Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Mana-i Harfi - Sağlık Bilimleri ve Risâle-i Nur
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 148797" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: DarkRed"><em><u><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">A- Risâle-i Nur ve temel tıp bilimleri </span></span></strong></u></em></span> </p><p> <span style="color: DarkRed"><em><u><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">A1- Risâle-i Nur ve embriyoloji </span></span></strong></u></em></span></p><p><span style="color: DarkRed"><em><u><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></u></em></span> Kur'ân'î ifadeyle bir damla sudan, yani sperm ve ovumun döllenmesinden sonra oluşan zigotun, kan pıhtısı ve bir et parçasına, embriyoya ve fetusa kadar olan değişim safhalarını, daha sonra doğum ve onu takiben uzun bir yolculuk izlemektedir. Anne karnında ağzını dahi kıpırdatacak hali olmayan bu fetus, göbek kordonuyla en güzel şekilde beslenmektedir. Doğduktan sonra da hafif bir eforla memeler musluğundan bugüne kadar alternatifi bulunamayan bir gıdayla beslenmektedir. </p><p></p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><u><strong><em><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">A2- Risâle-i Nur ve hücre bilimi </span></span></em></strong></u></span></p><p> Risâle-i Nur'da, insanın temel yapı taşı olan hücrelerin de adeta küçültülmüş insan modeli gibi;</p><p> </p><p>ihtiyaçlarını kendine çekme, </p><p> yakalama, </p><p> zararlıları itme, </p><p> yeniden şekil verme </p><p> ve yeni bir hücre doğurma </p><p></p><p>şeklinde beş temel yetenekleri izah edilmektedir. </p><p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><em><u><strong>A3- Risâle-i Nur ve genetik </strong></u></em></span></span></span></p><p> Genetik bilimi, hücrenin ve insanın temel yapıtaşı olan ve tüm bilgileri depolayan, büyük bir kütüphaneye bile sığmayacak bilgilere sahip nükleik asitleri inceler. Yani bir hücrenin motor kısmıyla ilgilenir. C<span style="color: DarkGreen"><strong>enâb-ı Hakk'ın Hafiz ismi tüm genetik bilgileri, bu gözle görülemeyen nükleik asit parçacıklarına yükleyerek muhafaza etmiştir. Günümüz itibariyle yapılan tüm genetik çalışmalar bu şifreyi çözmeye yöneliktir.</strong></span> Yine insan nevinin çoğalmaya meyilli olduğu bilinmektedir. Tüm yaratılmışlar içerisinde yaratılış biçimi Kur'ân'da açık şekilde izah edilmiş olan bir yaratık olarak da insanın yeri ayrıdır. Yaratılış teorilerinin yüzyıllardır tartışıldığını ve günümüzde halen tartışılmakta olduğunu göz önüne aldığımızda, özellikle 'kök hücre' kavramının gelişmesi bizlerin yaratılış olayını aklımıza kabul ettirmemizi daha da kolaylaştırmıştır. İkinci yaratılışın birinci yaratılıştan daha kolay olduğunu Bediüzzaman Hazretleri ifade etmektedir. Anne ve babadan gelen iki yarım genetik materyalden trilyonlarca hücrenin oluştuğunu artık neredeyse herkes bilmektedir. Kök hücre ile ilgili çalışmaların artması, kök hücrenin önemli bir kaynağının kemik iliği olduğunun gösterilmesi ve bir kök hücreden başka bir dokuya ait hücreye dönüşümün gerçekleştirilmesi gibi olaylar insanın yeniden dirilişi ve 'Acbuzzeneb gerçeğini' daha kolay anlamamıza sebep olmuştur. </p><p></p><p></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><u><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">A4- Risâle-i Nur ve solunum fizyolojisi </span></strong></em></u></span></span></p><p> Bu konuyla ilgili olarak Bediüzzaman,</p><p></p><p> Sani-i Hakim'in havada biri azot, diğeri de oksijen olmak üzere iki element yarattığını;</p><p>oksijenin kandaki karbonu mıknatıs gibi kendine çektiğini; </p><p> ikisinin birleşerek karbondioksit denilen zehirli gaza dönüştüğünü, </p><p> bu reaksiyonun hem 37°'lik optimum vücut sıcaklığını temin ettiğini </p><p> hem de kanı temizlediğini bildirir. </p><p></p><p>Bediüzzaman devamla, </p><p></p><p>Sani-i Hakim'in aşk-ı kimyevi denilen bir şiddetli reaksiyonu bu iki elemente yapısal olarak verdiğini; </p><p> birleşmekten ısı ortaya çıkacağının bilindiğini; </p><p> imtizac denilen birleşmenin bir nevi yanma olduğunu, </p><p> karbon ve oksijen ayrı ayrı hareket ederken birleşmeden sonra tek harekete indirgendiğini, </p><p> diğer hareketin ise ısı enerjisine dönüştüğünü bildirir. </p><p></p><p> Bu enerji vücut ısısının regülasyonunda ana kaynaktır. Bediüzzaman'a göre tüm bunlardan sonra oluşan zehirli ve vücuttan atılması gereken bir gaz olan karbondioksit, vücuttan çıkarken kelime mucizelerini meyve vermektedir. En ince duygularımızın ifadesine vasıta olan bu sesler ve konuşmalar her insanda birbirine benzemeyen bir orijinalliğe sahiptir. </p><p></p><p></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><u><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">B- Risâle-i Nur ve klinik bilimler </span></strong></em></u></span></span> </p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><u><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">B1- Risâle-i Nur ve koruyucu hekimlik </span></strong></em></u></span></span></p><p> <span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkRed"><u><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">a- Hijyen:</span></span></strong></em></u></span></span></p><p> Enfeksiyonların temel sebebi temizliğe dikkat etmememiz olduğunu hepimiz biliyoruz. İslâmiyet'in kişisel temizlikten tutun da çevre temizliğine kadar enfeksiyonlara zemin hazırlayan tüm sebepleri ortadan kaldırmaya çalıştığını, temizliği imandan sayarak buna en üst düzeyde önem verdiğini görüyoruz. <strong><span style="color: DarkGreen">Nitekim Peygamber Efendimiz ve Sahabelerin yaşantılarına baktığımızda kişisel temizlikten başlayarak şehrin temizliğine kadar pek çok konuya önem verdiklerini görüyoruz.</span></strong> Risâle-i Nur'da maddî ve mânevî bulaşıcı hastalıklardan bahsedilmektedir. İnsanlık âlemine temizliği İslâmiyet'in getirdiğini, <strong><span style="color: DarkGreen">Müslüman olmayan diğer toplumların son birkaç yüzyıla kadar temizlik kavramlarından uzak olduğunu biliyoruz.</span></strong> Küreselleşme, iletişim, seyahatler, iç içe yaşama zorunluluğu ve beşer ilişkilerinin artışı sebebiyle dünya adeta bir köy halini almıştır. Daha önce kıt’alara özgü olarak kabul edilen birçok hastalık, herkesin bildiği gibi zamanımızda çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılabilmektedir. Hijyen prensiplerine uyulmadığı takdirde birçok enfeksiyona zemin hazırlanır ve bunlarla mücadele etmek oldukça güçleşir. El yıkama öncesi elde 200 milyar civarında mikroorganizma bulunmaktadır. Risâle-i Nur'da; "Temizlik imandandır." prensibi gereği hijyene çok önem verilmiş; temizliğin "Muhabbet-i İlâhiye'nin bir medarı" olduğu ifade edilmiştir. </p><p></p><p></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><u><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">b- Dengeli beslenme ve açlık </span></strong></em></u></span></span></p><p> Risâle-i Nur'da, insanların yaratılış itibariyle hayvandan farklı olarak üç ana duygusuna sınır konulmadığı; konulan teorik sınırlamaların da marjinal durumlarından kaçınmak ve orta yolun bulunmasına yönelik olduğu ifade edilmiştir. Şahsî hayatımızın tüm safhalarında istikametin (optimum yolun) en faydalı, en kolay, en kısa yol olduğu; homeostasisin (iç dengenin sağlanması) esas olduğu, hiper ve hipo durumlardan kaçınmak gerektiği vurgulanmıştır. Meselâ; normoglisemi denilen şekerin dengede olmasının sağlığın idamesi için ne derece önemli olduğu; hiperglisemi denilen aşırı şeker yükselmelerinin metabolizma için zararları ve birçok organda kalıcı hasarlara sebep olması, bunun yanı sıra hipoglisemi denilen aşırı şeker düşüklüğünün de hayatla bağdaşmayacağı bilinen bir gerçektir. </p><p></p><p> Tıbbın babası sayılan, Batı'da Avicenna olarak bilinen ve Canon (Kanun-ı Tıb) denilen kitabı 600-700 sene Avrupa tıp fakültelerinde okutulan İbn-i Sina'nın; <strong><span style="color: Navy">"Tıp ilmini iki satırda topluyorum; yediğin zaman az ye, yedikten sonra 4-5 saat kadar yemek yeme, şifa hazımdadır, yani kolayca hazmedebileceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve en yorucu hal yemek üstüne yemek yemektir."</span></strong> prensibini benimsemiştir. </p><p></p><p> Bediüzzaman iştahın; hakikî iştah ve sun’i iştah olmak üzere iki çeşit olduğunu, hakikî iştahın gerçek ihtiyaçtan kaynaklandığını, alınacak gıdalarda da esas olanın ucuz da olsa besleyici değeri olan gıdalar olması, sadece lezzetin ön planda olmaması gerektiğini belirtmiştir. </p><p></p><p> <strong>Sindirimde önemli yeri olan midenin, üçte birinin gıdalara ayrılmasının en uygun durum olduğunu, midenin kapıcısı hükmünde olan dilin sadece lezzetli gıdalarla şımartılmaması gerektiğini, aksi takdirde vücut dengesinin bozulacağını ifade etmiştir. </strong></p><p><strong></strong></p><p> Sun’i iştah çoğunlukla görsel nesnelerden ve lezzetten ileri gelir. Dolayısıyla vücudun temel ihtiyacı için gerekli olan gıdalar yerine gereksiz gıda alımlarının artmasının, çağımızın çok önemli ve yaygın bir hastalığı olan sindirim sistemi bozuklukları ve obeziteye sebep olduğu herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. </p><p></p><p> Rızkın taahhüd-i Rabbanî altında olduğuna ve Cenâb-ı Hakkın yarattığı bütün canlıların rızıklarını taahhüt ettiğine dair âyet-i kerimeyi yorumlayan Bediüzzaman; </p><p></p><p><strong><span style="color: Navy">"Hüceyrat ve bedene bakıyoruz, görüyoruz ki, mesalih-i bedeni gören ve idare eden birisinin emriyle kanunuyla o küçücük hüceyrelerde ehemmiyetli bir tedbir var. Mideye, nasıl bir kısım rızk, iç yağı suretinde iddihar olunup vakt-i hacette sarf edilir. Aynen o küçücük hüceyrelerde de, o tasarruf ve iddihar var."</span></strong> derken; bu âyeti bir yönüyle de açlıktan ölüm olmadığı şeklinde yorumlar. </p><p></p><p> Gerçekten de insanlarda açlığa dayanma potansiyeli vardır. İnsan bedeninde bulunan 100 trilyon hücrenin her birinin içinde bulunan granüllerde besin maddeleri depo edilmektedir. <strong>Vital kapasite için minimum sarf edilen enerji demek olan bazal metabolizma ölçü olarak alınırsa, hücreler içinde depo edilen total besin maddeleri yani karbonhidratlar, lipidler ve proteinlerin büyük bir kısmı yakıldığında elde edilen enerjiyle, su içmek şartıyla, ortalama 70 günü aşkın bir süre açlığa dayanılabildiği bilimsel olarak ispatlanmıştır. </strong>Bunun örnekleri çoktur. Literatürde IRA gerillalarının hapisteki açlık grevlerinde 70 günü aşkın açlığa dayanabildikleri bilinmektedir. </p><p></p><p> <u><strong><span style="color: Red"><em>—DEVAM EDECEK—</em></span></strong></u></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 148797, member: 27"] [COLOR=DarkRed][I][U][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3]A- Risâle-i Nur ve temel tıp bilimleri [/SIZE][/FONT][/B][/U][/I][/COLOR] [COLOR=DarkRed][I][U][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3]A1- Risâle-i Nur ve embriyoloji [/SIZE][/FONT][/B][/U][/I][/COLOR] Kur'ân'î ifadeyle bir damla sudan, yani sperm ve ovumun döllenmesinden sonra oluşan zigotun, kan pıhtısı ve bir et parçasına, embriyoya ve fetusa kadar olan değişim safhalarını, daha sonra doğum ve onu takiben uzun bir yolculuk izlemektedir. Anne karnında ağzını dahi kıpırdatacak hali olmayan bu fetus, göbek kordonuyla en güzel şekilde beslenmektedir. Doğduktan sonra da hafif bir eforla memeler musluğundan bugüne kadar alternatifi bulunamayan bir gıdayla beslenmektedir. [COLOR=DarkRed][U][B][I][FONT=Book Antiqua][SIZE=3]A2- Risâle-i Nur ve hücre bilimi [/SIZE][/FONT][/I][/B][/U][/COLOR] Risâle-i Nur'da, insanın temel yapı taşı olan hücrelerin de adeta küçültülmüş insan modeli gibi; ihtiyaçlarını kendine çekme, yakalama, zararlıları itme, yeniden şekil verme ve yeni bir hücre doğurma şeklinde beş temel yetenekleri izah edilmektedir. [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=DarkRed][I][U][B]A3- Risâle-i Nur ve genetik [/B][/U][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] Genetik bilimi, hücrenin ve insanın temel yapıtaşı olan ve tüm bilgileri depolayan, büyük bir kütüphaneye bile sığmayacak bilgilere sahip nükleik asitleri inceler. Yani bir hücrenin motor kısmıyla ilgilenir. C[COLOR=DarkGreen][B]enâb-ı Hakk'ın Hafiz ismi tüm genetik bilgileri, bu gözle görülemeyen nükleik asit parçacıklarına yükleyerek muhafaza etmiştir. Günümüz itibariyle yapılan tüm genetik çalışmalar bu şifreyi çözmeye yöneliktir.[/B][/COLOR] Yine insan nevinin çoğalmaya meyilli olduğu bilinmektedir. Tüm yaratılmışlar içerisinde yaratılış biçimi Kur'ân'da açık şekilde izah edilmiş olan bir yaratık olarak da insanın yeri ayrıdır. Yaratılış teorilerinin yüzyıllardır tartışıldığını ve günümüzde halen tartışılmakta olduğunu göz önüne aldığımızda, özellikle 'kök hücre' kavramının gelişmesi bizlerin yaratılış olayını aklımıza kabul ettirmemizi daha da kolaylaştırmıştır. İkinci yaratılışın birinci yaratılıştan daha kolay olduğunu Bediüzzaman Hazretleri ifade etmektedir. Anne ve babadan gelen iki yarım genetik materyalden trilyonlarca hücrenin oluştuğunu artık neredeyse herkes bilmektedir. Kök hücre ile ilgili çalışmaların artması, kök hücrenin önemli bir kaynağının kemik iliği olduğunun gösterilmesi ve bir kök hücreden başka bir dokuya ait hücreye dönüşümün gerçekleştirilmesi gibi olaylar insanın yeniden dirilişi ve 'Acbuzzeneb gerçeğini' daha kolay anlamamıza sebep olmuştur. [SIZE=3][COLOR=DarkRed][U][I][B][FONT=Book Antiqua]A4- Risâle-i Nur ve solunum fizyolojisi [/FONT][/B][/I][/U][/COLOR][/SIZE] Bu konuyla ilgili olarak Bediüzzaman, Sani-i Hakim'in havada biri azot, diğeri de oksijen olmak üzere iki element yarattığını; oksijenin kandaki karbonu mıknatıs gibi kendine çektiğini; ikisinin birleşerek karbondioksit denilen zehirli gaza dönüştüğünü, bu reaksiyonun hem 37°'lik optimum vücut sıcaklığını temin ettiğini hem de kanı temizlediğini bildirir. Bediüzzaman devamla, Sani-i Hakim'in aşk-ı kimyevi denilen bir şiddetli reaksiyonu bu iki elemente yapısal olarak verdiğini; birleşmekten ısı ortaya çıkacağının bilindiğini; imtizac denilen birleşmenin bir nevi yanma olduğunu, karbon ve oksijen ayrı ayrı hareket ederken birleşmeden sonra tek harekete indirgendiğini, diğer hareketin ise ısı enerjisine dönüştüğünü bildirir. Bu enerji vücut ısısının regülasyonunda ana kaynaktır. Bediüzzaman'a göre tüm bunlardan sonra oluşan zehirli ve vücuttan atılması gereken bir gaz olan karbondioksit, vücuttan çıkarken kelime mucizelerini meyve vermektedir. En ince duygularımızın ifadesine vasıta olan bu sesler ve konuşmalar her insanda birbirine benzemeyen bir orijinalliğe sahiptir. [SIZE=3][COLOR=DarkRed][U][I][B][FONT=Book Antiqua]B- Risâle-i Nur ve klinik bilimler [/FONT][/B][/I][/U][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=DarkRed][U][I][B][FONT=Book Antiqua]B1- Risâle-i Nur ve koruyucu hekimlik [/FONT][/B][/I][/U][/COLOR][/SIZE] [SIZE=2][COLOR=DarkRed][U][I][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3]a- Hijyen:[/SIZE][/FONT][/B][/I][/U][/COLOR][/SIZE] Enfeksiyonların temel sebebi temizliğe dikkat etmememiz olduğunu hepimiz biliyoruz. İslâmiyet'in kişisel temizlikten tutun da çevre temizliğine kadar enfeksiyonlara zemin hazırlayan tüm sebepleri ortadan kaldırmaya çalıştığını, temizliği imandan sayarak buna en üst düzeyde önem verdiğini görüyoruz. [B][COLOR=DarkGreen]Nitekim Peygamber Efendimiz ve Sahabelerin yaşantılarına baktığımızda kişisel temizlikten başlayarak şehrin temizliğine kadar pek çok konuya önem verdiklerini görüyoruz.[/COLOR][/B] Risâle-i Nur'da maddî ve mânevî bulaşıcı hastalıklardan bahsedilmektedir. İnsanlık âlemine temizliği İslâmiyet'in getirdiğini, [B][COLOR=DarkGreen]Müslüman olmayan diğer toplumların son birkaç yüzyıla kadar temizlik kavramlarından uzak olduğunu biliyoruz.[/COLOR][/B] Küreselleşme, iletişim, seyahatler, iç içe yaşama zorunluluğu ve beşer ilişkilerinin artışı sebebiyle dünya adeta bir köy halini almıştır. Daha önce kıt’alara özgü olarak kabul edilen birçok hastalık, herkesin bildiği gibi zamanımızda çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılabilmektedir. Hijyen prensiplerine uyulmadığı takdirde birçok enfeksiyona zemin hazırlanır ve bunlarla mücadele etmek oldukça güçleşir. El yıkama öncesi elde 200 milyar civarında mikroorganizma bulunmaktadır. Risâle-i Nur'da; "Temizlik imandandır." prensibi gereği hijyene çok önem verilmiş; temizliğin "Muhabbet-i İlâhiye'nin bir medarı" olduğu ifade edilmiştir. [SIZE=3][COLOR=DarkRed][U][I][B][FONT=Book Antiqua]b- Dengeli beslenme ve açlık [/FONT][/B][/I][/U][/COLOR][/SIZE] Risâle-i Nur'da, insanların yaratılış itibariyle hayvandan farklı olarak üç ana duygusuna sınır konulmadığı; konulan teorik sınırlamaların da marjinal durumlarından kaçınmak ve orta yolun bulunmasına yönelik olduğu ifade edilmiştir. Şahsî hayatımızın tüm safhalarında istikametin (optimum yolun) en faydalı, en kolay, en kısa yol olduğu; homeostasisin (iç dengenin sağlanması) esas olduğu, hiper ve hipo durumlardan kaçınmak gerektiği vurgulanmıştır. Meselâ; normoglisemi denilen şekerin dengede olmasının sağlığın idamesi için ne derece önemli olduğu; hiperglisemi denilen aşırı şeker yükselmelerinin metabolizma için zararları ve birçok organda kalıcı hasarlara sebep olması, bunun yanı sıra hipoglisemi denilen aşırı şeker düşüklüğünün de hayatla bağdaşmayacağı bilinen bir gerçektir. Tıbbın babası sayılan, Batı'da Avicenna olarak bilinen ve Canon (Kanun-ı Tıb) denilen kitabı 600-700 sene Avrupa tıp fakültelerinde okutulan İbn-i Sina'nın; [B][COLOR=Navy]"Tıp ilmini iki satırda topluyorum; yediğin zaman az ye, yedikten sonra 4-5 saat kadar yemek yeme, şifa hazımdadır, yani kolayca hazmedebileceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve en yorucu hal yemek üstüne yemek yemektir."[/COLOR][/B] prensibini benimsemiştir. Bediüzzaman iştahın; hakikî iştah ve sun’i iştah olmak üzere iki çeşit olduğunu, hakikî iştahın gerçek ihtiyaçtan kaynaklandığını, alınacak gıdalarda da esas olanın ucuz da olsa besleyici değeri olan gıdalar olması, sadece lezzetin ön planda olmaması gerektiğini belirtmiştir. [B]Sindirimde önemli yeri olan midenin, üçte birinin gıdalara ayrılmasının en uygun durum olduğunu, midenin kapıcısı hükmünde olan dilin sadece lezzetli gıdalarla şımartılmaması gerektiğini, aksi takdirde vücut dengesinin bozulacağını ifade etmiştir. [/B] Sun’i iştah çoğunlukla görsel nesnelerden ve lezzetten ileri gelir. Dolayısıyla vücudun temel ihtiyacı için gerekli olan gıdalar yerine gereksiz gıda alımlarının artmasının, çağımızın çok önemli ve yaygın bir hastalığı olan sindirim sistemi bozuklukları ve obeziteye sebep olduğu herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Rızkın taahhüd-i Rabbanî altında olduğuna ve Cenâb-ı Hakkın yarattığı bütün canlıların rızıklarını taahhüt ettiğine dair âyet-i kerimeyi yorumlayan Bediüzzaman; [B][COLOR=Navy]"Hüceyrat ve bedene bakıyoruz, görüyoruz ki, mesalih-i bedeni gören ve idare eden birisinin emriyle kanunuyla o küçücük hüceyrelerde ehemmiyetli bir tedbir var. Mideye, nasıl bir kısım rızk, iç yağı suretinde iddihar olunup vakt-i hacette sarf edilir. Aynen o küçücük hüceyrelerde de, o tasarruf ve iddihar var."[/COLOR][/B] derken; bu âyeti bir yönüyle de açlıktan ölüm olmadığı şeklinde yorumlar. Gerçekten de insanlarda açlığa dayanma potansiyeli vardır. İnsan bedeninde bulunan 100 trilyon hücrenin her birinin içinde bulunan granüllerde besin maddeleri depo edilmektedir. [B]Vital kapasite için minimum sarf edilen enerji demek olan bazal metabolizma ölçü olarak alınırsa, hücreler içinde depo edilen total besin maddeleri yani karbonhidratlar, lipidler ve proteinlerin büyük bir kısmı yakıldığında elde edilen enerjiyle, su içmek şartıyla, ortalama 70 günü aşkın bir süre açlığa dayanılabildiği bilimsel olarak ispatlanmıştır. [/B]Bunun örnekleri çoktur. Literatürde IRA gerillalarının hapisteki açlık grevlerinde 70 günü aşkın açlığa dayanabildikleri bilinmektedir. [U][B][COLOR=Red][I]—DEVAM EDECEK—[/I][/COLOR][/B][/U] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Mana-i Harfi - Sağlık Bilimleri ve Risâle-i Nur
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst