Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Mektubat
Mektubat 9. Ders - Madem ben garibim ve gurbetteyim..
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 456243" data-attributes="member: 27"><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">[NOT]Birden, fesübhânallah dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. Kalbim feryatla dedi:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><em>Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><strong>Birden, nur-u iman, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler.</strong>[/NOT]</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Burada bahsedilen beş karanlıklı gurbetlerin, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevrilmesini Risale-i Nur'dan misallerle göstermeye çalışalım inşaallah..</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">[NOT]<strong>Birincisi: </strong>İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden neş’et eden hazin bir gurbeti hissettim.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">[/NOT]</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">O zaman Barla derelerine, dağlarına yalnız gidip geziyordum. Hâlî yerlerde oturup o teessürât-ı hazîne içinde, eski zamanda Abdurrahman gibi sadık talebelerimle geçirdiğim mes’udâne hayat levhaları sinema gibi hayalimden geçtikçe, ihtiyarlık ve gurbetin verdiği sür’at-i teessür, mukavemetimi kırıyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Birden, [SUP]<strong>[SUP]<strong>1</strong>[/SUP] </strong>[/SUP] <span style="font-size: 22px">كُلُّ شَىْءٍ هاَلِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ</span> âyet-i kudsiyenin sırrı inkişaf etti.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Bana [SUP]<strong>[SUP]<strong>2</strong>[/SUP] </strong>[/SUP] <span style="font-size: 22px">يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى - يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى</span> dedirtti ve onunla hakikî teselli verdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Evet, ben o hâlî derede, o hazîn hâlette, bu âyet-i kudsiyenin sırrıyla, Mirkatü’s-Sünne Risalesinde işaret edildiği gibi, kendimi üç büyük cenaze başında gördüm:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Biri, elli beş yaşıma kadar elli beş ölmüş ve hayat-ı ömrümde defnedilmiş Said’lerin kabri üstünde bir mezar taşı olarak kendimi gördüm.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">İkinci cenaze, zaman-ı Âdem’den (a.s.) beri, benim hemcinsim ve nev’im vefat edip mazi kabrinde defnedilmiş olan o büyük cenazenin başında, mezar taşı hükmünde olan bu asrın yüzünde gezer, karınca gibi küçük bir zîhayat suretinde kendimi gördüm.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Üçüncü cenaze ise, insanlar gibi her sene dünya yüzünde seyyar bir dünyanın vefatıyla, büyük dünya da bu âyetin sırrıyla vefat edeceği, hayalimin önünde tecessüm etti.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">İşte, Abdurrahman’ın vefatının hüznünden gelen bu dehşetli mânâyı bütün bütün aydınlattıracak ve hakikî teselli ve sönmez nur verecek bu âyet-i kerime, mânâyı işarîsiyle imdada yetişti:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 22px">فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ </span>[SUP]<strong>[SUP]<strong>3</strong>[/SUP] </strong>[/SUP]</span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Evet, bu âyet bildirdi ki: Madem Cenâb-ı Hak var; O herşeye bedeldir. Madem O bâkidir; elbette O kâfidir. Birtek cilve-i inâyeti, bütün dünya yerini tutar. Ve bir cilve-i nuru, mezkûr üç büyük cenazeye mânevî hayat verir; cenazeler olmadığını, belki vazifelerini bitirmiş, başka âlemlere gitmiş olduklarını gösteriyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Üçüncü Lem’ada bu sırrın izahı geçtiğinden, ona iktifâen burada yalnız derim ki: <span style="font-size: 22px">كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ</span> (ilâ âhir) âyetinin meâlini gösteren, iki defa [SUP]<strong>[SUP]<strong>4</strong>[/SUP] </strong>[/SUP] <span style="font-size: 22px">يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى - يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى</span> beni gayet elîm o hazîn hâletten kurtardı. Şöyle ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Birinci defa <span style="font-size: 22px">يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى</span> dedim; dünya ve dünyadaki Abdurrahman gibi hadsiz alâkadar olduğum ahbapların zevâlinden ve rabıtaların kopmasından neş’et eden hadsiz mânevî yaralar içinde bir ameliyat-ı cerrahiye nev’inde bir tedavi başladı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">İkinci defa <span style="font-size: 22px">يَابَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى</span> cümlesi, bütün o hadsiz mânevî yaralara hem merhem, hem tiryak oldu. Yani, “Sen bâkisin. Giden gitsin, Sen yetersin. Madem Sen bâkisin; zeval bulan herşeye bedel bir cilve-i rahmetin kâfidir. Madem Sen varsın; Senin varlığına iman ile intisabını bilen ve sırr-ı İslâmiyetle o intisaba göre hareket eden insana herşey var. Fenâ ve zevâl, mevt ve adem bir perdedir, bir tazelenmektir, ayrı ayrı menzillerde gezmek hükmündedir” diye düşünüp, <strong>tamamıyla o hırkatli, firkatli, hazîn, elîm, karanlıklı, dehşetli hâlet-i ruhaniye, sürurlu, neş’eli, lezzetli, nurlu, sevimli, ünsiyetli bir hâlete inkılâp etti.</strong> Lisanım ve kalbim, belki lisan-ı hal ile bütün zerrât-ı vücudum “Elhamdü lillâh” dediler. İşte, o cilve-i rahmetin binden bir cüz’ü şudur ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Ben o hüzüngâhım olan dereden ve o hüzün-engiz hâletten, Barla’ya döndüm. Baktım ki, Kuleönlü Mustafa namında bir genç, benden ilmihâle ait, abdest ve namaza dair birkaç meseleyi sormak için gelmiş. O vakit misafirleri kabul etmediğim halde, onun ruhundaki ihlâs ve ileride Risale-i Nur’a edeceği kıymettar hizmeti [SUP]<strong>[SUP]<strong>HAŞİYE-1</strong>[/SUP] </strong>[/SUP] güya hiss-i kablelvuku ile ruhum o gencin ruhunda okudu; onu geriye çevirmedim, kabul ettim. [SUP]<strong>[SUP]<strong>HAŞİYE-2</strong>[/SUP] </strong>[/SUP]</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Sonra tebeyyün etti ki, Risale-i Nur hizmetinde ve benden sonra hayrülhalef olarak, bir vâris-i hakikî vazifesini tam yerine getirecek olan Abdurrahman yerine, Cenâb-ı Hak Mustafa’yı nümune olarak bana göndermiş ki, “Senden bir Abdurrahman aldım; mukabilinde, bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman, o vazife-i diniyede sana hem talebe, hem biraderzade, hem evlâd-ı mânevî, hem kardeş, hem fedakâr arkadaş vereceğim.”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Evet, lillâhilhamd, otuz Abdurrahman’ı verdi. O vakit dedim: “Ey ağlayan kalbim! Madem bu nümuneyi gördün ve onunla o mânevî yaraların en mühimini tedavi etti. Sair bütün seni müteessir eden yaraları da tedavi edeceğine kanaatin gelmelidir.”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">İşte, ey benim gibi ihtiyarlık zamanında gayet sevdiği evlâdını veya akrabasını kaybeden ve beline yüklenmiş ihtiyarlığın ağır yüküyle beraber firaktan gelen ağır gamları da başına yüklenen ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Benim vaziyetimi, anladınız ki, sizinkinden çok şiddetli iken, madem böyle bir âyet-i kerime tedavi etti, şifa verdi. Elbette, Kur’ân-ı Hakîmin eczahane-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifa verecek ilâçları vardır. Eğer iman ile ona müracaat edip ve ibadetle o ilâçları istimal etseniz, belinizde ve başınızdaki o ihtiyarlığın ve gamların ağır yükleri gayet hafifleşecektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'">Bu mebhasın uzun yazılmasının sırrı ise, merhum Abdurrahman’a ziyade dua-yı rahmet ettirmek düşüncesidir; sizi usandırmasın. Hem sizi belki ziyade müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş, elîm bir surette size göstermekten maksadım, Kur’ân-ı Hakîmin kudsî tiryakı ne derece harikulâde bir ilâç ve parlak bir nur olduğunu göstermektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px">[SUP]</span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400">1</span>[/SUP]<span style="color: #006400"> : “Herşey helâk olup gidicidir—O’nun yüzü (Yani, Allah’ın zâtı ve herşeyin Allah’a bakan yüzü) müstesnâ. Hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88. </span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"> [SUP]2[/SUP] : Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî.</span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400">[SUP]3[/SUP] : “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.</span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400">[SUP]4[/SUP] : Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî.</span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400">[SUP]HAŞİYE-1[/SUP] : İşte o Mustafa’nın küçük kardeşi olan Küçük Ali, kendi güzel, sıhhatli kalemiyle yedi yüzden ziyade Nur Risalelerini yazmakla, tamamıyla bilfiil bir Abdurrahman olduğu gibi, müteaddit Abdurrahman’ları da yetiştirdi. </span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"> [SUP]HAŞİYE-2[/SUP] : Elhak, o yalnız kabule değil, belki istikbale lâyık olduğunu gösterdi. </span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400">HAŞİYE Risale-i Nur’un birinci şakirdi Mustafa’nın istikbale liyakatine dair Üstadımın hükmünü tasdik eden bir hadise: Kurban arefesinden bir gün evvel Üstadım gezmeye gidecekti. At getirmek üzere beni gönderdiği zaman, Üstadıma dedim: “Sen aşağıya inme. Ben kapıyı arkasından örtüp odunluktan çıkacağım.” Üstadım “Hayır,” dedi. “Sen kapıdan çık” diyerek aşağıya indi. Ben kapıdan çıktıktan sonra kapıyı arkasından sürgüledi. Ben gittim, kendisi de yukarıya çıktı. Sonra yatmış. Bir müddet sonra Kuleönlü Mustafa, Hacı Osman’la beraber gelmişler. Üstadım hiç kimseyi kabul etmiyordu ve etmeyecekti. Hususan o vakit iki adamı beraber hiç yanına almaz, geri çevirirdi. Halbuki, bu makamda bahsedilen kardeşimiz Kuleönlü Mustafa, Hacı Osman‘la gelince, kapı güya lisan-ı hal ile ona demiş ki: “Üstadın seni kabul etmeyecek; fakat ben sana açılacağım” diyerek, arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafa’ya açılmış. Demek Üstadımın onun hakkında “Mustafa istikbale lâyıktır” diye söylediği sözü istikbal gösterdiği gibi, kapı da buna şahit olmuştur. Hüsrev (Evet) Hüsrev’in yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafa’yı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî</span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #006400"></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"><strong>Yirmi Altıncı Lem'a</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'calibri'"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 456243, member: 27"] [SIZE=3][FONT=calibri][NOT]Birden, fesübhânallah dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. Kalbim feryatla dedi: [I]Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî![/I] [B]Birden, nur-u iman, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler.[/B][/NOT] Burada bahsedilen beş karanlıklı gurbetlerin, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevrilmesini Risale-i Nur'dan misallerle göstermeye çalışalım inşaallah.. [NOT][B]Birincisi: [/B]İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden neş’et eden hazin bir gurbeti hissettim. [/NOT] O zaman Barla derelerine, dağlarına yalnız gidip geziyordum. Hâlî yerlerde oturup o teessürât-ı hazîne içinde, eski zamanda Abdurrahman gibi sadık talebelerimle geçirdiğim mes’udâne hayat levhaları sinema gibi hayalimden geçtikçe, ihtiyarlık ve gurbetin verdiği sür’at-i teessür, mukavemetimi kırıyordu. Birden, [SUP][B][SUP][B]1[/B][/SUP] [/B][/SUP] [SIZE=6]كُلُّ شَىْءٍ هاَلِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ[/SIZE] âyet-i kudsiyenin sırrı inkişaf etti. Bana [SUP][B][SUP][B]2[/B][/SUP] [/B][/SUP] [SIZE=6]يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى - يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى[/SIZE] dedirtti ve onunla hakikî teselli verdi. Evet, ben o hâlî derede, o hazîn hâlette, bu âyet-i kudsiyenin sırrıyla, Mirkatü’s-Sünne Risalesinde işaret edildiği gibi, kendimi üç büyük cenaze başında gördüm: Biri, elli beş yaşıma kadar elli beş ölmüş ve hayat-ı ömrümde defnedilmiş Said’lerin kabri üstünde bir mezar taşı olarak kendimi gördüm. İkinci cenaze, zaman-ı Âdem’den (a.s.) beri, benim hemcinsim ve nev’im vefat edip mazi kabrinde defnedilmiş olan o büyük cenazenin başında, mezar taşı hükmünde olan bu asrın yüzünde gezer, karınca gibi küçük bir zîhayat suretinde kendimi gördüm. Üçüncü cenaze ise, insanlar gibi her sene dünya yüzünde seyyar bir dünyanın vefatıyla, büyük dünya da bu âyetin sırrıyla vefat edeceği, hayalimin önünde tecessüm etti. İşte, Abdurrahman’ın vefatının hüznünden gelen bu dehşetli mânâyı bütün bütün aydınlattıracak ve hakikî teselli ve sönmez nur verecek bu âyet-i kerime, mânâyı işarîsiyle imdada yetişti: [/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=calibri][SIZE=6]فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ [/SIZE][SUP][B][SUP][B]3[/B][/SUP] [/B][/SUP][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=calibri] Evet, bu âyet bildirdi ki: Madem Cenâb-ı Hak var; O herşeye bedeldir. Madem O bâkidir; elbette O kâfidir. Birtek cilve-i inâyeti, bütün dünya yerini tutar. Ve bir cilve-i nuru, mezkûr üç büyük cenazeye mânevî hayat verir; cenazeler olmadığını, belki vazifelerini bitirmiş, başka âlemlere gitmiş olduklarını gösteriyor. Üçüncü Lem’ada bu sırrın izahı geçtiğinden, ona iktifâen burada yalnız derim ki: [SIZE=6]كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ[/SIZE] (ilâ âhir) âyetinin meâlini gösteren, iki defa [SUP][B][SUP][B]4[/B][/SUP] [/B][/SUP] [SIZE=6]يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى - يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى[/SIZE] beni gayet elîm o hazîn hâletten kurtardı. Şöyle ki: Birinci defa [SIZE=6]يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى[/SIZE] dedim; dünya ve dünyadaki Abdurrahman gibi hadsiz alâkadar olduğum ahbapların zevâlinden ve rabıtaların kopmasından neş’et eden hadsiz mânevî yaralar içinde bir ameliyat-ı cerrahiye nev’inde bir tedavi başladı. İkinci defa [SIZE=6]يَابَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى[/SIZE] cümlesi, bütün o hadsiz mânevî yaralara hem merhem, hem tiryak oldu. Yani, “Sen bâkisin. Giden gitsin, Sen yetersin. Madem Sen bâkisin; zeval bulan herşeye bedel bir cilve-i rahmetin kâfidir. Madem Sen varsın; Senin varlığına iman ile intisabını bilen ve sırr-ı İslâmiyetle o intisaba göre hareket eden insana herşey var. Fenâ ve zevâl, mevt ve adem bir perdedir, bir tazelenmektir, ayrı ayrı menzillerde gezmek hükmündedir” diye düşünüp, [B]tamamıyla o hırkatli, firkatli, hazîn, elîm, karanlıklı, dehşetli hâlet-i ruhaniye, sürurlu, neş’eli, lezzetli, nurlu, sevimli, ünsiyetli bir hâlete inkılâp etti.[/B] Lisanım ve kalbim, belki lisan-ı hal ile bütün zerrât-ı vücudum “Elhamdü lillâh” dediler. İşte, o cilve-i rahmetin binden bir cüz’ü şudur ki: Ben o hüzüngâhım olan dereden ve o hüzün-engiz hâletten, Barla’ya döndüm. Baktım ki, Kuleönlü Mustafa namında bir genç, benden ilmihâle ait, abdest ve namaza dair birkaç meseleyi sormak için gelmiş. O vakit misafirleri kabul etmediğim halde, onun ruhundaki ihlâs ve ileride Risale-i Nur’a edeceği kıymettar hizmeti [SUP][B][SUP][B]HAŞİYE-1[/B][/SUP] [/B][/SUP] güya hiss-i kablelvuku ile ruhum o gencin ruhunda okudu; onu geriye çevirmedim, kabul ettim. [SUP][B][SUP][B]HAŞİYE-2[/B][/SUP] [/B][/SUP] Sonra tebeyyün etti ki, Risale-i Nur hizmetinde ve benden sonra hayrülhalef olarak, bir vâris-i hakikî vazifesini tam yerine getirecek olan Abdurrahman yerine, Cenâb-ı Hak Mustafa’yı nümune olarak bana göndermiş ki, “Senden bir Abdurrahman aldım; mukabilinde, bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman, o vazife-i diniyede sana hem talebe, hem biraderzade, hem evlâd-ı mânevî, hem kardeş, hem fedakâr arkadaş vereceğim.” Evet, lillâhilhamd, otuz Abdurrahman’ı verdi. O vakit dedim: “Ey ağlayan kalbim! Madem bu nümuneyi gördün ve onunla o mânevî yaraların en mühimini tedavi etti. Sair bütün seni müteessir eden yaraları da tedavi edeceğine kanaatin gelmelidir.” İşte, ey benim gibi ihtiyarlık zamanında gayet sevdiği evlâdını veya akrabasını kaybeden ve beline yüklenmiş ihtiyarlığın ağır yüküyle beraber firaktan gelen ağır gamları da başına yüklenen ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Benim vaziyetimi, anladınız ki, sizinkinden çok şiddetli iken, madem böyle bir âyet-i kerime tedavi etti, şifa verdi. Elbette, Kur’ân-ı Hakîmin eczahane-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifa verecek ilâçları vardır. Eğer iman ile ona müracaat edip ve ibadetle o ilâçları istimal etseniz, belinizde ve başınızdaki o ihtiyarlığın ve gamların ağır yükleri gayet hafifleşecektir. Bu mebhasın uzun yazılmasının sırrı ise, merhum Abdurrahman’a ziyade dua-yı rahmet ettirmek düşüncesidir; sizi usandırmasın. Hem sizi belki ziyade müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş, elîm bir surette size göstermekten maksadım, Kur’ân-ı Hakîmin kudsî tiryakı ne derece harikulâde bir ilâç ve parlak bir nur olduğunu göstermektir. [SIZE=2][SUP] [COLOR=#006400]1[/COLOR][/SUP][COLOR=#006400] : “Herşey helâk olup gidicidir—O’nun yüzü (Yani, Allah’ın zâtı ve herşeyin Allah’a bakan yüzü) müstesnâ. Hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88. [SUP]2[/SUP] : Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî. [SUP]3[/SUP] : “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129. [SUP]4[/SUP] : Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî. [SUP]HAŞİYE-1[/SUP] : İşte o Mustafa’nın küçük kardeşi olan Küçük Ali, kendi güzel, sıhhatli kalemiyle yedi yüzden ziyade Nur Risalelerini yazmakla, tamamıyla bilfiil bir Abdurrahman olduğu gibi, müteaddit Abdurrahman’ları da yetiştirdi. [SUP]HAŞİYE-2[/SUP] : Elhak, o yalnız kabule değil, belki istikbale lâyık olduğunu gösterdi. HAŞİYE Risale-i Nur’un birinci şakirdi Mustafa’nın istikbale liyakatine dair Üstadımın hükmünü tasdik eden bir hadise: Kurban arefesinden bir gün evvel Üstadım gezmeye gidecekti. At getirmek üzere beni gönderdiği zaman, Üstadıma dedim: “Sen aşağıya inme. Ben kapıyı arkasından örtüp odunluktan çıkacağım.” Üstadım “Hayır,” dedi. “Sen kapıdan çık” diyerek aşağıya indi. Ben kapıdan çıktıktan sonra kapıyı arkasından sürgüledi. Ben gittim, kendisi de yukarıya çıktı. Sonra yatmış. Bir müddet sonra Kuleönlü Mustafa, Hacı Osman’la beraber gelmişler. Üstadım hiç kimseyi kabul etmiyordu ve etmeyecekti. Hususan o vakit iki adamı beraber hiç yanına almaz, geri çevirirdi. Halbuki, bu makamda bahsedilen kardeşimiz Kuleönlü Mustafa, Hacı Osman‘la gelince, kapı güya lisan-ı hal ile ona demiş ki: “Üstadın seni kabul etmeyecek; fakat ben sana açılacağım” diyerek, arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafa’ya açılmış. Demek Üstadımın onun hakkında “Mustafa istikbale lâyıktır” diye söylediği sözü istikbal gösterdiği gibi, kapı da buna şahit olmuştur. Hüsrev (Evet) Hüsrev’in yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafa’yı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî [/COLOR][/SIZE] [B]Yirmi Altıncı Lem'a[/B] [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Mektubat
Mektubat 9. Ders - Madem ben garibim ve gurbetteyim..
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst