Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
muhakemat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 209033" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="color: magenta">Muhakemat, Birinci Makale, On Birinci Mukaddime'de geçen üç kaziye hakkında bilgi verir misiniz?</span></strong></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">"Birincisi: "Bu kelâm peygamberin kelâmıdır." Bu kaziye ise, tevatürün-eğer olsa-neticesidir."</span></strong></p><p> </p><p><strong>Burada mevzu bahis olan şey; hadisin senedidir.</strong></p><p> </p><p> </p><p><strong>Yani bu sözü gerçekten Peygamber Efendimiz (asv) söylemiş midir endişesinin giderilmesidir ki, </strong></p><p> </p><p><strong>bu endişeyi İmam Buhari ve Müslim gibi hadis uzmanları giderir.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkred">Hadis uzmanlarınca kabul edilen bir hadisi inkar etmek, sapkınlık ve yalancılıktan başka bir şey değildir. </span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkred">Maalesef günümüzde bir çok kötü niyetli ulema-i su kapsamında olan alimler buna yelteniyorlar.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">"İkincisi: "Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sadıktır." Bu kazıye ise, mucizelerden tevellüd eden burhanın neticesidir</span>."</strong></p><p> </p><p><strong>Peygamber Efendimiz (asv)'den rivayet olunduğu kati olan bir hadis hakkında, acaba Peygamber Efendimiz (asv) bu hadiste hak mı batıl mı konuşmuş, diye lakırdı yapmak küfürdür.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: olive">Zira, Allah, açık ve net bir şekilde, Peygamber (asv)'in hak konuşacağını ayetlerinde ilan etmiştir. Bu ayetler ortada iken, bizim acaba diye endişede bulunmamız; iman ve teslimiyet ile bağdaşmaz</span>.</strong></p><p> </p><p><strong>Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzip olur. İkincisini inkâr eden adam dalâlete gider, zulmete düşer.</strong></p><p> </p><p><strong>Nitekim Üstad Hazretleri bu cümlede, bu iki durumun hükümlerini ifade ediyor. Her iki hükümde de ittifak edilmesi gerektiğini söylüyor.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Yok ittifak edilmeyip inkar edilirse, birinci hükme göre yani; sahih hadis inkar olunursa kişi yalancı ve kibir ehlinden olur ki sonu azap ve ateştir. İkinci hükme göre; peygamber acaba hak mı konuştu diye şüphe ve endişeye düşmek ki; bunun hükmü küfür ve dalalettir.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">"Üçüncü kaziye:</span> "Bu kelâmda murat budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum." </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Bu kaziye ise, teşehhî ile değil, içtihadın neticesidir. Zaten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir."</span></strong></p><p> </p><p><strong>Üçüncü önermede ise; </strong></p><p> </p><p><strong>hadiste acaba Allah Resulü (asv) neyi murat etmiştir diye, Peygamber Efendimiz (asv)'in hadisteki kast ve muradını anlamaya çalışmak ve aramaktır ki; bu caiz ve makbuldür.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Bunu da en güzel ifa edenler, ilimde rasih ve derin olan alimlerdir.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: navy">Müçtehitlerin içtihatları ve usulüne uygun yorumları, hep bu önermenin bir mahsulüdür. Tarihteki yüz binlerle ifade edilen tefsir ve şeriat kitapları bunun en somut örnekleridir.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkred">"Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kal u kîl buna şahittir. Bunu inkâr eden adam, eğer içtihadla olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. Binaenaleyh, her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır."(1)</span></strong></p><p> </p><p><strong>Bu üçüncü önermeye göre bir müçtehit, başka bir müçtehidin içtihat ve yorumunu inkar edip kabul etmese, ne kibirli olur ne de küfre düşer. Bilakis başka bir içtihat yaptığı için sevap kazanır. </strong></p><p> </p><p><strong>İmam Azam ve İmam Şafi (ra)’in mezheplerinin ihtilafı bu noktadan ileri geliyor.</strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Tenbih</span></strong></p><p> </p><p><strong>Hadis-i şerifte varid olduğu gibi, her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır. 1 Ulûm-u İslâmiye buna şahittir. Bu meratibin herbirinin birer derecesi, birer kıymeti, birer makamı vardır; temyiz lâzımdır. Lâkin tezahum yoktur. Fakat iştibak iştibahı intaç eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Öyle de, devair ve meratip tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir.</strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 18px"><span style="color: red"><strong>On Birinci Mukaddeme</strong></span></span></p><p> </p><p><strong>Kelâm-ı vahidde ahkâm-ı müteaddide olabilir. Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. Zevil’elbabca mukarrerdir: Kaziye-i vâhide, müteaddid kazâyâyı tazammun eder. O kaziyelerin herbiri ayrı birer madenden çıktığı gibi, ayrı ayrı birer semere de verir. Birbirinden fark etmeyen, haktan bîgâne kalır. Meselâ, hadiste denilmiş: 2 <span style="font-size: 15px">اَنَا وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ</span> Yani, “Ben ve kıyamet, bu iki parmak gibiyiz.” Mabeynimizde tavassut edecek peygamber yoktur. Veya hadisin muradı ne ise haktır. Şimdi bu hadis üç kaziyeyi mutazammındır:</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Birincisi:</span> “Bu kelâm peygamberin kelâmıdır.” Bu kaziye ise, tevatürün—eğer olsa—neticesidir. </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green"><span style="color: red">İkincisi:</span> “Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sadıktır.” Bu kazıye ise, mu’cizelerden tevellüd eden burhanın neticesidir.</span></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzip olur. İkincisini inkâr eden adam dalâlete gider, zulmete düşer.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong><span style="color: green"><span style="color: red">Üçüncü kaziye:</span> “Bu kelâmda murad budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum.” Bu kaziye ise, teşehhî ile değil, içtihadın neticesidir. Zaten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir.</span></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kâl u kîl buna şahittir. Bunu inkâr eden adam, eğer içtihadla olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. Binaenaleyh, her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"><strong>Hâtime</strong></span></span></p><p></p><p><strong>Bu üç kaziye hadiste cereyanı gibi, âyette de cereyan eder. Zira umumîdir. Fakat kaziye-i ûlâda bir fark-ı dakik vardır. Ve bundan başka, bir kelâmda çok ahkâm-ı zımniye bulunur. Fakat hususîdir. Herbiri ayrı bir asıl, ayrı bir semeresi olabilir.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong><span style="color: red">Tenbih</span></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>İltizam-ı hilâf ve taassub-u bârid ve meylü’t-tefevvuk ve hiss-i taraftarlık ve vehmini bir asla ircâ ile kendine özür göstermek, arzusuna muvafık olan zayıf şeyleri kavî görmek ve gayrın tenkîsiyle kendi kemâlini göstermek ve gayrı tekzip veya tadlil etmekle kendi sıdk ve istikametini ilân etmek gibi sefil ve</strong> <strong>süflî emirlerin menşei olan hubb-u nefisle böyle makamlarda mugalâta ederek çok bahaneler bulabilir. 1 <span style="font-size: 15px">وَاِلَى اللهِ الْمُشْتَكٰى</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 209033, member: 1005848"] [B][COLOR=magenta]Muhakemat, Birinci Makale, On Birinci Mukaddime'de geçen üç kaziye hakkında bilgi verir misiniz?[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]"Birincisi: "Bu kelâm peygamberin kelâmıdır." Bu kaziye ise, tevatürün-eğer olsa-neticesidir."[/COLOR][/B] [B]Burada mevzu bahis olan şey; hadisin senedidir.[/B] [B]Yani bu sözü gerçekten Peygamber Efendimiz (asv) söylemiş midir endişesinin giderilmesidir ki, [/B] [B]bu endişeyi İmam Buhari ve Müslim gibi hadis uzmanları giderir.[/B] [B][COLOR=darkred]Hadis uzmanlarınca kabul edilen bir hadisi inkar etmek, sapkınlık ve yalancılıktan başka bir şey değildir. [/COLOR][/B] [B][COLOR=darkred]Maalesef günümüzde bir çok kötü niyetli ulema-i su kapsamında olan alimler buna yelteniyorlar.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]"İkincisi: "Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sadıktır." Bu kazıye ise, mucizelerden tevellüd eden burhanın neticesidir[/COLOR]."[/B] [B]Peygamber Efendimiz (asv)'den rivayet olunduğu kati olan bir hadis hakkında, acaba Peygamber Efendimiz (asv) bu hadiste hak mı batıl mı konuşmuş, diye lakırdı yapmak küfürdür.[/B] [B][COLOR=olive]Zira, Allah, açık ve net bir şekilde, Peygamber (asv)'in hak konuşacağını ayetlerinde ilan etmiştir. Bu ayetler ortada iken, bizim acaba diye endişede bulunmamız; iman ve teslimiyet ile bağdaşmaz[/COLOR].[/B] [B]Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzip olur. İkincisini inkâr eden adam dalâlete gider, zulmete düşer.[/B] [B]Nitekim Üstad Hazretleri bu cümlede, bu iki durumun hükümlerini ifade ediyor. Her iki hükümde de ittifak edilmesi gerektiğini söylüyor.[/B] [B][COLOR=green]Yok ittifak edilmeyip inkar edilirse, birinci hükme göre yani; sahih hadis inkar olunursa kişi yalancı ve kibir ehlinden olur ki sonu azap ve ateştir. İkinci hükme göre; peygamber acaba hak mı konuştu diye şüphe ve endişeye düşmek ki; bunun hükmü küfür ve dalalettir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]"Üçüncü kaziye:[/COLOR] "Bu kelâmda murat budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum." [/B] [B][COLOR=green]Bu kaziye ise, teşehhî ile değil, içtihadın neticesidir. Zaten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir."[/COLOR][/B] [B]Üçüncü önermede ise; [/B] [B]hadiste acaba Allah Resulü (asv) neyi murat etmiştir diye, Peygamber Efendimiz (asv)'in hadisteki kast ve muradını anlamaya çalışmak ve aramaktır ki; bu caiz ve makbuldür.[/B] [B][COLOR=red]Bunu da en güzel ifa edenler, ilimde rasih ve derin olan alimlerdir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=navy]Müçtehitlerin içtihatları ve usulüne uygun yorumları, hep bu önermenin bir mahsulüdür. Tarihteki yüz binlerle ifade edilen tefsir ve şeriat kitapları bunun en somut örnekleridir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=darkred]"Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kal u kîl buna şahittir. Bunu inkâr eden adam, eğer içtihadla olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. Binaenaleyh, her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır."(1)[/COLOR][/B] [B]Bu üçüncü önermeye göre bir müçtehit, başka bir müçtehidin içtihat ve yorumunu inkar edip kabul etmese, ne kibirli olur ne de küfre düşer. Bilakis başka bir içtihat yaptığı için sevap kazanır. [/B] [B]İmam Azam ve İmam Şafi (ra)’in mezheplerinin ihtilafı bu noktadan ileri geliyor.[/B] [B][COLOR=red]Tenbih[/COLOR][/B] [B]Hadis-i şerifte varid olduğu gibi, her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır. 1 Ulûm-u İslâmiye buna şahittir. Bu meratibin herbirinin birer derecesi, birer kıymeti, birer makamı vardır; temyiz lâzımdır. Lâkin tezahum yoktur. Fakat iştibak iştibahı intaç eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Öyle de, devair ve meratip tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir.[/B] [SIZE=5][COLOR=red][B]On Birinci Mukaddeme[/B][/COLOR][/SIZE] [B]Kelâm-ı vahidde ahkâm-ı müteaddide olabilir. Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. Zevil’elbabca mukarrerdir: Kaziye-i vâhide, müteaddid kazâyâyı tazammun eder. O kaziyelerin herbiri ayrı birer madenden çıktığı gibi, ayrı ayrı birer semere de verir. Birbirinden fark etmeyen, haktan bîgâne kalır. Meselâ, hadiste denilmiş: 2 [SIZE=4]اَنَا وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ[/SIZE] Yani, “Ben ve kıyamet, bu iki parmak gibiyiz.” Mabeynimizde tavassut edecek peygamber yoktur. Veya hadisin muradı ne ise haktır. Şimdi bu hadis üç kaziyeyi mutazammındır:[/B] [B][COLOR=red]Birincisi:[/COLOR] “Bu kelâm peygamberin kelâmıdır.” Bu kaziye ise, tevatürün—eğer olsa—neticesidir. [/B] [B][COLOR=green][COLOR=red]İkincisi:[/COLOR] “Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sadıktır.” Bu kazıye ise, mu’cizelerden tevellüd eden burhanın neticesidir.[/COLOR] Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzip olur. İkincisini inkâr eden adam dalâlete gider, zulmete düşer. [COLOR=green][COLOR=red]Üçüncü kaziye:[/COLOR] “Bu kelâmda murad budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum.” Bu kaziye ise, teşehhî ile değil, içtihadın neticesidir. Zaten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir.[/COLOR] Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kâl u kîl buna şahittir. Bunu inkâr eden adam, eğer içtihadla olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. Binaenaleyh, her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır. [/B] [SIZE=4][COLOR=red][B]Hâtime[/B][/COLOR][/SIZE] [B]Bu üç kaziye hadiste cereyanı gibi, âyette de cereyan eder. Zira umumîdir. Fakat kaziye-i ûlâda bir fark-ı dakik vardır. Ve bundan başka, bir kelâmda çok ahkâm-ı zımniye bulunur. Fakat hususîdir. Herbiri ayrı bir asıl, ayrı bir semeresi olabilir. [COLOR=red]Tenbih[/COLOR] İltizam-ı hilâf ve taassub-u bârid ve meylü’t-tefevvuk ve hiss-i taraftarlık ve vehmini bir asla ircâ ile kendine özür göstermek, arzusuna muvafık olan zayıf şeyleri kavî görmek ve gayrın tenkîsiyle kendi kemâlini göstermek ve gayrı tekzip veya tadlil etmekle kendi sıdk ve istikametini ilân etmek gibi sefil ve[/B] [B]süflî emirlerin menşei olan hubb-u nefisle böyle makamlarda mugalâta ederek çok bahaneler bulabilir. 1 [SIZE=4]وَاِلَى اللهِ الْمُشْتَكٰى[/SIZE][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
muhakemat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst