Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Mesleğimiz Ve Esaslari !!!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="GuLSerbeti" data-source="post: 5422" data-attributes="member: 19"><p><em><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">NOT: Metnin tamamı Risale-i Nur Külliyatındandır. Sayfa numaraları SÖZLER yayınevine göredir…</span></em></p><p> </p><p></p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">MESLEĞİMİZ VE MESLEĞİMİZİN ESASLARI HAKKINDA</span></em></strong></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">MUAZZEZ USTADIMIZIN</span></em></strong></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">BAZI BEYANLARI</span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nurun mesleği</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>olan mübareze etmemek ve ehl-i dünya ile uğraşmamak ve siyasete girmemek ve <u>yalnız lüzum-u kat'î olduğu zaman kısaca müdafaa etmek haricinde</u></em>, pek ziyade ve zararlı, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">mübarezekârâne ve siyasetvâri mahkemedeki okuduğunuz parçalar Nurlara çok zarar vermiş. Şualar – sahife : 472</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>benlik, enaniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinap ediyoruz. Elbette, burada, altı yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkikatınızla anlamışsınız ki, ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Sizleri o noktada şiddetle tekdir etmişim. "Benim haddimden fazla mevki vermeyiniz" diye sizden darılıyorum</em>. Yalnız, Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur hesabına, ben de onun bir şakirdi olmak haysiyetiyle, ona tasdikkârâne teslimi ve irtibatı, şâkirâne kabul ediyorum. <em>İşte bu derece enaniyetten ve benlikten, şan ve şeref namı altındaki riyakârlıktan kaçmayı düstur-u hareket ittihaz eden adamlara karşı ehl-i hükûmetin, ehl-i idare ve zabıtanın evhama düşmeleri ne kadar mânâsız ve lüzumsuz olduğunu divaneler de anlar</em>. Tarihçe-i Hayat – sahife :279</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Sandıklı tarafından, kemâl-i şevkle ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektubundan anladım ki, orada, perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensup adamları vasıta edip fütur veriyorlar. Halbuki </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz,</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>müsbet hareket etmektir. Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor.</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Hem, müşterileri de aramaya mecbur değiliz. Müşteriler yalvarmalı. O kardeşimiz, hakikaten hâlis ve tam sadık; kalemi gibi kalbi, ruhu da güzel; fakat birden herşeyi mükemmel ister, onun için bıraz sıkıntı çeker. Mümkün olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem mübtedi' hocalara mübareze kapısını açmasın. İnşaallah Cenab-ı Hak onu muvaffak eder. O mıntıkada kendi gibi hâlis rükünleri bulur; belki de bulmuş. Kastamonu Lhk - sahife:195</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Aziz kardeşlerim,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Bu defa yazılarınızda İhlâs Risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki, </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz,</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>sırr-ı ihlâsa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için, hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabet ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hâlâttan tecerrüt etmeye </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz itibarıyla</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> mecburuz</em>. Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanların hücumuna mâruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. Kastamonu Lhk sahife:198 </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Evet, </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">, <em>ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir.</em> Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var. Kastamonu Lhk sahife:200 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Hâmisen: </em>Mücahidlerin üstadı ve efelerin hakikî bir nâsihi ve Risale-i Nur'un hâlis muhlis bir şakirdi olan Hasan Âtıf kardeşim,Senin uzun ve tesirli ve ehemmiyetli mektubun içindeki edîbâne, gayet ince hissiyatın ve sana mahsus lâtif tâbiratın hoşuma gitti. Kardeşim, mübtedi'lerin ve hodfuruşların ve mülhidlerin ilişmelerinden teessüratın beni, senin hesabına müteessir etti. Evvelce size yazdığım mektup, inşaallah o teessüratı izale eder. </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur'un mesleği ise</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">, <em>vazifesini yapar, Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir; kabul ettirmek, Cenab-ı Hakkın vazifesidir. </em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Hem, kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen o havalideki bir tek Âtıf'ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir</em>. Merak etme. Hem, mümkün olduğu kadar hariçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, bu atâlet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maişet iptilâsı zamanında cüz'î bir iştigal de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakiyetsiz mağlûbiyet yok! Risale-i Nur'un her tarafta galibâne fütuhatı var. Kastamonu Lhk sahife:210</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Aziz, sıddık kardeşlerim, </span></span></p><p><em><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">[Hem mânevî, hem maddî bir kaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevaptır.]</span></span></em></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Sual: </em>Neden, ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirtlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men ediyorsun? Halbuki, eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neşredeceklerdi; hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Elcevap:</em> Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Mesleğimizin esası</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>olan ihlâs bizi men ediyor. Çünkü, bu gaflet zamanında, hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor. Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbirşeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır</em>. Emirdağı Lhk1 – sahife :3</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Aziz, sıddık kardeşlerim,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Nur-u Muhammedîye ve Sahabeye bakan dört sayfa çok güzeldir. Âhirinde, Risale-i Nur'a ve dolayısıyla bize bakan kısımlar, Hasan Feyzi'nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir kasidesinde Risale-i Nur'un hakikatini ve şahs-ı mânevisini murad etmiş. Yine tadile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim halde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyadedir diye titredim. Fakat madem şakirtleri şevke ve gayrete getiriyor, size havale ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizin </span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>muktezası olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enaniyet noktalarını nazara alınız</em>; münasip gördüğünüz kelimeleri tadil ediniz. Bu fütur zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz. Emirdağı Lhk1 – sahife :105</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Aziz, sıddık kardeşlerim,</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Size dört meseleyi beyan etmek kalbime ihtar edildi:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Birincisi: </em>Hem lisan-ı hal, hem lisan-ı kal ile ve başka tezahüratlarla sorulan bir suale cevaptır.Deniliyor ki: "Madem Risale-i Nur hem kerametlidir, hem tarikatlerden ziyade iman hakikatlerinin inkişafında terakki veriyor ve sadık şakirtleri kısmen bir cihette velâyet derecesindeler. Neden evliyalar gibi mânevî zevkler ve keşfiyatlara ve maddî kerametlere mazhariyetleri görülmüyor; hem onun talebeleri de öyle şeyler aramıyorlar? Bunun hikmeti nedir?" </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Elcevap:</strong><em>Evvelâ: </em><em>Sebebi, sırr-ı ihlâstır. Çünkü, dünyada muvakkat zevkler, kerametler tam nefsini mağlûp etmeyen insanlara bir maksat olup, uhrevî ameline bir sebep teşkil eder, ihlâsı kırılır. Çünkü amel-i uhrevî ile dünyevî maksatlar, zevkler aranılmaz; aranılsa, sırr-ı ihlâsı bozar.</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Saniyen: </em>Kerametler, keşfiyatlar, tarikatta sülûk eden âmi ve yalnız imanı taklidî bulunan ve tahkik derecesine girmeyenlere, bazan zayıf olanları takviye ve vesveseli şüphelilere kanaat vermek içindir. Halbuki Risale-i Nur'un imanî hakikatlerine gösterdiği hüccetler, hiçbir cihette vesveselere meydan vermediği gibi, kanaat vermek cihetinde kerametlere, keşfiyatlara hiç ihtiyaç bırakmıyor. Onun verdiği iman-ı tahkikî, keşfiyat, zevkler ve kerametlerin çok fevkinde olmasından, <em>hakikî şakirtleri, öyle keramet gibi şeyleri aramıyorlar.</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Salisen: </em>Risale-i Nur'un bir esası, kusurunu bilmekle mahviyetkârane yalnız rıza-yı İlâhî için rekabetsiz hizmet etmektir. Halbuki keramet sahipleri ve keşfiyattan zevklenen ehl-i tarikatın mâbeynindeki ihtilâf ve bir nevi rekabet ve bu enaniyet zamanında, ehl-i gafletin nazarında, onlara sû-i zan edip, o mübarek zatları, benlik ve enaniyetle itham etmeleri gösteriyor ki, Risale-i Nur'un şakirtleri, şahsı için keramet ve keşfiyatlar istememek, peşinde koşmamak lâzım ve elzemdir.</span></span></p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Hem onun mesleğinde şahsa ehemmiyet verilmiyor. Şirket-i mâneviye ve kardeşler birbirinde tefâni noktasında Risale-i Nur'un mazhar olduğu binler keramet-i ilmiye ve intişar-ı hizmetteki teshilât ve çalışanların maişetindeki bereket gibi ikrâmât-ı İlâhiye umuma kâfi gelir; daha başka şahsî kemâlât ve kerameti aramıyorlar. </span></span></em></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Rabian: </em>Dünyanın yüz bahçesi, fâni olmak haysiyetiyle, âhiretin bâki olan bir ağacına mukabil gelemez. Halbuki, hazır lezzete meftun kör hissiyât-ı insaniye, fâni, hazır bir meyveyi, bâki, uhrevî bir bahçeye tercih etmek cihetiyle, nefs-i emmare bu hâlet-i fıtriyeden istifade etmemek için <em>Risale-i Nur şakirtleri ezvak-ı ruhaniyeyi ve keşfiyat-ı mâneviyeyi dünyada aramıyorlar</em>.Risale-i Nur şakirtlerine bu noktada benzeyen eskiden bir zat, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları halde, maişet müzayakası yüzünden haremi, demiş zevcine: "İhtiyacımız şedittir."Birden, altından bir kerpiç yanlarında hazır oldu. Haremine dedi: "İşte Cennetteki bizim kasrımızın bir kerpicidir." Birden o mübarek hanım demiş ki: "Gerçi çok muhtacız ve âhirette de çok böyle kerpiçlerimiz var; fakat fâni bir surette bu zayi olmasın, o kasrımızdan bir kerpiç noksan olmasın. Dua et, yerine gitsin; bize lâzım değil." Birden yerine gitti, Keşifle gördüler diye rivayet edilmiş.İşte bu iki kahraman ehl-i hakikat, <em>Risale-i Nur şakirtlerinin dünyaya ait ezvak-ı kerametlere koşmadıklarına bir hüsn-ü misaldir</em>. Emirdağı Lhk1 – sahife :82 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Gerçi umur-u uhreviyede hırs ve kanaatsizlik bir cihette makbuldür. Fakat </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>ve hizmetimizde, bazı ârızalarla, inkisar-ı hayal cihetiyle, şükür yerine, meyusiyetle şekvâ etmeye sebep olur; belki de hizmetten vazgeçer</em>. Onun için, mesleğimizde kanaat, daima şükrü ve metaneti ve sebatı netice verdiği için, ihlâs dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatle mükellefiz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Meselâ, Risale-i Nur hizmetiyle Isparta ve civarında binler ehl-i imana fevkalâde kuvvet-i imaniyeyi temin etmek olan bu netice, bizim fevkalâde hizmetimize kâfidir. On kutup derecesinde biri çıksa, bin adamı derece-i velâyete sevk etse, yine bu neticeyi aşağıya düşürtmez. Nurun hakikî şakirtleri, bu gibi neticelere kanaat ediyorlar. O büyük kutbun müridlerinin kanaat-i kalbiyelerini temin eden üstadlarının fevkalâde makamı ve meselelerde hükümleri yerine, Risale-i Nur'un sarsılmaz hüccetleri, o müridlerinin kanaatlerinden çok ziyade şakirtlerine kanaat verdiği gibi, bu hâlet ve itikad başkasına da sirayet eder, menfaat verir. O müridlerin kanaati ise, hususî ve şahsî kalır. Emirdağı Lhk1 – sahife :85 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Saniyen: </em>Bu defaki müteaddit tesirli ve sürurlu ve müjdeli mektuplarınıza karşı, bir kitap kadar cevap vermek lâyık iken, vaktin müsaadesizliğiyle en kısa cevabımdan gücenmeyiniz. En başta, kahramanlar yatağı olan Sav Köyünün ehemmiyetli bir talebesi olan Ahmed'in mektubunda öyle bir mesele gördüm ki, beni sürur yaşlarıyla ağlattırdı. Cenab-ı Hakka yüz binler şükür olsun. Risale-i Nur'un tamam kıymetini, o köyün mübarek valideleri, hanımları tamam anlamışlar. O mübarek hanımların, kıymettar ve hâlis âhiret hemşirelerimin, Risale-i Nur'un intişarına gösterdikleri fedakârlık, beni ve bizi kemâl-i sürurdan ağlattırdı.<em>Zaten Risale-i Nur'un</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğindeki</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>en mühim bir esası şefkat olduğundan ve şefkat madenleri de hanımlar olduğundan, çoktan beri beklerdim ki, kadınlar âleminde Risale-i Nur'un mahiyeti anlaşılsın</em>.Elhamdü lillâh, bu havalide de, bu yakında erkeklerden ziyade bir iştiyak ve faaliyetle buradaki hanımlar tam çalışıyorlar, Savlı mübareklerin hemşireleri olduklarını gösteriyorlar. Bu iki tezahür bu zamanda bir fa'l-i hayırdır ki, o şefkat madenlerinde Risale-i Nur parlayacak, fütuhat yapacak. Kastamonu Lhk sahife:65</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ben, senin içtihadında hatâ var diyenlere ve isbat edenlere teşekkür edip ruh u canla minnetdarım. Fakat, şimdiye kadar o içtihadımı tamamiyle kanaatla tam tasdik edenler, binler ehl-i îman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda kudsî bir teselliye muhtaç olduğum bir hengâmda sırf ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur ile muhafaza niyet-i hâlisasiyle ve Necmeddin-i Kübrâ, Muhyiddin-i Arab gibi binler ehl-i işârât gibi cifrî ve riyazî hesabiyle beyan edilen bir müjde-i işariye-i Kur'aniyeyi kendine gelen bir kanaat-ı tâmme ile, hem mahrem tutulmak şartiyle beyan ettiğim ve o içtihadımda en muannid dinsizlere de isbat etmeğe hazırım, dediğim halde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetva verilebilir, hangi fetvayı buluyorlar?! Ben herşeyden vazgeçerim, fakat adalet-i İlâhiyyenin huzurunda bu dehşetli gıybete karşı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-ı Âlem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesini muhafaza için hayatını ve herşey'ini fedâ eden bir mazlûmun şekvası, elbette cevabsız kalmayacak!</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı Şerifte bana ve hâlis kardeşlerime verdiği endişe ve telâşı, hak-perestlik damariyle, büyüklere lâyık ulûvv-u cenabla, enaniyet-i taassubkârânesini hakikata ve insafa feda edip tâmire çalışmasıdır; müşfik ve munsıf bir hoca tavriyle, kusurumuz varsa bize lütufkârâne ihtar ve îkazdır. Cenâb-ı Hak, Settâr-ül-Uyûbdur, hasenat seyyiata mukabil gelse, afveder. İman hizmetinde yüzbinler insanın îmanını tahkikî yapmak hasenesine karşı benim gibi bir bîçârenin hüsn-ü niyetle kuvvetli emarelerle inayet-i İlâhiyyeden tasavvur ettiği bir müjde-i Kur'aniyenin tefehhümünde bir yanlış, belki yüz yanlış varsa da, o hasenata karşı gelemez, setr-i uyûb perdesini yırtamaz!... Her ne ise.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Bu mes'ele yalnız şahsıma taallûk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona minnettar olurdum. Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle olabileceğini kat'î kanaatımız olduğu gibi, yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesleğe itâate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat garaz ve inad ve bir nevi taassub-u meslekiyeyi ihsas eden ve esrar-ı mestûreyi işaa suretinde gelen îtiraz ve ayıblara karşı Eski Said (R.A.) lisaniyle derim: İşte meydan! En müteassıb ulemadan ve en büyük velîden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nurdaki dâvaları isbat etmeğe hazırım ve hem de isbat etmişim ki, benim mahvıma ve îdamıma mütemadiyen çalışan zındık feylesoflar ve mülhidler, o dâvaları cerhedemiyorlar ve edememişler!</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Hem bütün hayatımda delilsiz dâvaları zikretmediğim, sizin gibi eski ve yeni arkadaşlarım biliyorlar. Bâhusus, Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyandan aldığım bir kuvvetle Avrupa feylesoflarına Risale-i Nur meydan okur. Risale-i Nur bu zamanda medar-ı nazar bir hâdise-i Kur'aniye olduğundan, bir iki işaret değil, belki benimle beraber Risale-i Nur şâkirdleri tarafından istihraç edilen beş risalede yazılan işaretler, bir cihette bine yaklaşıyor. Bin incecik saçlar dahi toplansa kuvvetli bir ip olduğu gibi, sarahata yakın bir delâlet oluyor. Vahdet-i mes'ele cihetiyle o işaretler birbirine kuvvet verir. Bâzı işârâtı zaif görmekle onu inkâr etmek, insafa, hakperestliğe muvafık olamaz. İnkâr eden mâzur olamaz. Hususan, lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu zamanda ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı ağlattıracak bir hâdise-i elîmedir. Emirdağı Lhk1 – sahife :55</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">* * * *</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Aziz, dikkatli kardeşim,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden </span></em><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz itibarıyla</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>cidden kaçıyoruz. Hususan acip bir riyakârlık olan şöhretperestlik ve câzibedar bir hodfuruşluk olan tarihlere şâşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nurun bir esası ve mesleği olan</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> ihlâsa zıttır ve münafidir. Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz. Yalnız Kur'ân'ın feyzinden gelen ve i'câz-ı mânevîsinin lemeatı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur'un revacını ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir mânevî kerâmâtını ve iman noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz</em> Emirdağı Lhk1 – sahife :180 </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Çok aziz ve sıddık, kahraman Sabri,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Cenab-ı Hak, Galip Bey gibi çok fedakârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zat, garpta, aynı şarkta Hulûsi Bey gibi imana hizmet ediyor. Tarikat cihetiyle ehl-i imanı dalâletten çekmeye çalışıyor. Bu zat, eskiden beri Risale-i Nur'u görmeden </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nur mesleğinde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> hareket etmeye çalışmış. Sonra Nurlarla münasebeti kuvvetleştiği zaman, daha ziyade hizmet edebilir. Fakat </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nurun mesleği</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esastır; tarikate ikinci, üçüncü derecede bakar</em>. Galip kardeşimiz, Alevîler içinde Kadirî, Şâzelî, Rüfâî tarikatlerinin bir hülâsasını sünnet-i seniye dairesinde Hulefa-yı Râşidîn, Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek şartıyla, muhabbet-i Âl-i Beyt dairesinde bir tarikat dersi vermesini düşünüyor. Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid'alardan muhafaza etmek hesabına ehemmiyetli üç dört faydası var:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Birincisi: </em>Alevîleri başka fena cereyanlara kaptırmamak ve müfrit Râfizîlik ve siyasî Bektaşîlikten bir derece muhafaza etmek için ehemmiyetli faydası var.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>İkincisi:</em> Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt ruhunda esas oldukça, Peygamber ve Âl-i Beytin adavetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vasıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. Böylelerini daire-i sünnete tarikat namına çekmek büyük bir faydadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Hem bu zamanda, ehl-i imanın vahdetine çok zarar veren bazı siyasî cereyanlar Alevîlerin fıtrî fedakârlıklarından istifade edip kendilerine âlet etmemek için Nur dairesine çekmek büyük bir maslahattır. <em>Madem Nur şakirtlerinin üstadı İmam-ı Ali Radıyallahu Anh'tır ve</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nur'un mesleğinde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>hubb-u Âl-i Beyt esastır</em>; elbette hakikî Alevîler kemâl-i iştiyakla o daireye girmeleri gerektir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid'alar zamanında çok müşkilât bulunduğundan, Nur dairesi </span></em><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">hakikat mesleğinde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> gidip, tarikatlerin faydasını temin eder diye o kardeşimize Ramazanını tebrik ve selâmımla beraber yazınız. O da bize dua etsin.</em> . Emirdağı Lhk1 – sahife :223</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur'un mesleğindeki</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> sırr-ı ihlâs; iman, Kur'ân hakikatlerinden başka hiçbir şeye âlet, tâbi olmadığı; hem müşterileri aramak değil, belki müşteriler hakikî ihtiyacını hissedip ve yarasının tedavisi için Risale-i Nur'u aramasının lüzumu; halbuki gönderilecek o mübarak merkezler, şimdilik Nurlara hakikî ihtiyacını değil, belki âlem-i İslâmın hayat-ı dîniyesine ait cihetlerinden düşünmeye mecbur olması; hem </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nur mesleğinde</span></strong></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"> benlik ve gösteriş bir nevi şöhretperestlik, merdud olduğundan, bu enaniyet zamanında insanlara kendini satmaya çalışmak ve beğendirmek, bir anda Nur şakirtleri böyle büyük bir imtiyaz gibi bu eserlerle meşhur mevkilere kendilerini göstermek bir nevi gösteriş olması cihetiyle, kader-i İlâhî, Nur şakirtlerini tam ihlâsın muhafazası için şimdilik müsaade etmiyor. Emirdağı Lhk1 – sahife :238 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">en yüksek</span></strong><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleği </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için, Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telâkki ediyorlar. O şahs-ı mânevînin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîde bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar</span></em></span><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">. Emirdağı Lhk1 – sahife :246 </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * * </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Eğer Mehdîlik dâvâ etse, bütün şakirtleri kabul edecekler." Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beytten olacaktır. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali'nin (r.a.) bir veled-i mânevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed Aleyhisselâm bir mânâda hakikî Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de Âl-i Beytten sayılabilirim. Fakat bu zaman şahs-ı mânevî zamanı olmasından ve </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Nurun mesleğinde</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsî makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlâsa tam muhalif olmasından, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsî ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum</em>" dedim, o ehl-i vukuf sustu. . Emirdağı Lhk1 – sahife :247</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Beşincisi: </em>Şöyle ki, ben </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur mesleğinin esası</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyla, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, hattâ beddua edemiyorum. Hattâ, en şiddetli garazla bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de mukabeleden beni o şefkat men ediyor</em>. Çünkü o zâlim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî ve mânevî darbe gelmemek için, o dört mâsumların hatırına binaen, o zâlim gaddara ilişmiyorum, bazan helâl ediyorum.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki, idare ve âsâyişe kat'iyen ilişmediğimiz gibi, bütün arkadaşlarımıza da o derece tavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki, "Bu Nur şakirtleri mânevî bir zabıtadır, idare ve âsâyişi muhafaza ediyorlar" dedikleri ve bu hakikate binler şahit ve yirmi sene hayatıyla tasdik ve binler şakirtlerin de zabıtaca hiçbir vukuat kaydetmemesiyle tasdik ve teyid ettikleri halde, o biçare adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde birşey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan bir adam gibi, hattâ Kur'ân'ı ve başındaki levhalarını evrak-ı muzırra gibi toplamak, acaba dünyada hangi kanun buna müsaade eder</em>. . . Emirdağı Lhk1 – sahife :258</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Biz, dini siyasete âlet değil, belki rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">esas mesleğimiz</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki, üç senedir üç çuvaldan ziyade dosyalarımızı garazkârâne tetkik ettikleri halde bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdanî hükümlerine de bir bahane bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu. <em>Evet, biz dini siyasete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı, bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat'iye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebep olsun</em>.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Emirdağı Lhk 2 – sahife:12</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Biz Nur talebeleri, o cebbar gaddarlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. <em>Fakat İslâmiyetin asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin mâsum çoluk çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale-i Nur'un bizlerde husule getirdiği kuvvetli şefkat itibarıyla ve Kur'ân-ı Hakîmin bizleri maddî mücadeleden men edip elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizin icabı</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>olan âsâyişi temin etmek esasıyla, o zâlimlere ma ddeten masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır</em>. Emirdağı Lhk 2 – sahife:22 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">* * * *</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Konuşan yalnız hakikattir</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Risale-i Nur'da ispat edilmiştir ki, bazen zulüm içinde adalet tecellî eder. Yani, insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme mâruz kalır, başına bir felâket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vâkıa adaletin tecellîsine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan o kimseyi bu defa bir zâlim eliyle cezaya çarptırır, felâkete düşürür. Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellîsidir.Ben şimdi düşünüyorum. Yirmi sekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zâlimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu niçin tahakkuk ettiremiyorlar? Çünkü hakikat-i halde böyle birşey yoktur.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı meseleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor, beni tazyik ediyor, türlü türlü işkencelere mâruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum. Yirmi sekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnad ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihayet kendileri de anladılar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Onlar bu ithamı kasten mi yaptılar, yoksa bir vehme mi kapıldılar? İster kasıt olsun, ister vehim olsun, ben böyle bir suçla münasebet ve alâkam olmadığını kemâl-i kat'iyetle yakinen ve vicdanen biliyorum. Dini siyasete âlet edecek bir adam olmadığımı bütün insaf dünyası da biliyor. Hattâ beni bu suçla itham edenler de biliyorlar. O halde neden bana bu zulmü yapmakta ısrar edip durdular? Neden ben suçsuz ve mâsum olduğum halde böyle devamlı bir zulme, muannid bir işkenceye mâruz kaldım? Neden bu musibetlerden kurtulamadım? Bu ahval adalet-i İlâhiyeye muhalif düşmez mi?</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir çeyrek asırdır bu suallerin cevaplarını bulamıyordum. Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakikî sebebini şimdi anladım. Ben kemâl-i teessürle söylüyorum ki, benim suçum, hizmet-i Kur'âniyemi maddî ve mânevî terakkiyatıma, kemâlâtıma âlet yapmakmış.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Şimdi bunu anlıyorum, hissediyorum, Allah'a binlerle şükrediyorum ki, uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddî ve mânevî kemalât ve terakkiyatıma ve azaptan ve Cehennemden kurtulmama ve hattâ saadet-i ebediyeme vesile yapmaklığıma, yahut herhangi bir maksada âlet yapmaklığıma mânevî gayet kuvvetli mânialar beni men ediyordu. Bu derunî hisler ve ilhamlar beni hayretler içinde bırakıyordu. Herkesin hoşlandığı mânevî makamatı ve uhrevî saadetleri a'mâl-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men ediliyordum. Rıza-yı İlâhîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi. Çünkü şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bir tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'ân dersi vermek lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat de bu zamanda, bu şerait dahilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî ve dünyevî, maddî ve mânevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yoksa komitecilik ve cemiyetçilikten tevellüd eden dehşetli dinsizlik şahsiyet-i mâneviyesine karşı çıkan bir şahıs, en büyük mânevî bir mertebede bulunsa, yine vesveseleri bütün bütün izale edemez. Çünkü imana girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki: "O şahıs, dehâsıyla, harika makamıyla bizi kandırdı." Böyle der ve içinde şüphesi kalır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Allah'a binlerce şükürler olsun ki, yirmi sekiz senedir dini siyasete âlet ithamı altında, kader-i İlâhî, ihtiyarım haricinde, dini hiçbir şahsî şeye âlet etmemek için beşerin zâlimâne eliyle mahz-ı adalet olarak beni tokatlıyor, ikaz ediyor; "Sakın" diyor, "iman hakikatini kendi şahsına âlet yapma-tâ ki, imana muhtaç olanlar anlasınlar ki, yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhamı, şeytanın desiseleri kalmasın, sussun." </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İşte, Nur Risalelerinin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalblerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur, başka bir şey değildir. Risale-i Nur'un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîğane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur. Said yoktur. Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Madem ki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Âdil kadere de derim ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Ben senin bu şefkatli tokatlarına müstahak idim. <em>Yoksa herkes gibi gayet meşru ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim, maddî-mânevî füyûzât hislerimi feda etmeseydim, iman hizmetinde bu büyük mânevî kuvveti kaybedecektim. Ben maddî ve mânevî herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">benim maddî ve mânevî herşeyden ferağat mesleğimden</span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman'"> ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.</span></em></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, ezâ ve cefâlara mâruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helâl etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellîlerine akıl erdiremeyerek bizim dâvâmıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize ezâ ve cefâ edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur'a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim.Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü'z-Zehranın Risale-i Nur talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Emirdağı Lhk 2 – sahife:69</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><u>BİRİNCİ NÜKTE:</u>Bidayet-i zuhur-u İslâmiyette muannid ve kitapsız kâfirlerin ve nifaka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı âhirde bir nazîresi çıkacağını ders-i Kur'ânîden gelen bir sünuhat ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri izah ile en ince nükteleri beyan etmi<em>ş</em>; fakat mütalâacıların zihnini bulandırmamak için mahiyet-i mesleklerini ve istinat noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş. Zaten </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur'un mesleği </span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sair ulemaya muhalif olarak, muarızların şüphelerini zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Said, bu tefsirde, Risale-i Nur gibi, zihinleri bulandırmamak için yalnız belâgat noktasında lâfzın delâletine ve işârâtına ehemmiyet vermiş</em>. İşarat-ül İ’caz – sahife:6</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Bediüzzaman'ın evinde bugün bir lâmbası bile yok. İşte o herşeyi terk ederek yalnız ve yalnız dine hizmet için çalışmıştır. Elbette âlem-i İslâm yakında böyle bir zatı eserleriyle tanıyacaktır" diye Ali Ekber Şah gibi bir İslâm âlimi ve mütefekkirinin takdir ve tahsinine mazhar olan; ve şimdi Demokrat milletvekillerinden bazıları, <em>"Bediüzzaman'ın Nur risalelerini okuyan, ders alan ve o eserleri neşreden Nur talebeleri bu hizmetleriyle bu memlekette komünistliğin yayılmasına sed oldular. Madem hükûmetimiz komünizmin aleyhindedir. Öyleyse, Nurculara o hizmetlerinden dolayı minnettardır" diye milletvekillerince dahi hizmeti takdir edilen; ve serâpâ bütün Risale-i Nur eczaları her bir nüshası, binler kelime ve cümleleriyle o zatın mahiyetine, hizmetine, yirmi beş yıllık faaliyetine ve neşriyatının küllî faydalarına şehadet ve işaret ettikleri bir zat; evet, işte o acz ve fakr dersini </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">kendisine meslek edinen</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> ve talebelerine ders veren bir zat, hakikat-i halde yukarıda bir derece arz ettiğimiz o küllî hizmetlerinin neticesinde talebelerinin ve bütün ehl-i imanın en büyük medh ü senâlarına, hürmet ve muhabbetlerine en lâyık, en elyak ve kabul etmesi hakkı iken, bilâkis o aziz zat, kendisini ziyarete gelenlere ve Risale-i Nur eserlerini okuyup o eserleri ilim ve iman hakikatleri dersinde, asrın bütün ilim ve ispatları üstünde görerek hayran kalanların en samimî hürmet ve senâlarından mütemadiyen kaçınmış ve müteaddit mektuplarında, "Ben de sizin bu ders-i Kur'âniyede bir ders arkadaşınızım. Ben en ziyade muhtaç ve fakir olduğumdan bu kudsî hakikatler en evvel bana ihsan edilmiştir. Ben makam sahibi değilim. Ben kendimi beğenmiyorum. Beni beğenenleri de beğenmiyorum. Kardeşlerim, sizi bütün bütün kaçırmamak için nefsimin gizli çok kusurlarını söylemiyorum" diye kendisine yapılan medihleri ve hürmetleri reddetmiş. Ve gaye-i hayatını yalnız hakaik-i i maniyenin neşrine hizmet bilmiş. Dünyevî bütün menfaatleri o hizmeti uğrunda feda etmiş. </em>Emirdağı Lhk 2 – sahife:122</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">* * * * *</span></span></p><p><em><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yazıları beş vecihle iftira ve yalan olduğunu gördüğüm bir gazeteyi bana okudular. Böyle iftiraların hem Isparta'ya, hem neşredenlere büyük zararı var.</span></span></em></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Birinci yalan: </em>Nur Risalelerini okuyanlara mürid ve tarikat diye beni tarikat dersi vermekle itham ediyor. Halbuki beni tanıyanlar biliyorlar ki, mahkemelerde de sabit olduğu gibi, <em>ben tarikat dersi değil, imanın, Kur'ân'ın hakikatlerini ders veriyorum. Dersimi dinleyenlere Nur talebesi denir. </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Mesleğimiz tarikat değil</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>, imanın hakikatleridir</em>. Emirdağı Lhk 2 – sahife:169</span></span></p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Vasiyetnamenin Haşiyesidir</span></span></em></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Üstadımız âhir ömründe insanların sohbetinden men edildiği cihetle anladı ki:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">"<em>Bu zamanda şahsiyet cihetiyle insanlara zarar verecek haller var. </em></span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur'un mesleğindeki</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em> âzamî ihlâs için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır</em>. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur'a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler." Emirdağı Lhk 2 – sahife:176 * * * * * * <em>Said Nursî</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Emirdağı Lhk 2 – sahife:176</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">"Senin bu vaziyetin nedir?" diye soruldu. "Madem milyonlar kadar arkadaşların var; neden bunların hatırlarını muhafaza etmiyorsun?"</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Cevaben dedi: "<em>Madem</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz âzamî ihlâstır</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">; <em>değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse, bâki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek âzamî ihlâsın iktizasıdır. Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur'ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine 'Defteri çıkar' diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur'ân'ın bir harfinin, bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş ruhunun kurtulmasına tercih etmiş." </em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">O kardeşimize sorduk: "Bu acip ihlâsı nereden ders almışsın?" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Demiş: İki noktadan...</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><em>Birisi</em></strong><em>: </em>Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek'at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve canımızla ittibâ ediyoruz.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><em>İkincisi</em></strong><em>:</em> Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelûtiyenin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum mânâsı hâtırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">İşte bu biçare, ömrü bu zamanda hodfuruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de, hem sebeb-i hilkat-ı âlemden, hem kahraman-ı İslâmdan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur'ân'ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek, Kur'ân'ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş. ." <em>Said Nursî</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Emirdağı Lhk 2 – sahife:217</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Evet, onlar mesleklerinin içyüzünü görememişler. Hem, hakikat-i meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası odur ki, yazılmış herbir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı mâkul</span></span><a href="http://mk:@MSITStore:C:\RİSALE-İ%20NUR%20KÜLLİYATI\Risale-i%20Nur%20Külliyatı.chm::/wwwroot/turkish/nurlar-tr/c-lemalar/hasiyeler/0675h.html#HAŞİYE2" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #0000ff">HAŞİYE 2</span></span></span></a><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"> hülâsa-i mezhepleri ve mesleklerinin lâzımı ve zarurî muktezası olduğunu gayet bedihî ve kat'î burhanlarla, şüphesi olanlara tafsilen beyan ve ispat etmeye hazırım. </span></span></p><p><a href="http://mk:@MSITStore:C:\RİSALE-İ%20NUR%20KÜLLİYATI\Risale-i%20Nur%20Külliyatı.chm::/wwwroot/turkish/nurlar-tr/c-lemalar/hasiyeler/0675h.html#HAŞİYE2" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #0000ff">HAŞİYE 2</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu risalenin sebeb-i telifi, gayet mütecavizâne ve gayet çirkin bir tarzla, hakaik-i imaniyeyi tezyif edip, bozulmuş aklı yetişmediği şeye hurafe deyip, dinsizliği tabiata bağlayarak, Kur'ân'a hücum edilmesidir. O hücum ise şiddetli bir hiddeti kalbe verdi ki,şiddetli ve galiz tokatları o mülhidlere ve haktan yüz çeviren bâtıl mezheplilere yedirdi. Yoksa, </span></span><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Risale-i Nur'un mesleği</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir. Lemalar – sahife :182</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>Zaten</em> </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizin esası</span></strong><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">uhuvvettir</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">. <em>Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer</em>. </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">Mesleğimiz halîliye</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü'l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.</em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur'âniye olan şu </span></em><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimizden </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.</span></em></span><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <span style="font-size: 12px">Lemalar – sahife :</span>168</span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Fakat </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">meslek-i hakikate</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar Lemalar – sahife :</span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'">168</span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Evet, eğer </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"> <em>şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Faka</em>t </span><strong><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'">mesleğimiz uhuvvettir</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder. Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor. </em>Lemalar – sahife :</span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'">168</span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p>--------------------</p><p>e-mailden cikti,alintidir... </p><p>emegi gecenlerden Allah razi olsun...</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="GuLSerbeti, post: 5422, member: 19"] [I][FONT=Franklin Gothic Medium]NOT: Metnin tamamı Risale-i Nur Külliyatındandır. Sayfa numaraları SÖZLER yayınevine göredir…[/FONT][/I] [CENTER][B][I][FONT=Franklin Gothic Medium]MESLEĞİMİZ VE MESLEĞİMİZİN ESASLARI HAKKINDA[/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Franklin Gothic Medium]MUAZZEZ USTADIMIZIN[/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Franklin Gothic Medium]BAZI BEYANLARI[/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nurun mesleği[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]olan mübareze etmemek ve ehl-i dünya ile uğraşmamak ve siyasete girmemek ve [U]yalnız lüzum-u kat'î olduğu zaman kısaca müdafaa etmek haricinde[/U][/I], pek ziyade ve zararlı, [/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]mübarezekârâne ve siyasetvâri mahkemedeki okuduğunuz parçalar Nurlara çok zarar vermiş. Şualar – sahife : 472[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]benlik, enaniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinap ediyoruz. Elbette, burada, altı yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkikatınızla anlamışsınız ki, ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Sizleri o noktada şiddetle tekdir etmişim. "Benim haddimden fazla mevki vermeyiniz" diye sizden darılıyorum[/I]. Yalnız, Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur hesabına, ben de onun bir şakirdi olmak haysiyetiyle, ona tasdikkârâne teslimi ve irtibatı, şâkirâne kabul ediyorum. [I]İşte bu derece enaniyetten ve benlikten, şan ve şeref namı altındaki riyakârlıktan kaçmayı düstur-u hareket ittihaz eden adamlara karşı ehl-i hükûmetin, ehl-i idare ve zabıtanın evhama düşmeleri ne kadar mânâsız ve lüzumsuz olduğunu divaneler de anlar[/I]. Tarihçe-i Hayat – sahife :279[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Sandıklı tarafından, kemâl-i şevkle ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektubundan anladım ki, orada, perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensup adamları vasıta edip fütur veriyorlar. Halbuki [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz,[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]müsbet hareket etmektir. Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor.[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Hem, müşterileri de aramaya mecbur değiliz. Müşteriler yalvarmalı. O kardeşimiz, hakikaten hâlis ve tam sadık; kalemi gibi kalbi, ruhu da güzel; fakat birden herşeyi mükemmel ister, onun için bıraz sıkıntı çeker. Mümkün olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem mübtedi' hocalara mübareze kapısını açmasın. İnşaallah Cenab-ı Hak onu muvaffak eder. O mıntıkada kendi gibi hâlis rükünleri bulur; belki de bulmuş. Kastamonu Lhk - sahife:195[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]* * * * *[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Aziz kardeşlerim,[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Bu defa yazılarınızda İhlâs Risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki, [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz,[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]sırr-ı ihlâsa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için, hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabet ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hâlâttan tecerrüt etmeye [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz itibarıyla[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] mecburuz[/I]. Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanların hücumuna mâruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. Kastamonu Lhk sahife:198 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Evet, [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman], [I]ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir.[/I] Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var. Kastamonu Lhk sahife:200 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Hâmisen: [/I]Mücahidlerin üstadı ve efelerin hakikî bir nâsihi ve Risale-i Nur'un hâlis muhlis bir şakirdi olan Hasan Âtıf kardeşim,Senin uzun ve tesirli ve ehemmiyetli mektubun içindeki edîbâne, gayet ince hissiyatın ve sana mahsus lâtif tâbiratın hoşuma gitti. Kardeşim, mübtedi'lerin ve hodfuruşların ve mülhidlerin ilişmelerinden teessüratın beni, senin hesabına müteessir etti. Evvelce size yazdığım mektup, inşaallah o teessüratı izale eder. [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur'un mesleği ise[/FONT][/B][FONT=Times New Roman], [I]vazifesini yapar, Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir; kabul ettirmek, Cenab-ı Hakkın vazifesidir. [/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Hem, kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen o havalideki bir tek Âtıf'ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir[/I]. Merak etme. Hem, mümkün olduğu kadar hariçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, bu atâlet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maişet iptilâsı zamanında cüz'î bir iştigal de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakiyetsiz mağlûbiyet yok! Risale-i Nur'un her tarafta galibâne fütuhatı var. Kastamonu Lhk sahife:210[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * [/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Aziz, sıddık kardeşlerim, [/SIZE][/FONT] [I][FONT=Times New Roman][SIZE=3][Hem mânevî, hem maddî bir kaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevaptır.][/SIZE][/FONT][/I] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Sual: [/I]Neden, ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirtlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men ediyorsun? Halbuki, eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neşredeceklerdi; hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Elcevap:[/I] Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Mesleğimizin esası[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]olan ihlâs bizi men ediyor. Çünkü, bu gaflet zamanında, hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor. Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbirşeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır[/I]. Emirdağı Lhk1 – sahife :3[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]* * * * *[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Aziz, sıddık kardeşlerim,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Nur-u Muhammedîye ve Sahabeye bakan dört sayfa çok güzeldir. Âhirinde, Risale-i Nur'a ve dolayısıyla bize bakan kısımlar, Hasan Feyzi'nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir kasidesinde Risale-i Nur'un hakikatini ve şahs-ı mânevisini murad etmiş. Yine tadile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim halde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyadedir diye titredim. Fakat madem şakirtleri şevke ve gayrete getiriyor, size havale ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizin [/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I]muktezası olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enaniyet noktalarını nazara alınız[/I]; münasip gördüğünüz kelimeleri tadil ediniz. Bu fütur zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz. Emirdağı Lhk1 – sahife :105[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Aziz, sıddık kardeşlerim,[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Size dört meseleyi beyan etmek kalbime ihtar edildi:[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Birincisi: [/I]Hem lisan-ı hal, hem lisan-ı kal ile ve başka tezahüratlarla sorulan bir suale cevaptır.Deniliyor ki: "Madem Risale-i Nur hem kerametlidir, hem tarikatlerden ziyade iman hakikatlerinin inkişafında terakki veriyor ve sadık şakirtleri kısmen bir cihette velâyet derecesindeler. Neden evliyalar gibi mânevî zevkler ve keşfiyatlara ve maddî kerametlere mazhariyetleri görülmüyor; hem onun talebeleri de öyle şeyler aramıyorlar? Bunun hikmeti nedir?" [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Elcevap:[/B][I]Evvelâ: [/I][I]Sebebi, sırr-ı ihlâstır. Çünkü, dünyada muvakkat zevkler, kerametler tam nefsini mağlûp etmeyen insanlara bir maksat olup, uhrevî ameline bir sebep teşkil eder, ihlâsı kırılır. Çünkü amel-i uhrevî ile dünyevî maksatlar, zevkler aranılmaz; aranılsa, sırr-ı ihlâsı bozar.[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Saniyen: [/I]Kerametler, keşfiyatlar, tarikatta sülûk eden âmi ve yalnız imanı taklidî bulunan ve tahkik derecesine girmeyenlere, bazan zayıf olanları takviye ve vesveseli şüphelilere kanaat vermek içindir. Halbuki Risale-i Nur'un imanî hakikatlerine gösterdiği hüccetler, hiçbir cihette vesveselere meydan vermediği gibi, kanaat vermek cihetinde kerametlere, keşfiyatlara hiç ihtiyaç bırakmıyor. Onun verdiği iman-ı tahkikî, keşfiyat, zevkler ve kerametlerin çok fevkinde olmasından, [I]hakikî şakirtleri, öyle keramet gibi şeyleri aramıyorlar.[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Salisen: [/I]Risale-i Nur'un bir esası, kusurunu bilmekle mahviyetkârane yalnız rıza-yı İlâhî için rekabetsiz hizmet etmektir. Halbuki keramet sahipleri ve keşfiyattan zevklenen ehl-i tarikatın mâbeynindeki ihtilâf ve bir nevi rekabet ve bu enaniyet zamanında, ehl-i gafletin nazarında, onlara sû-i zan edip, o mübarek zatları, benlik ve enaniyetle itham etmeleri gösteriyor ki, Risale-i Nur'un şakirtleri, şahsı için keramet ve keşfiyatlar istememek, peşinde koşmamak lâzım ve elzemdir.[/FONT][/SIZE] [I][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Hem onun mesleğinde şahsa ehemmiyet verilmiyor. Şirket-i mâneviye ve kardeşler birbirinde tefâni noktasında Risale-i Nur'un mazhar olduğu binler keramet-i ilmiye ve intişar-ı hizmetteki teshilât ve çalışanların maişetindeki bereket gibi ikrâmât-ı İlâhiye umuma kâfi gelir; daha başka şahsî kemâlât ve kerameti aramıyorlar. [/FONT][/SIZE][/I] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Rabian: [/I]Dünyanın yüz bahçesi, fâni olmak haysiyetiyle, âhiretin bâki olan bir ağacına mukabil gelemez. Halbuki, hazır lezzete meftun kör hissiyât-ı insaniye, fâni, hazır bir meyveyi, bâki, uhrevî bir bahçeye tercih etmek cihetiyle, nefs-i emmare bu hâlet-i fıtriyeden istifade etmemek için [I]Risale-i Nur şakirtleri ezvak-ı ruhaniyeyi ve keşfiyat-ı mâneviyeyi dünyada aramıyorlar[/I].Risale-i Nur şakirtlerine bu noktada benzeyen eskiden bir zat, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları halde, maişet müzayakası yüzünden haremi, demiş zevcine: "İhtiyacımız şedittir."Birden, altından bir kerpiç yanlarında hazır oldu. Haremine dedi: "İşte Cennetteki bizim kasrımızın bir kerpicidir." Birden o mübarek hanım demiş ki: "Gerçi çok muhtacız ve âhirette de çok böyle kerpiçlerimiz var; fakat fâni bir surette bu zayi olmasın, o kasrımızdan bir kerpiç noksan olmasın. Dua et, yerine gitsin; bize lâzım değil." Birden yerine gitti, Keşifle gördüler diye rivayet edilmiş.İşte bu iki kahraman ehl-i hakikat, [I]Risale-i Nur şakirtlerinin dünyaya ait ezvak-ı kerametlere koşmadıklarına bir hüsn-ü misaldir[/I]. Emirdağı Lhk1 – sahife :82 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Gerçi umur-u uhreviyede hırs ve kanaatsizlik bir cihette makbuldür. Fakat [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]ve hizmetimizde, bazı ârızalarla, inkisar-ı hayal cihetiyle, şükür yerine, meyusiyetle şekvâ etmeye sebep olur; belki de hizmetten vazgeçer[/I]. Onun için, mesleğimizde kanaat, daima şükrü ve metaneti ve sebatı netice verdiği için, ihlâs dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatle mükellefiz.[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Meselâ, Risale-i Nur hizmetiyle Isparta ve civarında binler ehl-i imana fevkalâde kuvvet-i imaniyeyi temin etmek olan bu netice, bizim fevkalâde hizmetimize kâfidir. On kutup derecesinde biri çıksa, bin adamı derece-i velâyete sevk etse, yine bu neticeyi aşağıya düşürtmez. Nurun hakikî şakirtleri, bu gibi neticelere kanaat ediyorlar. O büyük kutbun müridlerinin kanaat-i kalbiyelerini temin eden üstadlarının fevkalâde makamı ve meselelerde hükümleri yerine, Risale-i Nur'un sarsılmaz hüccetleri, o müridlerinin kanaatlerinden çok ziyade şakirtlerine kanaat verdiği gibi, bu hâlet ve itikad başkasına da sirayet eder, menfaat verir. O müridlerin kanaati ise, hususî ve şahsî kalır. Emirdağı Lhk1 – sahife :85 [/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Saniyen: [/I]Bu defaki müteaddit tesirli ve sürurlu ve müjdeli mektuplarınıza karşı, bir kitap kadar cevap vermek lâyık iken, vaktin müsaadesizliğiyle en kısa cevabımdan gücenmeyiniz. En başta, kahramanlar yatağı olan Sav Köyünün ehemmiyetli bir talebesi olan Ahmed'in mektubunda öyle bir mesele gördüm ki, beni sürur yaşlarıyla ağlattırdı. Cenab-ı Hakka yüz binler şükür olsun. Risale-i Nur'un tamam kıymetini, o köyün mübarek valideleri, hanımları tamam anlamışlar. O mübarek hanımların, kıymettar ve hâlis âhiret hemşirelerimin, Risale-i Nur'un intişarına gösterdikleri fedakârlık, beni ve bizi kemâl-i sürurdan ağlattırdı.[I]Zaten Risale-i Nur'un[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğindeki[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]en mühim bir esası şefkat olduğundan ve şefkat madenleri de hanımlar olduğundan, çoktan beri beklerdim ki, kadınlar âleminde Risale-i Nur'un mahiyeti anlaşılsın[/I].Elhamdü lillâh, bu havalide de, bu yakında erkeklerden ziyade bir iştiyak ve faaliyetle buradaki hanımlar tam çalışıyorlar, Savlı mübareklerin hemşireleri olduklarını gösteriyorlar. Bu iki tezahür bu zamanda bir fa'l-i hayırdır ki, o şefkat madenlerinde Risale-i Nur parlayacak, fütuhat yapacak. Kastamonu Lhk sahife:65[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * [/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ben, senin içtihadında hatâ var diyenlere ve isbat edenlere teşekkür edip ruh u canla minnetdarım. Fakat, şimdiye kadar o içtihadımı tamamiyle kanaatla tam tasdik edenler, binler ehl-i îman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda kudsî bir teselliye muhtaç olduğum bir hengâmda sırf ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur ile muhafaza niyet-i hâlisasiyle ve Necmeddin-i Kübrâ, Muhyiddin-i Arab gibi binler ehl-i işârât gibi cifrî ve riyazî hesabiyle beyan edilen bir müjde-i işariye-i Kur'aniyeyi kendine gelen bir kanaat-ı tâmme ile, hem mahrem tutulmak şartiyle beyan ettiğim ve o içtihadımda en muannid dinsizlere de isbat etmeğe hazırım, dediğim halde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetva verilebilir, hangi fetvayı buluyorlar?! Ben herşeyden vazgeçerim, fakat adalet-i İlâhiyyenin huzurunda bu dehşetli gıybete karşı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-ı Âlem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesini muhafaza için hayatını ve herşey'ini fedâ eden bir mazlûmun şekvası, elbette cevabsız kalmayacak![/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı Şerifte bana ve hâlis kardeşlerime verdiği endişe ve telâşı, hak-perestlik damariyle, büyüklere lâyık ulûvv-u cenabla, enaniyet-i taassubkârânesini hakikata ve insafa feda edip tâmire çalışmasıdır; müşfik ve munsıf bir hoca tavriyle, kusurumuz varsa bize lütufkârâne ihtar ve îkazdır. Cenâb-ı Hak, Settâr-ül-Uyûbdur, hasenat seyyiata mukabil gelse, afveder. İman hizmetinde yüzbinler insanın îmanını tahkikî yapmak hasenesine karşı benim gibi bir bîçârenin hüsn-ü niyetle kuvvetli emarelerle inayet-i İlâhiyyeden tasavvur ettiği bir müjde-i Kur'aniyenin tefehhümünde bir yanlış, belki yüz yanlış varsa da, o hasenata karşı gelemez, setr-i uyûb perdesini yırtamaz!... Her ne ise.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Bu mes'ele yalnız şahsıma taallûk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona minnettar olurdum. Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle olabileceğini kat'î kanaatımız olduğu gibi, yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesleğe itâate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat garaz ve inad ve bir nevi taassub-u meslekiyeyi ihsas eden ve esrar-ı mestûreyi işaa suretinde gelen îtiraz ve ayıblara karşı Eski Said (R.A.) lisaniyle derim: İşte meydan! En müteassıb ulemadan ve en büyük velîden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nurdaki dâvaları isbat etmeğe hazırım ve hem de isbat etmişim ki, benim mahvıma ve îdamıma mütemadiyen çalışan zındık feylesoflar ve mülhidler, o dâvaları cerhedemiyorlar ve edememişler![/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Hem bütün hayatımda delilsiz dâvaları zikretmediğim, sizin gibi eski ve yeni arkadaşlarım biliyorlar. Bâhusus, Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyandan aldığım bir kuvvetle Avrupa feylesoflarına Risale-i Nur meydan okur. Risale-i Nur bu zamanda medar-ı nazar bir hâdise-i Kur'aniye olduğundan, bir iki işaret değil, belki benimle beraber Risale-i Nur şâkirdleri tarafından istihraç edilen beş risalede yazılan işaretler, bir cihette bine yaklaşıyor. Bin incecik saçlar dahi toplansa kuvvetli bir ip olduğu gibi, sarahata yakın bir delâlet oluyor. Vahdet-i mes'ele cihetiyle o işaretler birbirine kuvvet verir. Bâzı işârâtı zaif görmekle onu inkâr etmek, insafa, hakperestliğe muvafık olamaz. İnkâr eden mâzur olamaz. Hususan, lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu zamanda ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı ağlattıracak bir hâdise-i elîmedir. Emirdağı Lhk1 – sahife :55[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]* * * *[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Aziz, dikkatli kardeşim,[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][I][FONT=Times New Roman]Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden [/FONT][/I][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz itibarıyla[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]cidden kaçıyoruz. Hususan acip bir riyakârlık olan şöhretperestlik ve câzibedar bir hodfuruşluk olan tarihlere şâşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nurun bir esası ve mesleği olan[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] ihlâsa zıttır ve münafidir. Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz. Yalnız Kur'ân'ın feyzinden gelen ve i'câz-ı mânevîsinin lemeatı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur'un revacını ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir mânevî kerâmâtını ve iman noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz[/I] Emirdağı Lhk1 – sahife :180 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Çok aziz ve sıddık, kahraman Sabri,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Cenab-ı Hak, Galip Bey gibi çok fedakârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zat, garpta, aynı şarkta Hulûsi Bey gibi imana hizmet ediyor. Tarikat cihetiyle ehl-i imanı dalâletten çekmeye çalışıyor. Bu zat, eskiden beri Risale-i Nur'u görmeden [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nur mesleğinde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] hareket etmeye çalışmış. Sonra Nurlarla münasebeti kuvvetleştiği zaman, daha ziyade hizmet edebilir. Fakat [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nurun mesleği[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I], hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esastır; tarikate ikinci, üçüncü derecede bakar[/I]. Galip kardeşimiz, Alevîler içinde Kadirî, Şâzelî, Rüfâî tarikatlerinin bir hülâsasını sünnet-i seniye dairesinde Hulefa-yı Râşidîn, Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek şartıyla, muhabbet-i Âl-i Beyt dairesinde bir tarikat dersi vermesini düşünüyor. Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid'alardan muhafaza etmek hesabına ehemmiyetli üç dört faydası var:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Birincisi: [/I]Alevîleri başka fena cereyanlara kaptırmamak ve müfrit Râfizîlik ve siyasî Bektaşîlikten bir derece muhafaza etmek için ehemmiyetli faydası var.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]İkincisi:[/I] Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt ruhunda esas oldukça, Peygamber ve Âl-i Beytin adavetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vasıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. Böylelerini daire-i sünnete tarikat namına çekmek büyük bir faydadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Hem bu zamanda, ehl-i imanın vahdetine çok zarar veren bazı siyasî cereyanlar Alevîlerin fıtrî fedakârlıklarından istifade edip kendilerine âlet etmemek için Nur dairesine çekmek büyük bir maslahattır. [I]Madem Nur şakirtlerinin üstadı İmam-ı Ali Radıyallahu Anh'tır ve[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nur'un mesleğinde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]hubb-u Âl-i Beyt esastır[/I]; elbette hakikî Alevîler kemâl-i iştiyakla o daireye girmeleri gerektir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][I][FONT=Times New Roman]Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid'alar zamanında çok müşkilât bulunduğundan, Nur dairesi [/FONT][/I][B][FONT=Franklin Gothic Medium]hakikat mesleğinde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] gidip, tarikatlerin faydasını temin eder diye o kardeşimize Ramazanını tebrik ve selâmımla beraber yazınız. O da bize dua etsin.[/I] . Emirdağı Lhk1 – sahife :223[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur'un mesleğindeki[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] sırr-ı ihlâs; iman, Kur'ân hakikatlerinden başka hiçbir şeye âlet, tâbi olmadığı; hem müşterileri aramak değil, belki müşteriler hakikî ihtiyacını hissedip ve yarasının tedavisi için Risale-i Nur'u aramasının lüzumu; halbuki gönderilecek o mübarak merkezler, şimdilik Nurlara hakikî ihtiyacını değil, belki âlem-i İslâmın hayat-ı dîniyesine ait cihetlerinden düşünmeye mecbur olması; hem [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nur mesleğinde[/FONT][/B][/SIZE][SIZE=3][FONT=Times New Roman] benlik ve gösteriş bir nevi şöhretperestlik, merdud olduğundan, bu enaniyet zamanında insanlara kendini satmaya çalışmak ve beğendirmek, bir anda Nur şakirtleri böyle büyük bir imtiyaz gibi bu eserlerle meşhur mevkilere kendilerini göstermek bir nevi gösteriş olması cihetiyle, kader-i İlâhî, Nur şakirtlerini tam ihlâsın muhafazası için şimdilik müsaade etmiyor. Emirdağı Lhk1 – sahife :238 [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]en yüksek[/FONT][/B][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleği [/FONT][/B][I][FONT=Times New Roman]olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için, Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telâkki ediyorlar. O şahs-ı mânevînin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîde bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar[/FONT][/I][/SIZE][FONT=Times New Roman][SIZE=3]. Emirdağı Lhk1 – sahife :246 [/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * * [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Eğer Mehdîlik dâvâ etse, bütün şakirtleri kabul edecekler." Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beytten olacaktır. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali'nin (r.a.) bir veled-i mânevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed Aleyhisselâm bir mânâda hakikî Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de Âl-i Beytten sayılabilirim. Fakat bu zaman şahs-ı mânevî zamanı olmasından ve [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Nurun mesleğinde[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsî makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlâsa tam muhalif olmasından, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsî ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum[/I]" dedim, o ehl-i vukuf sustu. . Emirdağı Lhk1 – sahife :247[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Beşincisi: [/I]Şöyle ki, ben [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur mesleğinin esası[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyla, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, hattâ beddua edemiyorum. Hattâ, en şiddetli garazla bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de mukabeleden beni o şefkat men ediyor[/I]. Çünkü o zâlim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî ve mânevî darbe gelmemek için, o dört mâsumların hatırına binaen, o zâlim gaddara ilişmiyorum, bazan helâl ediyorum.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki, idare ve âsâyişe kat'iyen ilişmediğimiz gibi, bütün arkadaşlarımıza da o derece tavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki, "Bu Nur şakirtleri mânevî bir zabıtadır, idare ve âsâyişi muhafaza ediyorlar" dedikleri ve bu hakikate binler şahit ve yirmi sene hayatıyla tasdik ve binler şakirtlerin de zabıtaca hiçbir vukuat kaydetmemesiyle tasdik ve teyid ettikleri halde, o biçare adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde birşey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan bir adam gibi, hattâ Kur'ân'ı ve başındaki levhalarını evrak-ı muzırra gibi toplamak, acaba dünyada hangi kanun buna müsaade eder[/I]. . . Emirdağı Lhk1 – sahife :258[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Biz, dini siyasete âlet değil, belki rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]esas mesleğimiz[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki, üç senedir üç çuvaldan ziyade dosyalarımızı garazkârâne tetkik ettikleri halde bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdanî hükümlerine de bir bahane bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu. [I]Evet, biz dini siyasete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı, bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat'iye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebep olsun[/I].[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Emirdağı Lhk 2 – sahife:12[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Biz Nur talebeleri, o cebbar gaddarlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. [I]Fakat İslâmiyetin asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin mâsum çoluk çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale-i Nur'un bizlerde husule getirdiği kuvvetli şefkat itibarıyla ve Kur'ân-ı Hakîmin bizleri maddî mücadeleden men edip elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizin icabı[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]olan âsâyişi temin etmek esasıyla, o zâlimlere ma ddeten masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır[/I]. Emirdağı Lhk 2 – sahife:22 [/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]* * * *[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][B]Konuşan yalnız hakikattir[/B][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Risale-i Nur'da ispat edilmiştir ki, bazen zulüm içinde adalet tecellî eder. Yani, insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme mâruz kalır, başına bir felâket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vâkıa adaletin tecellîsine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan o kimseyi bu defa bir zâlim eliyle cezaya çarptırır, felâkete düşürür. Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellîsidir.Ben şimdi düşünüyorum. Yirmi sekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zâlimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu niçin tahakkuk ettiremiyorlar? Çünkü hakikat-i halde böyle birşey yoktur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı meseleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor, beni tazyik ediyor, türlü türlü işkencelere mâruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum. Yirmi sekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnad ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihayet kendileri de anladılar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Onlar bu ithamı kasten mi yaptılar, yoksa bir vehme mi kapıldılar? İster kasıt olsun, ister vehim olsun, ben böyle bir suçla münasebet ve alâkam olmadığını kemâl-i kat'iyetle yakinen ve vicdanen biliyorum. Dini siyasete âlet edecek bir adam olmadığımı bütün insaf dünyası da biliyor. Hattâ beni bu suçla itham edenler de biliyorlar. O halde neden bana bu zulmü yapmakta ısrar edip durdular? Neden ben suçsuz ve mâsum olduğum halde böyle devamlı bir zulme, muannid bir işkenceye mâruz kaldım? Neden bu musibetlerden kurtulamadım? Bu ahval adalet-i İlâhiyeye muhalif düşmez mi?[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir çeyrek asırdır bu suallerin cevaplarını bulamıyordum. Bana zulüm ve işkence yaptıklarının hakikî sebebini şimdi anladım. Ben kemâl-i teessürle söylüyorum ki, benim suçum, hizmet-i Kur'âniyemi maddî ve mânevî terakkiyatıma, kemâlâtıma âlet yapmakmış.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Şimdi bunu anlıyorum, hissediyorum, Allah'a binlerle şükrediyorum ki, uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddî ve mânevî kemalât ve terakkiyatıma ve azaptan ve Cehennemden kurtulmama ve hattâ saadet-i ebediyeme vesile yapmaklığıma, yahut herhangi bir maksada âlet yapmaklığıma mânevî gayet kuvvetli mânialar beni men ediyordu. Bu derunî hisler ve ilhamlar beni hayretler içinde bırakıyordu. Herkesin hoşlandığı mânevî makamatı ve uhrevî saadetleri a'mâl-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men ediliyordum. Rıza-yı İlâhîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi. Çünkü şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bir tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'ân dersi vermek lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat de bu zamanda, bu şerait dahilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî ve dünyevî, maddî ve mânevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yoksa komitecilik ve cemiyetçilikten tevellüd eden dehşetli dinsizlik şahsiyet-i mâneviyesine karşı çıkan bir şahıs, en büyük mânevî bir mertebede bulunsa, yine vesveseleri bütün bütün izale edemez. Çünkü imana girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki: "O şahıs, dehâsıyla, harika makamıyla bizi kandırdı." Böyle der ve içinde şüphesi kalır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Allah'a binlerce şükürler olsun ki, yirmi sekiz senedir dini siyasete âlet ithamı altında, kader-i İlâhî, ihtiyarım haricinde, dini hiçbir şahsî şeye âlet etmemek için beşerin zâlimâne eliyle mahz-ı adalet olarak beni tokatlıyor, ikaz ediyor; "Sakın" diyor, "iman hakikatini kendi şahsına âlet yapma-tâ ki, imana muhtaç olanlar anlasınlar ki, yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhamı, şeytanın desiseleri kalmasın, sussun." [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İşte, Nur Risalelerinin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalblerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur, başka bir şey değildir. Risale-i Nur'un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîğane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur. Said yoktur. Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Madem ki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Âdil kadere de derim ki:[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Ben senin bu şefkatli tokatlarına müstahak idim. [I]Yoksa herkes gibi gayet meşru ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim, maddî-mânevî füyûzât hislerimi feda etmeseydim, iman hizmetinde bu büyük mânevî kuvveti kaybedecektim. Ben maddî ve mânevî herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]benim maddî ve mânevî herşeyden ferağat mesleğimden[/FONT][/B][I][FONT=Times New Roman] ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.[/FONT][/I][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, ezâ ve cefâlara mâruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helâl etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellîlerine akıl erdiremeyerek bizim dâvâmıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize ezâ ve cefâ edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur'a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim.Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü'z-Zehranın Risale-i Nur talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Emirdağı Lhk 2 – sahife:69[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][U]BİRİNCİ NÜKTE:[/U]Bidayet-i zuhur-u İslâmiyette muannid ve kitapsız kâfirlerin ve nifaka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı âhirde bir nazîresi çıkacağını ders-i Kur'ânîden gelen bir sünuhat ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri izah ile en ince nükteleri beyan etmi[I]ş[/I]; fakat mütalâacıların zihnini bulandırmamak için mahiyet-i mesleklerini ve istinat noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş. Zaten [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur'un mesleği [/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I]odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sair ulemaya muhalif olarak, muarızların şüphelerini zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Said, bu tefsirde, Risale-i Nur gibi, zihinleri bulandırmamak için yalnız belâgat noktasında lâfzın delâletine ve işârâtına ehemmiyet vermiş[/I]. İşarat-ül İ’caz – sahife:6[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Bediüzzaman'ın evinde bugün bir lâmbası bile yok. İşte o herşeyi terk ederek yalnız ve yalnız dine hizmet için çalışmıştır. Elbette âlem-i İslâm yakında böyle bir zatı eserleriyle tanıyacaktır" diye Ali Ekber Şah gibi bir İslâm âlimi ve mütefekkirinin takdir ve tahsinine mazhar olan; ve şimdi Demokrat milletvekillerinden bazıları, [I]"Bediüzzaman'ın Nur risalelerini okuyan, ders alan ve o eserleri neşreden Nur talebeleri bu hizmetleriyle bu memlekette komünistliğin yayılmasına sed oldular. Madem hükûmetimiz komünizmin aleyhindedir. Öyleyse, Nurculara o hizmetlerinden dolayı minnettardır" diye milletvekillerince dahi hizmeti takdir edilen; ve serâpâ bütün Risale-i Nur eczaları her bir nüshası, binler kelime ve cümleleriyle o zatın mahiyetine, hizmetine, yirmi beş yıllık faaliyetine ve neşriyatının küllî faydalarına şehadet ve işaret ettikleri bir zat; evet, işte o acz ve fakr dersini [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]kendisine meslek edinen[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] ve talebelerine ders veren bir zat, hakikat-i halde yukarıda bir derece arz ettiğimiz o küllî hizmetlerinin neticesinde talebelerinin ve bütün ehl-i imanın en büyük medh ü senâlarına, hürmet ve muhabbetlerine en lâyık, en elyak ve kabul etmesi hakkı iken, bilâkis o aziz zat, kendisini ziyarete gelenlere ve Risale-i Nur eserlerini okuyup o eserleri ilim ve iman hakikatleri dersinde, asrın bütün ilim ve ispatları üstünde görerek hayran kalanların en samimî hürmet ve senâlarından mütemadiyen kaçınmış ve müteaddit mektuplarında, "Ben de sizin bu ders-i Kur'âniyede bir ders arkadaşınızım. Ben en ziyade muhtaç ve fakir olduğumdan bu kudsî hakikatler en evvel bana ihsan edilmiştir. Ben makam sahibi değilim. Ben kendimi beğenmiyorum. Beni beğenenleri de beğenmiyorum. Kardeşlerim, sizi bütün bütün kaçırmamak için nefsimin gizli çok kusurlarını söylemiyorum" diye kendisine yapılan medihleri ve hürmetleri reddetmiş. Ve gaye-i hayatını yalnız hakaik-i i maniyenin neşrine hizmet bilmiş. Dünyevî bütün menfaatleri o hizmeti uğrunda feda etmiş. [/I]Emirdağı Lhk 2 – sahife:122[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]* * * * *[/FONT][/SIZE] [I][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yazıları beş vecihle iftira ve yalan olduğunu gördüğüm bir gazeteyi bana okudular. Böyle iftiraların hem Isparta'ya, hem neşredenlere büyük zararı var.[/SIZE][/FONT][/I] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Birinci yalan: [/I]Nur Risalelerini okuyanlara mürid ve tarikat diye beni tarikat dersi vermekle itham ediyor. Halbuki beni tanıyanlar biliyorlar ki, mahkemelerde de sabit olduğu gibi, [I]ben tarikat dersi değil, imanın, Kur'ân'ın hakikatlerini ders veriyorum. Dersimi dinleyenlere Nur talebesi denir. [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Mesleğimiz tarikat değil[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I], imanın hakikatleridir[/I]. Emirdağı Lhk 2 – sahife:169[/FONT][/SIZE] [I][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Vasiyetnamenin Haşiyesidir[/FONT][/SIZE][/I] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Üstadımız âhir ömründe insanların sohbetinden men edildiği cihetle anladı ki:[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]"[I]Bu zamanda şahsiyet cihetiyle insanlara zarar verecek haller var. [/I][/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur'un mesleğindeki[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I] âzamî ihlâs için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır[/I]. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur'a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler." Emirdağı Lhk 2 – sahife:176 * * * * * * [I]Said Nursî[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Emirdağı Lhk 2 – sahife:176[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]"Senin bu vaziyetin nedir?" diye soruldu. "Madem milyonlar kadar arkadaşların var; neden bunların hatırlarını muhafaza etmiyorsun?"[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Cevaben dedi: "[I]Madem[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz âzamî ihlâstır[/FONT][/B][FONT=Times New Roman]; [I]değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse, bâki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek âzamî ihlâsın iktizasıdır. Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur'ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine 'Defteri çıkar' diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur'ân'ın bir harfinin, bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş ruhunun kurtulmasına tercih etmiş." [/I][/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]O kardeşimize sorduk: "Bu acip ihlâsı nereden ders almışsın?" [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Demiş: İki noktadan...[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][I]Birisi[/I][/B][I]: [/I]Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek'at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve canımızla ittibâ ediyoruz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][I]İkincisi[/I][/B][I]:[/I] Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelûtiyenin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum mânâsı hâtırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]İşte bu biçare, ömrü bu zamanda hodfuruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de, hem sebeb-i hilkat-ı âlemden, hem kahraman-ı İslâmdan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur'ân'ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek, Kur'ân'ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş. ." [I]Said Nursî[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Emirdağı Lhk 2 – sahife:217[/FONT][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Evet, onlar mesleklerinin içyüzünü görememişler. Hem, hakikat-i meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası odur ki, yazılmış herbir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı mâkul[/SIZE][/FONT][URL="mk:@MSITStore:C:\RİSALE-İ%20NUR%20KÜLLİYATI\Risale-i%20Nur%20Külliyatı.chm::/wwwroot/turkish/nurlar-tr/c-lemalar/hasiyeler/0675h.html#HAŞİYE2"][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#0000ff]HAŞİYE 2[/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][SIZE=3][FONT=Times New Roman] hülâsa-i mezhepleri ve mesleklerinin lâzımı ve zarurî muktezası olduğunu gayet bedihî ve kat'î burhanlarla, şüphesi olanlara tafsilen beyan ve ispat etmeye hazırım. [/FONT][/SIZE] [URL="mk:@MSITStore:C:\RİSALE-İ%20NUR%20KÜLLİYATI\Risale-i%20Nur%20Külliyatı.chm::/wwwroot/turkish/nurlar-tr/c-lemalar/hasiyeler/0675h.html#HAŞİYE2"][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#0000ff]HAŞİYE 2[/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu risalenin sebeb-i telifi, gayet mütecavizâne ve gayet çirkin bir tarzla, hakaik-i imaniyeyi tezyif edip, bozulmuş aklı yetişmediği şeye hurafe deyip, dinsizliği tabiata bağlayarak, Kur'ân'a hücum edilmesidir. O hücum ise şiddetli bir hiddeti kalbe verdi ki,şiddetli ve galiz tokatları o mülhidlere ve haktan yüz çeviren bâtıl mezheplilere yedirdi. Yoksa, [/SIZE][/FONT][SIZE=3][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Risale-i Nur'un mesleği[/FONT][/B][FONT=Times New Roman], nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir. Lemalar – sahife :182[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][I]Zaten[/I] [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizin esası[/FONT][/B][B][FONT=Franklin Gothic Medium]uhuvvettir[/FONT][/B][FONT=Times New Roman]. [I]Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer[/I]. [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]Mesleğimiz halîliye[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü'l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.[/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][I][FONT=Times New Roman]Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur'âniye olan şu [/FONT][/I][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimizden [/FONT][/B][I][FONT=Times New Roman]şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.[/FONT][/I][/SIZE][FONT=Times New Roman] [SIZE=3]Lemalar – sahife :[/SIZE]168[/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Fakat [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]meslek-i hakikate[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar Lemalar – sahife :[/FONT][/SIZE][FONT=Times New Roman]168[/FONT] [SIZE=3][FONT=Times New Roman]Evet, eğer [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz[/FONT][/B][FONT=Times New Roman] [I]şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Faka[/I]t [/FONT][B][FONT=Franklin Gothic Medium]mesleğimiz uhuvvettir[/FONT][/B][FONT=Times New Roman][I]. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder. Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor. [/I]Lemalar – sahife :[/FONT][/SIZE][FONT=Times New Roman]168[/FONT] -------------------- e-mailden cikti,alintidir... emegi gecenlerden Allah razi olsun... [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Mesleğimiz Ve Esaslari !!!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst