üzerine sulh yapamam!" dedi. Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Öyleyse şu Ebu Cendel'i bana bağışla da imza et!" buyurdu. Fakat Süheyl:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Asla ben bunu sana bağışlamam" diye direndi. Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır, hatırım için yap!" ricasında bulundu. Süheyl direndi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Asla yapmam!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Mikrez İbnu Hafs atılıp:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz onu sana müsaade ettik!" dedi. (Ancak imza yetkisine sahip olmadığı için Süheyl onu dinlemedi. Ebu Cendel teslim edilecekti.) Ebu Cendel radıyallahu anh:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey müslümanlar, (nasıl olur?) Ben size müslüman olarak sığınmışım. Beni müşriklere teslim mi ediyorsunuz? Bana yaptıklarını görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah yolunda çok işkenceler yapılmıştı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ömer İbnu'l-Hattab der ki: "(O gün, bu cereyan eden hadiseleri çok alçaltıcı bularak) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelip:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet!" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz hak üzere düşmanlarımızda batıl üzere değiller mi?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Öyleyse biz niye dinimiz uğrunda alçaklığı kabul ediyoruz" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben Resûlullah'ım; (bu anlaşmayı imzalamakla) Allah'a asi olmuş da değilim. Allah yardımcımızdır!" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen, bize (Medine'den çıkarken) Beytullaha gideceğiz, onu tavaf edeceğiz demedin mi?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Pek tabii, ama, sana bu yıl gideceksin dedim mi?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen mutlaka onu tavaf etmeye geleceksin!" buyurdu. Ben Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh'a geldim. "Ey Ebu Bekr! Bu adam Allah'ın hak peygamberi değil mi?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Elbette hak peygamberi!" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biz hak, düşmanlarımız da batıl üzere değiller mi?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Elbette (onlar batıl, biz haz üzereyiz)" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Öyleyse, niye dinimiz için alçaklığı kabul ediyoruz?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Be adam! O Allah'ın Resûlüdür. (Bunu kabul etmekle) Rabbine isyan etmiş olmayacak da. Allah onun yardımcısıdır. Şu halde sen O'nun emrine sarıl. Allah'a yemin ederim o hak üzeredir!" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"O bize: "Ka'be'ye gideceğiz, onu tavaf edeceğiz" demiyor muydu?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet ama, sana bu yıl gideceksin dedi mi?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen ona gidecek, onu tavaf edeceksin!" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">(Hedisi rivayet eden Zühri) der ki: "Hz. Ömer radıyallahu anh dedi ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"(O günki nezaketsiz çıkışımın günahını affettirmek için nice amellerde bulundum."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ashabına:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da traş olun!" buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkmadı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme radıyallahu anha'nın çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, traşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, Ashab'tan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni traş etsin!" dedi. Aleyhissalatu vesselam kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, traş oldu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ashab bunları görünce kalktılar, kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş ettiler. Ancak, bu sırada gam ve kederden birbirlerini öldüreyazdılar. Sonra bazı mü'mine kadınlar (Mekkelilerden kaçarak) geldiler. Allah Teâla Hazretleri, (onların geri verilmemesi için) şu ayeti indirdi: "Ey İman edenler, (kendi ifadelerince) mü'mine kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını iyi bilendir ya, fakat siz de mü'mine kadınlar olduklarına kail olursanız onları kafirlere geri vermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. (Kafir zevcelerinin bu kadınlara) sarfettikleri (mehri) onlara (kafirlere) verin. sizin onları nikâhla almanızda, mehirlerini verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur..." (Mümtehine 10).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Hz. Ömer, ayet üzerine o gün cahiliye devrinde evlendiği iki hanımını boşadı. Birini Hz. Muaviye İbnu Ebu Süfyan nikahladı, diğerini de Safvan İbnu Ümeyye.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye döndü. Kureyş'ten Ebu Basir müslüman olarak Medine'ye iltica etti. Mekkeliler onu almak üzere arkasından iki adam gönderdiler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"(Antlaşmada) bize verdiğin söz var, onu teslim et!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm derhal onu onlara teslim etti. Bunlar Ebu Basir'i alıp gittiler. Yolda Zülhuleyfe nam mevkie gelince, (azıkları olan) hurmadan yemek üzere konakladılar. Ebu Basir onlardan birine:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi şu kılıncı çok güzel görüyorum!" dedi. O, hemen kınından sıyırıp;</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">-Doğru! Vallahi pek harika! Onunla ne tecrübelerim var! dedi. Ebu Basir:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hele bir göster, daha yakından bakayım!" deyip kaptığıyla adama vurup öldürdü. Öbürü kaçıp Medine'ye geldi, koşarak Mescid'e girdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu görünce (yanındakilere):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bu adam her halde bir korku geçirmiş" dedi. Adam Aleyhissalatu vesselam'a gelince:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi arkadaşım öldürüldü! Beni de öldürecek!" did. Ebu Basir radıyallahu anh da geldi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resûlü! Allah senin zimmetini (taahhüdünü) yerine getirdi, beni onlara iade ettin. Allah beni onlardan tekrar kurtardı" dedi. Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Harbi kızıştıranın anası ağlar. Keşke ona bir kişi daha olsa!" cevabını verir. Ebu Basir bu sözü işitince anlar ki, Aleyhissalatu vesselam onu yine iade edecek. Hemen oradan çıkıp deniz kenarına gelir (İs denen bir yere yerleşir).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Mekkelilerin elinden Ebu Cendel İbnu Suheyl de kurtulup Ebi Basir'e iltihak eder. Derken Kureyş'ten müslüman olan herkes Ebu Basir'e katılmaya başlar. Kısa zamanda orada bir grup teşekkül eder. Allah'a yemin olsun, Kureyş'ten Şam'a gitmek üzere bir kervanın haberini aldılar mı, ona saldırıp adamları öldürüyor, mallarına el koyuyorlardı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Kureyş Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a elçi gönderip, allah'ın adını ve aralarındaki akrabalık bağlarını hatırlatarak, Mekke'den geleceklerin emniyette olacağını, yeter ki Ebu Basir ve arkadaşlarının yaptığı baskınların önlenmesini rica ettiler. (Bazı rivayette, bunu temin için Medine'ye çağırdı. bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "O size Mekke'nin karnında (hududu içinde), onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sözden, sizin ellerinizi onlardan çekendi. Allah ne yaparsanız hakkıyla görücüdür. Onlar, küfreden, sizi Mescid-i Haram'dan ve alıkonulmuş hediyelerin mahalline ulaşmasından men edenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mü'min erkeklerle mü'min kadınları bilmeyerek çiğneyip de o yüzden size bir vebal isabet edecek olmasaydı (Allah size fetih için elbette izin verirdi). (Bunu) kimi dilerse, onu rahmetine kavuşturmak için (yaptı). Eğer onlar seçilip ayrılmış olsalardı biz onlardan küfredenleri muhakkak elem verici bir azaba giriptar etmiştik bile. O küfredenler kalplerine o taassubu, o cahillik taassubunu yerleştirdiği sırada idi ki hemen Allah, Resûlünün ve mü'minlerin üzerine kuvve-i maneviyesini indirdi, onları takva sözü üzerinde durdurdu. Onlar da buna çok layık ve buna ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." (Feth 24-26).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Buhari, Şurüt 15, 1, Hacc 106, Muhsar 3, Megazi 35, Tefsir, Mümtahine 2; Ebu Davud, Cihad 168, (2765, 2766), Sünnet 9, (4655).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4237 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Hudeybiye günü bir grup köle, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sulhtan önce gelmişti. Efendileri Aleyhissalatu vesselam'a: "Ey Muhammed, onlar senin yanına, dinine iştiyak göstererek gelmiş değiller, kölelikten kaçtılar" diye mektup yazdılar. (Ashabdan bazı) kimseler de:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"(Doğru söylüyorlar), onları sahiplerine geri ver!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (şeriat bu çeşit sığınan müslümanları hürler olarak kabul edip himaye vermeye hükmettiği halde müslümanların müşrik dostlarının: "Bunlar din için değil, hürriyet için sana geldiler" şeklindeki tahkiki mümkin olmayan aldatıcı sözlerini esas alıp geri göndermelerini teklif etmelerine) öfkelenip:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Kureyşliler, öyle zannediyorum ki, siz böyle hükmederek, Allah'ın, boyunlarınızı vuracak birini göndermesini bekliyorsunuz!" dedi ve köleleri iade etmekten imtina etti ve:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Onlar aziz ve celil olan Allah'ın azadlılarıdır!" buyurdu."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ebu Davud, Cihad 136, (2700); Tirmizi, Menakıb, Hz. Ali'nin menakıbı, (3716).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4238 - Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte Hudeybiye'ye geldik. Biz, bindörtyüz kişi idik. (Kuyunun başında) elli koyun vardı. Suyu bunlara bile yetmiyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kuyunun kenarına oturdu. (İyice hatırlıyamıyorum) ya dua buyurdu, ya da kuyuya tükürdü. Derken kuyunun suyu coştu. Biz de hem kendimiz içtik, hem de hayvanlarımızı suladık. Sonra Aleyhissalatu vesselam, bizi bir ağacın altında biat etmeye çağırdı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Önce ben biat ettim, sonra herkes gelip sırayla biat etti. Nihayet halkın ortasında kalınca:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Seleme, biat et!" buyurdu."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resulü, en başta ben biat ettim!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Yine de!" buyurdu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni çıplak, yani silahsız bulmuştu. Bana deriden yapılmış bir kalkan verdi. Sonra bey'at almaya devam etti. Son kişiden de bey'at alınca:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Seleme, sen bana biat etmiyor musun?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resulü, ben sana başta da, ortada (da olmak üzere iki kere) biat ettim" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Olsun, yine de" buyurdu. Ben de üçüncü sefer biat ettim. Sonra bana: "Ey Seleme! Benim sana verdiğim kalkanın nerede?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resulü dedim, amcam Amir çıplak olarak bana rastladı, ben de kalkanı ona verdim. Bu sözüm üzerine Aleyhissalatu vesselam güldü ve:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen, dedi, vaktin birinde adamın dediği gibisin: "Allahım, demiş, bana öyle bir dost ver ki, o bana, kendi nefsimden daha sevgili olsun!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra müşrikler bizimle sulh hususunda haberleşmeye başladılar. Öyle ki; birbirimize gidip gelmeler oldu. (Sonunda) sulh yaptık. ben Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh'ın hizmetçisi idim. Atını sular, kaşağılar, kendine de hizmet eder, yemeğinden yerdim. (Çünkü) Allah ve Resulü yolunda hicret için malımı ve ailemi terketmiştim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Biz ve Mekkeliler aramızda sulh yapınca, birbirimizle karıştık. Ben bir ağacın yanına gelip dikenlerini süpürerek dibine yattım. Mekke halkından dört müşrik yanıma geldi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a hakaret etmeye başladılar. Ben onlara kızdım ve bir başka ağacın dibine geçtim. silahlarını ağaca asıp yattılar.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Onlar bu vaziyette iken vadinin aşağısından bir münadi şöyle sesleniyordu:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Muhacirlerin imdadına yetişin! İbnu Züneym öldürüldü!" "Hemen kılıncımı çekip, bu uyuyan dört kişiye hızla yürüyüp silahlarını aldım, elimde deste yapıp, sonra da:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Muhammed'in yüzünü mükerrem kkılan o Zât'a yemin olsun, sakın sizden kimse başını kaldırmasın. İki gözü taşıyan (kellesini) uçururum!" dedim. Sonra onları sürerek Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a getirdim. O sırada amcam Amir radıyallahu anh da Abelat'tan Mikrez denilen bir adamı, üzeri çullanmış bir at üzerinde beraberinde yetmiş müşrik olduğu halde Resulullah'a getirdi. Aleyhissalatu vesselam onlara bir nazar edip:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bırakın onları, fücûrun başı da sonu da onların olsun!" dedi ve hepsini affetti. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şu ayeti indirdi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"O sizi Mekke'nin karnında (hududu içinde) onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendi..." (Fetih 24-26)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Medine'ye müteveccihen oradan ayrıldık. Beni Lihyan ile aramızda bir dağın yer aldığı bir yerde konakladık. Beni Lihyan'ın hepsi müşrik idi. Aleyhissalatu vesselam geceleyin dağa tırmanacak kimseye istiğfarda bulundu. Sanki o kimse Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la ashabının gözcülüğünü yapacaktı. O gece iki veya üç kere dağa çıktım.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Medine'ye geldik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselam yük develerini, beraberinde, ben de olduğum halde, hizmetcisi Rabâh ile gönderdi. Ben onun maiyyetine Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh'ın atı ile çıktım. Ben atı develerle birlikte kırasıya götürüp getiriyordum.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sabahleyin bir de ne göreyim! Abdurrahman el-Fezâri, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın develerini yağmalamış, hepsini götürmüş, çobanı da öldürmüş.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"ey Rabâh! dedim, şu atı al; durumu Talha İbnu Ubeydillah'a bildir ve Resûlullah'a haber ver ve de ki: "Müşrikler mer'adaki sürüyü yağmaladılar. Sonra bir tepenin üzerine çıkarak medine'ye yönelip üç defa nida ettim:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Sabahım!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra adamların arkasından ok atmak üzere çıktım ve şunları da terennüm ediyordum:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben İbnu'l-Ekva'ım, bugün alçakların vay haline! Onlardan birine kavuştum ve semerine bir ok attım. Hatta okun kanadı omuzuna değdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Al bunu!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ben İbnu'l-Ekva'ım. Bugün alçakların vay haline! Vallahi onlara atıyor ve yaralıyordum. Bir atlı bana dönecek olsa, bir ağaca gelip dibine oturuyordum. Sonra tekrar atıyordum. Derken dağ(ın vadisi) daraldı. Dar yere girdiler. Ben dağa tırmandım. Onlara taş atmaya başladım. Böylece onları takib etmeye devam ettim. öyle ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hayvanlarından Allah'ın yarattığı hiç bir deve yoktu ki arkama almamış olayım. Böylece müşrikler benimle hayvanların arasından çekildiler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra onlara ok atarak arkalarını takip ettim. Nihayet otuzdan fazla bürde ve otuz mızrak bıraktılar. (Hızlı kaçabilmek için) hafiflemek istiyorlardı. Bir şey atacak olsalar, üzerine taşlardan nişan koyuyordum. Ta ki, Resûlullah ve ashabı onları tanısın. Böyle gide gide dar bir dağ yoluna geldiler. Bir de ne görsünler! yanlarına Bedr el Fezâri'nin falan oğlu gelmiş. Hemen kuşluk yemeği yemek üzere oturdular. Ben de bir tümseğin üzerine oturdum. Fezari:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Şu gördüğüm de ne?" diye sordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bununla başımız belada! Vallahi sabahın köründen beri peşimizde. Bize durmadan atıyor. elimizde ne varsa çekip aldı" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Öyleyse sizden ona dört kişi gitsin!" dedi. Böylece bana müteveccihen dört kişi ayrıldı ve dağa tırmandı. Bana konuşma imkanı verdikleri vakit, onlara:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Beni tanıyor musunuz?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayır, sen kimsin?" dediler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben Seleme İbnu'l-Ekva'ım. Muhammed'in yüzünü şereflendiren Zâta yemin olsun sizden kimi istesem mutlaka yakalarım. Ama sizden kimse beni yakalayamaz!" dedim. Onlardan bir adam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben biliyorum!" dedi ve geri döndüler. Ben yerimden ayrılmadım. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın atlılarını, ağaçların arasına girerken gördüm. En önde el-Ahram el-Esedi, arkasında Ebu Katade el-Ensarı, onun arkasında el-Mikdad İbnu'l-Esved radıyallahu anhüm vardı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ahram'ın atının gemini tuttum. (Bu sırada) küffâr dönüp gitti. Ahram'a:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Ahram! Bunlardan sakın. Resulullah ve ashabı gelinceye kadar yolunu kesmesinler!" dedim. Bana:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Es Seleme! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıryor, cennetin de cehennemin de hak olduğunu biliyorsan, benimle şehadet arasına engel olma!" dedi. Ben de onu bıraktım. Abdurrahman'la karşılaştılar. Abdurrahman'ın atını hemen öldürdü, Abdurrahman da onu yaralayarak öldürdü ve onun atına atladı. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın süvarisi Ebu Katade radıyallahu anh Abdurrahman'a yetişti, yaralayıp öldürdü. Muhammed'in yüzünü şerefli kılan Zat'a yemin olsun, ben onları yaya koşarak takip ettim. Öyle ki, arkamda Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabı ve tozları sebebiyle bir şey görmüyordum. Gün batımı öncesine kadar böyle devam ettik. Bu sırada bir dağ yoluna saptılar, orada Zû-Karad denen bir su vardı. Sudan iç mek için sapılmıştı, çünkü susamışlardı. Peşlerinden koşarak gelen bana baktılar. Ben onları bundan uzaklaştırdım, bir damla bile tadamadılar. Oradan çıkıp zorlak veren bir dağ yoluna saptılar. Ben koşup onlardan bir adama yetiştim, omuz kemiğine bir ok sapladım.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Al bunu! Ben İbnu'l-Ekva'ım. Bugün alçakların vay haline!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Anasız kalasıca! Bu, sabahki Ekva'mı?" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet ey kendinin düşmanı! Sabahki Ekva'ım!" dedim. Dağ yoluna iki at bıraktılar. Onları Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a getirdim. Amcam Amir İbnu'l-Ekva'da birinde sulandırılmış süt diğerinde su bulunan iki kapla bana yetişti. Hem içtim, hem abdest aldım.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim. Az önce kafirleri başından kovaladığım suyun başında idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, bütün develeri ve müşriklerden kurtardığım bütün eşyaları, bürdeleri, mızrakları almış buldum. Bilal radıyallahu anh da kurtardığım o develerden birini kesmiş, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a ciğerini ve hörgücünü kızartıyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resûlü! Beni bırak, ashabtan yüz kişi seçip müşrikleri takip edeyim, geriye bıraktıkları bütün habercilerini geberteyim!" dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yan dişleri gündüz ışığında görününceye kadar güldü.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Seleme! buyurdu. Kendini bunu yapabilecek güçte görüyor musun?"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Evet dedim, seni şerefli kılan Zât'a yemin olsun! Evet!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Şimdi onlara Gatafan yurdunda ziyafet verilmektedir" dedi. Derken Gatafanlı bir adam geldi ve: "Onlara falan kişi bir deve kesmişti, derisini soyar soymaz bir toz gördüler ve:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Düşman size de gelmiş" deyip kaçıp gittiler" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">(Geceyi orada geçirdik). Sabah olunca Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bugün en hayırlı süvarimiz Ebu Katade, en hayırlı piyademiz de Seleme idi" buyurdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana iki hisse verdi: Biri süvari hissesi, biri de piyade hissesi idi. Bana bu iki hisseyi de vermişti.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devesi Adbâ'nın terkisine beni alarak Medine'ye müteveccihen hareket etti. Biz yolda giderken, yaya yürüyüşünde hiç kimsenin kendisini geçemediği Ensar'dan bir adam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Medine'ye kadar yarış yapacak var mı; koşucu yok mu? demeye başladı. Bu sözünü habire tekrar ediyordu. Sesini işitince:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen hiç bir iyiye ikram etmez, hiç bir şerefliyi saymaz mısın?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hariç, hayır!" dedi. Ben Aleyhissalatu vesselam'a yönelip:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resulü! Annem babam sana kurban olsun, bana müsaade buyurun, şu adamla yarışayım!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Sen bilirsin!" buyurdular. Adama:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Geliyorum hazır ol!" dedim. ayaklarımı ayarlayıp sıçradım, koştum. Nefesimi canlı tutmak için bir veya iki tepede kendimi tuttum. Sonra yetişmek ve omuzları arasına dokunmak için (tabanları) kaldırdım. (Ve dokundum).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Geçildin, vallahi seni geçtim!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Biliyorum!" dedi. Medine'ye varıncaya kadar onu geçtim. Vallahi Medine'de üç gece kalıp, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte helen Hayber'e gittik. Yolda amcam Amir İbnu'l-Ekva, halka şu beyitleri terennüm etti:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Vallahi Allah olmasaydı hidayeti bulamazdık.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ne sadaka verir ne de namaz kılardık.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Biz senin fazlından müstağni değiliz,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Düşmanla karşılaşınca ayağımıza sebat ver,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Üzerimize sekine (kuvve-i manevi) indir."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm " Bu da kim?" dedi. Amcam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben Abir İbnu'l - Ekva" cevabını verdi. Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Mağfiret göresin Ey Amir!" diye dua buyurdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir kimseye mağfiret dileğinde bulundu mu mutlaka şehid olurdu. Bunun üzerine Ömer İbnu'l-Hattab radıyallahu anh kendi devesinin üstünde seslendi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın Resûlü! Keşke bizi Amir'le faydalandırsan!" Hayber'e vardığımız zaman, kralları Merhab kılıncı elinde (karşımıza) çıktı. Şöyle söylüyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayber bilir ki ben Merhab'ım,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Silahı tamam tecrübeli bir kahraman.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Savaş olunca alevlenen bir yiğit!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Amcam Amir radıyallahu anh da ilerleyip şunları söyledi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayber benim de Amir olduğumu bilir,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Silahı tam yiğit kahraman."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Hemen iki darbe birbirine girdi. Merhab'ın kılıncı amcam Amir'in kalkanının içine rastladı. Amir onu alttan vurmaya yeltendi. Ama kılıcı kendine döndü ve ana damarını kesti. Ölümü de bundan oldu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">(Bir ara) dışarı çıktım. Bir de ne göreyim! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından birkaç kişi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Amir'in ameli batıl oldu, o kendi kendini öldürdü" demezler mi! Hemen ağlayarak Aleyhissalatu vesselam'ın yanına geldim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ey Allah'ın resulü! Amir'in ameli batıl mı oldu?" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bunu kim söyledi?" buyurdular.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ashabınızdan bazıları!" dedim.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Bunu kim söylemişse yanılmış. Bilakis onun ecri iki kattır!" buyurdular. Sonra benni Ali İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'a gönderdiler. O gözünden hasta idi. Bu arada Aleyhissalatu vesselam:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"sancağı yarın öyle bir zata vereceğim ki Allah ve Resulü'nü sever; Allah ve Resulü'de onu sever" dedi. Ali'ye geldim, gerçekten gözünden rahatsızdı. Onu yederek getirdim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm gözlerine tükürdü. Anında iyileşti. Sancağı ona verdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Merhab çıktı. Şöyle demeye başladı:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Hayber bilir ki ben Merhab'ım,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Silahı tamam tecrübeli bir kahraman.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Savaş olunca alevlenen bir yiğit!"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ali radıyallahu anh da şöyle dedi:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">"Ben, annemin arslan dediği kimseyim,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Ormanların çirkin manzaralı arslanı gibi,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Düşmanlara kilo ile ton tartarım."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Sonra Menhab'ın başına bir darbe indi ve onu öldürdü. Hayber onun eliyle fethedilmişti."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Müslim, Cihad 132, (1807).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">4239 - Amr İbnu Dinar rahimehullah anlatıyor: "Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma'yı dinledim, diyordu ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hudeybiye günü bize şöyle söyledi: "Bugün siz arz ehlinin en hayırlı olanlarısınız. O gün biz bindörtyüz kişi idik. Bugün görebilseydim, size (altında biat yapılan) ağacın yerini gösterirdim."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkOrange">Buhari, Megazi 35, Menakıb 25, Tefsir, Feth 5, Eşribe 31; Müslim, İmaret 71, (1856).</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 170300, member: 5987"] [SIZE="4"][COLOR="DarkOrange"]ZÂTU'R-RİKA' GAZVESİ 4233 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte bir gazveye çıktık. Biz aramızda bir deve olan altı kişiydik, sırayla biniyorduk. Derken ayaklarımız delindi. Benim ayaklarım da delindi ve tırnaklarım düştü. Ayaklarımıza bezler sarıyorduk. Böylece seferimiz, ayaklarımıza sardığımız parçalar sebebiyle zatu'r-Rika' gazvesi diye isimlendi." Buhari, Megazi 31, (7, 325); Müslim, Cihad 149, (1816). BENİ MÜSTALİK GAZVESİ 4234 - Abdullah İbnu Avn anlatıyor: "Nafi' rahimehullah'a kıtalden önce (yapılan İslam'a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı: "Bu, İslam'ın evvelinde idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Müstalik'e (önceden haber vermeden ani) baskın yaptı. Onlar ( bu sırada) gafil haldeydi, hayvanları su kenarında sulamıyorlardı. Mukatillerini öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye'yi de ele geçirmişti." Buhari, Itk 13, Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633). ENMÂR GAZVESİ 4235 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı Enmar Gazvesi'nde bineğinin üzerkinde doğuya müteveccih olarak nafile namaz kılarken gördüm." Buhari, Megazi 33, Salat 31, Teksiru's-Salat 7, 9. HUDEYBİYE GAZVESİ 4236 - Urve İbnu Zübeyr, Misver İbnu Mahreme ve Mervan'dan almış. Misver ve Mervan her ikisi de birbirlerinin sözünü tasdik etmişlerdir. Derler ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hudeybiye senesinde Medine'den çıktı. Yolda bir yerlere ulaşınca Aleyhissalatu vesselam: "Halid İbnu'l-Velid, Kureyş'e ait gözcülük yapan bir grup atlının başında olarak el-Gamim'dedir, siz sağ tarafı takib edin!" dedi. Vallahi, Halid müslümanların varlığını sezemedi. Ne zaman ki müslüman askerlerin kaldırdığı toz bulutunu görünce, (müslümanların geldiğini) Kureyş'e haber vermek üzere hayvanını koşturarak gitti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yoluna devam etti. Seniyye nam mevkiye gelindi. Oradan (devam edildiği takdirde) Kureyşlilerin bulunduğu yere inmek mümkündü. Ama devesi orada ıhıverdi. Halk: "Kalk, kalk, yürü, yürü!" dedi ise, de deve kalkmamakta ısrar etti. Halk bu sefer: "(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın devesi) Kasva çöküp kaldı. Kasva çöküp kaldı!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Kasvâ çöküp kalmadı. Onun böyle bir huyu da yok. Ancak onu, "Fil'i (Mekke'ye girmekten alıkoyan) Zat" dourdurmuştur!" buyurdu. Sonra ilave etti: "Nefsimi kudret eliyle tutan o Zat'a yemin olsun. (Kureyş, Mekke'de) Allah'ın haram kıldığı şeyleri tazim sadedinde her ne taviz isterlerse onlara vereceğim!" Sonra deveyi zorladı, deve sıçrayıp kalktı. Ravi dedi ki: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Kureyş tarafından saptı, suyu az olan Semed Kuyusunun yanına indi. Burası Hudeybiye mevkiinin en uç noktasında idi. (Mezkur kuyunun suyu azdı. Öyle ki) insanlar ondan suyu avuç avuç toplarlardı. Çok geçmeden suyu kurudu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a susuzluktan şikayette bulundular. Aleyhissalatu vesselam sadağından bir ok çıkardı, onu kuyuya koymalarını söyledi. Allah'a yemin olsun çok geçmeden, su coşmaya başladı ve ashab oradan ayrılıncaya kadar onlara yetecek kadar akmaya devam etti. Onlar bu halde iken Büdeyl İbnu Verka' el-Kuza'i, Huza'a kabilesinden bir grupla çıkageldi. Huza'alılar (Mekke civarında tavattun etmiş bulunan) Tihâme kabileleri arasında Resulullah'ın sırdaşı ve dostu olagelmişlerdi. Dedi ki: "Ben (Mekke'nin) Ka'b İbnu Lüeyy ve Amir İbnu Lüeyy kabilelerini birçok Hudeybiye sularının başına, beraberlerinde sütlü ve yavrulu develeri olduğu halde konaklıyorlar gördüm. Onlar seninle savaşacak. Beytullah'ı ziyaretine mani olacak olmasınlar! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dedi ki: "Biz kimseyle savaşa gelmedik. Biz sadece umre yapmaya geldik! Mamafih Harb Kureyş'in (iliğine işlemiş). Halbuki çok da zarar gördüler. Eğer onlar dilerse ben (onlarla sulh yapar) kendilerine müddet tanırım, onlar da benimle diğer insanların arasından çekilirler. Eğer ben öbürlerine galebe çalarsam, Kureyşliler de dilerlerse onlarla yapacağım sulha (kendi rızalarıyla) girerler. Şayet ben galebe çalamazsam (Kureyşliler benimle savaşmak zahmetinden kurtulup) rahata ererler. Şurası da var ki, eğer Kureyşliler bu teklifime itiraz ederlerse, ruhumu elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, bu davam için, ölünceye kadar onlarla savaşacağım. O zaman Allah, (bana olan emrini (gerçekleştirme hususundaki vaadini mutlaka) yerine getirecektir." Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bu sözü üzerine Büdeyl: "Senin bu sözlerini Kureyş'e mutlaka duyuracağım!" dedi ve gitti. Kurayşlilere gelince: "Ben, size şu adamın yanından geliyorum. Onun bazı sözlerini işittik. Eğer dilerseniz size söyleriz" dedi. Onların serseri takımı: "Ondan herhangi bir haber söylemene ihtiyacımız yok!" dedi ise de aklı başında olanlar: "Hele şu işittiğini söyle!" dediler. Büdeyl: "Ben Muhammed'in şöyle şöyle söylediğini işittim!" diyerek Aleyhissalatu vesselam'ın söylediklerini bir bir nakletti. Bunun üzerine Urve İbnu Mes'ud kalkıp: "Ey kavm! Siz benim babam değil misiniz?" dedi. Hepsi: "Evet!" dediler. "Benim hakkımda bir (itimatsızlığınız), ithamınız var mı?" dedi. "Hayır!" dediler. "Biliyorsunuz ki ben Ukaz halkını toptan sizin yardımınıza çağırmış, onlar yanaşmayınca ailem, çocuklarım ve bana itaat edenlerle kendim gelmiştim değil mi?" diye sordu. (Kureyşliler, hep bir ağızdan buna da "evet!" deyince Urve (bu tasdikleri aldıktan sonra): "Bu adam size uygun bir şey teklif ediyor. Onu kabul edin ve benim ona (anlaşmak üzere) gitmeme izin verin!" dedi. Kureyşliler: "Pekala git!" dediler. Urve, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldi, Onunla konuştu. Aleyhissalâtu vesselâm Budeyl'e söylediklerine yakın şeyler söyledi. Urve bu esnada: "Ey Muhammed! Kavminin kökünü kazıdığını farzedelim, (eline ne geçecek). Senden önce, Araplardan kavmini toptan helak eden birini işittin mi? Durum aksi olursa (başınıza geleceği, Kureyş'in size neler yapacağını tahmin edebilirsin. Üstelik bu daha kavi bir ihtimal) zira ben, aranızda ileri gelenlerden bazı kimseler görüyorum, halktan toplanmış, seni terkedip kaçmaya mütemayil kimseler de görüyorum" dedi. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh (onun bu sözüne dayanamayıp): "(Halt etmişsin, git!) Lât putunun fercini yala! Demek biz Resûlullah'ı terkedip yalnız bırakacakmışız ha!" (diye şiddetle çıkıştı). Urve: "Bu da kim?" dedi. Kendisine onun Ebu Bekr olduğu söylendi. -Urve: "Nesfimi elinde tutan Zâta yemin olsun! Eğer senin bende, henüz ödeyemediğim bir yardımın bulunmamış olsaydı ben sana (layık olduğun) cevabı verirdim" dedi. Ravi der ki: "Urve, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la konuşmaya devam etti. Her konuşmasında (cahiliye adeti üzere) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sakalından tutuyordu. Bu sırada Muğire İbnu Şu'be, üzerinde miğfer, elinde kılıç Aleyhissalatu vesselam'ın yanında ayakta (muhafız gibi) bekliyordu. Urve, tutmak üzere, elini Resûlullah'ın sakalına her uzatışında, kılıncın demiriyle eline vuruyor: "Elini Resûlullah'ın sakalından çek!" diyordu. Urve, (bir ara) başını kaldırıp ona baktı. "Bu da kim?" dedi. Kendisine: "Bu Muğire İbnu Şube'dir!" dendi. Bunun üzerine Urve: "Ey zalim! Ben hala senin (geçmişteki) gadr ve ihanetini ödemekle meşgul değil miyim?" dedi. (Onu bu söze sevkeden şey şu idi:) "Cahiliyede Muğire İbnu Şu'be bir grup kimse ile yolculuk yapmış, yolda arkadaşlarını öldürüp mallarını almıştı. Sonra gelip müslüman olmuş. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da: "Müslüman olmanı kabul ediyorum, ancak malları kabul etmiyorum, (bu ihânet malıdır)" demişti. Urve bu esneda göz ucuyla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Ashabını tedkikten geçiriyordu. (Bilahare gördüklerini şöyle anlatacaktır:) "Vallahi (öylesine hürmet hiç görmedim). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yere bir kerecik tükürmeye görsün, mutlaka onlardan bir adamın eline düşüyordu. Onu alıp yüzlerine, derilerine (teberrüken, bir tiyb gibi) sürüyorlardı. Bir şey söyleyecek olsa emrine hepsi birden koşuşuyordu. Abdest alacak olsa, abdest suyundan kapabilmek için nerdeyse (itişip-kakışıp) kavga ediyorlardı. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlardı. Saygıları sebebiyle O'na dikkatle bakamıyorlardı bile." Urve arkadaşlarının yanına dönünce dedi ki: "Ey kavm dinleyin! Vallahi ben muhtelif kıralların huzuruna çıktım. Kisra'nin, Kayser'in, Necaşi'nin yanlarına girdim. Vallahi, Muhammed'in ashabının, Muhammed'e gösterdiği saygıya, hiç bir kralın ashabında rastlamadım. Vallahi tükürecek olsa mutlaka onlardan birinin eline düşüyor, bunu alıp yüzlerine bedenlerine sürüyorlar. Bir şey emretse hepsi birden koşuşuyorlar. Abdest alsa, abdest suyu(ndan kapmak) için nerdeyse kavga ediyorlar. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlar. Ona hürmeten dikkatle yüzüne bakmıyorlar. Bu adam size makul bir teklifte bulunuyor, onu kabul edin!" Urve'nin bu açıklaması üzerine, Beni Kinane'den bir adam: "Beni bırakın, ona bir de ben gideyim!" dedi. Ona da müsaade ettiler, "git!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve ashabına yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam: "İşte falan! Bu, hacc ve umre için ayrılan kurbanlık develere saygı gösteren bir kavimdendir. Kurbanlıklarınızı önüne salıverin görsün!" buyurdu. Ashab o zatı telbiyelerle karşıladı. Adam bu manzarayı görünce: "Sübhanallah!" Bu kimselere Beytullah'ın yolunu kapamak münasip düşmez!" dedi. Arkedaşlarının yanına dönünce: "Ben kurbanlık develer gördüm, takıları boyunlarına takılmış, gerekli işaretler vurulmuş, onlara Beytullah'ı yasaklamayı uygun görmüyorum!" dedi. Onun kavminden Mikrez İbnu Hafs denen bir zat kalkıp: "Bırakın, bir de ben gideyim!" dedi. Ona da müsaade edip "git!" dediler. Müslümanlara yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam: "Bu gelen Mikrez'dir, fâcir birisidir" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la konuşmaya başladı. Onlar konuşurken Süheyl İbnu Amr çıkageldi, Aleyhissalatu vesselam: "İşiniz artık size kolaylaştırıldı, size Süheyl İbnu Amr geldi." Resûlullah'a: "Gel! seninle aramızda bir antlaşma (metni) yazalım!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kâtibini çağırdı ve emretti: "Yaz: Bismillahirrahmanirrahim." Süheyl itiraz etti: "Rahmân ne demek? Vallahi onun ne olduğunu bilmiyorum. Fakat: Bismikallahümme yaz, vaktiyle senin de yazdığın gibi" dedi. Müslümanlar da ona itiraz ettiler: "Biz onu değil, bismillahirrahmanirrahim'i yazarız!" dediler. Ama Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm emreder: "Bismikallahümme yaz! ve devam et: "Bu Allah Resulü ve Süheyl'in üzerinde mutabık kaldıkları hususlardır..." Süheyl yine itiraz eder: "Vallahi, eğer bilsek ki sen Allah'ın Resulüsün, sana Beytullah'ı kapamazdık, seninle savaşmazdık da. Şöyle yaz: Muhammed İbnu Abdillah." Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Vallahi siz beni tekzib etseniz de ben kesinlikle Allah'ın Resûlüyüm. Bununla beraber, Muhammed İbnu Abdillah yaz!" buyurur ve devam eder: "Bizimle Beytullah arasında çekilmeniz ve onu tavaf etmemiz şartıyla." Süheyl itiraz eder: "Vallahi hayır, (Biz size bu yıl tavafa izin versek), Araplar "bizim âniden emrivakiye geldiğimiz" hususunda dedikodu yapar. Ancak ziyareti gelecek yıl yapacaksınız" der. Böyle yazılır. Süheyl ilâve eder: "Senin dinine de girse, bizden hiç bir erkeğin sana gelmemesi, gelirse iâde etmen şartıyla." Müslümanlar bu şarta itiraz ederek: "Sübhanallah! Bize iltica eden bir müslüman, müşriklere nasıl iade edilir?" derler. Bu halde iken Ebu Cendel İbnu Süheyl İbni Amr zincirleri arasında seke seke geldi. Mekke'nin aşağısındaki hapsedildiği yerden kaçmış, kendini müslümanların arasına atmıştı. Süheyl: "Ey Muhammed, bu, seninle üzerine anlaştığımız maddelerin ilk uygulaması olacak, bunu bana iade edeceksin!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Biz henüz anlaşmayı yazıp bitirmedik" buyurdu. Süheyl: "Öyleyse, vallahi ben seninle hiç bir madde üzerine sulh yapamam!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse şu Ebu Cendel'i bana bağışla da imza et!" buyurdu. Fakat Süheyl: "Asla ben bunu sana bağışlamam" diye direndi. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır, hatırım için yap!" ricasında bulundu. Süheyl direndi: "Asla yapmam!" Mikrez İbnu Hafs atılıp: "Biz onu sana müsaade ettik!" dedi. (Ancak imza yetkisine sahip olmadığı için Süheyl onu dinlemedi. Ebu Cendel teslim edilecekti.) Ebu Cendel radıyallahu anh: "Ey müslümanlar, (nasıl olur?) Ben size müslüman olarak sığınmışım. Beni müşriklere teslim mi ediyorsunuz? Bana yaptıklarını görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah yolunda çok işkenceler yapılmıştı. Ömer İbnu'l-Hattab der ki: "(O gün, bu cereyan eden hadiseleri çok alçaltıcı bularak) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelip: "Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin?" dedim. "Evet!" dedi. "Biz hak üzere düşmanlarımızda batıl üzere değiller mi?" dedim. "Evet" dedi. "Öyleyse biz niye dinimiz uğrunda alçaklığı kabul ediyoruz" dedim. "Ben Resûlullah'ım; (bu anlaşmayı imzalamakla) Allah'a asi olmuş da değilim. Allah yardımcımızdır!" dedi. "Sen, bize (Medine'den çıkarken) Beytullaha gideceğiz, onu tavaf edeceğiz demedin mi?" dedim. "Pek tabii, ama, sana bu yıl gideceksin dedim mi?" dedi. "Hayır!" dedim. "Sen mutlaka onu tavaf etmeye geleceksin!" buyurdu. Ben Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh'a geldim. "Ey Ebu Bekr! Bu adam Allah'ın hak peygamberi değil mi?" dedim. "Elbette hak peygamberi!" dedi. "Biz hak, düşmanlarımız da batıl üzere değiller mi?" dedim. "Elbette (onlar batıl, biz haz üzereyiz)" dedi. "Öyleyse, niye dinimiz için alçaklığı kabul ediyoruz?" dedim. "Be adam! O Allah'ın Resûlüdür. (Bunu kabul etmekle) Rabbine isyan etmiş olmayacak da. Allah onun yardımcısıdır. Şu halde sen O'nun emrine sarıl. Allah'a yemin ederim o hak üzeredir!" dedi. "O bize: "Ka'be'ye gideceğiz, onu tavaf edeceğiz" demiyor muydu?" dedim. "Evet ama, sana bu yıl gideceksin dedi mi?" dedi. "Hayır!" dedim. "Sen ona gidecek, onu tavaf edeceksin!" dedi. (Hedisi rivayet eden Zühri) der ki: "Hz. Ömer radıyallahu anh dedi ki: "(O günki nezaketsiz çıkışımın günahını affettirmek için nice amellerde bulundum." Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ashabına: "Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da traş olun!" buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkmadı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme radıyallahu anha'nın çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, traşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, Ashab'tan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni traş etsin!" dedi. Aleyhissalatu vesselam kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, traş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar, kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş ettiler. Ancak, bu sırada gam ve kederden birbirlerini öldüreyazdılar. Sonra bazı mü'mine kadınlar (Mekkelilerden kaçarak) geldiler. Allah Teâla Hazretleri, (onların geri verilmemesi için) şu ayeti indirdi: "Ey İman edenler, (kendi ifadelerince) mü'mine kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını iyi bilendir ya, fakat siz de mü'mine kadınlar olduklarına kail olursanız onları kafirlere geri vermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. (Kafir zevcelerinin bu kadınlara) sarfettikleri (mehri) onlara (kafirlere) verin. sizin onları nikâhla almanızda, mehirlerini verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur..." (Mümtehine 10). Hz. Ömer, ayet üzerine o gün cahiliye devrinde evlendiği iki hanımını boşadı. Birini Hz. Muaviye İbnu Ebu Süfyan nikahladı, diğerini de Safvan İbnu Ümeyye. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye döndü. Kureyş'ten Ebu Basir müslüman olarak Medine'ye iltica etti. Mekkeliler onu almak üzere arkasından iki adam gönderdiler. "(Antlaşmada) bize verdiğin söz var, onu teslim et!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm derhal onu onlara teslim etti. Bunlar Ebu Basir'i alıp gittiler. Yolda Zülhuleyfe nam mevkie gelince, (azıkları olan) hurmadan yemek üzere konakladılar. Ebu Basir onlardan birine: "Vallahi şu kılıncı çok güzel görüyorum!" dedi. O, hemen kınından sıyırıp; -Doğru! Vallahi pek harika! Onunla ne tecrübelerim var! dedi. Ebu Basir: "Hele bir göster, daha yakından bakayım!" deyip kaptığıyla adama vurup öldürdü. Öbürü kaçıp Medine'ye geldi, koşarak Mescid'e girdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu görünce (yanındakilere): "Bu adam her halde bir korku geçirmiş" dedi. Adam Aleyhissalatu vesselam'a gelince: "Vallahi arkadaşım öldürüldü! Beni de öldürecek!" did. Ebu Basir radıyallahu anh da geldi. "Ey Allah'ın Resûlü! Allah senin zimmetini (taahhüdünü) yerine getirdi, beni onlara iade ettin. Allah beni onlardan tekrar kurtardı" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Harbi kızıştıranın anası ağlar. Keşke ona bir kişi daha olsa!" cevabını verir. Ebu Basir bu sözü işitince anlar ki, Aleyhissalatu vesselam onu yine iade edecek. Hemen oradan çıkıp deniz kenarına gelir (İs denen bir yere yerleşir). Mekkelilerin elinden Ebu Cendel İbnu Suheyl de kurtulup Ebi Basir'e iltihak eder. Derken Kureyş'ten müslüman olan herkes Ebu Basir'e katılmaya başlar. Kısa zamanda orada bir grup teşekkül eder. Allah'a yemin olsun, Kureyş'ten Şam'a gitmek üzere bir kervanın haberini aldılar mı, ona saldırıp adamları öldürüyor, mallarına el koyuyorlardı. Kureyş Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a elçi gönderip, allah'ın adını ve aralarındaki akrabalık bağlarını hatırlatarak, Mekke'den geleceklerin emniyette olacağını, yeter ki Ebu Basir ve arkadaşlarının yaptığı baskınların önlenmesini rica ettiler. (Bazı rivayette, bunu temin için Medine'ye çağırdı. bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "O size Mekke'nin karnında (hududu içinde), onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sözden, sizin ellerinizi onlardan çekendi. Allah ne yaparsanız hakkıyla görücüdür. Onlar, küfreden, sizi Mescid-i Haram'dan ve alıkonulmuş hediyelerin mahalline ulaşmasından men edenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mü'min erkeklerle mü'min kadınları bilmeyerek çiğneyip de o yüzden size bir vebal isabet edecek olmasaydı (Allah size fetih için elbette izin verirdi). (Bunu) kimi dilerse, onu rahmetine kavuşturmak için (yaptı). Eğer onlar seçilip ayrılmış olsalardı biz onlardan küfredenleri muhakkak elem verici bir azaba giriptar etmiştik bile. O küfredenler kalplerine o taassubu, o cahillik taassubunu yerleştirdiği sırada idi ki hemen Allah, Resûlünün ve mü'minlerin üzerine kuvve-i maneviyesini indirdi, onları takva sözü üzerinde durdurdu. Onlar da buna çok layık ve buna ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." (Feth 24-26). Buhari, Şurüt 15, 1, Hacc 106, Muhsar 3, Megazi 35, Tefsir, Mümtahine 2; Ebu Davud, Cihad 168, (2765, 2766), Sünnet 9, (4655). 4237 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Hudeybiye günü bir grup köle, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sulhtan önce gelmişti. Efendileri Aleyhissalatu vesselam'a: "Ey Muhammed, onlar senin yanına, dinine iştiyak göstererek gelmiş değiller, kölelikten kaçtılar" diye mektup yazdılar. (Ashabdan bazı) kimseler de: "(Doğru söylüyorlar), onları sahiplerine geri ver!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (şeriat bu çeşit sığınan müslümanları hürler olarak kabul edip himaye vermeye hükmettiği halde müslümanların müşrik dostlarının: "Bunlar din için değil, hürriyet için sana geldiler" şeklindeki tahkiki mümkin olmayan aldatıcı sözlerini esas alıp geri göndermelerini teklif etmelerine) öfkelenip: "Ey Kureyşliler, öyle zannediyorum ki, siz böyle hükmederek, Allah'ın, boyunlarınızı vuracak birini göndermesini bekliyorsunuz!" dedi ve köleleri iade etmekten imtina etti ve: "Onlar aziz ve celil olan Allah'ın azadlılarıdır!" buyurdu." Ebu Davud, Cihad 136, (2700); Tirmizi, Menakıb, Hz. Ali'nin menakıbı, (3716). 4238 - Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte Hudeybiye'ye geldik. Biz, bindörtyüz kişi idik. (Kuyunun başında) elli koyun vardı. Suyu bunlara bile yetmiyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kuyunun kenarına oturdu. (İyice hatırlıyamıyorum) ya dua buyurdu, ya da kuyuya tükürdü. Derken kuyunun suyu coştu. Biz de hem kendimiz içtik, hem de hayvanlarımızı suladık. Sonra Aleyhissalatu vesselam, bizi bir ağacın altında biat etmeye çağırdı. Önce ben biat ettim, sonra herkes gelip sırayla biat etti. Nihayet halkın ortasında kalınca: "Ey Seleme, biat et!" buyurdu." "Ey Allah'ın Resulü, en başta ben biat ettim!" dedim. "Yine de!" buyurdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni çıplak, yani silahsız bulmuştu. Bana deriden yapılmış bir kalkan verdi. Sonra bey'at almaya devam etti. Son kişiden de bey'at alınca: "Ey Seleme, sen bana biat etmiyor musun?" dedi. "Ey Allah'ın Resulü, ben sana başta da, ortada (da olmak üzere iki kere) biat ettim" dedim. "Olsun, yine de" buyurdu. Ben de üçüncü sefer biat ettim. Sonra bana: "Ey Seleme! Benim sana verdiğim kalkanın nerede?" dedi. "Ey Allah'ın Resulü dedim, amcam Amir çıplak olarak bana rastladı, ben de kalkanı ona verdim. Bu sözüm üzerine Aleyhissalatu vesselam güldü ve: "Sen, dedi, vaktin birinde adamın dediği gibisin: "Allahım, demiş, bana öyle bir dost ver ki, o bana, kendi nefsimden daha sevgili olsun!" Sonra müşrikler bizimle sulh hususunda haberleşmeye başladılar. Öyle ki; birbirimize gidip gelmeler oldu. (Sonunda) sulh yaptık. ben Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh'ın hizmetçisi idim. Atını sular, kaşağılar, kendine de hizmet eder, yemeğinden yerdim. (Çünkü) Allah ve Resulü yolunda hicret için malımı ve ailemi terketmiştim. Biz ve Mekkeliler aramızda sulh yapınca, birbirimizle karıştık. Ben bir ağacın yanına gelip dikenlerini süpürerek dibine yattım. Mekke halkından dört müşrik yanıma geldi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a hakaret etmeye başladılar. Ben onlara kızdım ve bir başka ağacın dibine geçtim. silahlarını ağaca asıp yattılar. Onlar bu vaziyette iken vadinin aşağısından bir münadi şöyle sesleniyordu: "Muhacirlerin imdadına yetişin! İbnu Züneym öldürüldü!" "Hemen kılıncımı çekip, bu uyuyan dört kişiye hızla yürüyüp silahlarını aldım, elimde deste yapıp, sonra da: "Muhammed'in yüzünü mükerrem kkılan o Zât'a yemin olsun, sakın sizden kimse başını kaldırmasın. İki gözü taşıyan (kellesini) uçururum!" dedim. Sonra onları sürerek Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a getirdim. O sırada amcam Amir radıyallahu anh da Abelat'tan Mikrez denilen bir adamı, üzeri çullanmış bir at üzerinde beraberinde yetmiş müşrik olduğu halde Resulullah'a getirdi. Aleyhissalatu vesselam onlara bir nazar edip: "Bırakın onları, fücûrun başı da sonu da onların olsun!" dedi ve hepsini affetti. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şu ayeti indirdi: "O sizi Mekke'nin karnında (hududu içinde) onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendi..." (Fetih 24-26) Sonra Medine'ye müteveccihen oradan ayrıldık. Beni Lihyan ile aramızda bir dağın yer aldığı bir yerde konakladık. Beni Lihyan'ın hepsi müşrik idi. Aleyhissalatu vesselam geceleyin dağa tırmanacak kimseye istiğfarda bulundu. Sanki o kimse Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la ashabının gözcülüğünü yapacaktı. O gece iki veya üç kere dağa çıktım. Sonra Medine'ye geldik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselam yük develerini, beraberinde, ben de olduğum halde, hizmetcisi Rabâh ile gönderdi. Ben onun maiyyetine Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh'ın atı ile çıktım. Ben atı develerle birlikte kırasıya götürüp getiriyordum. Sabahleyin bir de ne göreyim! Abdurrahman el-Fezâri, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın develerini yağmalamış, hepsini götürmüş, çobanı da öldürmüş. "ey Rabâh! dedim, şu atı al; durumu Talha İbnu Ubeydillah'a bildir ve Resûlullah'a haber ver ve de ki: "Müşrikler mer'adaki sürüyü yağmaladılar. Sonra bir tepenin üzerine çıkarak medine'ye yönelip üç defa nida ettim: "Ey Sabahım!" Sonra adamların arkasından ok atmak üzere çıktım ve şunları da terennüm ediyordum: "Ben İbnu'l-Ekva'ım, bugün alçakların vay haline! Onlardan birine kavuştum ve semerine bir ok attım. Hatta okun kanadı omuzuna değdi. "Al bunu!" dedim. Ben İbnu'l-Ekva'ım. Bugün alçakların vay haline! Vallahi onlara atıyor ve yaralıyordum. Bir atlı bana dönecek olsa, bir ağaca gelip dibine oturuyordum. Sonra tekrar atıyordum. Derken dağ(ın vadisi) daraldı. Dar yere girdiler. Ben dağa tırmandım. Onlara taş atmaya başladım. Böylece onları takib etmeye devam ettim. öyle ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hayvanlarından Allah'ın yarattığı hiç bir deve yoktu ki arkama almamış olayım. Böylece müşrikler benimle hayvanların arasından çekildiler. Sonra onlara ok atarak arkalarını takip ettim. Nihayet otuzdan fazla bürde ve otuz mızrak bıraktılar. (Hızlı kaçabilmek için) hafiflemek istiyorlardı. Bir şey atacak olsalar, üzerine taşlardan nişan koyuyordum. Ta ki, Resûlullah ve ashabı onları tanısın. Böyle gide gide dar bir dağ yoluna geldiler. Bir de ne görsünler! yanlarına Bedr el Fezâri'nin falan oğlu gelmiş. Hemen kuşluk yemeği yemek üzere oturdular. Ben de bir tümseğin üzerine oturdum. Fezari: "Şu gördüğüm de ne?" diye sordu. "Bununla başımız belada! Vallahi sabahın köründen beri peşimizde. Bize durmadan atıyor. elimizde ne varsa çekip aldı" dediler. "Öyleyse sizden ona dört kişi gitsin!" dedi. Böylece bana müteveccihen dört kişi ayrıldı ve dağa tırmandı. Bana konuşma imkanı verdikleri vakit, onlara: "Beni tanıyor musunuz?" dedim. "Hayır, sen kimsin?" dediler. "Ben Seleme İbnu'l-Ekva'ım. Muhammed'in yüzünü şereflendiren Zâta yemin olsun sizden kimi istesem mutlaka yakalarım. Ama sizden kimse beni yakalayamaz!" dedim. Onlardan bir adam: "Ben biliyorum!" dedi ve geri döndüler. Ben yerimden ayrılmadım. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın atlılarını, ağaçların arasına girerken gördüm. En önde el-Ahram el-Esedi, arkasında Ebu Katade el-Ensarı, onun arkasında el-Mikdad İbnu'l-Esved radıyallahu anhüm vardı. Ahram'ın atının gemini tuttum. (Bu sırada) küffâr dönüp gitti. Ahram'a: "Ey Ahram! Bunlardan sakın. Resulullah ve ashabı gelinceye kadar yolunu kesmesinler!" dedim. Bana: "Es Seleme! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıryor, cennetin de cehennemin de hak olduğunu biliyorsan, benimle şehadet arasına engel olma!" dedi. Ben de onu bıraktım. Abdurrahman'la karşılaştılar. Abdurrahman'ın atını hemen öldürdü, Abdurrahman da onu yaralayarak öldürdü ve onun atına atladı. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın süvarisi Ebu Katade radıyallahu anh Abdurrahman'a yetişti, yaralayıp öldürdü. Muhammed'in yüzünü şerefli kılan Zat'a yemin olsun, ben onları yaya koşarak takip ettim. Öyle ki, arkamda Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabı ve tozları sebebiyle bir şey görmüyordum. Gün batımı öncesine kadar böyle devam ettik. Bu sırada bir dağ yoluna saptılar, orada Zû-Karad denen bir su vardı. Sudan iç mek için sapılmıştı, çünkü susamışlardı. Peşlerinden koşarak gelen bana baktılar. Ben onları bundan uzaklaştırdım, bir damla bile tadamadılar. Oradan çıkıp zorlak veren bir dağ yoluna saptılar. Ben koşup onlardan bir adama yetiştim, omuz kemiğine bir ok sapladım. "Al bunu! Ben İbnu'l-Ekva'ım. Bugün alçakların vay haline!" dedim. "Anasız kalasıca! Bu, sabahki Ekva'mı?" dedi. "Evet ey kendinin düşmanı! Sabahki Ekva'ım!" dedim. Dağ yoluna iki at bıraktılar. Onları Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a getirdim. Amcam Amir İbnu'l-Ekva'da birinde sulandırılmış süt diğerinde su bulunan iki kapla bana yetişti. Hem içtim, hem abdest aldım. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim. Az önce kafirleri başından kovaladığım suyun başında idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, bütün develeri ve müşriklerden kurtardığım bütün eşyaları, bürdeleri, mızrakları almış buldum. Bilal radıyallahu anh da kurtardığım o develerden birini kesmiş, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a ciğerini ve hörgücünü kızartıyordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Beni bırak, ashabtan yüz kişi seçip müşrikleri takip edeyim, geriye bıraktıkları bütün habercilerini geberteyim!" dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yan dişleri gündüz ışığında görününceye kadar güldü. "Ey Seleme! buyurdu. Kendini bunu yapabilecek güçte görüyor musun?" "Evet dedim, seni şerefli kılan Zât'a yemin olsun! Evet!" "Şimdi onlara Gatafan yurdunda ziyafet verilmektedir" dedi. Derken Gatafanlı bir adam geldi ve: "Onlara falan kişi bir deve kesmişti, derisini soyar soymaz bir toz gördüler ve: "Düşman size de gelmiş" deyip kaçıp gittiler" dedi. (Geceyi orada geçirdik). Sabah olunca Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Bugün en hayırlı süvarimiz Ebu Katade, en hayırlı piyademiz de Seleme idi" buyurdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana iki hisse verdi: Biri süvari hissesi, biri de piyade hissesi idi. Bana bu iki hisseyi de vermişti. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devesi Adbâ'nın terkisine beni alarak Medine'ye müteveccihen hareket etti. Biz yolda giderken, yaya yürüyüşünde hiç kimsenin kendisini geçemediği Ensar'dan bir adam: "Medine'ye kadar yarış yapacak var mı; koşucu yok mu? demeye başladı. Bu sözünü habire tekrar ediyordu. Sesini işitince: "Sen hiç bir iyiye ikram etmez, hiç bir şerefliyi saymaz mısın?" dedim. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hariç, hayır!" dedi. Ben Aleyhissalatu vesselam'a yönelip: "Ey Allah'ın Resulü! Annem babam sana kurban olsun, bana müsaade buyurun, şu adamla yarışayım!" dedim. "Sen bilirsin!" buyurdular. Adama: "Geliyorum hazır ol!" dedim. ayaklarımı ayarlayıp sıçradım, koştum. Nefesimi canlı tutmak için bir veya iki tepede kendimi tuttum. Sonra yetişmek ve omuzları arasına dokunmak için (tabanları) kaldırdım. (Ve dokundum). "Geçildin, vallahi seni geçtim!" dedim. "Biliyorum!" dedi. Medine'ye varıncaya kadar onu geçtim. Vallahi Medine'de üç gece kalıp, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte helen Hayber'e gittik. Yolda amcam Amir İbnu'l-Ekva, halka şu beyitleri terennüm etti: "Vallahi Allah olmasaydı hidayeti bulamazdık. Ne sadaka verir ne de namaz kılardık. Biz senin fazlından müstağni değiliz, Düşmanla karşılaşınca ayağımıza sebat ver, Üzerimize sekine (kuvve-i manevi) indir." Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm " Bu da kim?" dedi. Amcam: "Ben Abir İbnu'l - Ekva" cevabını verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Mağfiret göresin Ey Amir!" diye dua buyurdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir kimseye mağfiret dileğinde bulundu mu mutlaka şehid olurdu. Bunun üzerine Ömer İbnu'l-Hattab radıyallahu anh kendi devesinin üstünde seslendi: "Ey Allah'ın Resûlü! Keşke bizi Amir'le faydalandırsan!" Hayber'e vardığımız zaman, kralları Merhab kılıncı elinde (karşımıza) çıktı. Şöyle söylüyordu. "Hayber bilir ki ben Merhab'ım, Silahı tamam tecrübeli bir kahraman. Savaş olunca alevlenen bir yiğit!" Amcam Amir radıyallahu anh da ilerleyip şunları söyledi: "Hayber benim de Amir olduğumu bilir, Silahı tam yiğit kahraman." Hemen iki darbe birbirine girdi. Merhab'ın kılıncı amcam Amir'in kalkanının içine rastladı. Amir onu alttan vurmaya yeltendi. Ama kılıcı kendine döndü ve ana damarını kesti. Ölümü de bundan oldu. (Bir ara) dışarı çıktım. Bir de ne göreyim! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından birkaç kişi: "Amir'in ameli batıl oldu, o kendi kendini öldürdü" demezler mi! Hemen ağlayarak Aleyhissalatu vesselam'ın yanına geldim. "Ey Allah'ın resulü! Amir'in ameli batıl mı oldu?" dedim. "Bunu kim söyledi?" buyurdular. "Ashabınızdan bazıları!" dedim. "Bunu kim söylemişse yanılmış. Bilakis onun ecri iki kattır!" buyurdular. Sonra benni Ali İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'a gönderdiler. O gözünden hasta idi. Bu arada Aleyhissalatu vesselam: "sancağı yarın öyle bir zata vereceğim ki Allah ve Resulü'nü sever; Allah ve Resulü'de onu sever" dedi. Ali'ye geldim, gerçekten gözünden rahatsızdı. Onu yederek getirdim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm gözlerine tükürdü. Anında iyileşti. Sancağı ona verdi. Sonra Merhab çıktı. Şöyle demeye başladı: "Hayber bilir ki ben Merhab'ım, Silahı tamam tecrübeli bir kahraman. Savaş olunca alevlenen bir yiğit!" Ali radıyallahu anh da şöyle dedi: "Ben, annemin arslan dediği kimseyim, Ormanların çirkin manzaralı arslanı gibi, Düşmanlara kilo ile ton tartarım." Sonra Menhab'ın başına bir darbe indi ve onu öldürdü. Hayber onun eliyle fethedilmişti." Müslim, Cihad 132, (1807). 4239 - Amr İbnu Dinar rahimehullah anlatıyor: "Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma'yı dinledim, diyordu ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hudeybiye günü bize şöyle söyledi: "Bugün siz arz ehlinin en hayırlı olanlarısınız. O gün biz bindörtyüz kişi idik. Bugün görebilseydim, size (altında biat yapılan) ağacın yerini gösterirdim." Buhari, Megazi 35, Menakıb 25, Tefsir, Feth 5, Eşribe 31; Müslim, İmaret 71, (1856).[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb-ü sitte- Gazveler
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst