Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb- ü sitte- Tefsir, Kur’an’ın Fazileti
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 171998" data-attributes="member: 5987"><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">MÜDDESSİR SURESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">847 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (Müddessir suresinin, "Onu sarp bir yokuşa sardıracağım" mealindeki 17. âyetinde geçen (sarp yokuş) kelimesini "Ateşten bir dağdır, kâfır ona yetmiş yılda çıkar, çıktıktan sonra tekrar yetmiş yılda cehenneme geri iner. Böylece cehennemde ebediyyen azab çeker" diye açıklamıştır."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">848 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Yahudilerden bir kısmı, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bazı ashâbına: "Peygamberiniz, cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordular. Onlar:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Şimdilik bilmiyoruz, kendisinden soralım!" diye cevap verdiler. İçlerinden biri Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Ey Muhammed! Bugün ashâbına galebe çalındı" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">" Ne ile, nasıl galebe çaldılar?" diye sordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Yahudiler, dedi, onlara: "Peygamberiniz cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">" Peki ne cevap verdiler?"</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Şimdilik bilmiyoruz, peygamberimizden soralım" dediler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">" Bir kavme bilmediği şey sorulursa, onlar da: "Bilmiyoruz, peygamberimize soralım deseler bu onlara galebe çalmak mı sayılır hiç? Fakat Yahudiler peygamberlerine (olmayacak şey sormuşlar): "Bize açıktan açığa Allah'ı göster" demişlerdi. O Allah düşmanlarını bana getirin. Ben de onlara cennetin beyaz toprağından sorayım." dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Yahudiler geldiler ve: "- Ey Ebu'l-Kasım, cehennemin bekçileri kaç tanedir?" dediler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) parmaklarıyla bir on, bir de dokuz göstererek "19" dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Evet!" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da onlara:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">" Pekala cennetin toprağı nasıldır?" diye sordu. Bir ara sustular. Sonra:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Ey Ebu'l-Kasım, bize sen söyle!" dediler. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">"- Beyaz undan yapılmış ekmektir."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Tirmizî, Tefsîr, Müddessir, (3324).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">849 - Hz. Enes (radıyallahu anh), Müddessir suresinin 56. âyetinde geçen, "O kendisinden korkulmaya daha lâyık, bağışlamaya daha ehildir" ifâdesini Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle tefsir ettiğini belirtir: "Cenàb-ı Hakk (burada) buyuruyor ki: "Ben korkulmaya lâyığım, kim benden korkarsa kendine bir başka ilâh edinmesin, onu affetmeye de ben ehilim, (bir başkası affedemez)".</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Tirmizî, Tefsîr, Müddessir, (3325); İbnu Mace, Zühd 35, (4299).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">KIYAMET SURESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">850 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), "Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân okurken, unutmamak için acele edip onunla berâber söyleme (sadece dinle)" (Kıyâmet 16) meâlindeki âyet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. Bunun üzerine şu âyet indi. (meâlen): "(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur'an okurken acele edip onunla berâber söyleme (sâdece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize âittir" (Kıyamet 16).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">İbnu Abbâs devamla der ki: "Ayette geçen "onun toplanması" tâbirinden murad "(yeni nâzil olan) âyetin Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in kalbinde toplanması, yerleşmesi, sonra da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından okunmasıdır." "Biz vahyi okuduğumuz zaman, sen onun kıraatine uy" (18. ayet) âyetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Bu vahiyden sonra, Cibrîl (aleyhisselam) vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Buharî, Tefsîr, Kıyâmet 1, 2, Bed'ü'l-Vahy 4, Fedailu'l-Kur'àn 28, Tevhid 43; Müslim, Salât 147, (448); Tirmizî, Tefsîr, Kıyamet, (3326); Nesâî, Salât 37, (2,149,159).</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">MÜRSELAT SURESİ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">851 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), Mürselâ</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">Buhârî, Tefsir, Mürselât 2.t suresinde geçen: "O (ateş), her biri sanki bir kasr (büyüklüğünde) kıvılcım atar" (32. âyet) meâlindeki âyet hakkında şunu söyledi: "Biz kış için üç zira' boyunda veya daha küçük odun toplar, bunlara: "kasr" derdik.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple">İbnu Abbâs: Müteakiben gelen âyetinde geçen kelimesini de "Gemi hâlatlarıdır, (kuvvetli olmaları için) insanların belleri kalınlığına ulaşacak kadar kat kat edilmiş kalın halatlar" diye açıklamıştır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: Purple"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 171998, member: 5987"] [SIZE="4"][COLOR="Purple"]MÜDDESSİR SURESİ 847 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (Müddessir suresinin, "Onu sarp bir yokuşa sardıracağım" mealindeki 17. âyetinde geçen (sarp yokuş) kelimesini "Ateşten bir dağdır, kâfır ona yetmiş yılda çıkar, çıktıktan sonra tekrar yetmiş yılda cehenneme geri iner. Böylece cehennemde ebediyyen azab çeker" diye açıklamıştır." 848 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Yahudilerden bir kısmı, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bazı ashâbına: "Peygamberiniz, cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordular. Onlar: "- Şimdilik bilmiyoruz, kendisinden soralım!" diye cevap verdiler. İçlerinden biri Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek: "- Ey Muhammed! Bugün ashâbına galebe çalındı" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): " Ne ile, nasıl galebe çaldılar?" diye sordu. "- Yahudiler, dedi, onlara: "Peygamberiniz cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordu. " Peki ne cevap verdiler?" "- Şimdilik bilmiyoruz, peygamberimizden soralım" dediler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): " Bir kavme bilmediği şey sorulursa, onlar da: "Bilmiyoruz, peygamberimize soralım deseler bu onlara galebe çalmak mı sayılır hiç? Fakat Yahudiler peygamberlerine (olmayacak şey sormuşlar): "Bize açıktan açığa Allah'ı göster" demişlerdi. O Allah düşmanlarını bana getirin. Ben de onlara cennetin beyaz toprağından sorayım." dedi. Yahudiler geldiler ve: "- Ey Ebu'l-Kasım, cehennemin bekçileri kaç tanedir?" dediler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) parmaklarıyla bir on, bir de dokuz göstererek "19" dedi. "- Evet!" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da onlara: " Pekala cennetin toprağı nasıldır?" diye sordu. Bir ara sustular. Sonra: "- Ey Ebu'l-Kasım, bize sen söyle!" dediler. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm): "- Beyaz undan yapılmış ekmektir." Tirmizî, Tefsîr, Müddessir, (3324). 849 - Hz. Enes (radıyallahu anh), Müddessir suresinin 56. âyetinde geçen, "O kendisinden korkulmaya daha lâyık, bağışlamaya daha ehildir" ifâdesini Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle tefsir ettiğini belirtir: "Cenàb-ı Hakk (burada) buyuruyor ki: "Ben korkulmaya lâyığım, kim benden korkarsa kendine bir başka ilâh edinmesin, onu affetmeye de ben ehilim, (bir başkası affedemez)". Tirmizî, Tefsîr, Müddessir, (3325); İbnu Mace, Zühd 35, (4299). KIYAMET SURESİ 850 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), "Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân okurken, unutmamak için acele edip onunla berâber söyleme (sadece dinle)" (Kıyâmet 16) meâlindeki âyet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. Bunun üzerine şu âyet indi. (meâlen): "(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur'an okurken acele edip onunla berâber söyleme (sâdece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize âittir" (Kıyamet 16). İbnu Abbâs devamla der ki: "Ayette geçen "onun toplanması" tâbirinden murad "(yeni nâzil olan) âyetin Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in kalbinde toplanması, yerleşmesi, sonra da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından okunmasıdır." "Biz vahyi okuduğumuz zaman, sen onun kıraatine uy" (18. ayet) âyetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir. Bu vahiyden sonra, Cibrîl (aleyhisselam) vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu." Buharî, Tefsîr, Kıyâmet 1, 2, Bed'ü'l-Vahy 4, Fedailu'l-Kur'àn 28, Tevhid 43; Müslim, Salât 147, (448); Tirmizî, Tefsîr, Kıyamet, (3326); Nesâî, Salât 37, (2,149,159). MÜRSELAT SURESİ 851 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), Mürselâ Buhârî, Tefsir, Mürselât 2.t suresinde geçen: "O (ateş), her biri sanki bir kasr (büyüklüğünde) kıvılcım atar" (32. âyet) meâlindeki âyet hakkında şunu söyledi: "Biz kış için üç zira' boyunda veya daha küçük odun toplar, bunlara: "kasr" derdik. İbnu Abbâs: Müteakiben gelen âyetinde geçen kelimesini de "Gemi hâlatlarıdır, (kuvvetli olmaları için) insanların belleri kalınlığına ulaşacak kadar kat kat edilmiş kalın halatlar" diye açıklamıştır. [/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Hadis-i Şerif ve Hadis-i Kudsi
Kütüb- ü sitte- Tefsir, Kur’an’ın Fazileti
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst