Misyonerlerle ittifak yapilabilinirmi?

  • Konbuyu başlatan Tevhid_Nur
  • Başlangıç tarihi
T

Tevhid_Nur

Misafir
MİSYONERLERLE İTTİFAK YAPILABİLİNİRMİ?
Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın misyonerlikle alâkalı gelecek ifâdelerinin şerh ve îzâhı hakkındadır:

“Hem Salâhaddîn’in, Asâ-yı Mûsâ’yı Amerikalıya vermesi münâsebetiyle deriz:
“Misyonerler ve Hıristiyan rûhânîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, herhâlde şimâl cereyânı, İslâm ve Îsevî dîninin hücûmuna karşı kendîni müdâfaa etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifâklarını bozmaya çalışacak. Tabaka-i avâma müsâadekâr ve vücûb-i zekât ve hurmet-i ribâ ile, burjuvaları avâmın yardımına da’vet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp, onlara bir imtiyâz verip, bir kısmını kendi tarafına çekebilir.”

Evet, bu mektûbda açıkça görüldüğü gibi; bütün vahy-i semâvîyi inkâr eden ve küfr-i mutlakı yayan o “gizli zındıka komitesi”nin bir silâhı olan komünizmin en kuvvetli olduğu bir devirde, ona karşı Müslümanlar ile Hıristiyan misyonerlerin, muvakkaten ve zâhiren ittifâk etmesi, çatışmaya ve mücâdeleye girmemeleri gerektiğini ifâde etmiş ve komünistliğe revâc veren o gizli zındıka komitesinin bu ittifâkı bozmak için İslâmiyyetin fukarâyı muhâfaza etmesi, zekâtı emredip fâizi yasaklaması gibi ahkâmını bahâne ederek, “Biz de İslâmın müdâfaa ettiği şeyi müdâfaa ediyoruz” deyip Müslümanları kendi tarafına çekmeye çalışabileceklerine işâret etmiştir.

Burada ifâde edilen ittifâk da, aynen daha önceki mes’elelerde îzâh edildiği gibi, küfr-i mutlakı neşreden “gizli zındıka komitesine” karşı olan “muvakkat bir ittifâk”tır. Zındıkayı o gizli komiteye hamletmemiz, Üstâd Bedîüzzamân (ra) Hazretlerinin başka yerlerdeki îzâhâtına binâendir. Müşterek düşman, doğrudan doğruya komünizm değildir. Belki komünizm, o gizli zındıka komitesinin bir planı ve bir silâhıdır. Eğer o günkü şartlarda Hıristiyanlarla mücâdeleye girişilseydi, Müslümanlar zarâr görecek, dış güçler istifâde edeceklerdi.

Zîrâ, o gizli zındıka komitesi, bir taraftan dîne dayalı devleti kaldırmıştı. Diğer taraftan komünistliği Müslümanların ve Hıristiyanların başlarına musallat eylemişti. Beriki taraftan da Hıristiyanları tahrîk ederek, medâr-ı ihtilâf mes’eleleri ortaya atıyordu.

Yâni, Hıristiyanların misyonerlik faaliyyetlerini göstermelerine, onların İslâmiyyet aleyhinde konuşmalarına zemîn hazırlıyor, devletin yasaklamakla mükellef olduğu medâr-ı ihtilâf mes’elelere revâc veriyordu. Eğer Müslümanlar onlara fiilen müdâhaleye teşebbüs etse, Hıristiyanların misyonerlik faaliyyetlerine ve İslâmiyyet aleyhinde konuşmalarına engel olmaya çalışsa, bu onlarla mücâdeleye dönüşürdü. Mücâdele netîcesinde o gizli komite hem devleti, hem Hıristiyan âlemini, hem de dış güçleri tahrîk edip Müslümanlara musallat ederdi. O gizli zındıka komitesi, o zamân komünistleri tahrîk ediyordu. Bugün ise Evangelistlerle berâber bütün Hıristiyan âlemini tahrîk etmektedir.

Bunun için “müşterek düşman” olan “zındıka komitesine” karşı “medâr-ı ihtilâf” noktaları “muvakkaten”, yâni o gizli zındıka komitesi tamâmen silininceye ve İslâmiyyet tamâmen gálib oluncaya kadar medâr-ı münâkaşa ve nizâ’ etmemeyi Üstâd Bedîüzzamân (ra) Hazretleri tavsiye etmiştir. Tâ ki, maddî çarpışma olmasın ve o gizli komiteye Müslümanları ezmek için fırsat doğmasın. Yoksa, Bedîüzzamân (ra)’ın bu ifâdeleri, hâşâ bin defa hâşâ, Hıristiyanları dost tutmak ma’nâsında değildir.

Hem bugün diyalog ve hoşgörü denilen şey, gerçekte diyalog değildir. Belki sâdece o gizli örgütün medh u senâsıdır. Çünkü, bugünkü diyalogları tertîb eden o gizli zındıka komitesi, Hazret-i Îsâ (as)’ın peygamberliğini kabûl etmediği gibi; Hazret-i Muhammed (asm)’ın peygamberliğini de kabûl etmemektedir. O gizli zındıka komitesi, hoşgörü ve diyalog nâmı altında düzenlenen o toplantının lisân-ı hâliyle şöyle diyor: “Siz beni hoş görün. Ben ise sizi hoş görmüyorum!”

Dâhilî fitne ve fesâda düşmemek için, ulemâ-i İslâm ve Risâle-i Nûr talebelerinin medâr-ı ihtilâf noktalardan uzak durmaları ve Tevrât, İncil ve Kur’ân’ın müttefik olduğu ahkâm-ı İlâhiyyeyi ve evsâf-ı nebeviyyeyi onlara ilmen söylemeleri gerekir. Medâr-ı ihtilâf mes’elelerin izâlesi; yâni Hıristiyanların misyonerlik faaliyyetlerini göstermelerine, İslâmiyyet aleyhinde konuşmalarına, yeni kiliseler inşâ etmelerine mâni’ olmak ise devletin vazîfesidir. Ulemâ-i İslâm ve Risâle-i Nûr talebelerinin vazîfesi değildir.

Müellif (ra)’ın bahsettiği “ittifâk”tan murâdı; hakíkí bir ittifâk değildir. Belki, medâr-ı ihtilâf noktaları medâr-ı münâkaşa ve nizâ’ etmemek, o gizli zındıka komitesi ile mücâdele ederken yeni bir cephe açmamak ve düşmanın düşmanından yardım almaktır. Maalesef bügün Hıristiyanlar, düşmanın düşmanı değil, belki onun dostudurlar. O gizli komite, Evangelistlerle berâber bütün Hıristiyan âlemini Müslümanlara karşı tahrîk etmektedir.

Hem “umûm Hıristiyanlar” değil, belki mütecâviz olmayan, siyâsete karışmayan, dîndar ve âbid rûhânîlerle ve dînî dîn için sevenlerle, yâni Hıristiyanlık dînini bâtıl olmasına rağmen seven kimselerle, medâr-ı ihtilâf noktaları münâkaşa etmemektir. Yoksa, ard niyetli ve menfaati için Hıristiyanlık dînini seviyormuş gibi görünen hakíkatte ise Yahûdî olan riyâkâr Hıristiyan dîn adamlarıyla değil.
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Nitekim, Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın bu hâdise ile alâkalı diğer bir mektûbunda buna işâret vardır. Şöyle ki:

“Salâhaddînin mektûbu, birkaç cihette ehemmiyyetlidir. Amerika âlimleri, elbette Asâ-yı Mûsâ risâlesine lâkayt kalmayacaklar. Eğer dîni, dîn için seven kısmının ellerine geçse, fütûhât yapar. Yoksa, ba’zı enâniyyetli hocalarımız gibi, kıskançlık damarıyla neşrine ve tervîcine çalışmaları meşkûktür. Her neyse, inâyet-i İlâhiyyeye havâledir.”

Yukarıdaki metinde geçen “dîni, dîn için seven” Hıristiyanlardan murâd; bâtıl olmasına rağmen Hıristiyanlık dînini seven kimselerdir. Bunlar dîni, dîn için sevdiklerinden dolayı kendilerine Mu’cizât-ı Ahmediyye (asm) risâlesindeki risâlet-i Muhammediyye (asm)’dan haber veren Tevrât ve İncil’deki âyetler okunduğu zamân risâlet-i Muhammediyye (asm)’ı tasdîk edip kabûl ederler.

Bugünkü Hıristiyan dîn adamlarının ise çoğu Yahûdîdir. Hıristiyanlar içine girmişler. Hıristiyanlık dînini sevmiyorlar. Belki o dînî menfaat için, daha da tahrîf etmek için ve düşmanlık etmek için seviyor gibi gözüküyor ve o bâtıl dîni silâh olarak kullanarak dînsizliğe revâc vermek için riyâkârâne sâhib çıkıyor.

Metinden anlaşıldığı üzere; Üstâd’ın o talebesi misyonerlerle dostluk yapmamış. Aksine, onlara Asâ-yı Mûsâ eserini ve Emirdağ Lâhikası’nın 135.Mektûbunda anlatıldığı üzere Mu’cizât-ı Ahmediyye (asm) risâlesini dört beş ay onlara okutturmuş, onları İslâma da’vet etmiş ve Rasûl-i Ekrem (asm)’ın risâletinin hakkániyyetini isbât etmiştir. Bu teblîğ sırasında da Üstâd (ra) Hazretleri o talebesine, onlarla münâkaşa etmemesini ve küfr-i mutlakı revâca veren o gizli zındıka komitesine karşı onlarla ittifâk etmesini emretmiştir.

Bu ise Kur’ân’da, ehl-i Kitâbla teblîğ cihetinde güzel bir sûrette mücâdele etmeği emreden âyetlere; sünnette ise Rasûl-i Ekrem (asm)’ın müşriklerle harb ederken ehl-i Kitâbla sulh yapması ve onların müşriklere karşı kendisine yardım etmelerini istemesine dayanmaktadır. Fakat, ehl-i Kitâb, Rasûl-i Ekrem (asm)’a yardım etmeyip düşmanlık ettikleri gibi; şimdi de aynı şekilde düşmanlık etmektedirler. Zâten bu zikrettiğimiz mektûbda da Bedîüzzamân Said Nursî Hazretleri, onların yardımlarının “meşkûk” olduğunu ifâde etmiştir. Asr-ı Saâdet’te olduğu gibi, onlar evvelâ Müslümanlara yanaştılar, fakat daha sonra o gizli komite ile ittifâk edip Müslümanları vurdular ve hâlâ da vuruyorlar.

Hem Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın devresinde dünyânın ekser yerlerini istilâ eden ve vahy-i semâvîyi tehdîd eden komünizme revâc veren o gizli komitenin cereyânına karşı, belki bir fâidesi olur ümidiyle, Müslümanlar kendilerini muhâfaza etmek için, mütecâviz olmayan misyonerlerle muvakkaten ittifâk etmeye muhtâc idiler. Fakat, bugün komünizmin eski kuvvet ve tecâvüzatı kalmadığı için, o cihetten ciddî bir tehlike gelmemektedir.

Şu zamânda ise o gizli komite Yahûdî milletinden bir kısmını Hıristiyan dîn adamları diye vazîfelendirerek Hıristiyanlık dînini tahrîfe ve bu muharref dîni neşretmeye sevk ettiler. Misyonerlik faaliyyetleriyle binlerce saf Müslümanları Hıristiyanlaştırdıkları gibi; siyâsetleriyle de Âlem-i İslâmda İncil’den tecerrüd eden Hıristiyan örf ve âdetlerini ve kánûnlarını yerleştiriyorlar.

Evet, şu zamânda en büyük tehlike, o gizli komitenin papaları elde ederek Hıristiyanları Müslümanlar aleyhine sevk etmeleridir. Misyonerlik faaliyyetlerinin ipi bugün Hıristiyanların elinde değildir. Hıristiyanların dîni, dîni dîn için sevenlerin elinden çıkmıştır. Belki, Yahûdî milletinden müteşekkil o gizli zındıka komitesinin eline geçmiştir.

O gizli komite, bununla bir taraftan hem Hıristiyanlık hem de İslâmiyyet dînini tahrîf etmeye çalışırken; bir taraftan da silâhlarıyla İslâm âlemini vurup parçalıyorlar. Diğer taraftan da ba’zı ulemâü’s-sûu elde ederek propagandalarına âlet edip, Hıristiyanların ve Yahûdîlerin de ehl-i Cennet olduklarını söylettirerek Müslümanların i’tikádlarını bozuyorlar. Halbuki, böyle bir inanç, küfre sebebtir. Hal böyle iken, ne sûretle onlarla ittifâk edilebilir?

Kur’ân, Yahûdî ve Hıristiyanların ahbâr ve ruhbânlarının hakíkí mâhiyyetlerini şöyle beyân etmektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meâli: “Ey îmân edenler! Ahbâr ve ruhbânın çoğu (Müslüman olmayanlar) gayr-ı meşrû’ yol ile insânların mallarını yerler. Ve Allah’ın yolundan insânları o mal ile men’ ederler. Onlar altın ve gümüşü iddihâr ederler. Ve onu Allah yolunda infâk etmezler. Belki, biriktirdikleri o altın ve gümüşlerle insânları, Allah’ın yolundan men’ etmek için sarf ederler. Onları (ahbâr ve ruhbânı), azâb-ı elim ile müjdele.”

İşte bu âyet-i kerîme, bütün fitne ve fesâdın menbaının haham ve papalar olduğunu sarâhaten haber vermektedir. Evet, bu haham ve papalar zâhiren siyâsetten uzak göründükleri hâlde, dünyâ siyâsetine müdâhale edip etrâfı karıştıran onlardır. Çünkü “Protokolat” adlı siyâsî kitâblarında belirtildiği gibi, bütün dünyâyı idâre eden 300 kişiden mürekkeb gizli bir komite bulunmaktadır.
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Onların başında da devâmlı bir haham vardır ki, o ölünce yerine diğer bir haham seçilir. Bütün dünyâdaki ifsâdâtın menbaı bu gizli komite ve bunun başındaki hahamdır. Hem Fransız İhtilâl-i Kebîri, hem Rusya’daki komünistlik inkılâbı, hem Birinci ve İkinci Cihân Harbleri, hem de Hılâfet-i İslâmiyyenin yıkılışı, bütün dünyâyı idâre eden o gizli komite ve o komitenin başındaki hahamdan kaynaklandığı gibi; zamânımızda vukú’ bulan bütün harbler de yine o hahamdan kaynaklanmaktadır.

Şu andaki bütün Hıristiyan papaları da gizlice o hahama bağlıdır ve onun tasarrufu altındadırlar. O haham ise, papa ve Hıristiyanlık âleminin dizginini elinde tutmakla, onları yoldan çıkararak her türlü ifsâdâtında kullanmaktadır ve papaların birçoğu da Yahûdîlerdir ki o hahama yardım ederler.

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, onların yeryüzünde dâimî olarak harb ateşini tutuşturduklarını ve fitne ve fesâd çıkarmak için her türlü entrikayı çevirdiklerini şöyle haber veriyor:

كُلَّمَا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا وَاللّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ
“Her ne zamân onlar harb ateşini yakarlar ve fitne-i harbi alevlendirmek isterlerse, Allâhu Teâlâ onların yaktıkları ateşi söndürür. Halbuki, onların âdetleri her zamân yeryüzünde fesâda sa’y etmektir. Allâhu Teâlâ fesâd çıkaranları sevmez.”

O hâlde, bu kadar dünyâ çapında ifsâdât yapan ve devâmlı harb ateşini körükleyen Yahûdî milletinden müteşekkil “gizli zındıka komitesi” ve o komitenin başı olan haham ve o hahama bağlı olan papa ve ehl-i Kitâbın sâir dîn adamlarıyla medâr-ı ittifâk noktaları bulmak mümkün olmadığı gibi; bunlara dîndar rûhânîler demek de büyük hatâdır. Çünkü, bunlar dîni dîn için sevmiyorlar. Dîni dîn için sevselerdi, hak dîn olan İslâmiyyeti kabûl ederlerdi. Belki bunlar, mütecâvizlerin ta kendileridir ve ifsâdâtın başı da bunlardır. Bunların şerrinden Allah’a sığınmak gerektir. Eğer bu gün cem’ıyyet-i İslâmiyye hâlâ onların bu ifsâdâtını anlamıyorsa, bu hâl dînî bir musîbettir. Bu musîbete karşı اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ demeliyiz.

İnşâallah istikbâlde, insaflı ve hakperest bir kısım Hıristiyanlar, Kur’ân’ın hakkániyyetini anlayıp Müslüman olacaklar ve “Müslüman Îsevîler” nâmını alacaklardır. Bu beşâreti Rasûl-i Ekrem (asm) haber verdiği için, tahakkukunu rahmet-i İlâhiyyeden kuvvetle ümid ediyoruz. Fakat, şu anda böyle bir hal mevcûd değildir. Müslüman olmayan Yahûdî ve Hıristiyanlar, insaflı ve hakperest değillerdir ve bizim dostumuz olamazlar. Ne zamân Müslüman olurlarsa, o zamân bizim dostumuz olabilirler.

Ba’zı insânlar, “Mâdem Hıristiyanlar, ileride Müslüman olacaklar, o hâlde şimdiden onlara dîn cihetinde müsâmaha edelim” diyorlar. Böyle bir inanç dalâlet-i azîmedir. Çünkü, Rasûl-i Ekrem (asm), Hendek Harbi’nde, Rum ve Fars İmparatorluklarının yıkılıp, o milletlerden bir kısmının Müslüman olacaklarını tebşîr ettiği hâlde; Sahabe-i Kirâm, onlara müsâmaha göstermediler; onlara karşı cihâdı terk etmediler ve o milletler de cihâd netîcesinde Müslüman oldular.
Hıristiyanların Müslüman olmasının ma’nâsı şudur ki:

İleride İslâmiyyet güçlenecek, Hıristiyanlarla harb edecek, harb netîcesinde onları cizyeye bağlayacak; bu durumda bir kısım Hıristiyanlar Müslüman olacaklardır. Hazret-i Îsâ (as)’ın nüzûlünden sonra ise; o zât (as) cizyeyi kaldıracak, İslâm’dan başka bir şey kabûl etmeyecektir.

Yâni, Yahûdî ve Hıristiyanların, cizye vermek mukábilinde kendi dînleri olan Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dînlerinde kalma taleblerini kabûl etmeyecek, Müslüman oluncaya kadar onlarla harb edecektir. Ba’zı Müslümanların, ilerideki böyle bir netîce için bugünden Hıristiyanların zilleti altına girmeleri, onlara yalvarmaları, dîn cihetinde onlara müsâmaha göstermeleri ve onların örf ve âdetlerini kabûl etmeleri yanlıştır.

Mâdem Muhbir-i Sâdık olan Rasûl-i Zîşân (asm), istikbâle âit olan böyle bir hâdiseyi haber vermiştir. Biz mü’minler, o ihbâr-ı nebevînin ancak Kitâb, Sünnet ve Fukahâ-yi İslâmın tesbît ettiği şartlar dâhilinde tahakkuk edeceğine inanmışız ve bunu da rahmet-i İlâhiyyeden kaviyyen me’mûlüz.

Kaynak:Rahle Yayınları; Reddu’l-evham-2
 
Üst