Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Vecize Analizi
Lemeât Mülahazaları - 3 "Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder."
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ruhani" data-source="post: 248937" data-attributes="member: 1014127"><p><strong>Cevap: Güncel Risale Dersimiz: "Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder."</strong></p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400">Risalei nurdaki bu tür cümlelerin bir çok mana içermesi kuranı kerimin kerameti ve bereketi olsa gerek. Peygamberimizin duasının bereketiyle az bir yiyeceğin bir orduyu doyurması misali risale nurlardaki az bir cümle bir orduyu doyuracak kadar mana içeriyor.Aynen bir çekirdeğin küçüklüğüne rağmen devasa çam ağacının manasını, tarihçei hayatını, planını, programını taşıdığı gibi risalei nurdaki cümlelerde bir cümlede bir kitap saklarcasına okuyanların fıtratlarına, akli kalbi ve ruhi hallerine göre manalar içeriyor. Yeterki önyargısız insaflı ve talepkar susamış bir gönülle nurlara sarılalım. Sarılırken de üstadın tabiriyle aklımız kirlenmemiş kalbimiz paslanmamış olsun. Zaten iman mahiyetinde bir tubai cennet çekirdeği taşımıyormu . Bu cümlelerden çıkardığımız manalarla aslında kalbimizde kurmaya çalıştığımız cennetin saraylarına bir tuğla eklemiş ve taşımış olmuyormuyuz. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"> Bu girizgahtan sonra cümlenin uyandırdığı manalar kalbde şu şekilde aksediyor. Hüve nüktesinde havadaki zerrenin ısıyı, ışığı ve sesi taşıdığından yaydığından ayrıca kör sağır ve şuursuz bir insanın avrupadaki fabrikalara gidip çalışması gibi , aynen öyle de havadaki her bir zerre solunum yoluyla girdiği her bir bitkinin, hayvanın ve insanın hücrelerinin mahiyetini; hücre zarından çekirdeğe kadar çalışma sistemini dna'sındaki dizilimi biliyormuşcasına oralarda uygun yerde ve zamanlara görev ve vazife alması gösteriyor ki BU SEBEP BU SONUCU VERMEZ. Yani kör sağır şuursuz olan havadaki zerre sonsuz bir ilim irade ve kudret gerektiren bu işlerin vazifelerin altından kalkamaz. Adeta her bir zerre kainata bakıp adımını öyle atıyor. Sanki mahkum bir pozisyonda eko sisteme ve kainattaki nizam intizam uyum cevaplaşma ve dayanışmaya bakıp bu ahengi bozmamak için şu an şu mekanda şu vazifeyi elim mahkum yapmam gerekir diyor ya da hakim pozisyonda durup kainattaki bütün zerrelere diyor ki ben şu hareketi yapıyorum sizde bana göre hareketinizi ayarlayın ve konumunuzu belirleyin kainatın ahengi bozulmasın. Bütün bu işler ilmi iradesi kudreti olmayan zerrenin haddini ve takatini aşan işler. Zerrelere Allahın itaatkar memurları nazarıyla bakmadan sadece sebeplerle kainattaki hadiseleri açıklamamız mümkün gözükmüyor. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"> Zerreler örneğin ana rahmindeki sperm ve yumurtanın birleşiminden oluşan hücre bölünerek çoğalıyor ve bu çoğalma esnasında bir saray hatta bir şehir bir memleket hükmünde ikinci bir hücre inşa ediliyor. Bir şehirdeki hayatın sürmesinde arabalar ve üretim makineleri için elektrik, mazot, benzin doğalgaz gibi enerji kaynakları gerekiyor ve rızık kaynakları için bağlar bahçeler bulunuyor. Bu enerji ve rızkın gerekli yerlere ulaşması için yollar caddeler bulunuyor ve bunların hepsi plansız programsız olmuyor. Plansız şehirlerde kaos ve çarpık kentleşme doğuyor. Şöyle ki: Bir şehri yeni kuruyor olalım ve bu şehrin ayakta ve hayatta kalabilmesi için yol bağ bahçe fabrika trafo herşeyi planlamamız lazım. Ancak biz böyle yapmıyoruz ve şehri kurmak için birbirlerinden haberi olmayan bin tane ustayı veya mühendisi şehrin muhtelif yerlerine serpiştiriyoruz ve işe başlamalarını istiyoruz ellerinede hiç bir plan vermiyoruz. Sonuç ne olur tabiki karışıklık ve kaos. Birinin yaptığı yol diğeriyle birleşmeyecek nereye ne yöne gittiği belli olayan binlerce işe yaramaz yol ortaya çıkacak. Burada yaşayacak insanların nüfusunu bilmediğinden hangi ürünü ne kadar üreteceklerini bilemeyecekler. Hangi yol yaya yolu hangisi bisiklet hangisi araç yolu bilmediklerinden veya yollardaki trafik yoğunluğunu kestiremediklerinden yolların genişliklerini şerit sayılarını bile şaşıracaklar. Hangi araç ne taşıyacak ne kadar taşıyacak nereye götürecek ne zaman taşıyacak hangi hızda taşıyacak sorularının cevabı da plana dahil edilmesi gerekir. Ayrıca o şehirde yaşayan insanların sağlıklı ve kaliteli ürünler tüketebilmesi için bir standartlar enstitüsü lazım. Ürünlerin belli standartlara göre seçilmesi ve üretilmesi lazım şimdi bütün bunlardan sonra bir hücreyi bir şehre benzetirsek bu hücrenin hayatiyetini devam ettirebilmesi için bu hücreye rızık girişi olması gerekir ancak bu rızık hücreye girerken belli standartları olan ürünler ancak hücre zarından geçebilir hücre zarı burada bir standartlar enstitüsü gibi çalışıp gerekli ürünü içeri alır. Bu erzak endoplazmik retikulum denilen hücrenin her yanını sarmış nakliyat yollarıyla hücrenin gerekli yerlerine dağıtılır. Bu dağıtma işinde ve daha bir çok işte proteinler görevlidir. Örneğin ikinci hücrenin yaratılmasında motor proteinler sırtına yükledikleri erzakları bu ikinci hücreye yürüye yürüye taşır tabi bu arada bu motorun çalışması için ve sentezlerin reaksiyonların gerçekleşmesi için gerekli enerji mitokondride üretilir. Hücreye giren erzaklar proteinler hücrenin midesi hükmünde olan lizozom tekrar kullanılmak üzere aminoasitlerine parçalarına ayırır. Endoplazmik retikulumdan kopan parçalar golgi aygıtıyla birleşip burada bir takım işlemlere tabi tutulduktan sonra lizozom ve stoplazma şeklinde hücreye dağılır. Bütün bu sistemin planı programıda sebepler dairesinde hücre çekirdeğine ve onun icindeki dna'ya dayanır. 10 katrilyon zerreden oluşan hücre ülkesinin meclici hükmünde olan çekirdek ve milletvekilleri hükmünde olan 30 bin gen bulunduğu konum gereği bir isanın vücudunun inşası sürecinde hangi atom hangi atomla birleşecek, hangi elektriksel kuvvetlerin etkisinde birleşecek, birleşirken sonzuz ihtimaller arasında tereddütteyken hangi faydalı ve gayeli yönü seçecek, kaç adet hangi oranda bilreşecek, hangi amino asitlerden kaç tanesi birleşip işe yarar bir protein meydana getirecek, adeti milyonları bulan hangi reaksiyonlar ve sentezler olacak ve bütün bunlar bir sonraki adımı biliyormuşcasına bir nizan ve intizam içinde olacak. Hücre zarı, endoplazmik retikulum, stoplazma, derken her biri başlı başına devasa bir sistem olan mekanizmalar uyumlu bir şekil bir arada bulunup sadece ikinci bir hücreyi oluşturacaklar ve hücreler birleşerek organları oluşturacak. Ancak gözün hücresi midedeki hücreden oda kalb hücresinden farklı yapıda olacak. Ve bütün bu ilim DNA daki temeli hidrojen oksijen azot karbona dayanan dört çeşit amino asitin değişik sıralanmasında saklı olacak. A-C-T-G amino asitleri. Sizce bu dört harfin Dna sarmalındaki değişik şekilde sıralanmaları yukarıda özetlemeye çalıştığımız devasa bilgileri ve sistemleri harekete geçirmeye yararmı. Bu sebep bu sonucu verirmi. Bu dört harfin sıralanması bu devasa ilmi içerebilirmi. Bütün bunlar alemi gaybdaki alemi manadaki imamı mübinde yazılı ve Allahın alim hakim rahman rahim rezzak gibi isimleri tecelli ediyor. Mühendislik ilmi gerektiren bu vazifeler kaderin mühendisliğinde bir kalıbın içine dökülüp şekil alıyormuşcasına her hücre bölünüp çoğalacağı yere kadar çoğalıp organımız uzvumuz gerekli şekle ve büyüklüğe kavuşunca adeta oradaki bir sınır bekçisi tarafından hücrelerin bölünmesi durduruluyor ve allahın musavvir ismiyle ellerimiz ayaklarımız dilimiz dudağımız yaratılıyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"> Hakeza insandaki Allahın isimlerinin tecellisi olan şefkat, merhamet kızma üzülme sevme ebed duygusu gibi bir çok duyguda beyindeki nöron hücrelerine veya onlardaki eletro kimyevi aktivitelere verilemez. Cansız şuursuz katı olan bu atomlar veya hücreler bu duygulara kaynaklık edemez. Buradanda anlaşılıyor ki onlar ancak aklın nazarında ki perdelerdir. Ayrıca hardal tanesi kadar kuvvei hafızada bütün bir ömrü ve tarihçei hayatımızı hücrelerin içine saklanma şeklinde açıklanamaz </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400">vesselam.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: #006400"> Bugün dünyanın herhangi bir yerinde dünyaya yeni gelen bir çocuk için deseler ki doğar doğmaz konuşmaya hoplamaya zıplamaya başladı hatta okuma yazma ve matematik işlemlerini de yapabiliyor herhalde bütün dünya medyası haftalarca çevirip çevirip bu haberi ekranlara taşır. Ne hikmetse bundan daha ilginci ve binlercesi hergün etrafımızda gerçekleşmesine rağmen pek de ilgimizi çekmez ve farkına da varmayız. Şöyle ki: Bütün hayvanlar doğar doğmaz adeta başka bir alemde eğitilmiş de gelmiş gibi hayatını sürdürebilmesi için gerekli yeteneklerle yaratılmıştır. Aslında bu sebepler dairesinde mümkün değildir çünkü aklı ve şuuru olan kabiliyetlerininde önü açık olan insan bile doğduğunda gayet aciz ve fakir doğar ve hayatını sürdürebilmesi annesinin ve babasının merhametiyle gerçekleşmektedir. Bazı yeteneklerini geliştirebilmesi hayatını idame ettirebilmesi için gerekli gerekli şeyleri öğrenmesi 15-20 yıl hatta daha fazla bile alabilmektedir.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ruhani, post: 248937, member: 1014127"] [b]Cevap: Güncel Risale Dersimiz: "Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder."[/b] [SIZE="4"][COLOR="#006400"]Risalei nurdaki bu tür cümlelerin bir çok mana içermesi kuranı kerimin kerameti ve bereketi olsa gerek. Peygamberimizin duasının bereketiyle az bir yiyeceğin bir orduyu doyurması misali risale nurlardaki az bir cümle bir orduyu doyuracak kadar mana içeriyor.Aynen bir çekirdeğin küçüklüğüne rağmen devasa çam ağacının manasını, tarihçei hayatını, planını, programını taşıdığı gibi risalei nurdaki cümlelerde bir cümlede bir kitap saklarcasına okuyanların fıtratlarına, akli kalbi ve ruhi hallerine göre manalar içeriyor. Yeterki önyargısız insaflı ve talepkar susamış bir gönülle nurlara sarılalım. Sarılırken de üstadın tabiriyle aklımız kirlenmemiş kalbimiz paslanmamış olsun. Zaten iman mahiyetinde bir tubai cennet çekirdeği taşımıyormu . Bu cümlelerden çıkardığımız manalarla aslında kalbimizde kurmaya çalıştığımız cennetin saraylarına bir tuğla eklemiş ve taşımış olmuyormuyuz. Bu girizgahtan sonra cümlenin uyandırdığı manalar kalbde şu şekilde aksediyor. Hüve nüktesinde havadaki zerrenin ısıyı, ışığı ve sesi taşıdığından yaydığından ayrıca kör sağır ve şuursuz bir insanın avrupadaki fabrikalara gidip çalışması gibi , aynen öyle de havadaki her bir zerre solunum yoluyla girdiği her bir bitkinin, hayvanın ve insanın hücrelerinin mahiyetini; hücre zarından çekirdeğe kadar çalışma sistemini dna'sındaki dizilimi biliyormuşcasına oralarda uygun yerde ve zamanlara görev ve vazife alması gösteriyor ki BU SEBEP BU SONUCU VERMEZ. Yani kör sağır şuursuz olan havadaki zerre sonsuz bir ilim irade ve kudret gerektiren bu işlerin vazifelerin altından kalkamaz. Adeta her bir zerre kainata bakıp adımını öyle atıyor. Sanki mahkum bir pozisyonda eko sisteme ve kainattaki nizam intizam uyum cevaplaşma ve dayanışmaya bakıp bu ahengi bozmamak için şu an şu mekanda şu vazifeyi elim mahkum yapmam gerekir diyor ya da hakim pozisyonda durup kainattaki bütün zerrelere diyor ki ben şu hareketi yapıyorum sizde bana göre hareketinizi ayarlayın ve konumunuzu belirleyin kainatın ahengi bozulmasın. Bütün bu işler ilmi iradesi kudreti olmayan zerrenin haddini ve takatini aşan işler. Zerrelere Allahın itaatkar memurları nazarıyla bakmadan sadece sebeplerle kainattaki hadiseleri açıklamamız mümkün gözükmüyor. Zerreler örneğin ana rahmindeki sperm ve yumurtanın birleşiminden oluşan hücre bölünerek çoğalıyor ve bu çoğalma esnasında bir saray hatta bir şehir bir memleket hükmünde ikinci bir hücre inşa ediliyor. Bir şehirdeki hayatın sürmesinde arabalar ve üretim makineleri için elektrik, mazot, benzin doğalgaz gibi enerji kaynakları gerekiyor ve rızık kaynakları için bağlar bahçeler bulunuyor. Bu enerji ve rızkın gerekli yerlere ulaşması için yollar caddeler bulunuyor ve bunların hepsi plansız programsız olmuyor. Plansız şehirlerde kaos ve çarpık kentleşme doğuyor. Şöyle ki: Bir şehri yeni kuruyor olalım ve bu şehrin ayakta ve hayatta kalabilmesi için yol bağ bahçe fabrika trafo herşeyi planlamamız lazım. Ancak biz böyle yapmıyoruz ve şehri kurmak için birbirlerinden haberi olmayan bin tane ustayı veya mühendisi şehrin muhtelif yerlerine serpiştiriyoruz ve işe başlamalarını istiyoruz ellerinede hiç bir plan vermiyoruz. Sonuç ne olur tabiki karışıklık ve kaos. Birinin yaptığı yol diğeriyle birleşmeyecek nereye ne yöne gittiği belli olayan binlerce işe yaramaz yol ortaya çıkacak. Burada yaşayacak insanların nüfusunu bilmediğinden hangi ürünü ne kadar üreteceklerini bilemeyecekler. Hangi yol yaya yolu hangisi bisiklet hangisi araç yolu bilmediklerinden veya yollardaki trafik yoğunluğunu kestiremediklerinden yolların genişliklerini şerit sayılarını bile şaşıracaklar. Hangi araç ne taşıyacak ne kadar taşıyacak nereye götürecek ne zaman taşıyacak hangi hızda taşıyacak sorularının cevabı da plana dahil edilmesi gerekir. Ayrıca o şehirde yaşayan insanların sağlıklı ve kaliteli ürünler tüketebilmesi için bir standartlar enstitüsü lazım. Ürünlerin belli standartlara göre seçilmesi ve üretilmesi lazım şimdi bütün bunlardan sonra bir hücreyi bir şehre benzetirsek bu hücrenin hayatiyetini devam ettirebilmesi için bu hücreye rızık girişi olması gerekir ancak bu rızık hücreye girerken belli standartları olan ürünler ancak hücre zarından geçebilir hücre zarı burada bir standartlar enstitüsü gibi çalışıp gerekli ürünü içeri alır. Bu erzak endoplazmik retikulum denilen hücrenin her yanını sarmış nakliyat yollarıyla hücrenin gerekli yerlerine dağıtılır. Bu dağıtma işinde ve daha bir çok işte proteinler görevlidir. Örneğin ikinci hücrenin yaratılmasında motor proteinler sırtına yükledikleri erzakları bu ikinci hücreye yürüye yürüye taşır tabi bu arada bu motorun çalışması için ve sentezlerin reaksiyonların gerçekleşmesi için gerekli enerji mitokondride üretilir. Hücreye giren erzaklar proteinler hücrenin midesi hükmünde olan lizozom tekrar kullanılmak üzere aminoasitlerine parçalarına ayırır. Endoplazmik retikulumdan kopan parçalar golgi aygıtıyla birleşip burada bir takım işlemlere tabi tutulduktan sonra lizozom ve stoplazma şeklinde hücreye dağılır. Bütün bu sistemin planı programıda sebepler dairesinde hücre çekirdeğine ve onun icindeki dna'ya dayanır. 10 katrilyon zerreden oluşan hücre ülkesinin meclici hükmünde olan çekirdek ve milletvekilleri hükmünde olan 30 bin gen bulunduğu konum gereği bir isanın vücudunun inşası sürecinde hangi atom hangi atomla birleşecek, hangi elektriksel kuvvetlerin etkisinde birleşecek, birleşirken sonzuz ihtimaller arasında tereddütteyken hangi faydalı ve gayeli yönü seçecek, kaç adet hangi oranda bilreşecek, hangi amino asitlerden kaç tanesi birleşip işe yarar bir protein meydana getirecek, adeti milyonları bulan hangi reaksiyonlar ve sentezler olacak ve bütün bunlar bir sonraki adımı biliyormuşcasına bir nizan ve intizam içinde olacak. Hücre zarı, endoplazmik retikulum, stoplazma, derken her biri başlı başına devasa bir sistem olan mekanizmalar uyumlu bir şekil bir arada bulunup sadece ikinci bir hücreyi oluşturacaklar ve hücreler birleşerek organları oluşturacak. Ancak gözün hücresi midedeki hücreden oda kalb hücresinden farklı yapıda olacak. Ve bütün bu ilim DNA daki temeli hidrojen oksijen azot karbona dayanan dört çeşit amino asitin değişik sıralanmasında saklı olacak. A-C-T-G amino asitleri. Sizce bu dört harfin Dna sarmalındaki değişik şekilde sıralanmaları yukarıda özetlemeye çalıştığımız devasa bilgileri ve sistemleri harekete geçirmeye yararmı. Bu sebep bu sonucu verirmi. Bu dört harfin sıralanması bu devasa ilmi içerebilirmi. Bütün bunlar alemi gaybdaki alemi manadaki imamı mübinde yazılı ve Allahın alim hakim rahman rahim rezzak gibi isimleri tecelli ediyor. Mühendislik ilmi gerektiren bu vazifeler kaderin mühendisliğinde bir kalıbın içine dökülüp şekil alıyormuşcasına her hücre bölünüp çoğalacağı yere kadar çoğalıp organımız uzvumuz gerekli şekle ve büyüklüğe kavuşunca adeta oradaki bir sınır bekçisi tarafından hücrelerin bölünmesi durduruluyor ve allahın musavvir ismiyle ellerimiz ayaklarımız dilimiz dudağımız yaratılıyor. Hakeza insandaki Allahın isimlerinin tecellisi olan şefkat, merhamet kızma üzülme sevme ebed duygusu gibi bir çok duyguda beyindeki nöron hücrelerine veya onlardaki eletro kimyevi aktivitelere verilemez. Cansız şuursuz katı olan bu atomlar veya hücreler bu duygulara kaynaklık edemez. Buradanda anlaşılıyor ki onlar ancak aklın nazarında ki perdelerdir. Ayrıca hardal tanesi kadar kuvvei hafızada bütün bir ömrü ve tarihçei hayatımızı hücrelerin içine saklanma şeklinde açıklanamaz vesselam. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde dünyaya yeni gelen bir çocuk için deseler ki doğar doğmaz konuşmaya hoplamaya zıplamaya başladı hatta okuma yazma ve matematik işlemlerini de yapabiliyor herhalde bütün dünya medyası haftalarca çevirip çevirip bu haberi ekranlara taşır. Ne hikmetse bundan daha ilginci ve binlercesi hergün etrafımızda gerçekleşmesine rağmen pek de ilgimizi çekmez ve farkına da varmayız. Şöyle ki: Bütün hayvanlar doğar doğmaz adeta başka bir alemde eğitilmiş de gelmiş gibi hayatını sürdürebilmesi için gerekli yeteneklerle yaratılmıştır. Aslında bu sebepler dairesinde mümkün değildir çünkü aklı ve şuuru olan kabiliyetlerininde önü açık olan insan bile doğduğunda gayet aciz ve fakir doğar ve hayatını sürdürebilmesi annesinin ve babasının merhametiyle gerçekleşmektedir. Bazı yeteneklerini geliştirebilmesi hayatını idame ettirebilmesi için gerekli gerekli şeyleri öğrenmesi 15-20 yıl hatta daha fazla bile alabilmektedir.[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Vecize Analizi
Lemeât Mülahazaları - 3 "Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder."
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst