Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
MEHDİLİK
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sade ve Sadece" data-source="post: 76416" data-attributes="member: 3812"><p><span style="font-family: 'verdana'"> Evvela forum sitemize hoşgeldiniz.Sanırım nur camiasını yeni yeni keşfediyorsunuz. Aslında ben mesajınızdaki bu ince zekanıza hayran kaldım yani risale-i nurları okuyarak bu sonuca varmanızı enteresan buluyorum ... Risale-i nurda bahsi geçen mehdilik kavramında Ustad Bediüzzamanı en buyuk mehdi ilan etmek ile beraber diğer üc mehdiyi de kendinizce tespitlerde bulunmuşsunuz bir bakış acısı olarak düşünülebilir ama bide hadiseyi beraberce isterseniz burada yeniden mutaala edelim olur mu ?</span></p><p><span style="font-family: 'verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'verdana'"><strong>Saniyen sölemiş olduğunuz :<em>"Risalelere göre en büyük mehdi yani mehdi-azam SAİD NURSi İDİ."</em> söze ustad bediüzzaman Şualar | On Dördüncü Şuâ da gerekli cevabı vermekde buyurun beraber okuyalım : </strong> </span> </p><p></p><p></p><p>_________________________________________________</p><p><span style="font-family: 'times new roman'"><span style="color: #cd0000"><strong> Birinci Esas:</strong></span> <em>Güya bende tefahur ve hodfüruşluk var ve kendimi müceddid biliyorum.</em></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p> <span style="font-family: 'times new roman'"><strong>Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem Mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli'deki ehl-i vukuf, "Eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek" dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. Mehdi seyyid olacak." diye onları reddetmiş.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">.....</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <strong>Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nur'un kıymetini düşürmek fikriyle siyaset manasını hatırlatan mehdilik davasını tevehhüm ile güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zalim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere deriz:</strong></span></p><p> <span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">sh: » (Ş: 372)</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p> <span style="font-family: 'times new roman'">Hâşâ! Sümme hâşâ!.. Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip îman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmağa âlet etmediğime bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p> <span style="font-family: 'times new roman'">Evet Nur şakirdleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki; şahsıma değil bir makam-ı şan ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve manevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanaat ve kuvvetimle ehl-i îmana bir hizmet-i îmaniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fâni makamatımı, belki -lüzum olsa- âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî bâki mertebeleri feda etmeyi; hattâ Cehennem'den bazı bîçareleri kurtarmağa vesile olmak için -lüzum olsa- Cennet'i bırakıp Cehennem'e girmeyi kabul ettiğimi hakikî kardeşlerim bildiği gibi, mahkemelerde dahi bir cihette isbat ettiğim halde, beni bu ittihamla Nur ve îman hizmetime bir ihlassızlık isnad etmek ve Nurların kıymetini tenzil etmektir. Acaba bu bedbahtlar dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi dini ve îmanı dünyaya âlet ediyor tevehhümüyle ,dünyadaki ehl-i dalalete meydan okuyan ve hizmet-i îmaniye yolunda hem dünyevî, hem -lüzum olsa- uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dava ettiği gibi, bir tek hakikat-ı îmaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen ve siyasetten ve siyasî manasını işmam eden maddî ve manevî mertebelerden ihlas sırrı ile bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsalsiz işkencelere tahammül eden ve siyasete -meslek itibariyle- tenezzül etmeyen ve kendini nefsi itibariyle talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan daima himmet ve dua bekleyen ve kendi nefsini çok bîçare ve ehemmiyetsiz itikad eden bir adam hakkında, bazı hâlis kardeşleri, Risâle-i Nur'dan aldıkları fevkalâde kuvve-i îmaniyeyi onun tercümanı olan o bîçareye, tercümanlık münasebetiyle Nurların bâzı fâziletlerini ona isnad etmek, ve hiçbir siyaset hatırına gelmeyerek yüksek makamlar vermek ve haddinden bin derece ziyade hüsn-ü zan etmek, ve eskidenberi üstad ve talebeler mabeyninde cârî ve itiraz edilmeyen bir makbul âdet ile teşekkür mânasında pek fazla medh ü senâ etmek hiç bir kanunla suç olabilir mi? Gerçi mübalâğa itibariyle hakikata bir cihette muhaliftir. Fakat kimsesiz, garib ve düşmanları pekçok ve onun yardımcılarını kaçıracak çok esbab varken, insafsız çok mû'terizlere karşı sırf yardımcılarının kuvve-i maneviyelerini takviye etmek ve kaçmaktan kurtarmak ve mübalâğalı medhedenlerin şevklerini kırmamak için onların bir kısım medihlerini Nurlara çevirip bütün bütün reddetmediği halde, onun kabir kapısındaki hizmet-i îmaniyesini dünya cihetine çevirmeğe çalışan</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">sh: » (Ş: 373)</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">bazı resmî memurların ne derece kanundan, insaftan uzak düştükleri anlaşılır.</span>_________________________________________________</p><p></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Demekki ne risale-i nurda nede nur talebelerinde nede ustad bediüzzaman said nursinin bırakın mehdi azam olduğunu mehdi olduğunu dahi sölememişdir. Yani bu tespitinizi yeniden gözden geçirmenizi rica ederiz...</span></p><p><span style="font-family: 'verdana'"></span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'"><strong>İkinci olarak beyan ettiğiniz <em>:"yine risalelere göre büyük mehdiden sonra 3 şahıs daha gelecekti." </em> sözünü ise yine risale-i nurda emirdağ lahikasına bakarak mutaala edelim mi ? </strong> </span> _________________________________________________</p><p></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">Aziz, sıddık kardeşlerim,</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> Evvela: Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: "Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtleri, pek musırrane olarak, ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat i bir hüccet var ve sen de bir hikmet ve hakikate binaen onlara muvafakat etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz."</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki:</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lazım.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <strong>BİRİNCİSİ :</strong> Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak:</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <span style="color: #c40000"><strong>Birincisi :</strong></span> Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'">Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <span style="color: #c40000"><strong>İkinci vazifesi :</strong></span> Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslamın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gazab-ı İlahiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <span style="color: #c40000"><strong>Üçüncü vazifesi :</strong></span> İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla, o zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkiki bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da imanını tahkiki yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatini ifade ettiği için, Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onlar onda mes ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni ve Nur talebelerinin kemal-i itikatlarının bir tereşşuhu gördüğümden, onlara çok ilişmezdim. Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur u aynı o ahir zamanın hidayet edicisi olduğu diye keşifleri, bu tahkikat ile tevili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var; tevil lazımdır.</span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"></span></p><p><span style="font-family: 'times new roman'"> <strong>Birincisi:</strong> Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller; fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında, o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor. Ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder, belki de bir hodfuruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar, Mehdi olacağım diye dava ederler. Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını almamışlar. </span> </p><p>_________________________________________________</p><p></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Demekki risale-i nurda üç şahısdan değil mehdinin üç vazifesinden bahsediliyor...</span></p><p><span style="font-family: 'verdana'"></span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Diğer sözlerinize yani harun yahya ve hoca efendi ile alakalı düşüncelerinize bir şey diyemiyeceğim çünkü kendilerini bilmem ben bildiğimden bahsettim ayrıca şunuda ilave etmekde fayda görmekteyim Şaban Döğen ağabeyimizin Risale-i Nurda Mehdilik adı altında bir araştırması ve makalesi mevcuttur burayada gözatmak risale-i nurda mehdiliğin ne olduğunu anlamakda cok faydalı olacağını düşünüyorum lütfen tıklayınız : <a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article&aid=2574" target="_blank">http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article&aid=2574</a></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sade ve Sadece, post: 76416, member: 3812"] [font=verdana] Evvela forum sitemize hoşgeldiniz.Sanırım nur camiasını yeni yeni keşfediyorsunuz. Aslında ben mesajınızdaki bu ince zekanıza hayran kaldım yani risale-i nurları okuyarak bu sonuca varmanızı enteresan buluyorum ... Risale-i nurda bahsi geçen mehdilik kavramında Ustad Bediüzzamanı en buyuk mehdi ilan etmek ile beraber diğer üc mehdiyi de kendinizce tespitlerde bulunmuşsunuz bir bakış acısı olarak düşünülebilir ama bide hadiseyi beraberce isterseniz burada yeniden mutaala edelim olur mu ? [b]Saniyen sölemiş olduğunuz :[i]"Risalelere göre en büyük mehdi yani mehdi-azam SAİD NURSi İDİ."[/i] söze ustad bediüzzaman Şualar | On Dördüncü Şuâ da gerekli cevabı vermekde buyurun beraber okuyalım : [/b] [/font] _________________________________________________ [font=times new roman][color=#cd0000][b] Birinci Esas:[/b][/color] [i]Güya bende tefahur ve hodfüruşluk var ve kendimi müceddid biliyorum.[/i] [b]Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem Mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli'deki ehl-i vukuf, "Eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek" dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. Mehdi seyyid olacak." diye onları reddetmiş.[/b] ..... [b]Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nur'un kıymetini düşürmek fikriyle siyaset manasını hatırlatan mehdilik davasını tevehhüm ile güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zalim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere deriz:[/b] sh: » (Ş: 372) Hâşâ! Sümme hâşâ!.. Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip îman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmağa âlet etmediğime bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler. Evet Nur şakirdleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki; şahsıma değil bir makam-ı şan ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve manevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanaat ve kuvvetimle ehl-i îmana bir hizmet-i îmaniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fâni makamatımı, belki -lüzum olsa- âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî bâki mertebeleri feda etmeyi; hattâ Cehennem'den bazı bîçareleri kurtarmağa vesile olmak için -lüzum olsa- Cennet'i bırakıp Cehennem'e girmeyi kabul ettiğimi hakikî kardeşlerim bildiği gibi, mahkemelerde dahi bir cihette isbat ettiğim halde, beni bu ittihamla Nur ve îman hizmetime bir ihlassızlık isnad etmek ve Nurların kıymetini tenzil etmektir. Acaba bu bedbahtlar dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi dini ve îmanı dünyaya âlet ediyor tevehhümüyle ,dünyadaki ehl-i dalalete meydan okuyan ve hizmet-i îmaniye yolunda hem dünyevî, hem -lüzum olsa- uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dava ettiği gibi, bir tek hakikat-ı îmaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen ve siyasetten ve siyasî manasını işmam eden maddî ve manevî mertebelerden ihlas sırrı ile bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsalsiz işkencelere tahammül eden ve siyasete -meslek itibariyle- tenezzül etmeyen ve kendini nefsi itibariyle talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan daima himmet ve dua bekleyen ve kendi nefsini çok bîçare ve ehemmiyetsiz itikad eden bir adam hakkında, bazı hâlis kardeşleri, Risâle-i Nur'dan aldıkları fevkalâde kuvve-i îmaniyeyi onun tercümanı olan o bîçareye, tercümanlık münasebetiyle Nurların bâzı fâziletlerini ona isnad etmek, ve hiçbir siyaset hatırına gelmeyerek yüksek makamlar vermek ve haddinden bin derece ziyade hüsn-ü zan etmek, ve eskidenberi üstad ve talebeler mabeyninde cârî ve itiraz edilmeyen bir makbul âdet ile teşekkür mânasında pek fazla medh ü senâ etmek hiç bir kanunla suç olabilir mi? Gerçi mübalâğa itibariyle hakikata bir cihette muhaliftir. Fakat kimsesiz, garib ve düşmanları pekçok ve onun yardımcılarını kaçıracak çok esbab varken, insafsız çok mû'terizlere karşı sırf yardımcılarının kuvve-i maneviyelerini takviye etmek ve kaçmaktan kurtarmak ve mübalâğalı medhedenlerin şevklerini kırmamak için onların bir kısım medihlerini Nurlara çevirip bütün bütün reddetmediği halde, onun kabir kapısındaki hizmet-i îmaniyesini dünya cihetine çevirmeğe çalışan sh: » (Ş: 373) bazı resmî memurların ne derece kanundan, insaftan uzak düştükleri anlaşılır.[/font]_________________________________________________ [font=verdana]Demekki ne risale-i nurda nede nur talebelerinde nede ustad bediüzzaman said nursinin bırakın mehdi azam olduğunu mehdi olduğunu dahi sölememişdir. Yani bu tespitinizi yeniden gözden geçirmenizi rica ederiz... [b]İkinci olarak beyan ettiğiniz [i]:"yine risalelere göre büyük mehdiden sonra 3 şahıs daha gelecekti." [/i] sözünü ise yine risale-i nurda emirdağ lahikasına bakarak mutaala edelim mi ? [/b] [/font] _________________________________________________ [font=times new roman]Aziz, sıddık kardeşlerim, Evvela: Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: "Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtleri, pek musırrane olarak, ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat i bir hüccet var ve sen de bir hikmet ve hakikate binaen onlara muvafakat etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz." Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lazım. [b]BİRİNCİSİ :[/b] Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak: [color=#c40000][b]Birincisi :[/b][/color] Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. [color=#c40000][b]İkinci vazifesi :[/b][/color] Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslamın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gazab-ı İlahiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır. [color=#c40000][b]Üçüncü vazifesi :[/b][/color] İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla, o zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır. Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkiki bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da imanını tahkiki yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatini ifade ettiği için, Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onlar onda mes ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni ve Nur talebelerinin kemal-i itikatlarının bir tereşşuhu gördüğümden, onlara çok ilişmezdim. Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur u aynı o ahir zamanın hidayet edicisi olduğu diye keşifleri, bu tahkikat ile tevili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var; tevil lazımdır. [b]Birincisi:[/b] Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller; fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında, o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor. Ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder, belki de bir hodfuruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar, Mehdi olacağım diye dava ederler. Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını almamışlar. [/font] _________________________________________________ [font=verdana]Demekki risale-i nurda üç şahısdan değil mehdinin üç vazifesinden bahsediliyor... Diğer sözlerinize yani harun yahya ve hoca efendi ile alakalı düşüncelerinize bir şey diyemiyeceğim çünkü kendilerini bilmem ben bildiğimden bahsettim ayrıca şunuda ilave etmekde fayda görmekteyim Şaban Döğen ağabeyimizin Risale-i Nurda Mehdilik adı altında bir araştırması ve makalesi mevcuttur burayada gözatmak risale-i nurda mehdiliğin ne olduğunu anlamakda cok faydalı olacağını düşünüyorum lütfen tıklayınız : [url]http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article&aid=2574[/url][/font] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
MEHDİLİK
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst