Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Lahika Analizi 31: Kastamonu Lahikasi 13.Mektup
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 332718" data-attributes="member: 1004566"><p style="text-align: center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim.</strong></p> <p style="text-align: center"><strong></strong></p> <p style="text-align: center"><strong>Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daimen.</strong></p> <p style="text-align: center"><strong></strong></p> <p style="text-align: center"><strong></strong></p> <p style="text-align: center"><strong></strong>Bu haftaki Lahika Analizi dersimize Kastamonu Lahikasi 13.Mektup,dan devam ediyoruz insallah. Anladiklarinizi paylasarak katilimlarinizi bekliyoruz kardesler. Derse katilin kardeslerimize özel dua edilecektir... </p> <p style="text-align: center">Vesselam...</p><p></p><p></p><p></p><p>[BILGI]<span style="font-size: 10px">Kardeşlerim, bugünlerde biri Risaletü’n-Nur talebelerine, diğeri bana ait iki mesele ihtar edildi. Ehemmiyetine binaen yazıyorum.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>BİRİNCİ MESELE:</strong> Birinci Şuada iki üç âyetin işârâtında, Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emâre birden kalbime geldi:</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>Birinci emare:</strong> İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: “Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.” Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor.”</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Bu ikinci yol, Risaletü’n-Nur’un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü’n-Nur hakaik i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>İkinci emare:</strong> Risaletü’n-Nur’un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>Ezcümle:</strong> Risaletü’n-Nur’un bir hâdimi ve birtek şakirdi, yirmi dört saatte, Risaletü’n-Nur talebelerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına yüz defa Risaletü’n-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi otuz defa selâmet-i imanlarına ve hususî hüsn-ü âkıbetlerine ve imanla kabre girmelerine, aynı duayı, en ziyade kabule medar olan şerait içinde ediyor.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Hem Risaletü’n-Nur’un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz olan iman hususunda, birbirine selâmet-i iman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>İKİNCİ MESELE:</strong> Yirmi sene evvel tab edilen Sünuhat risalesinde, hakikatli bir rüyada, âlem-i İslâmın mukadderatını meşveret eden ruhanî bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said’den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir. O zaman, o manevî meclis demiş ki: “Bu Alman mağlûbiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"><strong>Cevaben Eski Said demiş ki:</strong> “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslâm, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnâyet-i İlâhiyeyle onların muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi.”</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, “Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind’i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, fâidesiz bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?” diye sual benden oldu.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px">Gelen cevap, manevî cânipten geldi. Bana denildi ki: “Sen, yirmi sene evvel mânevî suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslâma, mevaki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâmın selâmeti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler.” </span>[/BILGI][SUP]<span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span>[NOT]<span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong> </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #800000">"Mısır ve Hindi de kurtararak, bizimle ittihata getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken,.. Zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?" nasıl anlamalıyız?</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #800000"></span><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000">Risale-i Nur'un esası, mayesi, temeli, ruhu, hakikati iman-ı bilğayb cihetinde sırrı vahyin feyziyle bürhani ve Kur'ani bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla hakkelyakin derecesinde bir kuvvet ile zaruret ve ... ifadelerini devamıyla izah eder misiniz?</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span><span style="color: #006400">"Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte (I.Dünya Savaşı) Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?" sorusuna verilen cevabı izah eder misiniz?</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #006400"></span><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000">Üstad Kastamonu lahikasında: Osmanlı yenilseydi, Mekke ve Medinede heykeller dikilecekti, diyor mu? Bununla ne kast edilmiştir?</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span><span style="color: #006400">"Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair..." deniyor. Sadece sadık talebeler mi bu ecre mazhar olacaklar? Bu kriterlerine göre, birçoğumuz bu dairenin dışında kalmaz mıyız?</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #006400"></span><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000">"Eğer galib olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Ve medeniyet nâmıyla Âlem-i İslâm husûsan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübârekeye Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti." İzahı?..</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span> </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #006400"></span></strong></span></span></p><p> <span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #006400">Üstad taklidi imanı tahkiki imana çevirmek için iki yolun olduğunu söylüyor. Birisi tasavvuftaki şuhudi imandır. Halbuki, İmamı Rabbani Hazretleri "Mektubat" adlı eserinde tarikata girmek için tahkiki imanın gerekli olduğu söylemiyor mu? </span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #006400"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong> <span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000">"İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risale-i Nur’un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar..." Açıklar mısınız? </span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: #ff0000"></span></strong></span></span></p><p> <span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 10px"></span>[/NOT][/SUP]</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 332718, member: 1004566"] [CENTER][B]Bismillahirrahmanirrahim. Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daimen. [/B]Bu haftaki Lahika Analizi dersimize Kastamonu Lahikasi 13.Mektup,dan devam ediyoruz insallah. Anladiklarinizi paylasarak katilimlarinizi bekliyoruz kardesler. Derse katilin kardeslerimize özel dua edilecektir... Vesselam...[/CENTER] [BILGI][SIZE=2]Kardeşlerim, bugünlerde biri Risaletü’n-Nur talebelerine, diğeri bana ait iki mesele ihtar edildi. Ehemmiyetine binaen yazıyorum. [B]BİRİNCİ MESELE:[/B] Birinci Şuada iki üç âyetin işârâtında, Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emâre birden kalbime geldi: [B]Birinci emare:[/B] İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: “Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.” Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor.” Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir. İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risaletü’n-Nur’un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü’n-Nur hakaik i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler. [B]İkinci emare:[/B] Risaletü’n-Nur’un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor. [B]Ezcümle:[/B] Risaletü’n-Nur’un bir hâdimi ve birtek şakirdi, yirmi dört saatte, Risaletü’n-Nur talebelerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına yüz defa Risaletü’n-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi otuz defa selâmet-i imanlarına ve hususî hüsn-ü âkıbetlerine ve imanla kabre girmelerine, aynı duayı, en ziyade kabule medar olan şerait içinde ediyor. Hem Risaletü’n-Nur’un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz olan iman hususunda, birbirine selâmet-i iman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar. [B]İKİNCİ MESELE:[/B] Yirmi sene evvel tab edilen Sünuhat risalesinde, hakikatli bir rüyada, âlem-i İslâmın mukadderatını meşveret eden ruhanî bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said’den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir. O zaman, o manevî meclis demiş ki: “Bu Alman mağlûbiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?” [B]Cevaben Eski Said demiş ki:[/B] “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslâm, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnâyet-i İlâhiyeyle onların muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi.” Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, “Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind’i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, fâidesiz bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?” diye sual benden oldu. Gelen cevap, manevî cânipten geldi. Bana denildi ki: “Sen, yirmi sene evvel mânevî suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslâma, mevaki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâmın selâmeti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler.” [/SIZE][/BILGI][SUP][SIZE=2] [/SIZE][NOT][SIZE=2][SIZE=3][B] [COLOR=#800000]"Mısır ve Hindi de kurtararak, bizimle ittihata getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken,.. Zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?" nasıl anlamalıyız? [/COLOR][COLOR=#ff0000] Risale-i Nur'un esası, mayesi, temeli, ruhu, hakikati iman-ı bilğayb cihetinde sırrı vahyin feyziyle bürhani ve Kur'ani bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla hakkelyakin derecesinde bir kuvvet ile zaruret ve ... ifadelerini devamıyla izah eder misiniz? [/COLOR][COLOR=#006400]"Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte (I.Dünya Savaşı) Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?" sorusuna verilen cevabı izah eder misiniz? [/COLOR][COLOR=#ff0000] Üstad Kastamonu lahikasında: Osmanlı yenilseydi, Mekke ve Medinede heykeller dikilecekti, diyor mu? Bununla ne kast edilmiştir? [/COLOR][COLOR=#006400]"Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair..." deniyor. Sadece sadık talebeler mi bu ecre mazhar olacaklar? Bu kriterlerine göre, birçoğumuz bu dairenin dışında kalmaz mıyız? [/COLOR][COLOR=#ff0000] "Eğer galib olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Ve medeniyet nâmıyla Âlem-i İslâm husûsan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübârekeye Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti." İzahı?.. [/COLOR] [COLOR=#006400] Üstad taklidi imanı tahkiki imana çevirmek için iki yolun olduğunu söylüyor. Birisi tasavvuftaki şuhudi imandır. Halbuki, İmamı Rabbani Hazretleri "Mektubat" adlı eserinde tarikata girmek için tahkiki imanın gerekli olduğu söylemiyor mu? [/COLOR] [COLOR=#ff0000] "İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risale-i Nur’un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar..." Açıklar mısınız? [/COLOR] [/B][/SIZE] [/SIZE][/NOT][/SUP] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Lahika Analizi 31: Kastamonu Lahikasi 13.Mektup
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst