Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Lisan-ı Hal ile Nasihat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sade ve Sadece" data-source="post: 85131" data-attributes="member: 3812"><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Şuna da dikkat etmek îcab ediyor ki,<span style="color: #800000"> “Yapmadığınızı niçin öylüyorsunuz?”</span> demek, “Söylediğiniz şeyleri yapınız!” demektir. Yoksa “Yapmadığınız bir ibâdeti başkasına söylemeyiniz, bunu söylemek yanlıştır.” anlamına gelmez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Çünkü bir ibâdeti yaşamak farz olduğu gibi, onu başkalarına söylemek de farzdır. Ancak nasîhatin daha çok müessîr olması için yaşamak lâzımdır.</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><a href="http://www.risalesohbet.net/images/resim/nasihat.jpg" target="_blank"><span style="font-size: 10px"><img src="http://www.risalesohbet.net/images/resim/nasihat.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></a></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">“Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff Sûresi, 2) </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">meâlindeki âyet-i kerîme ile </span></span></p><p> </p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">“İnsanlara sözünle değil, fiilinle vaaz et.” (Ahmed bin Hanbel, zühd) </span></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">hadîs-i şerîfi, nasîhatin insanlara en iyi ve mükemmel bir şekilde te’sîr edebilmesi için, nasîhat edenin söylediklerini yaşaması gerektiğini gösteriyor. Çünkü nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Başka bir hadîs-i şerîfte de </span></span></p><p> </p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">“Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle değiştirsin (buğz etsin). İmanın en zayıfı da budur.” (Sahih-i Müslim, Kitabu’l - İman) </span></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">buyrulmasından anlaşılan hakîkat şudur ki: </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Bir fenâlığa karşı çıkmak; fiilen, elle müdâhale etmek; kavlen, sözle müdâhale etmek, kalben de ondan nefret etmek ile olabilir. Bu üç muâmelenin birden tahakkukunun daha çok müessîr olduğu, bunların eksilmesi</span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'tahoma'">nisbetinde te’sîrin de azalacağı muhakkaktır. Geçen âyet-i kerîme ve bu hadîs-i şerîfler bir ibâdetin, emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerin özellikle yaşayarak yapılması gerektiğini, ifâde ediyorlar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Bu te’sîrin hikmetini şöylece ifâde edebiliriz:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Nasıl ki üç elif ayrı ayrı olsa üç kıymeti vardır. Rakam olarak yan yana konulsa yüz on bir (111) kıymetini ifâde eder. Eğer o rakamlardan birisi alınırsa, sayı yüz on birden (111), on bire (11) düştüğü gibi, bir nasîhat da inanarak, söyleyerek ve yaşayarak yapıldığında yüz on bir (111) kıymet ve kuvvet-i mânevîyeye sahip olduğu için daha fâideli ve müessîr olur. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Söylediğimiz şeyleri yaşamadığımız takdirde, te’sîri o nisbette azalır.Eğer inandığımızı söyleyip yaşamıyorsak, sözün tesiri ânında bir (1) elif seviyesine iner. Zaten hadîs-i şerîf, sadece kalpte muhâfaza edilen bir îmânın</span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'tahoma'">da böylece zayıf olduğunu ifade ediyor. Şuna da dikkat etmek îcab ediyor ki, <strong>“Yapmadığınızı niçin söylüyorsunuz?” </strong>demek, <strong><span style="color: #800000">“Söylediğiniz şeyleri yapınız!”</span></strong> demektir. Yoksa “Yapmadığınız bir ibâdeti başkasına söylemeyiniz, bunu söylemek yanlıştır.” anlamına gelmez. Çünkü bir ibâdeti yaşamak farz olduğu gibi, onu başkalarına söylemek de farzdır. Ancak nasîhatin daha çok müessîr olması için yaşamak lâzımdır. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Ekserîyetle fiilen yapılan bir ibâdet, lisânen söylemeyi ve kalben buğz etmeyi de ifâde ettiğinden, daha ziyâde müessîr olduğu gibi hem lisân-ı hâl ile yapılan, basara yani görmeye hitâb ettiği için, görenlerin daha çok anlamalarına vesîle olur. Çünkü hiçbir zaman gören ile işiten bir olmaz. Ama söylenilen ve îtikad edilenler ise insanların basîretine, anlayışına ve ruhlarına hitâb etmek olduğundan, herkesin basîreti her vakit tam açık olamadığından ve rûhen istenilen seviyede her vakit müteyakkız olup hassasiyet gösterilemediğinden, istifâde de o nisbette azalır. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Çünkü ruhî hassasiyet ve basîretin açılması ekserîyetle ilmî terakkî ve manevî huzûr ile mümkün olabilir. Bilhassa her cihetle ruhu meşgul eden ve huzûr-ı dâimîyi kazanmaya mâni olan ve hakâik-i îmâniye ve istikameti</span></span></p><p><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'tahoma'">gösteren ilimlere vâsıl olup ulaşmaya engel olan her türlü fitne ve fesadların yaşandığı böyle bir zamandabulunan insanların, yaşayarak yapılanbir nasîhate ne kadar muhtaç olduklarını az bir tefekkür ile anlamamız mümkündür.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Hatta bugün umûm âlemde ve bilhassa İslâm dünyasında, Siyonizm ve zındıka komitesinin yaptığı tahribâtın,hemen hemen yüzde sekseni görsel basın denilen faaliyetle yapılan ifsâdatın tahribâtı olduğu şüphesizdir. Televizyonlar vâsıtasıyla ve ahlâkı bozan filmler ve bilhassa her türlü saygı ve hürmete lâyık olan kadınları, ifsâd edip açmak ve tahribâta âlet etmek gibi vesîlelerle beşeriyeti belki de kâinatı felâketlere sürüklemeye sebep oluyorlar. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Bu hususta bizleri ve belki bütün Müslümanları en çok üzen de bu kadar tahribâta vesîle olan tesettürsüzlüğe ve kadınların açılmasına fetvâ veren ulemâ-i sû’ tâbirine lâyık olan bir kısım âlimlerdir ki bu tahribâtın getirdiği mes’uliyeti nasıl düşünemiyorlar diye hayret ediyoruz. Hâlbuki İslâm uleması nâmahreme bakmayı fuhşîyâtın kapısı olarak kabûl ediyor.Ve bu hususta içinde fâsıkların bulunduğu bir toplumda kadının yüzünü ve ellerini açmasına bile cevaz vermiyor. Şu anda bu fetvâyı düşünürken bile sıkılıp titrediğimiz halde onlar, sıkılıp titremeden hangi cesâretle bu fetvâyı veriyorlar, diye aklımıza geliyor. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Çünkü ulemâ-i sû hakkında büyük bir tehdîd vardır. Hatta bu hususta İmâm-ı Ali de,</span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="color: #800000"><strong><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">“Âhir zamanın en fenâ insanları bir kısım ulemâ-i sû’dur ki, hırs sebebiyle karınlarını haramla doldurmak için bid’alara fetvâ verip, intişârına yardım edenlerdir.” </span></span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">diye ulemâ-i sû’u yani bid’alara fetvâ veren hocaları, âhir zamanın en fenâ insanları diyerek tehdîd eder. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bid’alara taraftar olmayı mubikât-ı seb’a denilen, insanın helâkine sebep olan en büyük yedi günahtan birisi olarak sayar ve kabul eder.</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Demek nasıl ki, yaşayarak yapılan nasihatin büyük bir tesiri vardır. Öyle de yaşayarak yapılan günahların da tahribatı büyüktür. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: #800000"><strong><span style="font-family: 'tahoma'"><span style="font-size: 10px">Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm, bizleri ve bütün ehl-i îmânı bid’alara taraftar olan ulemâ-i sû zümresine dâhil olmaktan muhâfaza eyleyip İslamiyeti hakkıyla yaşayan ve insanlara güzel örnek olan kullarından eylesin. Âmîn.</span></span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'tahoma'"><strong><span style="color: #ff6600"><span style="font-size: 10px">Muhammed Zâkir ÇETİN</span></span></strong></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: #ff6600"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="font-family: 'tahoma'">mz.cetin@irfanmektebi.com</span></span></strong></span></p> <p style="text-align: right"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: #ff6600"><span style="font-family: 'tahoma'">Kaynak : <a href="http://www.irfanmektebi.com/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">İrfan Mektebi</span></a></span></span></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sade ve Sadece, post: 85131, member: 3812"] [FONT=tahoma][SIZE=2]Şuna da dikkat etmek îcab ediyor ki,[COLOR=#800000] “Yapmadığınızı niçin öylüyorsunuz?”[/COLOR] demek, “Söylediğiniz şeyleri yapınız!” demektir. Yoksa “Yapmadığınız bir ibâdeti başkasına söylemeyiniz, bunu söylemek yanlıştır.” anlamına gelmez. [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Çünkü bir ibâdeti yaşamak farz olduğu gibi, onu başkalarına söylemek de farzdır. Ancak nasîhatin daha çok müessîr olması için yaşamak lâzımdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Tahoma][/FONT] [FONT=Tahoma][/FONT] [CENTER][URL="http://www.risalesohbet.net/images/resim/nasihat.jpg"][SIZE=2][IMG]http://www.risalesohbet.net/images/resim/nasihat.jpg[/IMG][/SIZE][/URL][/CENTER] [FONT=tahoma][SIZE=2][/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2][/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]“Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff Sûresi, 2) [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]meâlindeki âyet-i kerîme ile [/SIZE][/FONT] [INDENT][FONT=tahoma][SIZE=2]“İnsanlara sözünle değil, fiilinle vaaz et.” (Ahmed bin Hanbel, zühd) [/SIZE][/FONT] [/INDENT][FONT=tahoma][SIZE=2]hadîs-i şerîfi, nasîhatin insanlara en iyi ve mükemmel bir şekilde te’sîr edebilmesi için, nasîhat edenin söylediklerini yaşaması gerektiğini gösteriyor. Çünkü nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.[/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Başka bir hadîs-i şerîfte de [/SIZE][/FONT] [INDENT][FONT=tahoma][SIZE=2]“Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle değiştirsin (buğz etsin). İmanın en zayıfı da budur.” (Sahih-i Müslim, Kitabu’l - İman) [/SIZE][/FONT] [/INDENT][FONT=tahoma][SIZE=2]buyrulmasından anlaşılan hakîkat şudur ki: [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Bir fenâlığa karşı çıkmak; fiilen, elle müdâhale etmek; kavlen, sözle müdâhale etmek, kalben de ondan nefret etmek ile olabilir. Bu üç muâmelenin birden tahakkukunun daha çok müessîr olduğu, bunların eksilmesi[/SIZE][/FONT] [SIZE=2][FONT=tahoma]nisbetinde te’sîrin de azalacağı muhakkaktır. Geçen âyet-i kerîme ve bu hadîs-i şerîfler bir ibâdetin, emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerin özellikle yaşayarak yapılması gerektiğini, ifâde ediyorlar.[/FONT][/SIZE] [FONT=tahoma][SIZE=2]Bu te’sîrin hikmetini şöylece ifâde edebiliriz:[/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Nasıl ki üç elif ayrı ayrı olsa üç kıymeti vardır. Rakam olarak yan yana konulsa yüz on bir (111) kıymetini ifâde eder. Eğer o rakamlardan birisi alınırsa, sayı yüz on birden (111), on bire (11) düştüğü gibi, bir nasîhat da inanarak, söyleyerek ve yaşayarak yapıldığında yüz on bir (111) kıymet ve kuvvet-i mânevîyeye sahip olduğu için daha fâideli ve müessîr olur. [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Söylediğimiz şeyleri yaşamadığımız takdirde, te’sîri o nisbette azalır.Eğer inandığımızı söyleyip yaşamıyorsak, sözün tesiri ânında bir (1) elif seviyesine iner. Zaten hadîs-i şerîf, sadece kalpte muhâfaza edilen bir îmânın[/SIZE][/FONT] [SIZE=2][FONT=tahoma]da böylece zayıf olduğunu ifade ediyor. Şuna da dikkat etmek îcab ediyor ki, [B]“Yapmadığınızı niçin söylüyorsunuz?” [/B]demek, [B][COLOR=#800000]“Söylediğiniz şeyleri yapınız!”[/COLOR][/B] demektir. Yoksa “Yapmadığınız bir ibâdeti başkasına söylemeyiniz, bunu söylemek yanlıştır.” anlamına gelmez. Çünkü bir ibâdeti yaşamak farz olduğu gibi, onu başkalarına söylemek de farzdır. Ancak nasîhatin daha çok müessîr olması için yaşamak lâzımdır. [/FONT][/SIZE] [FONT=tahoma][SIZE=2]Ekserîyetle fiilen yapılan bir ibâdet, lisânen söylemeyi ve kalben buğz etmeyi de ifâde ettiğinden, daha ziyâde müessîr olduğu gibi hem lisân-ı hâl ile yapılan, basara yani görmeye hitâb ettiği için, görenlerin daha çok anlamalarına vesîle olur. Çünkü hiçbir zaman gören ile işiten bir olmaz. Ama söylenilen ve îtikad edilenler ise insanların basîretine, anlayışına ve ruhlarına hitâb etmek olduğundan, herkesin basîreti her vakit tam açık olamadığından ve rûhen istenilen seviyede her vakit müteyakkız olup hassasiyet gösterilemediğinden, istifâde de o nisbette azalır. [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Çünkü ruhî hassasiyet ve basîretin açılması ekserîyetle ilmî terakkî ve manevî huzûr ile mümkün olabilir. Bilhassa her cihetle ruhu meşgul eden ve huzûr-ı dâimîyi kazanmaya mâni olan ve hakâik-i îmâniye ve istikameti[/SIZE][/FONT] [SIZE=2][FONT=tahoma]gösteren ilimlere vâsıl olup ulaşmaya engel olan her türlü fitne ve fesadların yaşandığı böyle bir zamandabulunan insanların, yaşayarak yapılanbir nasîhate ne kadar muhtaç olduklarını az bir tefekkür ile anlamamız mümkündür.[/FONT][/SIZE] [FONT=tahoma][SIZE=2]Hatta bugün umûm âlemde ve bilhassa İslâm dünyasında, Siyonizm ve zındıka komitesinin yaptığı tahribâtın,hemen hemen yüzde sekseni görsel basın denilen faaliyetle yapılan ifsâdatın tahribâtı olduğu şüphesizdir. Televizyonlar vâsıtasıyla ve ahlâkı bozan filmler ve bilhassa her türlü saygı ve hürmete lâyık olan kadınları, ifsâd edip açmak ve tahribâta âlet etmek gibi vesîlelerle beşeriyeti belki de kâinatı felâketlere sürüklemeye sebep oluyorlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Bu hususta bizleri ve belki bütün Müslümanları en çok üzen de bu kadar tahribâta vesîle olan tesettürsüzlüğe ve kadınların açılmasına fetvâ veren ulemâ-i sû’ tâbirine lâyık olan bir kısım âlimlerdir ki bu tahribâtın getirdiği mes’uliyeti nasıl düşünemiyorlar diye hayret ediyoruz. Hâlbuki İslâm uleması nâmahreme bakmayı fuhşîyâtın kapısı olarak kabûl ediyor.Ve bu hususta içinde fâsıkların bulunduğu bir toplumda kadının yüzünü ve ellerini açmasına bile cevaz vermiyor. Şu anda bu fetvâyı düşünürken bile sıkılıp titrediğimiz halde onlar, sıkılıp titremeden hangi cesâretle bu fetvâyı veriyorlar, diye aklımıza geliyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Çünkü ulemâ-i sû hakkında büyük bir tehdîd vardır. Hatta bu hususta İmâm-ı Ali de,[/SIZE][/FONT] [INDENT][COLOR=#800000][B][FONT=tahoma][SIZE=2]“Âhir zamanın en fenâ insanları bir kısım ulemâ-i sû’dur ki, hırs sebebiyle karınlarını haramla doldurmak için bid’alara fetvâ verip, intişârına yardım edenlerdir.” [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [/INDENT][FONT=tahoma][SIZE=2]diye ulemâ-i sû’u yani bid’alara fetvâ veren hocaları, âhir zamanın en fenâ insanları diyerek tehdîd eder. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bid’alara taraftar olmayı mubikât-ı seb’a denilen, insanın helâkine sebep olan en büyük yedi günahtan birisi olarak sayar ve kabul eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=tahoma][SIZE=2]Demek nasıl ki, yaşayarak yapılan nasihatin büyük bir tesiri vardır. Öyle de yaşayarak yapılan günahların da tahribatı büyüktür. [/SIZE][/FONT] [COLOR=#800000][B][FONT=tahoma][SIZE=2]Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm, bizleri ve bütün ehl-i îmânı bid’alara taraftar olan ulemâ-i sû zümresine dâhil olmaktan muhâfaza eyleyip İslamiyeti hakkıyla yaşayan ve insanlara güzel örnek olan kullarından eylesin. Âmîn.[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [RIGHT][FONT=tahoma][B][COLOR=#ff6600][SIZE=2]Muhammed Zâkir ÇETİN[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT] [COLOR=#ff6600][B][SIZE=2][FONT=tahoma]mz.cetin@irfanmektebi.com[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [B][SIZE=2][COLOR=#ff6600][FONT=tahoma]Kaynak : [URL="http://www.irfanmektebi.com/"][COLOR=#0000ff]İrfan Mektebi[/COLOR][/URL][/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Lisan-ı Hal ile Nasihat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst