Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
muhakemat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 209044" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="color: magenta"><u>Nazarı tams eden ve belâğatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek, ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. Mecaza gidilse de meâli tutulur.. cümlesini ve devamını izah eder misiniz?</u></span></strong></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Tenbih </span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Ben "zahirperest" ve "nazar-ı sathî sahibi" tâbiriyle yad ettiğim ve tevbih ve tânif ile teşhir ettiğim muhatab-ı zihniyem, ağleb-i halde ehl-i tefrit olan ve cemal-i İslâmı görmeyen ve nazar-ı sathiyle uzaktan İslâmiyete bakan hasm-ı dindir. Fakat, bazan ehl-i ifrat olan, iyilik bilerek fenalık eden dinin cahil dostlarıdır.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Beşinci belâ:</span> <span style="color: navy">Ehl-i tefrit ve ifrat olan biçarelerin ellerini tutarak zulümata atan birisi de, her mecazın her yerinde taharrî-i hakikat etmektir. Evet, mecazda bir dane-i hakikat bulunmak lâzımdır ki, mecaz ondan neşvünema bularak sümbüllensin. Veyahut hakikat, ışık veren fitildir; mecaz ise, ziyasını tezyid eden şişesidir. Evet, muhabbet kalbde ve akıl dimağdadır; elde ve ayakta aramak abestir.</span></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">İzah:</span> Mecaz, soyut ve derin hakikatlerin iyi anlaşılmasında kullanılan bir vasıta bir araçtır.</strong></p><p> </p><p><strong>Bu yüzden Kur'an ve Sünnette, imana dair ince konuların anlaşılmasında bu teşbih ve mecaz çokça kullanılmıştır. </strong></p><p> </p><p><strong>Ama maalesef cahil takım, bu mecaz vasıtasını hakikate tatbik ederek vasıtalıktan gayeye dönüştürmüşler. </strong></p><p> </p><p><strong>Ve mecazda işaret edilen ince manalar gizli ve örtülü kalmıştır. Üstad, burada bu sakat ve hastalıklı bakışa işaret ediyor. Şişe ışık değildir, ışığa kuvvet veren bir araçtır. </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Şişeye fitil demek ne kadar safsata ise;</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Kur'an ve sünnet içinde geçen mecazi ifadeleri aynı ile kabul etmekte aynı derecede safsatadır. Allah arşa istiva etti ayetini, Allah; elmas ve altınlardan yapılmış bir tahta oturuyor şeklinde anlamak hem küfür, hem de safsatadır</span>.</strong></p><p> </p><p><strong>Mecaz hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Meselâ:</span> Bazı Hadis-i Şeriflerde; dünyaya nezâret eden iki melâikenin öküze ve balığa benzetildiği gibi.</strong></p><p> </p><p><strong>Bir kelime, kendi mânasında kullanılırsa; hakikat olur.</strong></p><p> </p><p><strong>Eğer bir münasebetle asıl mânasından başka bir mânada istimâl edilir ve kendi mânasında kullanılmasında "karine-i mânia" bulunursa mecaz'dır. </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Meselâ;</span> tahta kelimesi ağaçtan satıh mânasına olduğu halde hakikattır. Fakat yazı levhası mânâsına kullanılır.</strong></p><p> </p><p><strong>Faraza, Muallim tarafından talebeye "tahta başına geç" denilirse, mecaz'dır. </strong></p><p> </p><p><strong>Çünkü, levhanın tahtadan yapılmış olması münasebeti ile, bir de başına geçilecek tahtanın ancak yazı tahtası olup döşeme ve tavan tahtalarının başına geçilemiyeceği karine-i mâniası ile, o kelime hakikat mânâsından mecâz mânâsına naklolunmuştur.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Nakildeki münasebete alâka denilir. Alâkası teşbih olan mecazlar istiâre, başka türlü alâkası bulunanlar da mecaz-ı mürsel'dir.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Mecaz-ı mürselin alâkaları teşbihten başkadır ve en meşhurları şunlardır:</span></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: red">1-Hulul :</span> Hakikat ve mecaz mânalarında birinin ötekine mahal olmasıdır. </em></strong></p><p></p><p><strong><em>(Derse girildi) denildiği vakit, hâl olan dersin söylenip onun mahalli bulunan dershânenin kasdedilmesi. </em></strong></p><p></p><p><strong><em>(Yemekhâneye indi) denilince de, mahal bulunan yemekhânenin zikrolunup yemeğe inildi, denilmek istenmesi gibi. </em></strong></p><p></p><p><strong><em><span style="color: red">Mânâca cüz'i bir fark ile buna, zarfiyyet, mazrufiyyet alâkası da diyebiliriz.</span></em></strong></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">2-Sebebiyyet, müsebbebiyyet :</span> Hakiki ve mecazi mânâlardan birinin diğerine sebeb müsebbeb olmasıdır. "Bir muharrir, kalemiyle geçinir" cümlesinde sebeb olan kalemin zikredilip müsebbeb olan yazı ücretinin kasdedilmesi; kar yağarken söylenilen "bereket yağıyor" cümlesindeki müsebbeb olan bereketin zikredilip, sebeb olan karın murad edilmesi gibi.</strong></em></p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">3-Cüz'iyyet, külliyet :</span> Hakikat ve mecaz mânâlarından biri, diğerinin cüz'ü olmasıdır. Diğer bir tabir ile; bir şeyin bütünü kasdedilmesidir.</strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: green"><span style="color: red">"Marmaradan her yelken Uçar gibi neş'eli"</span>beytindeki yelken kelimesi gibi. (ki, onun zikriyle bütünü söylenip parçası, yahut parçası söylenip bütünü bulunan kayık murad edilmiştir).</span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">4-Itlâk ve takyid :</span> Hakikat ve mecaz mânâlarından birinin mutlak yâni umuma; o birinin mukayyed, yâni hususa delâlet eder olmasıdır.</strong></em></p><p> </p><p><em><strong>Hayvan kelimesindeki mânâ umumidir. Hayvan deyip de meselâ "At"ı murad etmek onu mukayyed bir mânâda kullanmak demek olacağından "Mecaz" olur.</strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">5-Kevniyyet :</span> Bir şeye eski hâlinin ismini vermektir. Bir vâlidenin, yetişmiş oğluna; "bizim çocuk" demesi gibi.</strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">6-Evveliyyet :</span> Bir şeyi sonra olacağı isim ile zikretmektir. Tıbbiye ve deniz mekteblerine yeni girmiş talebeye "Doktor ve Kaptan" denilmesi gibi.(Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşerse, hakikate inkılâb eder, hurâfata kapı açar. S.)</strong></em></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><strong>Yukarda tarif edildiği gibi, mecazın bu gaye ve ilmi prensiplerini bilmeyen cahiller, mecazı aynı ile kabul edip yani zahiri üzere tatbik ederek mecazı zahirperestlik hastalığına çeviriyorlar. </strong></p><p> </p><p><strong>Mecazın her köşesinde hakikat aramak yada hakikate tatbik ermek cehalettir.</strong></p><p> </p><p><strong>Üstad bu manaya şu cümle ile işaret ediyor: Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşerse, hakikate inkılâb eder, hurâfata kapı açar. </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkred">İslam düşüncesine hurafelerin girmesinde bu mecazı hakikat telakki etme hastalığının payı büyüktür.</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Altıncı belâ:</span> Nazarı tams eden ve belâğatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek, ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. </strong></p><p> </p><p><strong>Mecaza gidilse de meâli tutulur. </strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Bu sırra binaendir:</span> Âyet ve hadisin tefsir veya tercümesi, onlardaki hüsün ve belâğatı gösteremez. Güya onlarca karine-i mecaz, aklen hakikatin imtinâıdır. Halbuki, karine-i mânia, aklî olduğu gibi, hissî ve âdî ve makamî, daha başka çok şeylerle de olabilir.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: green">Eğer istersen, Cennetü'l-Firdevs gibi olan Delâilü'l-İ'câz'ın iki yüz yirmi birinci kapısından gir. Göreceksin, o koca Abdülkahir, gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.</span></strong></p><p> </p><p><strong>Muhakemat,8.Mesele.6.7. Bela</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: red">İzah:</span> Diğer bir hastalık ta; meal, tercüme ve tefsirin ayetin orijinal manası ve lafzının yerine konulmasıdır.</strong></p><p> </p><p><strong>Halbuki ayet ve hadisler insanın sadece aklına hitap etmiyorlar, insandaki bütün latife ve duygulara bir hisse ve pay veriyorlar.</strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: navy">İşte meal, tercüme ve tefsir insanın sadece aklına hitap ediyor; sair duygu ve latifeler hissesiz kalıyor. Kur'an’i ve mecazi ifadelerde sadece aklın işi kolaylaştırılmıyor, sair duygulara da bir hisse bir pay var.</span></strong></p><p> </p><p><strong>Ayet ve hadisin orijinal ifadesindeki haşmet ve nüfuz, tercüme ve tefsirinde kalmaz.</strong></p><p> </p><p><strong>Ayetin aslında bin hasiyet var iken, tefsirine on geçer tercümesinde bir geçer. Bu yüzden tefsir ve tercümeye, Kur'an nazarı ile bakılmaz. Bu manayı belagat imamları eserlerinde izah etmişler.</strong></p><p> </p><p><strong>Üstad, bu imamlardan Abdülkahir Cürcani’ yi örnek olarak veriyor.</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 209044, member: 1005848"] [B][COLOR=magenta][U]Nazarı tams eden ve belâğatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek, ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. Mecaza gidilse de meâli tutulur.. cümlesini ve devamını izah eder misiniz?[/U][/COLOR][/B] [B][COLOR=red]Tenbih [/COLOR][/B] [B][COLOR=green]Ben "zahirperest" ve "nazar-ı sathî sahibi" tâbiriyle yad ettiğim ve tevbih ve tânif ile teşhir ettiğim muhatab-ı zihniyem, ağleb-i halde ehl-i tefrit olan ve cemal-i İslâmı görmeyen ve nazar-ı sathiyle uzaktan İslâmiyete bakan hasm-ı dindir. Fakat, bazan ehl-i ifrat olan, iyilik bilerek fenalık eden dinin cahil dostlarıdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]Beşinci belâ:[/COLOR] [COLOR=navy]Ehl-i tefrit ve ifrat olan biçarelerin ellerini tutarak zulümata atan birisi de, her mecazın her yerinde taharrî-i hakikat etmektir. Evet, mecazda bir dane-i hakikat bulunmak lâzımdır ki, mecaz ondan neşvünema bularak sümbüllensin. Veyahut hakikat, ışık veren fitildir; mecaz ise, ziyasını tezyid eden şişesidir. Evet, muhabbet kalbde ve akıl dimağdadır; elde ve ayakta aramak abestir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]İzah:[/COLOR] Mecaz, soyut ve derin hakikatlerin iyi anlaşılmasında kullanılan bir vasıta bir araçtır.[/B] [B]Bu yüzden Kur'an ve Sünnette, imana dair ince konuların anlaşılmasında bu teşbih ve mecaz çokça kullanılmıştır. [/B] [B]Ama maalesef cahil takım, bu mecaz vasıtasını hakikate tatbik ederek vasıtalıktan gayeye dönüştürmüşler. [/B] [B]Ve mecazda işaret edilen ince manalar gizli ve örtülü kalmıştır. Üstad, burada bu sakat ve hastalıklı bakışa işaret ediyor. Şişe ışık değildir, ışığa kuvvet veren bir araçtır. [/B] [B][COLOR=red]Şişeye fitil demek ne kadar safsata ise;[/COLOR][/B] [B][COLOR=green]Kur'an ve sünnet içinde geçen mecazi ifadeleri aynı ile kabul etmekte aynı derecede safsatadır. Allah arşa istiva etti ayetini, Allah; elmas ve altınlardan yapılmış bir tahta oturuyor şeklinde anlamak hem küfür, hem de safsatadır[/COLOR].[/B] [B]Mecaz hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.[/B] [B][COLOR=red]Meselâ:[/COLOR] Bazı Hadis-i Şeriflerde; dünyaya nezâret eden iki melâikenin öküze ve balığa benzetildiği gibi.[/B] [B]Bir kelime, kendi mânasında kullanılırsa; hakikat olur.[/B] [B]Eğer bir münasebetle asıl mânasından başka bir mânada istimâl edilir ve kendi mânasında kullanılmasında "karine-i mânia" bulunursa mecaz'dır. [/B] [B][COLOR=red]Meselâ;[/COLOR] tahta kelimesi ağaçtan satıh mânasına olduğu halde hakikattır. Fakat yazı levhası mânâsına kullanılır.[/B] [B]Faraza, Muallim tarafından talebeye "tahta başına geç" denilirse, mecaz'dır. [/B] [B]Çünkü, levhanın tahtadan yapılmış olması münasebeti ile, bir de başına geçilecek tahtanın ancak yazı tahtası olup döşeme ve tavan tahtalarının başına geçilemiyeceği karine-i mâniası ile, o kelime hakikat mânâsından mecâz mânâsına naklolunmuştur.[/B] [B][COLOR=green]Nakildeki münasebete alâka denilir. Alâkası teşbih olan mecazlar istiâre, başka türlü alâkası bulunanlar da mecaz-ı mürsel'dir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=green]Mecaz-ı mürselin alâkaları teşbihten başkadır ve en meşhurları şunlardır:[/COLOR][/B] [B][I][COLOR=red]1-Hulul :[/COLOR] Hakikat ve mecaz mânalarında birinin ötekine mahal olmasıdır. [/I][/B] [B][I](Derse girildi) denildiği vakit, hâl olan dersin söylenip onun mahalli bulunan dershânenin kasdedilmesi. [/I][/B] [B][I](Yemekhâneye indi) denilince de, mahal bulunan yemekhânenin zikrolunup yemeğe inildi, denilmek istenmesi gibi. [/I][/B] [B][I][COLOR=red]Mânâca cüz'i bir fark ile buna, zarfiyyet, mazrufiyyet alâkası da diyebiliriz.[/COLOR][/I][/B] [I][B][COLOR=red]2-Sebebiyyet, müsebbebiyyet :[/COLOR] Hakiki ve mecazi mânâlardan birinin diğerine sebeb müsebbeb olmasıdır. "Bir muharrir, kalemiyle geçinir" cümlesinde sebeb olan kalemin zikredilip müsebbeb olan yazı ücretinin kasdedilmesi; kar yağarken söylenilen "bereket yağıyor" cümlesindeki müsebbeb olan bereketin zikredilip, sebeb olan karın murad edilmesi gibi.[/B][/I] [I][B][COLOR=red]3-Cüz'iyyet, külliyet :[/COLOR] Hakikat ve mecaz mânâlarından biri, diğerinin cüz'ü olmasıdır. Diğer bir tabir ile; bir şeyin bütünü kasdedilmesidir.[/B][/I] [I][B][COLOR=green][COLOR=red]"Marmaradan her yelken Uçar gibi neş'eli"[/COLOR]beytindeki yelken kelimesi gibi. (ki, onun zikriyle bütünü söylenip parçası, yahut parçası söylenip bütünü bulunan kayık murad edilmiştir).[/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=red]4-Itlâk ve takyid :[/COLOR] Hakikat ve mecaz mânâlarından birinin mutlak yâni umuma; o birinin mukayyed, yâni hususa delâlet eder olmasıdır.[/B][/I] [I][B]Hayvan kelimesindeki mânâ umumidir. Hayvan deyip de meselâ "At"ı murad etmek onu mukayyed bir mânâda kullanmak demek olacağından "Mecaz" olur.[/B][/I] [I][B][COLOR=red]5-Kevniyyet :[/COLOR] Bir şeye eski hâlinin ismini vermektir. Bir vâlidenin, yetişmiş oğluna; "bizim çocuk" demesi gibi.[/B][/I] [I][B][COLOR=red]6-Evveliyyet :[/COLOR] Bir şeyi sonra olacağı isim ile zikretmektir. Tıbbiye ve deniz mekteblerine yeni girmiş talebeye "Doktor ve Kaptan" denilmesi gibi.(Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşerse, hakikate inkılâb eder, hurâfata kapı açar. S.)[/B][/I] [B]Yukarda tarif edildiği gibi, mecazın bu gaye ve ilmi prensiplerini bilmeyen cahiller, mecazı aynı ile kabul edip yani zahiri üzere tatbik ederek mecazı zahirperestlik hastalığına çeviriyorlar. [/B] [B]Mecazın her köşesinde hakikat aramak yada hakikate tatbik ermek cehalettir.[/B] [B]Üstad bu manaya şu cümle ile işaret ediyor: Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşerse, hakikate inkılâb eder, hurâfata kapı açar. [/B] [B][COLOR=darkred]İslam düşüncesine hurafelerin girmesinde bu mecazı hakikat telakki etme hastalığının payı büyüktür.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]Altıncı belâ:[/COLOR] Nazarı tams eden ve belâğatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek, ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. [/B] [B]Mecaza gidilse de meâli tutulur. [/B] [B][COLOR=red]Bu sırra binaendir:[/COLOR] Âyet ve hadisin tefsir veya tercümesi, onlardaki hüsün ve belâğatı gösteremez. Güya onlarca karine-i mecaz, aklen hakikatin imtinâıdır. Halbuki, karine-i mânia, aklî olduğu gibi, hissî ve âdî ve makamî, daha başka çok şeylerle de olabilir.[/B] [B][COLOR=green]Eğer istersen, Cennetü'l-Firdevs gibi olan Delâilü'l-İ'câz'ın iki yüz yirmi birinci kapısından gir. Göreceksin, o koca Abdülkahir, gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.[/COLOR][/B] [B]Muhakemat,8.Mesele.6.7. Bela[/B] [B][COLOR=red]İzah:[/COLOR] Diğer bir hastalık ta; meal, tercüme ve tefsirin ayetin orijinal manası ve lafzının yerine konulmasıdır.[/B] [B]Halbuki ayet ve hadisler insanın sadece aklına hitap etmiyorlar, insandaki bütün latife ve duygulara bir hisse ve pay veriyorlar.[/B] [B][COLOR=navy]İşte meal, tercüme ve tefsir insanın sadece aklına hitap ediyor; sair duygu ve latifeler hissesiz kalıyor. Kur'an’i ve mecazi ifadelerde sadece aklın işi kolaylaştırılmıyor, sair duygulara da bir hisse bir pay var.[/COLOR][/B] [B]Ayet ve hadisin orijinal ifadesindeki haşmet ve nüfuz, tercüme ve tefsirinde kalmaz.[/B] [B]Ayetin aslında bin hasiyet var iken, tefsirine on geçer tercümesinde bir geçer. Bu yüzden tefsir ve tercümeye, Kur'an nazarı ile bakılmaz. Bu manayı belagat imamları eserlerinde izah etmişler.[/B] [B]Üstad, bu imamlardan Abdülkahir Cürcani’ yi örnek olarak veriyor.[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
muhakemat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst