Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Muhteşem rezalet!...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 230372" data-attributes="member: 857"><p><strong>Muhteşem Yüzyıl’ mı, muhteşem rezalet mi?</strong></p><p></p><p><strong>Muhteşem Yüzyıl’ mı, muhteşem rezalet mi?</strong></p><p></p><p>Show TV’nin haftalardır fragmanını yayımladığı ve şimdiden RTÜK’e 5 bini aşkın tepki mesajının yağdığı, kamuoyu ve tarihçilerin merakla beklediği ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi nihayet gösterime girdi.</p><p> </p><p> Dizinin ilk bölümünü bir tarihçi olarak baştan sona büyük bir gerginlik içerisinde izledim. Naçizane Osmanlı tarihi, kültür ve medeniyeti üzerinde kalem oynatan, Nesil Yayınlarından çıkan ‘Osmanlı’nın Gizli Tarihi’ gibi kitaplar neşreden bir tarihçi sıfatıyla bu yazıdan itibaren dizinin konusu çerçevesinde bazı tenkit ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmayı bir görev telakki ediyorum.</p><p> </p><p> <strong>Sıcağı sıcağına hemen ilk kritiği yapacak olursam tek kelimeyle şunu söyleyebilirim: Genel itibarla adına yaraşır bir şekilde ‘Muhteşem Yüzyıl’ değil, muhteşem bir “rezalet”!</strong></p><p> <strong></strong></p><p><strong> Neden mi; işte izahı:</strong></p><p> </p><p> Fragmanlarda gösterilen ve tepkiye yol açan hiçbir müstehcen sahnede zerrece sansür ve kısıtlamaya gidilmemiş, güya sanat adına alabildiğince cüretkâr ve pervasız bir teşhirci sunum yapılmış. Daha çok padişah Kanuni’nin mahrem saray hayatını ve cismani yönünü ön plana çıkarmış. Dolayısıyla da seyircinin cismani duygularına seslenen ve şehevî dürtülerini harekete geçiren bir sinema dili kullanmış.</p><p> </p><p> Şurası açık; dizinin tarihe ışık tutmak, Osmanlı tarihine ve padişahlara müspet anlamda ilgi uyandırmak gibi bir derdi yok! Tarihe daha ziyade magazinel; paparazzici ve röntgenci bir anlayışla yaklaşarak reyting ve reklam pastasından daha fazla pay almak!</p><p> </p><p> Bu genel değerlendirmeden hareketle diziyle ilgili birkaç tenkitimi şöyle sıralayabilirim:</p><p> </p><p> *Harem’e ve Kanuni’nin harem hayatına bir Batılı gözüyle bakarak, sahih ve muteber olmayan Batılı tarihçi ve yazarların her iki meseleyle ilgili tarihi gerçeklikten uzak, hayal ürünü kurgu ve safsatalarından esinlemiş. Harem’i, dine ve ahlaka mugayir bir mekân olarak tasvir etmiş. Harem’in kendi içinde meşru ve serbest, ama dışarıya karşı mahrem hayatını fütursuzca dış dünyaya yansıtınca doğal olarak gayrı ahlakî bir manzara ortaya çıkmış. Harem’in dinî ve ahlakî peçesi hayâsızca yırtılmış, harim-i ismetine haramiler gibi ilişilmiş. Mahremiyeti ayaklar altına alınmış. Haremdeki kadınlar tesettüre riayet etmeyen, avret yerlerini hemcinslerine göstermekten sakınmayan ahlaken düşük, edep ve terbiyeden nasibini almamış ‘hafif meşrep’ kadınlar gibi takdim edilmiş. Hâlbuki her şeyden daha fazla orası edephane idi; edepsize ve edepsizliğe izin verilmeyen nezih bir mekândı!</p><p> </p><p> *Harem’deki eğitimde ahlak ve terbiyenin esas alındığı, Cariyelerin ahlak ve edep sahibi kişiler olarak terbiye edileceği ifade ediliyor; fakat gereğinin layık-ı veçhile yerine getirildiğine yer verilmemiş. Batılı devletlerin saraylarında olduğu gibi Osmanlı sarayının koridorları ve en kuytu köşelerinde de kol gezen tek hâkim cereyan sanki cismaniyetmiş, sere serpe bir ahlaksızlıkmış gibi gösterilmiş.</p><p> </p><p> *Kanuni’nin mahrem hayatı ve hünkâr dairesindeki özel yaşantısı gereksiz bir tafsilatla tasvir ve teşhir edilmiş. Padişahı, her gün dilediği bir kadınla (cariyeyle) düşüp kalkan, şehvet düşkünü bir tenperver ve nefsanî arzularının esiriymiş gibi göstermek çok çirkin ve aşağılayıcı. Cariyelerin padişahları meşru çerçevede eğlendirmesinden, padişahların huzurunda raks edip şarkı söylemeleri ve onların bir elin parmağını geçmeyecek sayıdakileriyle şer’î ölçüler dâhilinde karı-koca hayatı sürmesi tabii ki “helal”… Padişahlar cariyelerle karı-koca hayatı yaşarken kendilerini günah işleyen bir zinakâr olarak elbette görmüyorlardı. Lakin tüm Cariyeleri padişahların sadece zevk, eğlence ve cismanî arzularını tatmin aracıymış gibi sunmak büyük haksızlık. Kanuni’nin şahsında padişahları, sınırsız sayıda cariye ile dilediği şekilde halvet yapma hakkına sahipmiş gibi göstermek tek kelimeyle pervasızlık ve ahlaksızlıkta sınır tanımazlıktır. En hafif ifadesiyle ecdada ve devlet büyüklerimize saygısızlıktır. Onların mahrem hayatı ve ilişkileri bizleri ne kadar ilgilendirebilir ve merakımızı celp edebilir ki? Koskoca Kanuni’nin nikâhlı cariyesi (eşi) Hürrem Sultan’ın (ne kadar olumsuz bir kişilik ve davranışa sahip olursa olsun) bütün avret yerlerini temsili olarak seyircilere edepsizce teşhir etmek bizi insanı bakımdan nasıl tatmin edebilir ki? Bundan utanmaktan başka sefil ve yüz kızartıcı bir zevk alınabilir mi? Tarihi şahsiyetlerimizin “yatak odalarını ve aşk hayatlarını (!)” afişe etmek bize ve evlatlarımıza ne kazandırabilir? İnsanlarımızın ve çocuklarımızın gözünde onlara olan saygı ve güveni azaltmaktan, model şahsiyet mertebesinden alaşağı etmekten başka elimize ne geçer?</p><p> </p><p> *Kanuni’nin padişahlık kudreti, cihangirliği, fütuhatçılığı, adalet ve kanuna riayetteki ciddiyet ve duyarlılığı yansıtılmış; ancak güçlü dinî-ahlakî çehresi ve koyu ‘mümin’ tabiatı yeterince işlenmemiş. Boş vakitlerini dinle, zikir, ibadet, ilim ve tefekkürle geçirmekten ziyade haremde cariyeler ve saray kadınlarıyla eğlenen, onlarla düşüp kalkmakla geçiren sefih bir padişah profili çizilmiş. Adalete ve kanun gücüne dayandığı, devlet ve toplum nizamını/barışını sağlamada dinî hükümleri esas alıp hâkim kılacağı şu sözüyle çok güzel vurgulanmış: “Bu taht ve padişahlığım Allah’ın kanunlarından daha üstün değildir!” Fakat kanuna ve şer’î hükümlere yaslanmayı her daim önemseyen padişahı, kaptan-ı deryanın cezasını meşru bir zeminde verirken bile kadının ve şeyhülislamın hükmüne dayanmadan keyfî ve şahsî hareket eden ‘ceberrut’ ve ‘sadist’ bir padişah olarak gösterme hatasına düşülmüş.</p><p> </p><p> Efendim, inşallah gelecek yazıda Osmanlı’da harem gerçeğini ve Kanuni’nin şahsında padişahların cariyelerle münasebetlerini ele almaya ve dizideki hataları, tahrifat ve çarpıtmaları tarihi gerçekler ışığında ortaya koymaya çalışacağım.</p><p> </p><p> O vakte değin selametle kalın! </p><p></p><p> <strong>İsmail Çolak</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 230372, member: 857"] [b]Muhteşem Yüzyıl’ mı, muhteşem rezalet mi?[/b] [B]Muhteşem Yüzyıl’ mı, muhteşem rezalet mi?[/B] Show TV’nin haftalardır fragmanını yayımladığı ve şimdiden RTÜK’e 5 bini aşkın tepki mesajının yağdığı, kamuoyu ve tarihçilerin merakla beklediği ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi nihayet gösterime girdi. Dizinin ilk bölümünü bir tarihçi olarak baştan sona büyük bir gerginlik içerisinde izledim. Naçizane Osmanlı tarihi, kültür ve medeniyeti üzerinde kalem oynatan, Nesil Yayınlarından çıkan ‘Osmanlı’nın Gizli Tarihi’ gibi kitaplar neşreden bir tarihçi sıfatıyla bu yazıdan itibaren dizinin konusu çerçevesinde bazı tenkit ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmayı bir görev telakki ediyorum. [B]Sıcağı sıcağına hemen ilk kritiği yapacak olursam tek kelimeyle şunu söyleyebilirim: Genel itibarla adına yaraşır bir şekilde ‘Muhteşem Yüzyıl’ değil, muhteşem bir “rezalet”![/B] [B] Neden mi; işte izahı:[/B] Fragmanlarda gösterilen ve tepkiye yol açan hiçbir müstehcen sahnede zerrece sansür ve kısıtlamaya gidilmemiş, güya sanat adına alabildiğince cüretkâr ve pervasız bir teşhirci sunum yapılmış. Daha çok padişah Kanuni’nin mahrem saray hayatını ve cismani yönünü ön plana çıkarmış. Dolayısıyla da seyircinin cismani duygularına seslenen ve şehevî dürtülerini harekete geçiren bir sinema dili kullanmış. Şurası açık; dizinin tarihe ışık tutmak, Osmanlı tarihine ve padişahlara müspet anlamda ilgi uyandırmak gibi bir derdi yok! Tarihe daha ziyade magazinel; paparazzici ve röntgenci bir anlayışla yaklaşarak reyting ve reklam pastasından daha fazla pay almak! Bu genel değerlendirmeden hareketle diziyle ilgili birkaç tenkitimi şöyle sıralayabilirim: *Harem’e ve Kanuni’nin harem hayatına bir Batılı gözüyle bakarak, sahih ve muteber olmayan Batılı tarihçi ve yazarların her iki meseleyle ilgili tarihi gerçeklikten uzak, hayal ürünü kurgu ve safsatalarından esinlemiş. Harem’i, dine ve ahlaka mugayir bir mekân olarak tasvir etmiş. Harem’in kendi içinde meşru ve serbest, ama dışarıya karşı mahrem hayatını fütursuzca dış dünyaya yansıtınca doğal olarak gayrı ahlakî bir manzara ortaya çıkmış. Harem’in dinî ve ahlakî peçesi hayâsızca yırtılmış, harim-i ismetine haramiler gibi ilişilmiş. Mahremiyeti ayaklar altına alınmış. Haremdeki kadınlar tesettüre riayet etmeyen, avret yerlerini hemcinslerine göstermekten sakınmayan ahlaken düşük, edep ve terbiyeden nasibini almamış ‘hafif meşrep’ kadınlar gibi takdim edilmiş. Hâlbuki her şeyden daha fazla orası edephane idi; edepsize ve edepsizliğe izin verilmeyen nezih bir mekândı! *Harem’deki eğitimde ahlak ve terbiyenin esas alındığı, Cariyelerin ahlak ve edep sahibi kişiler olarak terbiye edileceği ifade ediliyor; fakat gereğinin layık-ı veçhile yerine getirildiğine yer verilmemiş. Batılı devletlerin saraylarında olduğu gibi Osmanlı sarayının koridorları ve en kuytu köşelerinde de kol gezen tek hâkim cereyan sanki cismaniyetmiş, sere serpe bir ahlaksızlıkmış gibi gösterilmiş. *Kanuni’nin mahrem hayatı ve hünkâr dairesindeki özel yaşantısı gereksiz bir tafsilatla tasvir ve teşhir edilmiş. Padişahı, her gün dilediği bir kadınla (cariyeyle) düşüp kalkan, şehvet düşkünü bir tenperver ve nefsanî arzularının esiriymiş gibi göstermek çok çirkin ve aşağılayıcı. Cariyelerin padişahları meşru çerçevede eğlendirmesinden, padişahların huzurunda raks edip şarkı söylemeleri ve onların bir elin parmağını geçmeyecek sayıdakileriyle şer’î ölçüler dâhilinde karı-koca hayatı sürmesi tabii ki “helal”… Padişahlar cariyelerle karı-koca hayatı yaşarken kendilerini günah işleyen bir zinakâr olarak elbette görmüyorlardı. Lakin tüm Cariyeleri padişahların sadece zevk, eğlence ve cismanî arzularını tatmin aracıymış gibi sunmak büyük haksızlık. Kanuni’nin şahsında padişahları, sınırsız sayıda cariye ile dilediği şekilde halvet yapma hakkına sahipmiş gibi göstermek tek kelimeyle pervasızlık ve ahlaksızlıkta sınır tanımazlıktır. En hafif ifadesiyle ecdada ve devlet büyüklerimize saygısızlıktır. Onların mahrem hayatı ve ilişkileri bizleri ne kadar ilgilendirebilir ve merakımızı celp edebilir ki? Koskoca Kanuni’nin nikâhlı cariyesi (eşi) Hürrem Sultan’ın (ne kadar olumsuz bir kişilik ve davranışa sahip olursa olsun) bütün avret yerlerini temsili olarak seyircilere edepsizce teşhir etmek bizi insanı bakımdan nasıl tatmin edebilir ki? Bundan utanmaktan başka sefil ve yüz kızartıcı bir zevk alınabilir mi? Tarihi şahsiyetlerimizin “yatak odalarını ve aşk hayatlarını (!)” afişe etmek bize ve evlatlarımıza ne kazandırabilir? İnsanlarımızın ve çocuklarımızın gözünde onlara olan saygı ve güveni azaltmaktan, model şahsiyet mertebesinden alaşağı etmekten başka elimize ne geçer? *Kanuni’nin padişahlık kudreti, cihangirliği, fütuhatçılığı, adalet ve kanuna riayetteki ciddiyet ve duyarlılığı yansıtılmış; ancak güçlü dinî-ahlakî çehresi ve koyu ‘mümin’ tabiatı yeterince işlenmemiş. Boş vakitlerini dinle, zikir, ibadet, ilim ve tefekkürle geçirmekten ziyade haremde cariyeler ve saray kadınlarıyla eğlenen, onlarla düşüp kalkmakla geçiren sefih bir padişah profili çizilmiş. Adalete ve kanun gücüne dayandığı, devlet ve toplum nizamını/barışını sağlamada dinî hükümleri esas alıp hâkim kılacağı şu sözüyle çok güzel vurgulanmış: “Bu taht ve padişahlığım Allah’ın kanunlarından daha üstün değildir!” Fakat kanuna ve şer’î hükümlere yaslanmayı her daim önemseyen padişahı, kaptan-ı deryanın cezasını meşru bir zeminde verirken bile kadının ve şeyhülislamın hükmüne dayanmadan keyfî ve şahsî hareket eden ‘ceberrut’ ve ‘sadist’ bir padişah olarak gösterme hatasına düşülmüş. Efendim, inşallah gelecek yazıda Osmanlı’da harem gerçeğini ve Kanuni’nin şahsında padişahların cariyelerle münasebetlerini ele almaya ve dizideki hataları, tahrifat ve çarpıtmaları tarihi gerçekler ışığında ortaya koymaya çalışacağım. O vakte değin selametle kalın! [B]İsmail Çolak[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Muhteşem rezalet!...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst