Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Kuran-i Kerim
MÜLK SURESİ(Tebâreke) MEALİ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 449912" data-attributes="member: 1040028"><p><span style="font-size: 15px"><strong> Cüz-29 </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong> 67-Mülk </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>٧٦﴿ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>{Mekke'de nâzil olmuştur; 30 âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır. }</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺑِﻴَﺪِﻩِ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﴾١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>1 - Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕَ ﻭَﺍﻟْﺤَﻴَﻮﺓَ ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻛُﻢْ ﺍَﻳُّﻜُﻢْ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻋَﻤَﻼ ً ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰِﻳﺰُ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﴾٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>2 - O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>{ Hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktası ve -Peygamber (s.a.)in de belirttiği gibi- bir uyarıcıdır.}</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻤَﻮَﺍﺕٍ ﻃِﺒَﺎﻗًﺎ ﻣَﺎ ﺗَﺮَﻯ ﻓِﻰ ﺧَﻠْﻖِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﻭُﺕٍ ﻓَﺎﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻫَﻞْ ﺗَﺮَﻯ ﻣِﻦْ ﻓُﻄُﻮﺭٍ﴾٣﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>3 - O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺛُﻢَّ ﺍﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻛَﺮَّﺗَﻴْﻦِ ﻳَﻨْﻘَﻠِﺐْ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮُ ﺧَﺎﺳِﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺣَﺴِﻴﺮٌ﴾٤﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>4 - Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﻤَﺼَﺎﺑِﻴﺢَ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﺭُﺟُﻮﻣًﺎ ﻟِﻠﺸَّﻴَﺎﻃِﻴﻦِ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾٥﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>5 - Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>{ Bazı tefsirlere göre burada, havada parıldayan, bir ateş tanesi gibi hızla ve tek istikamette hareket edip sönen "şihâb"lar kasdedilmektedir. Bu konuda, Hıcr sûresinin 16-18. âyetlerine ve Sâffât sûresinin 6-10. âyetlerine bak.}</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻭَﻟِﻠَّﺬِﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺮَﺑِّﻬِﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏُ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻭَﺑِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤَﺼِﻴﺮُ﴾٦﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>6 - Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍِﺫَٓﺍ ﺍُﻟْﻘُﻮﺍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺳَﻤِﻌُﻮﺍ ﻟَﻬَﺎ ﺷَﻬِﻴﻘًﺎ ﻭَﻫِﻰَ ﺗَﻔُﻮﺭُ ﴾٧﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>7 - Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺗَﻜَﺎﺩُ ﺗَﻤَﻴَّﺰُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻴْﻆِ ﻛُﻠَّﻤَٓﺎ ﺍُﻟْﻘِﻰَ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻓَﻮْﺝٌ ﺳَﺎَﻟَﻬُﻢْ ﺧَﺰَﻧَﺘُﻬَٓﺎ ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗِﻜُﻢْ ﻧَﺬِﻳﺮٌ﴾٨﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>8 - Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺑَﻠَﻰ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻧَﺬِﻳﺮٌ ﻓَﻜَﺬَّﺑْﻨَﺎ ﻭَﻗُﻠْﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻧَﺰَّﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻ َّ ﻓِﻰ ﺿَﻼ َﻝٍ ﻛَﺒِﻴﺮٍ﴾٩﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>9 - Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻭَﻗﺎَﻟُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﺴْﻤَﻊُ ﺍَﻭْ ﻧَﻌْﻘِﻞُ ﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻓِٓﻰ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾٠١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>10 - Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻓَﺎﻋْﺘَﺮَﻓُﻮﺍ ﺑِﺬَﻧْﺒِﻬِﻢْ ﻓَﺴُﺤْﻘًﺎ ِﻻ َﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾١١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>11 - Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳَﺨْﺸَﻮْﻥَ ﺭَﺑَّﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﻭَﺍَﺟْﺮٌ ﻛَﺒِﻴﺮٌ﴾٢١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>12 - Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır. ﻭَﺍَﺳِﺮُّﻭﺍ ﻗَﻮْﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻭِ ﺍﺟْﻬَﺮُﻭﺍ ﺑِﻪِ ﺍِﻧَّﻪُ ﻋَﻠِﻴﻢٌ ﺑِﺬَﺍﺕِ ﺍﻟﺼُّﺪُﻭﺭِ﴾٣١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>13 - Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻻ َ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﻦْ ﺧَﻠَﻖَ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟﻠَّﻄِﻴﻒُ ﺍﻟْﺨَﺒِﻴﺮُ ﴾٤١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>14 - Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺫَﻟُﻮﻻ ً ﻓَﺎﻣْﺸُﻮﺍ ﻓِﻰ ﻣَﻨَﺎﻛِﺒِﻬَﺎ ﻭَﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺭِﺯْﻗِﻪِ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟﻨُّﺸُﻮﺭُ﴾٥١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>15 - Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>{ Burada, yeryüzünün insanların faydalanmalarına hazır ve uygun bir durumda yaratıldığını ifade eden bir temsil mevcuttur. Yeryüzü, omuzlarında dolaşılacak bir halde emre âmâde kılındığına göre, artık dünyada insanlara boyun eğmeyecek hiçbir maddi varlık yok demektir. Bu âyet-i kerimede insanlığı ve özellikle müslümanları daima yükselmeye bir teşvik vardır.}</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺀَﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺴِﻒَ ﺑِﻜُﻢُ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫِﻰَ ﺗَﻤُﻮﺭُ ﴾٦١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>16 - Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>{ Âlemin tedbiri ile görevli olan meleklere işaret bulunduğu belirtilmekle beraber; asıl fiili yaratan ve cezayı veren Cenab-ı Allah'tır, her şey O'nun izni ve emriyle meydana gelmektedir.}</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻡْ ﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺍَﻥْ ﻳُﺮْﺳِﻞَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺣَﺎﺻِﺒًﺎ ﻓَﺴَﺘَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻛَﻴْﻒَ ﻧَﺬِﻳﺮِ﴾٧١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>17 - Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺬَّﺏَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻧَﻜِﻴﺮِ﴾٨١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>18 - Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻓَﻮْﻗَﻬُﻢْ ﺻَٓﺎﻓَّﺎﺕٍ ﻭَﻳَﻘْﺒِﻀْﻦَ ﻣَﺎﻳُﻤْﺴِﻜُﻬُﻦَّ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦُ ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺑَﺼِﻴﺮٌ﴾٩١﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>19 - Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻣَّﻦْ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﺟُﻨْﺪٌ ﻟَﻜُﻢْ ﻳَﻨْﺼُﺮُﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍِﻥِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻ َّ ﻓِﻰ ﻏُﺮُﻭﺭٍ ﴾٠٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>20 - Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻣَّﻦْ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺮْﺯُﻗُﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﻣْﺴَﻚَ ﺭِﺯْﻗَﻪُ ﺑَﻞْ ﻟَﺠُّﻮﺍ ﻓِﻰ ﻋُﺘُﻮٍّ ﻭَﻧُﻔُﻮﺭٍ﴾١٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>21 - Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻤْﺸِﻰ ﻣُﻜِﺒًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﻭَﺟْﻬِﻪِٓ ﺍَﻫْﺪَٓﻯ ﺍَﻣَّﻦْ ﻳَﻤْﺸِﻰ ﺳَﻮِﻳًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘِﻴﻢٍ﴾٢٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>22 - Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻛُﻢْ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺴَّﻤْﻊَ ﻭَﺍْﻻ َﺑْﺼَﺎﺭَ ﻭَﺍْﻻ َﻓْﺌِﺪَﺓَ ﻗَﻠِﻴﻼ ً ﻣَﺎﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٣٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>23 - (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺫَﺭَﺍَﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴾٤٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>24 - De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺘَﻰ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﻮَﻋْﺪُ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗِﻴﻦَ﴾٥٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>25 - "Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?" derler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻧَ ﺎ ﻧَﺬِﻳﺮٌ ﻣُﺒِﻴﻦٌ﴾٦٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>26 - De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍَﻭْﻩُ ﺯُﻟْﻔَﺔً ﺳِٓﻴﺌَﺖْ ﻭُﺟُﻮﻩُ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻗِﻴﻞَ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﻪِ ﺗَﺪَّﻋُﻮﻥَ﴾٧٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>27 - Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﺍَﺭَﺍَﻳْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﻫْﻠَﻜَﻨِﻰَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَﻣَﻦْ ﻣَﻌِﻰَ ﺍَﻭْ ﺭَﺣِﻤَﻨَﺎ ﻓَﻤَﻦْ ﻳُﺠِﻴﺮُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟِﻴﻢٍ﴾٨٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>28 - De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦُ ﺍَﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻪِ ﻭَﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﻨَﺎ ﻓَﺴَﺘَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻣَﻦْ ﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺿَﻼ َﻝٍ ﻣُﺒِﻴﻦٍ﴾٩٢﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>29 - De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>ﻗُﻞْ ﺍَﺭَﺍَﻳْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﺻْﺒَﺢَ ﻣَٓﺎﻭ ُٔﻛُﻢْ ﻏَﻮْﺭًﺍ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﺎْﺗِﻴﻜُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎﺀٍ ﻣَﻌِﻴﻦٍ﴾٠٣﴿</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>30 - De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Mealli Kuran</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 449912, member: 1040028"] [SIZE=4][B] Cüz-29 67-Mülk ٧٦﴿ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ {Mekke'de nâzil olmuştur; 30 âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır. } ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺑِﻴَﺪِﻩِ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﴾١﴿ 1 - Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕَ ﻭَﺍﻟْﺤَﻴَﻮﺓَ ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻛُﻢْ ﺍَﻳُّﻜُﻢْ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻋَﻤَﻼ ً ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰِﻳﺰُ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﴾٢﴿ 2 - O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. { Hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktası ve -Peygamber (s.a.)in de belirttiği gibi- bir uyarıcıdır.} ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻤَﻮَﺍﺕٍ ﻃِﺒَﺎﻗًﺎ ﻣَﺎ ﺗَﺮَﻯ ﻓِﻰ ﺧَﻠْﻖِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﻭُﺕٍ ﻓَﺎﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻫَﻞْ ﺗَﺮَﻯ ﻣِﻦْ ﻓُﻄُﻮﺭٍ﴾٣﴿ 3 - O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? ﺛُﻢَّ ﺍﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻛَﺮَّﺗَﻴْﻦِ ﻳَﻨْﻘَﻠِﺐْ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮُ ﺧَﺎﺳِﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺣَﺴِﻴﺮٌ﴾٤﴿ 4 - Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﻤَﺼَﺎﺑِﻴﺢَ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﺭُﺟُﻮﻣًﺎ ﻟِﻠﺸَّﻴَﺎﻃِﻴﻦِ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾٥﴿ 5 - Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. { Bazı tefsirlere göre burada, havada parıldayan, bir ateş tanesi gibi hızla ve tek istikamette hareket edip sönen "şihâb"lar kasdedilmektedir. Bu konuda, Hıcr sûresinin 16-18. âyetlerine ve Sâffât sûresinin 6-10. âyetlerine bak.} ﻭَﻟِﻠَّﺬِﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺮَﺑِّﻬِﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏُ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻭَﺑِﺌْﺲَ ﺍﻟْﻤَﺼِﻴﺮُ﴾٦﴿ 6 - Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür! ﺍِﺫَٓﺍ ﺍُﻟْﻘُﻮﺍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺳَﻤِﻌُﻮﺍ ﻟَﻬَﺎ ﺷَﻬِﻴﻘًﺎ ﻭَﻫِﻰَ ﺗَﻔُﻮﺭُ ﴾٧﴿ 7 - Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. ﺗَﻜَﺎﺩُ ﺗَﻤَﻴَّﺰُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻴْﻆِ ﻛُﻠَّﻤَٓﺎ ﺍُﻟْﻘِﻰَ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻓَﻮْﺝٌ ﺳَﺎَﻟَﻬُﻢْ ﺧَﺰَﻧَﺘُﻬَٓﺎ ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗِﻜُﻢْ ﻧَﺬِﻳﺮٌ﴾٨﴿ 8 - Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺑَﻠَﻰ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻧَﺬِﻳﺮٌ ﻓَﻜَﺬَّﺑْﻨَﺎ ﻭَﻗُﻠْﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻧَﺰَّﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻ َّ ﻓِﻰ ﺿَﻼ َﻝٍ ﻛَﺒِﻴﺮٍ﴾٩﴿ 9 - Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik. ﻭَﻗﺎَﻟُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﺴْﻤَﻊُ ﺍَﻭْ ﻧَﻌْﻘِﻞُ ﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻓِٓﻰ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾٠١﴿ 10 - Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler. ﻓَﺎﻋْﺘَﺮَﻓُﻮﺍ ﺑِﺬَﻧْﺒِﻬِﻢْ ﻓَﺴُﺤْﻘًﺎ ِﻻ َﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﺴَّﻌِﻴﺮِ﴾١١﴿ 11 - Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları! ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳَﺨْﺸَﻮْﻥَ ﺭَﺑَّﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٌ ﻭَﺍَﺟْﺮٌ ﻛَﺒِﻴﺮٌ﴾٢١﴿ 12 - Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır. ﻭَﺍَﺳِﺮُّﻭﺍ ﻗَﻮْﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻭِ ﺍﺟْﻬَﺮُﻭﺍ ﺑِﻪِ ﺍِﻧَّﻪُ ﻋَﻠِﻴﻢٌ ﺑِﺬَﺍﺕِ ﺍﻟﺼُّﺪُﻭﺭِ﴾٣١﴿ 13 - Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. ﺍَﻻ َ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﻦْ ﺧَﻠَﻖَ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟﻠَّﻄِﻴﻒُ ﺍﻟْﺨَﺒِﻴﺮُ ﴾٤١﴿ 14 - Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺫَﻟُﻮﻻ ً ﻓَﺎﻣْﺸُﻮﺍ ﻓِﻰ ﻣَﻨَﺎﻛِﺒِﻬَﺎ ﻭَﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺭِﺯْﻗِﻪِ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟﻨُّﺸُﻮﺭُ﴾٥١﴿ 15 - Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır. { Burada, yeryüzünün insanların faydalanmalarına hazır ve uygun bir durumda yaratıldığını ifade eden bir temsil mevcuttur. Yeryüzü, omuzlarında dolaşılacak bir halde emre âmâde kılındığına göre, artık dünyada insanlara boyun eğmeyecek hiçbir maddi varlık yok demektir. Bu âyet-i kerimede insanlığı ve özellikle müslümanları daima yükselmeye bir teşvik vardır.} ﺀَﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺴِﻒَ ﺑِﻜُﻢُ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫِﻰَ ﺗَﻤُﻮﺭُ ﴾٦١﴿ 16 - Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. { Âlemin tedbiri ile görevli olan meleklere işaret bulunduğu belirtilmekle beraber; asıl fiili yaratan ve cezayı veren Cenab-ı Allah'tır, her şey O'nun izni ve emriyle meydana gelmektedir.} ﺍَﻡْ ﺍَﻣِﻨْﺘُﻢْ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺍَﻥْ ﻳُﺮْﺳِﻞَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺣَﺎﺻِﺒًﺎ ﻓَﺴَﺘَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻛَﻴْﻒَ ﻧَﺬِﻳﺮِ﴾٧١﴿ 17 - Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz! ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺬَّﺏَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻧَﻜِﻴﺮِ﴾٨١﴿ 18 - Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu! ﺍَﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻓَﻮْﻗَﻬُﻢْ ﺻَٓﺎﻓَّﺎﺕٍ ﻭَﻳَﻘْﺒِﻀْﻦَ ﻣَﺎﻳُﻤْﺴِﻜُﻬُﻦَّ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦُ ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺑَﺼِﻴﺮٌ﴾٩١﴿ 19 - Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir. ﺍَﻣَّﻦْ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﺟُﻨْﺪٌ ﻟَﻜُﻢْ ﻳَﻨْﺼُﺮُﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍِﻥِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻ َّ ﻓِﻰ ﻏُﺮُﻭﺭٍ ﴾٠٢﴿ 20 - Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar. ﺍَﻣَّﻦْ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺮْﺯُﻗُﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﻣْﺴَﻚَ ﺭِﺯْﻗَﻪُ ﺑَﻞْ ﻟَﺠُّﻮﺍ ﻓِﻰ ﻋُﺘُﻮٍّ ﻭَﻧُﻔُﻮﺭٍ﴾١٢﴿ 21 - Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar. ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻤْﺸِﻰ ﻣُﻜِﺒًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﻭَﺟْﻬِﻪِٓ ﺍَﻫْﺪَٓﻯ ﺍَﻣَّﻦْ ﻳَﻤْﺸِﻰ ﺳَﻮِﻳًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘِﻴﻢٍ﴾٢٢﴿ 22 - Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi? ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻛُﻢْ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺴَّﻤْﻊَ ﻭَﺍْﻻ َﺑْﺼَﺎﺭَ ﻭَﺍْﻻ َﻓْﺌِﺪَﺓَ ﻗَﻠِﻴﻼ ً ﻣَﺎﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٣٢﴿ 23 - (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz! ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺫَﺭَﺍَﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴾٤٢﴿ 24 - De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız. ﻭَﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻣَﺘَﻰ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﻮَﻋْﺪُ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗِﻴﻦَ﴾٥٢﴿ 25 - "Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?" derler. ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻧَ ﺎ ﻧَﺬِﻳﺮٌ ﻣُﺒِﻴﻦٌ﴾٦٢﴿ 26 - De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍَﻭْﻩُ ﺯُﻟْﻔَﺔً ﺳِٓﻴﺌَﺖْ ﻭُﺟُﻮﻩُ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻗِﻴﻞَ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﻪِ ﺗَﺪَّﻋُﻮﻥَ﴾٧٢﴿ 27 - Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir. ﻗُﻞْ ﺍَﺭَﺍَﻳْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﻫْﻠَﻜَﻨِﻰَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَﻣَﻦْ ﻣَﻌِﻰَ ﺍَﻭْ ﺭَﺣِﻤَﻨَﺎ ﻓَﻤَﻦْ ﻳُﺠِﻴﺮُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏٍ ﺍَﻟِﻴﻢٍ﴾٨٢﴿ 28 - De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir? ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦُ ﺍَﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻪِ ﻭَﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﻨَﺎ ﻓَﺴَﺘَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻣَﻦْ ﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺿَﻼ َﻝٍ ﻣُﺒِﻴﻦٍ﴾٩٢﴿ 29 - De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz! ﻗُﻞْ ﺍَﺭَﺍَﻳْﺘُﻢْ ﺍِﻥْ ﺍَﺻْﺒَﺢَ ﻣَٓﺎﻭ ُٔﻛُﻢْ ﻏَﻮْﺭًﺍ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﺎْﺗِﻴﻜُﻢْ ﺑِﻤَٓﺎﺀٍ ﻣَﻌِﻴﻦٍ﴾٠٣﴿ 30 - De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir? Mealli Kuran[/B][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Kuran-i Kerim
MÜLK SURESİ(Tebâreke) MEALİ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst