Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Lahika Analizi 63. Kastamonu Lahikası 37.Mektup
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kenz-i mahfi" data-source="post: 410049" data-attributes="member: 1024011"><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Külliyata dahil her bir eserin, kendi sahasında bir riyaseti, bir rüçhaniyeti var. Biri diğerine tercih edilmez.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Risale-i Nur Külliyatı’ndaki her bir eserin, kendi sahasında bir riyaseti, yani bir rüçhaniyeti vardır. Her bir risale birer güneş gibi olduğu gibi bazı risaleler vardır ki ehemmiyetleri yüzünden risalelerde bilhassa Lahika mektuplarında isminden çok bahsedilmektedir. Bunlardan en mühimi ve Hazret-i Ali’nin (RA) Asa-yı Musa veya Ayet-ül Kübra ismini verdiği 7. Şua eseridir. Risaleler her ne kadar birbirine tercih edilemeyecek olsalar da öyle risaleler var ki birer güneş gibi ve karanlığı yaran birer yıldız gibi pek çok ehemmiyeti vardır. Üstadın “beş türlü de dünyevi faidesi var” dediği ve bunların içinde “kalbde rahat ve sürur” diye bahsettiği 2.faidesi dolayısıyla aynı zamanda bu risalelerin maddi ve manevi faidelerinden bahsedilmiştir. Hem manevi hastalıklara hem de vücuda sıhhat gibi maddi hastalıklara da faideli eserlerdir ki pek çok defa tecrübe edilmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kalbe rahat ve sürur vermesi hususiyeti ise Üstadın sıklıkla bahsettiği risalelerin “dua makamında” okunmasının tesiridir. Yani risaleleri dua niyetiyle okuduğumuzda bahsettiğimiz faidesi hasıl olmaktadır.</span></span></p><p> <span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kastamonu Lahikası 250. sayfada “İki-üç gün evvel, Yirmiikinci Söz tashih edilirken dinledim. Gördüm ki: içinde hem külli zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli iman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var. Bir kısım şakirdlerin ibadet niyetiyle risaleleri ya yazmak veya okumak veya dinlemekliğin hikmetini bildim. Barekallah dedim. Hak verdim” cümlelerinde risalelerin sadece anlamak için okunmadığını bilhassa manevi tesiri çok fazla olan risalelerin “zikir, tehlil, tefekkür, huzur, hikmet” gibi manevi şeyler için okunduğundan bahsedilmektedir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bilhassa “sıkıntıların izale edilmesi için” nazara verdi ve “dua ile münacat” makamında dahi sıklıkla okunabileceği tavsiye edilen risaleler vardır. Bunların başında Münacat Risalesi, Katre Risalesi, 29. Lem’a-i Arabiye ve Ayet-ül Kübra olan 7. Şua gelmektedir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Üstad Hazretleri ne zaman bir yorgunluk ve sıkıntı ve usanç olsa bu Risalelerden yani Hizb-i Ekber-i Nuriyeye dahil olan bu eserlerden bir kısmını okuduysa bütün yorgunluk ve usancın zayi olduğunu yerine ferah ve huzurun geldiğini beyan etmektedir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Hazret-i Ali’nin (RA) bu risaleye verdiği ehemmiyet ise imanın en son ve en yüksek kısmını isbat etmesinden dolayıdır. Nasıl ki Hazret-i Musa (AS)’nın asası sihirleri iptal ediyorsa, bu risale dahi dinsizliğin bütün fikirlerini aynı şekilde iptal etmektedir. Öyle ki o kadar uzak mesafeden Hazret-i Ali (RA) bu risaleyi görmüş ve beşaretle ve müjde ile haber vermiş ve onu dua ile Cenab-ı Hakk’tan istemiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Hazret-i Ali’nin (RA) Celcelutiye Kasidesi emsalsiz bir duadır. Risale-i Nur eserlerinin fihristesi özelliğini taşıyan bu eseri Peygamber Efendimiz (ASM), Hazret-i Ali (RA)’ye nazmettirmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Diğer risalelere ima, remz ve işaret olduğu halde bu risaleye doğrudan doğruya zahir olarak açık işaret bulunmaktadır. Yani ismiyle açık olarak işaret edilmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bu risale “dalaletlerin bütün sihirlerini iptal etme” gibi fevkalade bir hasiyete maliktir. Zaten bu risaleyi okuyanlar da bu hususu tasdik etmektedirler. Madem Risale-i Nur bu karanlık asırda ehemmiyetli bir hadisedir, elbette ona gaybi işaretler pek çok olacaktır. Celcelutiye Kasidesi’nde ondan beşaretle haber verilmesi yaptığı vazifenin büyüklüğündendir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Ayet-ül Kübra Risalesi olan 7. Şua eseri, Kastamonu’da çok ağır ve sıkıntılı şartlar altında telif edilmiştir. Bu eserin ilk defa matbaada basılması ise 1942 senesinde olmuştur. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Tahirî Mutlu, hem gizlice basılan Âyetü’l–Kübrâ Risâlesini, hem de Sahaflar Çarşısında bulduğu Eski Said’in Lemeat, İşârâtü’l–İ’câz ve Hakikat Çekirdekleri isimli eserlerini de yanına alarak vapurla İnebolu’ya, oradan da Kastamonu’ya gider. Ziyaretine gittiği Üstad Bediüzzaman’a bu eserleri takdim eder. Bediüzzaman, bu hediyelere ziyadesiyle sevinir, kahraman Tahirî’ye Mevlânâ Halid’in yüz yıllık cübbesini giydirerek taltif eder. Ayrıca, şahsî gayret ve fedakârlığıyla Âyetü’l–Kübrâ’yı tâb eden bu kahraman talebesinin hizmetini alkışlayarak onu tebrik eder.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Aslı vahye dayanan ve Hazret-i Ali (RA)’nin eseri olan Celcelutiye’de ismen tesmiye edilen ve pek çok yönleriyle harika olan Ayet-ül Kübra Risalesi’nin basılması ve ardından yaşanan gelişmeler hakkında şu tespitlerde bulunulmuştur.</span></span></p><p> <span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Âyetü’l–Kübrâ iç (forma) baskısı için Bozkurt Matbaasının sahibiyle gizlice anlaşan kahraman Tahirî, eserin kapak baskısını yapmayı göze alacak bir tek matbaa bulamaz. Kapakta yazılacak “Risâle–i Nur Külliyatından Âyetü’l–Kübrâ; Müellifi Bediüzzaman Said Nursî” ibaresini gören matbaa sahipleri korkup bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Kahraman Tahirî, eserin kapak baskısını sonunda parça–bölük “lastik kaşe” yaptırmak sûretiyle gerçekleştirir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Bir dizi zahmet ve meşakkatle, sonunda eserin ciltlenmesi tamamlanır. Kitaplar paketlenip Isparta’ya gönderilmek üzere ambara verilir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- İşte, bu noktadan sonra inanılmaz bir gelişme yaşanır. Matbaanın sahibinin içine kurt düşer. Huzuru kaçar ve kendini tutamayıp İstanbul emniyetine gider. Tuhaftır, ama emniyette kendi kendini ihbar eder. Kendince “Zararın neresinden dönersem kârdır” mantığıyla hareket ederek, yaptığı işten dolayı, kitaplar henüz dağıtılmamışken pişmanlık duyduğunu söyler.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Emniyet alarma geçer. Paketlerin hangi kamyonla gönderildiği tesbit edilir ve yapılan baskınla kitaplara el konulur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Ardından, hukukî süreç başlatılır. Âyetü’l–Kübrâ Risâlesi, bilirkişilere (ehl–i vukuf) okutturulup incelettirilir. Bunların bir kısmı, sırf tenkit niyetiyle okumayı tercih etmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Sonra, sonrası için Üstad Bediüzzaman’ın şu sözlerine dikkat kesilelim: “…Ben pek çok müteellim ve Nurlara gelen o zarardan dehşetli müteessir iken, bir inâyet–i İlâhiye imdadımıza yetişti. O gizlenmiş ve ehl–i hükümet onları okumaya çok muhtaç olan o ehemmiyetli risâleleri kemâli merak ve dikkatle okumaya başlayıp, büyük resmî daireler adeta bir dershane–i Nuriye hükmüne geçti. Tenkit fikriyle (okuyup) takdire başladılar. Hattâ Denizli’de, hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu Âyetü’l–Kübrâ’yı resmî ve gayr–ı resmî pek çok adamlar okudular, imânlarını kuvvetlendirdiler, bizim hapis musibetimizi hiçe indirdiler.” </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Evet, Âyetü’l–Kübrâ’yı resmen yasaklatamayan o devir hükümetinin reisleri, bu kez hiddete gelerek, Bediüzzaman ve 126 talebesini topluca Denizli Hapishanesine gönderdi. Bundaki maksat, Nur Talebelerini, adı “mezbahane”ye çıkan Denizli Hapsinde tüketip imha etmekti. Oradaki idamlık mahkûmlara, bu yönde bilhassa telkinat yapıldı. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- İmha edilmek bir yana, o mezbahane 3–4 ay zarfında dershaneye, tabir–i diğerle Medrese–i Yusufiye’ye döndü. Eli kanlı 350 mahkûm, cemaat halinde namaz kılmaya başladı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Öte yandan, Denizli Adliyesine yapılan baskıdan da bir netice alamadılar. Âdil mahkeme heyeti, 15 Haziran 1944′te, Bediüzzaman ve talebeleri için ittifakla beraet kararı verdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Âyetü’l–Kübrâ’nın fütûhatı, ondan sonra da devam etti. Halen de devam ediyor. </span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kenz-i mahfi, post: 410049, member: 1024011"] [SIZE=4][FONT=Palatino Linotype] Külliyata dahil her bir eserin, kendi sahasında bir riyaseti, bir rüçhaniyeti var. Biri diğerine tercih edilmez. Risale-i Nur Külliyatı’ndaki her bir eserin, kendi sahasında bir riyaseti, yani bir rüçhaniyeti vardır. Her bir risale birer güneş gibi olduğu gibi bazı risaleler vardır ki ehemmiyetleri yüzünden risalelerde bilhassa Lahika mektuplarında isminden çok bahsedilmektedir. Bunlardan en mühimi ve Hazret-i Ali’nin (RA) Asa-yı Musa veya Ayet-ül Kübra ismini verdiği 7. Şua eseridir. Risaleler her ne kadar birbirine tercih edilemeyecek olsalar da öyle risaleler var ki birer güneş gibi ve karanlığı yaran birer yıldız gibi pek çok ehemmiyeti vardır. Üstadın “beş türlü de dünyevi faidesi var” dediği ve bunların içinde “kalbde rahat ve sürur” diye bahsettiği 2.faidesi dolayısıyla aynı zamanda bu risalelerin maddi ve manevi faidelerinden bahsedilmiştir. Hem manevi hastalıklara hem de vücuda sıhhat gibi maddi hastalıklara da faideli eserlerdir ki pek çok defa tecrübe edilmiştir. Kalbe rahat ve sürur vermesi hususiyeti ise Üstadın sıklıkla bahsettiği risalelerin “dua makamında” okunmasının tesiridir. Yani risaleleri dua niyetiyle okuduğumuzda bahsettiğimiz faidesi hasıl olmaktadır. Kastamonu Lahikası 250. sayfada “İki-üç gün evvel, Yirmiikinci Söz tashih edilirken dinledim. Gördüm ki: içinde hem külli zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli iman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var. Bir kısım şakirdlerin ibadet niyetiyle risaleleri ya yazmak veya okumak veya dinlemekliğin hikmetini bildim. Barekallah dedim. Hak verdim” cümlelerinde risalelerin sadece anlamak için okunmadığını bilhassa manevi tesiri çok fazla olan risalelerin “zikir, tehlil, tefekkür, huzur, hikmet” gibi manevi şeyler için okunduğundan bahsedilmektedir. Bilhassa “sıkıntıların izale edilmesi için” nazara verdi ve “dua ile münacat” makamında dahi sıklıkla okunabileceği tavsiye edilen risaleler vardır. Bunların başında Münacat Risalesi, Katre Risalesi, 29. Lem’a-i Arabiye ve Ayet-ül Kübra olan 7. Şua gelmektedir. Üstad Hazretleri ne zaman bir yorgunluk ve sıkıntı ve usanç olsa bu Risalelerden yani Hizb-i Ekber-i Nuriyeye dahil olan bu eserlerden bir kısmını okuduysa bütün yorgunluk ve usancın zayi olduğunu yerine ferah ve huzurun geldiğini beyan etmektedir. Hazret-i Ali’nin (RA) bu risaleye verdiği ehemmiyet ise imanın en son ve en yüksek kısmını isbat etmesinden dolayıdır. Nasıl ki Hazret-i Musa (AS)’nın asası sihirleri iptal ediyorsa, bu risale dahi dinsizliğin bütün fikirlerini aynı şekilde iptal etmektedir. Öyle ki o kadar uzak mesafeden Hazret-i Ali (RA) bu risaleyi görmüş ve beşaretle ve müjde ile haber vermiş ve onu dua ile Cenab-ı Hakk’tan istemiştir. Hazret-i Ali’nin (RA) Celcelutiye Kasidesi emsalsiz bir duadır. Risale-i Nur eserlerinin fihristesi özelliğini taşıyan bu eseri Peygamber Efendimiz (ASM), Hazret-i Ali (RA)’ye nazmettirmiştir. Diğer risalelere ima, remz ve işaret olduğu halde bu risaleye doğrudan doğruya zahir olarak açık işaret bulunmaktadır. Yani ismiyle açık olarak işaret edilmiştir. Bu risale “dalaletlerin bütün sihirlerini iptal etme” gibi fevkalade bir hasiyete maliktir. Zaten bu risaleyi okuyanlar da bu hususu tasdik etmektedirler. Madem Risale-i Nur bu karanlık asırda ehemmiyetli bir hadisedir, elbette ona gaybi işaretler pek çok olacaktır. Celcelutiye Kasidesi’nde ondan beşaretle haber verilmesi yaptığı vazifenin büyüklüğündendir. Ayet-ül Kübra Risalesi olan 7. Şua eseri, Kastamonu’da çok ağır ve sıkıntılı şartlar altında telif edilmiştir. Bu eserin ilk defa matbaada basılması ise 1942 senesinde olmuştur. Tahirî Mutlu, hem gizlice basılan Âyetü’l–Kübrâ Risâlesini, hem de Sahaflar Çarşısında bulduğu Eski Said’in Lemeat, İşârâtü’l–İ’câz ve Hakikat Çekirdekleri isimli eserlerini de yanına alarak vapurla İnebolu’ya, oradan da Kastamonu’ya gider. Ziyaretine gittiği Üstad Bediüzzaman’a bu eserleri takdim eder. Bediüzzaman, bu hediyelere ziyadesiyle sevinir, kahraman Tahirî’ye Mevlânâ Halid’in yüz yıllık cübbesini giydirerek taltif eder. Ayrıca, şahsî gayret ve fedakârlığıyla Âyetü’l–Kübrâ’yı tâb eden bu kahraman talebesinin hizmetini alkışlayarak onu tebrik eder. Aslı vahye dayanan ve Hazret-i Ali (RA)’nin eseri olan Celcelutiye’de ismen tesmiye edilen ve pek çok yönleriyle harika olan Ayet-ül Kübra Risalesi’nin basılması ve ardından yaşanan gelişmeler hakkında şu tespitlerde bulunulmuştur. - Âyetü’l–Kübrâ iç (forma) baskısı için Bozkurt Matbaasının sahibiyle gizlice anlaşan kahraman Tahirî, eserin kapak baskısını yapmayı göze alacak bir tek matbaa bulamaz. Kapakta yazılacak “Risâle–i Nur Külliyatından Âyetü’l–Kübrâ; Müellifi Bediüzzaman Said Nursî” ibaresini gören matbaa sahipleri korkup bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar. - Kahraman Tahirî, eserin kapak baskısını sonunda parça–bölük “lastik kaşe” yaptırmak sûretiyle gerçekleştirir. - Bir dizi zahmet ve meşakkatle, sonunda eserin ciltlenmesi tamamlanır. Kitaplar paketlenip Isparta’ya gönderilmek üzere ambara verilir. - İşte, bu noktadan sonra inanılmaz bir gelişme yaşanır. Matbaanın sahibinin içine kurt düşer. Huzuru kaçar ve kendini tutamayıp İstanbul emniyetine gider. Tuhaftır, ama emniyette kendi kendini ihbar eder. Kendince “Zararın neresinden dönersem kârdır” mantığıyla hareket ederek, yaptığı işten dolayı, kitaplar henüz dağıtılmamışken pişmanlık duyduğunu söyler. - Emniyet alarma geçer. Paketlerin hangi kamyonla gönderildiği tesbit edilir ve yapılan baskınla kitaplara el konulur. - Ardından, hukukî süreç başlatılır. Âyetü’l–Kübrâ Risâlesi, bilirkişilere (ehl–i vukuf) okutturulup incelettirilir. Bunların bir kısmı, sırf tenkit niyetiyle okumayı tercih etmiştir. - Sonra, sonrası için Üstad Bediüzzaman’ın şu sözlerine dikkat kesilelim: “…Ben pek çok müteellim ve Nurlara gelen o zarardan dehşetli müteessir iken, bir inâyet–i İlâhiye imdadımıza yetişti. O gizlenmiş ve ehl–i hükümet onları okumaya çok muhtaç olan o ehemmiyetli risâleleri kemâli merak ve dikkatle okumaya başlayıp, büyük resmî daireler adeta bir dershane–i Nuriye hükmüne geçti. Tenkit fikriyle (okuyup) takdire başladılar. Hattâ Denizli’de, hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu Âyetü’l–Kübrâ’yı resmî ve gayr–ı resmî pek çok adamlar okudular, imânlarını kuvvetlendirdiler, bizim hapis musibetimizi hiçe indirdiler.” - Evet, Âyetü’l–Kübrâ’yı resmen yasaklatamayan o devir hükümetinin reisleri, bu kez hiddete gelerek, Bediüzzaman ve 126 talebesini topluca Denizli Hapishanesine gönderdi. Bundaki maksat, Nur Talebelerini, adı “mezbahane”ye çıkan Denizli Hapsinde tüketip imha etmekti. Oradaki idamlık mahkûmlara, bu yönde bilhassa telkinat yapıldı. - İmha edilmek bir yana, o mezbahane 3–4 ay zarfında dershaneye, tabir–i diğerle Medrese–i Yusufiye’ye döndü. Eli kanlı 350 mahkûm, cemaat halinde namaz kılmaya başladı. - Öte yandan, Denizli Adliyesine yapılan baskıdan da bir netice alamadılar. Âdil mahkeme heyeti, 15 Haziran 1944′te, Bediüzzaman ve talebeleri için ittifakla beraet kararı verdi. - Âyetü’l–Kübrâ’nın fütûhatı, ondan sonra da devam etti. Halen de devam ediyor. [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Lahika Analizi 63. Kastamonu Lahikası 37.Mektup
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst