Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Lisân-ı Nûr
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 302709" data-attributes="member: 1003203"><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #ff0000">Bir Medeniyet Dili Olarak Risale-i Nur</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #ff0000"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #ff0000">Bahar [ 102. Sayı ]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #ff0000"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #006400">Lisân-ı Nûr</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #006400"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #006400">Latif SALİHOĞLU</span><span style="color: #ff0000"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="color: #ff0000"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Eski zamanda en büyük tehlike “hariçten” gelirdi. Onun için, karşı koymak, mukavemet etmek kolaydı. Eski zamanın dahilî en büyük tehlikesi ise, “cehaletten” gelirdi. Onun da izalesi kolaydı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Çağımızdaki durumun büyük çapta değiştiğini kaydeden Bediüzzaman Said Nursî, Sebilürreşad gazetesi sahibi ve başyazarı Eşref Edip Bey’e 1952’de verdiği mülâkatta “Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti” diyor ve şunu ekliyordu: “Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü, düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur.”1</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">İman kalesinin bu zamanda tehlike altında olması şimdiki tehlikenin hem içeriden, hem dışardan; imanın âdeta dört koldan taarruza uğramasından kaynaklanmaktadır. Üstelik tehlikenin cehaletten değil de ilim, fen ve felsefe cânibinden geldiği düşünülürse, meselenin önemi daha iyi anlaşılmış olur.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bediüzzaman’ın bu tehlike karşısındaki can alıcı tesbiti ve önerisi </span></strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle, kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslâh olsun, imanlar kurtulsun.”2</span></span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"> şeklindedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Buna göre zamanın en büyük dalâlet tehlikesine karşı galebe çalmanın, bozulan kalpleri ıslâh etmenin ve zedelenen iman kalesini tamir edip kurtarmanın yegâne çaresi Nur’dur, nuru göstermektir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bu yazıda ifade etmek istediğim “lisân-ı nur” da bu hakikate dayanmaktadır. Risale-i Nurlar bu asırda dûçar olduğumuz ferdî ve içtimaî problemlerimize çare olabilecek yegâne eserlerdir. Ancak bu eserlerin okunması veya okutulması esnasında, eserlerin dili ile ilgili bazı itirazlara ve önerilere rastlayabilmekteyiz. Şöyle ki: “Risâle-i Nur’un lisânı ağır ve ağdalıdır; bu yüzden anlaşılamamaktadır. Bu eserler herkesin daha rahat anlayabilmesi için sadeleştirilmelidir...”</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Yukarıda da ifade edildiği şekliyle, bu zamanın en büyük tehlikesi, imanı tehlikeye düşüren menhus cereyanlar karşısında,Lisân-ı Nur’un târifiyle, ehl-i iman olanlar dahi, “Bu zamanda, âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih ediyor”3 durumuna düşebilmektedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bana göre asıl mesele;</span></strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-family: 'book antiqua'"> dilin zorluğu, lisanın anlaşılmaması falan değildir. Asıl yapılmak istenen, imanları sarsan gaflet tabakasının kalınlaşması, dalâletin yaygınlaştırılması, basiretin körelmesi, kalp ve kafa midesinin bulandırılması yolunda bu tehlikeleri bertaraf edecek olan Risale-i Nurların diline müdahale ederek onun tesirinin azaltılması veya ortadan kaldırılmasıdır. Yakın tarihimizde, milletimizin tarihi ve dini bağlarıyla ilişkisini kopartmak için dil üzerinde oynanan oyunlar herkesin gözü önünde cerayan etmiştir.</span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"> Esasen dil, milletin tarihi, dini, kültürel bağlarıyla ilişkisini sağlayan önemli bir araçtır. Dilin sadeleştirilmesi, bilinmeyen kelimelerin bu dilden ayıklanması gibi girişimler, bu sağlam bağı kopartmak anlamına gelmektedir.</span></strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-family: 'book antiqua'"><u> Risale-i Nurlar, bu köprüyü kuran, lisânıyla bunu daha da sağlamlaştıran eserlerdir.</u></span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"> İşte, bunun için de nur lâzımdır; nurlu, feyizli bir lisân gerekmektedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bu meyanda ihtiyaç duyulan reçete, Risâle-i Nur’un orijinalitesinde vardır. Bu orijinaliteye müdahale edildiği zaman, o nur zayıflar, o kuvvet, o feyiz ve bereket sönmeye yüz tutar, o köprü de büyük sarsıntı geçirir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Risâle-i Nur’un, Kur’ân’ın feyzine dayanan sünûhât ve ilhamât ile telif edildiğini muhtelif bahislerde (Birinci Şuâ, 24. âyetin tevili) ifade eden Bediüzzaman, Birinci Şuâ’nın son bahsinde de, Kur’ân’ın bazı âyetlerine istinaden şu dokunulmaz ve cerhedilmez kudsî hakikati serdetmektedir:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">“...Âyet, Risâle-i Nur’un Türkçe olmasını tahsin eder. ...Âyet, mânâ-i remzî cihetinde, vazife-i irsiyeti yapan Risâle-i Nur’u, efrâdı içinde hususî bir iltifatla dahil edip, lisân-ı Kur’ân olan Arâbî olmayarak, Türkçe olmasını takdir ediyor.”4</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">İşte, Risâle-i Nur’un nurlu lisânını Kur’ân takdir ve tahsin ettiğine göre, bu mesele başkasının kesbî müdahalesine açık değil, kapalıdır demektir. Böyle bir hassasiyete, yani müellifin kendi görüşlerine ve tasarruflarına herkesin hürmet göstermesi gerekmez mi?</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bediüzzaman, başka bahislerde de, telifatı olan Risâle-i Nur’un değil lisânına ilişilmesine, tabirâtına dahi dokunulmasına kesinlikle müsaade etmemekte ve müsamaha göstermemektedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Risâle-i Nur’un nurlu lisânı, lâfızdan ziyade mânâya bakar, mânâya ehemmiyet verir. Bu itibarla da, Risâle-i Nur’un lisânı yeterince arıdır, durudur, sadedir, berraktır, sarihtir, fasîhtir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Nur’un lisânı, “şerh, tanzim ve izâh ruhsatı”nın (Mektûbât, s. 413) ötesinde, asliyetine zerrece dokunulmayacak kadar açık ve anlaşılır bir sadelik arz etmektedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Ayrıca bu anlaşılma meselesi de herkesin kabiliyetine, gayretine ve samimiyetine göre ayrı ayrı derecelenmektedir. Kur’ân’ın bu zamanda bir “mu’cize-i mâneviyesi” olan, Kur’ân’ın semâsından nüzûl eden, Kur’ân-ı Hakîm’in feyzinden nebeân ile ziyâsından iktibas olunan Risâle-i Nur’un5 lisân ve üslûbundaki sadeliğini, cezâletini, fesâhatini, vuzûhatını ve usandırmayan halâvetini anlamayanlar olduğu gibi, anlamak istemeyenler yahut da anladığı halde kabullenmek istemeyenler de vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz ki: </span></strong><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="color: #006400"><span style="font-size: 12px">Hemen her fırsatta ve bazen de hiç gereksiz yere Risâle-i Nur’un lisânına ilişenler, asliyetine müdahale edenler, orijinalitesini bozmak isteyenler, değişik niyet ve emeller tahtında hareket etmektedirler veya bu tarzda hareket edenlere bilmeden yardımcı olmaktadırlar.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="color: #006400"><span style="font-size: 12px"></span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bunların bir kısmı gerçekten de samimîdir, kalbîdir, hasbîdir. Mesele onlara izah edildiğinde, aynı samimiyetle Nurları okumaya ve hizmetinde bulunmaya devam ederler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bir kısmı art niyetlidir. Risâle-i Nur’un asliyetini kasten bozmak isterler. Tâ ki, me’hazındaki kuvve-i kudsiye zayıflasın, dağılsın, kaybolsun. Risâle-i Nur’u hiç olmazsa “sıradanlaştırmak” isteyen bu sûiniyet sahipleri karşısında durmak ve tahribatını izâle etmek de, çok zor bir hadise değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Diğer bir kısmı ise, Risâle-i Nur’a ilmen olduğu kadar lisânen de “kıskançlığından” dolayı müdahale etmek ister. Kıskançlığı sebebiyle, bunlar da Nur’un lisânını bozmak, (hâşâ) adileştirmek ve sıradanlaştırmak isterler. Tâ ki, kendi ilmî/fikrî düzeylerine insin. Kendileri o yüksek seviyeye çıkamadıkları, çıkmaları da mümkün olmadığı için, “Nur’un kıymetinin tenzîlini arzu eder”ler. (Mektûbât, s. 413)</span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">“Kardeşlerim!” nidâsıyla Nur Talebeleri’ne seslenen Bediüzzaman, adı geçen eserin aynı sayfasında “Bir şey daha kaldı, en tehlikesi de odur ki” diye başlayan paragrafta, ürpertici bir hakikati şu cümlelerle sürdürür: “İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde, nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.”6</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Gerek İşârâtü’l-İ’câz ve gerekse Münâzarât isimli eserlerinin başlarında, Risâle-i Nur’da kullandığı lisâna ilişilmesine ve tâbiratına dokunulup değiştirilmesine kesinlikle râzı olmadığını belirten Bediüzzaman, bunun bir gerekçesini şöyle izah ediyor: “...Başkasının tashîhine katiyen râzı olamıyorum. Zirâ, külahıma püskül takmak gibi, başkasının sözü, sözlerimle hiç münâsebet ve ülfet peydâ etmiyor. Sözlerimden tevahhuş eder.”7</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Bediüzzaman’ın Risâle-i Nur’daki söz ve tâbirleri, bir nevi “patent” gibidir. Orijinal haliyle nerede görünse, nerede okunsa hemen fark edilir. “İşte bu söz Risâle-i Nur’dandır; Üstad Bediüzzaman’ın sözüdür” şeklinde kendisini fark ettirecek tarzda orijinalliğe sahiptir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Sadeleştirmeyle bu patent elden gider ve orijinalindeki kuvvet dağılır, kudsiyet zayi olur. Daha, tekrâren okunmasına da ihtiyaç kalmaz.</span></span></span></span></p><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></span></span></p><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Oysa Risâleler, hem ferden, hem de müçtemian tekrar be-tekrar okunan, okunması gereken ve ortak bir dil oluşturarak cemaatleşme şuurunu yerleştiren eserlerdir.</span></span></span></span></p><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></span></span></p><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Sıradanlaştırıldığında ise, seksen iki yıl evvel (1926) Barla’da mayalanan o ulvî, kudsî, mânevî “cemaatleşme şuuru” da Risale-i Nurların ortaya koyduğu sair ulvî hakikatlerle birlikte zayi olup gider.</span></span></span></span></p><p><span style="color: #ff0000"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></span></span><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Öz</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Zamanın en büyük dalâlet tehlikesine karşı koymanın ve bozulan kalpleri ıslâh etmenin ve zedelenen iman kalesini tamir edip kurtarmanın yegâne çaresi Risale- Nur’dur. Bu yazıda Risale-i Nurların bu yönü vurgulandıktan sonra Risale-i Nurların dili ile ilgili tartışmalara yer verilmektedir. Buna göre Risale-i Nurların dilini sadeleştirerek onun orijinalliğini bozmak,Risale-i Nurların iman hizmetini sarsmak ve cemaatleşme şuurunu ortadan kaldırmak anlamına gelecektir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">Dipnotlar</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">1. Nursi, Said, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 542</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">2. Nursi, Said, Lem’alar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 107</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">3. Nursi, Said, Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 17</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">4. Nursi, Said, Şualar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 625</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">5. Nursi, Said, Şualar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 6, 612, 615</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">6. Nursi, Said, Mektubat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 413</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'comic sans ms'">7. Nursi, Said, Münazarat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 17</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 302709, member: 1003203"] [B][FONT=comic sans ms][COLOR=#ff0000]Bir Medeniyet Dili Olarak Risale-i Nur Bahar [ 102. Sayı ] [/COLOR] [COLOR=#006400]Lisân-ı Nûr Latif SALİHOĞLU[/COLOR][COLOR=#ff0000] [/COLOR] Eski zamanda en büyük tehlike “hariçten” gelirdi. Onun için, karşı koymak, mukavemet etmek kolaydı. Eski zamanın dahilî en büyük tehlikesi ise, “cehaletten” gelirdi. Onun da izalesi kolaydı. Çağımızdaki durumun büyük çapta değiştiğini kaydeden Bediüzzaman Said Nursî, Sebilürreşad gazetesi sahibi ve başyazarı Eşref Edip Bey’e 1952’de verdiği mülâkatta “Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti” diyor ve şunu ekliyordu: “Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü, düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur.”1 İman kalesinin bu zamanda tehlike altında olması şimdiki tehlikenin hem içeriden, hem dışardan; imanın âdeta dört koldan taarruza uğramasından kaynaklanmaktadır. Üstelik tehlikenin cehaletten değil de ilim, fen ve felsefe cânibinden geldiği düşünülürse, meselenin önemi daha iyi anlaşılmış olur. Bediüzzaman’ın bu tehlike karşısındaki can alıcı tesbiti ve önerisi [/FONT][/B][SIZE=3][COLOR=#ff0000][FONT=comic sans ms][FONT=book antiqua]“Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle, kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslâh olsun, imanlar kurtulsun.”2[/FONT][/FONT][/COLOR][/SIZE][B][FONT=comic sans ms] şeklindedir. Buna göre zamanın en büyük dalâlet tehlikesine karşı galebe çalmanın, bozulan kalpleri ıslâh etmenin ve zedelenen iman kalesini tamir edip kurtarmanın yegâne çaresi Nur’dur, nuru göstermektir. Bu yazıda ifade etmek istediğim “lisân-ı nur” da bu hakikate dayanmaktadır. Risale-i Nurlar bu asırda dûçar olduğumuz ferdî ve içtimaî problemlerimize çare olabilecek yegâne eserlerdir. Ancak bu eserlerin okunması veya okutulması esnasında, eserlerin dili ile ilgili bazı itirazlara ve önerilere rastlayabilmekteyiz. Şöyle ki: “Risâle-i Nur’un lisânı ağır ve ağdalıdır; bu yüzden anlaşılamamaktadır. Bu eserler herkesin daha rahat anlayabilmesi için sadeleştirilmelidir...” Yukarıda da ifade edildiği şekliyle, bu zamanın en büyük tehlikesi, imanı tehlikeye düşüren menhus cereyanlar karşısında,Lisân-ı Nur’un târifiyle, ehl-i iman olanlar dahi, “Bu zamanda, âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih ediyor”3 durumuna düşebilmektedir. Bana göre asıl mesele;[/FONT][/B][SIZE=3][FONT=comic sans ms][FONT=book antiqua] dilin zorluğu, lisanın anlaşılmaması falan değildir. Asıl yapılmak istenen, imanları sarsan gaflet tabakasının kalınlaşması, dalâletin yaygınlaştırılması, basiretin körelmesi, kalp ve kafa midesinin bulandırılması yolunda bu tehlikeleri bertaraf edecek olan Risale-i Nurların diline müdahale ederek onun tesirinin azaltılması veya ortadan kaldırılmasıdır. Yakın tarihimizde, milletimizin tarihi ve dini bağlarıyla ilişkisini kopartmak için dil üzerinde oynanan oyunlar herkesin gözü önünde cerayan etmiştir.[/FONT][/FONT][/SIZE][B][FONT=comic sans ms] Esasen dil, milletin tarihi, dini, kültürel bağlarıyla ilişkisini sağlayan önemli bir araçtır. Dilin sadeleştirilmesi, bilinmeyen kelimelerin bu dilden ayıklanması gibi girişimler, bu sağlam bağı kopartmak anlamına gelmektedir.[/FONT][/B][SIZE=3][FONT=comic sans ms][FONT=book antiqua][U] Risale-i Nurlar, bu köprüyü kuran, lisânıyla bunu daha da sağlamlaştıran eserlerdir.[/U][/FONT][/FONT][/SIZE][B][FONT=comic sans ms] İşte, bunun için de nur lâzımdır; nurlu, feyizli bir lisân gerekmektedir. Bu meyanda ihtiyaç duyulan reçete, Risâle-i Nur’un orijinalitesinde vardır. Bu orijinaliteye müdahale edildiği zaman, o nur zayıflar, o kuvvet, o feyiz ve bereket sönmeye yüz tutar, o köprü de büyük sarsıntı geçirir. Risâle-i Nur’un, Kur’ân’ın feyzine dayanan sünûhât ve ilhamât ile telif edildiğini muhtelif bahislerde (Birinci Şuâ, 24. âyetin tevili) ifade eden Bediüzzaman, Birinci Şuâ’nın son bahsinde de, Kur’ân’ın bazı âyetlerine istinaden şu dokunulmaz ve cerhedilmez kudsî hakikati serdetmektedir: “...Âyet, Risâle-i Nur’un Türkçe olmasını tahsin eder. ...Âyet, mânâ-i remzî cihetinde, vazife-i irsiyeti yapan Risâle-i Nur’u, efrâdı içinde hususî bir iltifatla dahil edip, lisân-ı Kur’ân olan Arâbî olmayarak, Türkçe olmasını takdir ediyor.”4 [FONT=book antiqua][SIZE=3]İşte, Risâle-i Nur’un nurlu lisânını Kur’ân takdir ve tahsin ettiğine göre, bu mesele başkasının kesbî müdahalesine açık değil, kapalıdır demektir. Böyle bir hassasiyete, yani müellifin kendi görüşlerine ve tasarruflarına herkesin hürmet göstermesi gerekmez mi?[/SIZE][/FONT] Bediüzzaman, başka bahislerde de, telifatı olan Risâle-i Nur’un değil lisânına ilişilmesine, tabirâtına dahi dokunulmasına kesinlikle müsaade etmemekte ve müsamaha göstermemektedir. Risâle-i Nur’un nurlu lisânı, lâfızdan ziyade mânâya bakar, mânâya ehemmiyet verir. Bu itibarla da, Risâle-i Nur’un lisânı yeterince arıdır, durudur, sadedir, berraktır, sarihtir, fasîhtir. Nur’un lisânı, “şerh, tanzim ve izâh ruhsatı”nın (Mektûbât, s. 413) ötesinde, asliyetine zerrece dokunulmayacak kadar açık ve anlaşılır bir sadelik arz etmektedir. Ayrıca bu anlaşılma meselesi de herkesin kabiliyetine, gayretine ve samimiyetine göre ayrı ayrı derecelenmektedir. Kur’ân’ın bu zamanda bir “mu’cize-i mâneviyesi” olan, Kur’ân’ın semâsından nüzûl eden, Kur’ân-ı Hakîm’in feyzinden nebeân ile ziyâsından iktibas olunan Risâle-i Nur’un5 lisân ve üslûbundaki sadeliğini, cezâletini, fesâhatini, vuzûhatını ve usandırmayan halâvetini anlamayanlar olduğu gibi, anlamak istemeyenler yahut da anladığı halde kabullenmek istemeyenler de vardır. Şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz ki: [/FONT][/B][FONT=book antiqua][COLOR=#006400][SIZE=3]Hemen her fırsatta ve bazen de hiç gereksiz yere Risâle-i Nur’un lisânına ilişenler, asliyetine müdahale edenler, orijinalitesini bozmak isteyenler, değişik niyet ve emeller tahtında hareket etmektedirler veya bu tarzda hareket edenlere bilmeden yardımcı olmaktadırlar. [/SIZE][/COLOR][/FONT][B][FONT=comic sans ms] Bunların bir kısmı gerçekten de samimîdir, kalbîdir, hasbîdir. Mesele onlara izah edildiğinde, aynı samimiyetle Nurları okumaya ve hizmetinde bulunmaya devam ederler. Bir kısmı art niyetlidir. Risâle-i Nur’un asliyetini kasten bozmak isterler. Tâ ki, me’hazındaki kuvve-i kudsiye zayıflasın, dağılsın, kaybolsun. Risâle-i Nur’u hiç olmazsa “sıradanlaştırmak” isteyen bu sûiniyet sahipleri karşısında durmak ve tahribatını izâle etmek de, çok zor bir hadise değildir. [/FONT][/B][FONT=comic sans ms][SIZE=3][FONT=book antiqua]Diğer bir kısmı ise, Risâle-i Nur’a ilmen olduğu kadar lisânen de “kıskançlığından” dolayı müdahale etmek ister. Kıskançlığı sebebiyle, bunlar da Nur’un lisânını bozmak, (hâşâ) adileştirmek ve sıradanlaştırmak isterler. Tâ ki, kendi ilmî/fikrî düzeylerine insin. Kendileri o yüksek seviyeye çıkamadıkları, çıkmaları da mümkün olmadığı için, “Nur’un kıymetinin tenzîlini arzu eder”ler. (Mektûbât, s. 413)[/FONT][/SIZE][/FONT][B][FONT=comic sans ms] “Kardeşlerim!” nidâsıyla Nur Talebeleri’ne seslenen Bediüzzaman, adı geçen eserin aynı sayfasında “Bir şey daha kaldı, en tehlikesi de odur ki” diye başlayan paragrafta, ürpertici bir hakikati şu cümlelerle sürdürür: “İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde, nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.”6 Gerek İşârâtü’l-İ’câz ve gerekse Münâzarât isimli eserlerinin başlarında, Risâle-i Nur’da kullandığı lisâna ilişilmesine ve tâbiratına dokunulup değiştirilmesine kesinlikle râzı olmadığını belirten Bediüzzaman, bunun bir gerekçesini şöyle izah ediyor: “...Başkasının tashîhine katiyen râzı olamıyorum. Zirâ, külahıma püskül takmak gibi, başkasının sözü, sözlerimle hiç münâsebet ve ülfet peydâ etmiyor. Sözlerimden tevahhuş eder.”7 Bediüzzaman’ın Risâle-i Nur’daki söz ve tâbirleri, bir nevi “patent” gibidir. Orijinal haliyle nerede görünse, nerede okunsa hemen fark edilir. “İşte bu söz Risâle-i Nur’dandır; Üstad Bediüzzaman’ın sözüdür” şeklinde kendisini fark ettirecek tarzda orijinalliğe sahiptir. [/FONT][/B][COLOR=#ff0000][FONT=comic sans ms][SIZE=3][FONT=book antiqua]Sadeleştirmeyle bu patent elden gider ve orijinalindeki kuvvet dağılır, kudsiyet zayi olur. Daha, tekrâren okunmasına da ihtiyaç kalmaz. Oysa Risâleler, hem ferden, hem de müçtemian tekrar be-tekrar okunan, okunması gereken ve ortak bir dil oluşturarak cemaatleşme şuurunu yerleştiren eserlerdir. Sıradanlaştırıldığında ise, seksen iki yıl evvel (1926) Barla’da mayalanan o ulvî, kudsî, mânevî “cemaatleşme şuuru” da Risale-i Nurların ortaya koyduğu sair ulvî hakikatlerle birlikte zayi olup gider. [/FONT][/SIZE][/FONT][/COLOR][B][FONT=comic sans ms] Öz Zamanın en büyük dalâlet tehlikesine karşı koymanın ve bozulan kalpleri ıslâh etmenin ve zedelenen iman kalesini tamir edip kurtarmanın yegâne çaresi Risale- Nur’dur. Bu yazıda Risale-i Nurların bu yönü vurgulandıktan sonra Risale-i Nurların dili ile ilgili tartışmalara yer verilmektedir. Buna göre Risale-i Nurların dilini sadeleştirerek onun orijinalliğini bozmak,Risale-i Nurların iman hizmetini sarsmak ve cemaatleşme şuurunu ortadan kaldırmak anlamına gelecektir. Dipnotlar 1. Nursi, Said, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 542 2. Nursi, Said, Lem’alar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 107 3. Nursi, Said, Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 17 4. Nursi, Said, Şualar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 625 5. Nursi, Said, Şualar, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 6, 612, 615 6. Nursi, Said, Mektubat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 413 7. Nursi, Said, Münazarat, Yeni Asya Neş., İst., 2004, s. 17[/FONT][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Lisân-ı Nûr
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst