Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
mühim bir açıklama
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ofaruk" data-source="post: 257109" data-attributes="member: 1015557"><p><span style="font-size: 10px">Evet, <strong>Risale-i Nur</strong>’un o kadar dehşetli muannidlere karşı <strong>galibâne mukavemeti, sırr-ı ihlâstan</strong> ve <strong>hiçbir şeye âlet edilmemesinden</strong> ve <strong>doğrudan doğruya saadet-i ebediyeye bakmasından</strong> ve <strong>hizmet-i imaniye</strong>den <strong>başka bir maksat takip etmemesinden</strong> ve bazı ehl-i tarikatın ehemmiyet verdikleri <strong>keşif ve kerâmât-ı şahsiyeye ehemmiyet vermemekten</strong> ve velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabîler gibi, veraset-i Nübüvvet sırrıyla, <strong>yalnız iman nurlarını neşretmek</strong> ve <strong>ehl-i imanın imanlarını kurtarmaktır.</strong>» (Kastamonu Lâhikası sh: 263)</span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">«Amma, “Mânevî ve makbul ve zararsız ve bütün ehl-i iman ve hakikatın istedikleri nurânî makamlar ve uhrevî rütbelerden, hâlis kardeşlerimizden hüsn-ü zanla verilen ve ihlâsınıza zarar gelmediği halde, eğer kabul etsen, reddedilmeyecek derecede senetler, hüccetler bulunduğu halde; sen, değil tevazu ve mahviyetle, belki şiddet ve hiddetle ve o makamı sana veren kardeşlerinin hatırını kırmakla o rütbelerden ve makamlardan kaçıyorsun.” </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><em>Elcevap:</em> Nasıl ki ehl-i hamiyet bir insan, dostların hayatını kurtarmak için kendini feda eder. Öyle de, ehl-i imanın hayat-ı ebediyelerini tehlikeli düşmanlardan muhafaza etmek için, lüzum olsa —hem lüzum var— kendim, değil yalnız lâyık olmadığım o makamları, belki hakikî hayat-ı ebediyenin makamlarını dahi feda etmeye, <strong>Risale-i Nur</strong>’dan aldığım ders-i şefkat cihetiyle terk ederim.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Evet, her vakit, hususan bu zamanda ve bilhassa dalâletten gelen gaflet-i umumiyede, siyaset ve felsefenin galebesinde ve <strong>enâniyet ve hodfuruşluğun heyecanlı asrında</strong> büyük makamlar herşeyi kendine tâbi ve basamak yapar. Hattâ dünyevî makamlar için dahi mukaddesatını âlet eder. <strong>Mânevî makamlar olsa, daha ziyade âlet eder. Umumun nazarında kendini muhafaza etmek ve o makamlara kendini yakıştırmak için bazı kudsî hizmetlerini ve hakikatleri basamak ve vesile yapıyor diye itham altında kalıp, neşrettiği hakikatler dahi tereddütlerle revacı zedelenir.</strong> Şahsa, makama faydası bir ise, revaçsızlıkla umuma zararı bindir.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 74)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">«Tekellüfe ve kıymetten ziyade kendimi göstermeye ve ziyade <strong>hüsn-ü zan edenlere karşı hoş görünmek</strong> için kendimi makam sahibi göstermek ve sırr-ı <strong>ihlâsa tam münâfi kendini büyük göstermek</strong> ve vakar perdesi altında benliğin zararlı ve fâni zevkini aramak hâletleri ise, ey nefsim, meftun olduğun o zevkleri hiçe indirirler.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 201)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">«Sonra bizim hizmetimiz itibarıyla bizde zayıf damar sayılan, fakat <strong>hakikat noktasında herkesin makbulü</strong> ve her şahıs onu kazanmaya müştak olan <strong>“mânevî makam sahibi olmak</strong> ve velâyet mertebelerinde terakki etmek” ve o nimet-i İlâhiyeyi kendinde bilmektir ki, insanlara <strong>menfaatten başka hiçbir zararı yok.</strong> Fakat böyle benlik ve <strong>enaniyet</strong> ve <strong>menfaatperestlik</strong> ve <strong>nefsini kurtarmak hissi</strong> galebe çaldığı bir zamanda, elbette <strong>sırr‑ı ihlâsa</strong> ve hiçbir şeye <strong>âlet olmamaya bina edilen hizmet-i imaniye</strong> ile şahsî makam-ı mâneviyeyi aramamak iktiza ediyor. Harekâtında onları <strong>istememek</strong> ve <strong>düşünmemek</strong> lâzımdır ki, <strong>hakikî ihlâsın sırrı bozulmasın</strong>.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 244)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">«Nasıl ki <strong>Risale-i Nur</strong>’u ve <strong>hizmet-i imaniyeyi,</strong> dünyevî rütbelerine ve şahsım için <strong>uhrevî makamlarına</strong> âlet yapmaktan <strong>sırr-ı ihlâs şiddetle beni men ettiği </strong>gibi; öyle de, Kendi şahsımın <strong>istirahatine</strong> ve dünyevî <strong>hayatımın güzelce, zahmetsiz geçmesine,</strong> o hizmet-i kudsiyeyi âlet yapmaktan cidden çekiniyorum. Çünkü,<strong> uhrevî hasenatın bâki meyvelerini fâni hayatta cüz’î bir zevk için sarf etmek, sırr-ı ihlâsa muhalif</strong> olmasından, kat’iyen haber veriyorum ki, târikü’d-dünya <strong>ehl-i riyâzetin arzu ve kabul ettikleri</strong> ruhânî, <strong>cinnî hüddamlar</strong> bana hergün, hem aç olduğum zamanda ve yaralı olduğum vakitte en güzel ilâç getirseler, <strong>hakikî ihlâs için</strong> kabul etmemeye kendimi mecbur biliyorum. Hattâ berzahtaki evliyadan bir kısmı temessül edip bana helva baklavaları <strong>hizmet-i imaniyeye hürmeten verseler,</strong> yine onların elini öpüp <strong>kabul etmemek</strong> ve <strong>uhrevî, bâkî meyvelerini dünyada fâni bir surette yememek</strong> için, nefsim de kalbim gibi kabul etmemeye rıza gösteriyor. Fakat kast ve <strong>niyetimiz olmadan,</strong> inayet cihetinde gelen bereket gibi ikrâmât-ı Rahmâniye, hizmetin makbuliyetine bir alâmet olduğundan, <strong>nefs-i emmâre karışmamak şartıyla</strong> ruhumla kabul ederim. Her neyse, bu mesele bu kadar kâfi.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 12)</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ofaruk, post: 257109, member: 1015557"] [SIZE=2]Evet, [B]Risale-i Nur[/B]’un o kadar dehşetli muannidlere karşı [B]galibâne mukavemeti, sırr-ı ihlâstan[/B] ve [B]hiçbir şeye âlet edilmemesinden[/B] ve [B]doğrudan doğruya saadet-i ebediyeye bakmasından[/B] ve [B]hizmet-i imaniye[/B]den [B]başka bir maksat takip etmemesinden[/B] ve bazı ehl-i tarikatın ehemmiyet verdikleri [B]keşif ve kerâmât-ı şahsiyeye ehemmiyet vermemekten[/B] ve velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabîler gibi, veraset-i Nübüvvet sırrıyla, [B]yalnız iman nurlarını neşretmek[/B] ve [B]ehl-i imanın imanlarını kurtarmaktır.[/B]» (Kastamonu Lâhikası sh: 263)[/SIZE][FONT=Verdana][SIZE=2]«Amma, “Mânevî ve makbul ve zararsız ve bütün ehl-i iman ve hakikatın istedikleri nurânî makamlar ve uhrevî rütbelerden, hâlis kardeşlerimizden hüsn-ü zanla verilen ve ihlâsınıza zarar gelmediği halde, eğer kabul etsen, reddedilmeyecek derecede senetler, hüccetler bulunduğu halde; sen, değil tevazu ve mahviyetle, belki şiddet ve hiddetle ve o makamı sana veren kardeşlerinin hatırını kırmakla o rütbelerden ve makamlardan kaçıyorsun.” [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][I]Elcevap:[/I] Nasıl ki ehl-i hamiyet bir insan, dostların hayatını kurtarmak için kendini feda eder. Öyle de, ehl-i imanın hayat-ı ebediyelerini tehlikeli düşmanlardan muhafaza etmek için, lüzum olsa —hem lüzum var— kendim, değil yalnız lâyık olmadığım o makamları, belki hakikî hayat-ı ebediyenin makamlarını dahi feda etmeye, [B]Risale-i Nur[/B]’dan aldığım ders-i şefkat cihetiyle terk ederim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Evet, her vakit, hususan bu zamanda ve bilhassa dalâletten gelen gaflet-i umumiyede, siyaset ve felsefenin galebesinde ve [B]enâniyet ve hodfuruşluğun heyecanlı asrında[/B] büyük makamlar herşeyi kendine tâbi ve basamak yapar. Hattâ dünyevî makamlar için dahi mukaddesatını âlet eder. [B]Mânevî makamlar olsa, daha ziyade âlet eder. Umumun nazarında kendini muhafaza etmek ve o makamlara kendini yakıştırmak için bazı kudsî hizmetlerini ve hakikatleri basamak ve vesile yapıyor diye itham altında kalıp, neşrettiği hakikatler dahi tereddütlerle revacı zedelenir.[/B] Şahsa, makama faydası bir ise, revaçsızlıkla umuma zararı bindir.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 74)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]«Tekellüfe ve kıymetten ziyade kendimi göstermeye ve ziyade [B]hüsn-ü zan edenlere karşı hoş görünmek[/B] için kendimi makam sahibi göstermek ve sırr-ı [B]ihlâsa tam münâfi kendini büyük göstermek[/B] ve vakar perdesi altında benliğin zararlı ve fâni zevkini aramak hâletleri ise, ey nefsim, meftun olduğun o zevkleri hiçe indirirler.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 201)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]«Sonra bizim hizmetimiz itibarıyla bizde zayıf damar sayılan, fakat [B]hakikat noktasında herkesin makbulü[/B] ve her şahıs onu kazanmaya müştak olan [B]“mânevî makam sahibi olmak[/B] ve velâyet mertebelerinde terakki etmek” ve o nimet-i İlâhiyeyi kendinde bilmektir ki, insanlara [B]menfaatten başka hiçbir zararı yok.[/B] Fakat böyle benlik ve [B]enaniyet[/B] ve [B]menfaatperestlik[/B] ve [B]nefsini kurtarmak hissi[/B] galebe çaldığı bir zamanda, elbette [B]sırr‑ı ihlâsa[/B] ve hiçbir şeye [B]âlet olmamaya bina edilen hizmet-i imaniye[/B] ile şahsî makam-ı mâneviyeyi aramamak iktiza ediyor. Harekâtında onları [B]istememek[/B] ve [B]düşünmemek[/B] lâzımdır ki, [B]hakikî ihlâsın sırrı bozulmasın[/B].» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 244)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]«Nasıl ki [B]Risale-i Nur[/B]’u ve [B]hizmet-i imaniyeyi,[/B] dünyevî rütbelerine ve şahsım için [B]uhrevî makamlarına[/B] âlet yapmaktan [B]sırr-ı ihlâs şiddetle beni men ettiği [/B]gibi; öyle de, Kendi şahsımın [B]istirahatine[/B] ve dünyevî [B]hayatımın güzelce, zahmetsiz geçmesine,[/B] o hizmet-i kudsiyeyi âlet yapmaktan cidden çekiniyorum. Çünkü,[B] uhrevî hasenatın bâki meyvelerini fâni hayatta cüz’î bir zevk için sarf etmek, sırr-ı ihlâsa muhalif[/B] olmasından, kat’iyen haber veriyorum ki, târikü’d-dünya [B]ehl-i riyâzetin arzu ve kabul ettikleri[/B] ruhânî, [B]cinnî hüddamlar[/B] bana hergün, hem aç olduğum zamanda ve yaralı olduğum vakitte en güzel ilâç getirseler, [B]hakikî ihlâs için[/B] kabul etmemeye kendimi mecbur biliyorum. Hattâ berzahtaki evliyadan bir kısmı temessül edip bana helva baklavaları [B]hizmet-i imaniyeye hürmeten verseler,[/B] yine onların elini öpüp [B]kabul etmemek[/B] ve [B]uhrevî, bâkî meyvelerini dünyada fâni bir surette yememek[/B] için, nefsim de kalbim gibi kabul etmemeye rıza gösteriyor. Fakat kast ve [B]niyetimiz olmadan,[/B] inayet cihetinde gelen bereket gibi ikrâmât-ı Rahmâniye, hizmetin makbuliyetine bir alâmet olduğundan, [B]nefs-i emmâre karışmamak şartıyla[/B] ruhumla kabul ederim. Her neyse, bu mesele bu kadar kâfi.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 12)[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
mühim bir açıklama
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst