Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Mustafa İSLAMOĞLU Üç Muhammed Adlı Eserindeki Bazı Önemli Hatalar
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ASHAB-I BEDR" data-source="post: 242279" data-attributes="member: 1013691"><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">5. Söz hadislerin miktarından açılmışken bu konuya devam edelim. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">İslamoğlu bu konuda bir CD'den şu ifadeleri aktarıyor: "... Zehebi der ki: Bu, Ebu Abdullah'ın (Ahmed b. Hanbel, E.S) ilminin çapının genişliği konusunda sahih bir rivayettir.</span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Onlar, bu sayıya tekrarları, eserleri, tabiin görüşlerini ve yorumlarını ve buna benzer şeyleri de katıyorlardı. (...) İmam es-Sehavi, Fethu'l-Muğis isimli eserinde İmam Buhari'nin "Sahihinden 100.000 hadis ezberledim" sözüyle alakalı olarak der ki: </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">Bununla tekrarları, mevkufları, yine sahabe, tabiin ve diğerlerinin sözlerini ve öncekilerden sadır olan fetvaları kasdetmiştir. Bütün bunlara "hadis" denirdi..." (Üç Muhammed, 196) </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Herhangi bir Usul-i Hadis kitabında kolayca görülebilecek bu ve benzeri ifadelerin anlattığı açıktır: İlk dönem alimleri, sadece Efendimiz (s.a.v)'e kesintisiz isnatla ulaşan muttasıl/merfu rivayetleri değil, sahabî ve tabiî kavillerini, hatta aynı metnin değişik isnatlarını dahi "hadis" olarak isimlendiriyordu. Nitekim İslamoğlu bu konuda şöyle diyor: </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">"Hadislerin sayısı, hadisçilere göre şu iki nedenden dolayı kabarmıştır:</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">1) Hadis'in tanımı: Bazı hadisçiler sadece Hz. Peygamber'in söz, davranış ve takririni "hadis" olarak tanımlarken, bazıları buna sahabenin, hatta tabiininkileri de katmıştır.</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">2) Rivayetlerin isnad zinciri: Bir tek anlamın taşındığı her rivayet zinciri, ayrı bir "hadis" kabul edilmiştir. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">Aynı anlam, beş, on, yirmi, hatta elli ayrı zincir tarafından nakledilmiştir. Mesela âşûrâ hadisi rastladığım tipik bir örnektir. Buhari dahi, formları farklı da olsa hepsi de aynı anlamı taşıyan bu hadisin birçok versiyonunu nakletmiştir.</span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000"></span></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Bu durumu, hadisçilerin "rivayete" karşı zaafları körüklemiştir. Muhaddis Abdurrahman b. Mehdi mest üzerine meshetme hakkındaki hepsi de aynı kişiye (Muğire) varıp dayanan on üç ayrı zinciri kastederek "Bana göre 13 hadisi vardır" demiştir." (Üç Muhammed, 197) </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Durum bizzat kendisi tarafından bu şekilde ortaya konduktan sonra İslamoğlu'nun, nasıl bir mantık işleterek aşağıdaki sözleri söylediğine şaşırmamak elde değil: </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"></span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">"Hadislerin sayısı aritmetik olarak değil, geometrik bir biçimde artmıştır. Yukarıda da görüldüğü gibi Hz. Peygamber'e ait yüzlü rakamlarla ifade edilen dinî amaçlı söz ve davranışlar hicri ikinci yüzyılda 100.000 rakamına, Buhari'nin Sahih'ini derlediği üçüncü asırda ise neredeyse 1.000.000 rakamına ulaşmıştır. (...) </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">"İşte hadisçilerin peygamber tasavvuru adını verdiğimiz tavır budur: Hep konuşan bir peygamber. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Görevi sanki sürekli konuşmak olan, hemen her meselede bir şey söyleyen, hakkında konuşmadığı konu hemen hemen hiç olmayan, durduk yerde münasebet gözetmeden söz söyleyen bir peygamber tasavvuru. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Gerçekten garip bir tasavvur. Peygambere isnat edilen "hadis" sayısının binlerden milyonlara çıkışını ancak bu nedenle açıklayabiliriz. Yukarıdaki iki nedenin de arkasında yer alan daha derin neden, hadisçilerin hep konuşan peygamber tasavvurundan başka bir şey değildir..." (Üç Muhammed, 197-8) </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Hadis imamlarının, bir metnin farklı tariklerini mümkün olduğunca bir araya getirmek için sarf ettiği gayreti "zaaf" olarak niteleyen, "hadis"ten kastın ne olduğunu bizzat kendisi gayet güzel açıklanmışken, sonra dönüp bunu bir "problem" olarak takdim eden bu ifadeleri, "anlama problemi"nin şaheser bir örneği saymazsak İslamoğlu'na haksızlık olur! </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">6. es-Süyûtî, el-Hasâisu'l-Kübrâ'da (II, 464) İbn Mâce'den naklen, Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim ile ilgili –senedinde mecruh bir ravi bulunan– bir rivayete yer vermiştir. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">İslamoğlu bu rivayet üzerinde dururken el-Aclûnî'den naklen ulemanın bu hadis hakkındaki değerlendirmeleri aktarmış: "Üç sahabeden rivayet edilmiş olması gerçekten şaşkınlık vericidir" diyen İbn Abdi'l-Berr biraz da çekinerek şöyle söyler: "Bu nedir, ben de akıl erdiremedim? Nuh aleyhisselamın oğlu da peygamber değildi. Oysaki, eğer peygamberden her doğan peygamber olsaydı Nuh'un oğlu da peygamber olurdu!" (Üç Muhammed, 97) </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Oysa Keşfu'l-Hafâ sahibi (II, 204) İbn Abdilberr'in, "Bunun ne olduğunu bilmiyorum. Nuh (a.s)'ın da peygamber olmayan çocuğu vardı..." (el-Aclûnî, –İbn Hacer'e tabi olarak– İbn Abdilberr'in bu konudaki sözünü tam aktarmamıştır. Bununla birlikte aktardığı kısmın maksadı yansıttığı söylenebilir. Sözün tamamı için bkz. el-İstî'âb, I, 60) şeklindeki ifadesini aktardıktan ve "Fakat hafız İbn Hacer şöyle demiştir" </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">dedikten sonra İbn Hacer el-Askalânî'nin bu itiraza karşılık şöyle dediğini nakleder: "(...) Bu tavır şaşırtıcıdır. Oysa (Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim hakkındaki görüş) Sahabe'den üç kişiden gelmiştir..." </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"></span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Kısacası İslamoğlu'nun burada iki hatası göze çarpıyor:</span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">[NOT]1) Konunun üç sahabîden geldiğini söyleyen İbn Hacer olmasına rağmen, bu sözü İbn Abdilberr'e ait göstermesi.</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">2) Yukarıda benim, "Bu tavır şaşırtıcıdır. Oysa (Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim hakkındaki görüş) Sahabe'den üç kişiden gelmiştir..." şeklinde çevirdiğim cümleyi hatalı olarak "Üç sahabeden rivayet edilmiş olması gerçekten şaşkınlık vericidir" tarzında çevirmiş olması. [/NOT]</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">7. Deccal olduğu sanılan ve Hadis kitaplarında geniş yer bulan İbn Sayyâd ile ilgili rivayetlerin mecmuu bir arada ele alındığında, adı geçen kişinin Deccal olup olmadığının netleştirilmesi için Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından küçük bir deneme yapıldığı kolayca anlaşılmaktadır. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">Bu deneme esnasında –henüz büluğ çağına ulaşmamış olan– İbn Sayyâd'ın Efendimiz (s.a.v)'e verdiği cevaplar ve Efendimiz (s.a.v)'in bu cevaplara tepkisi üzerine, orada bulunan Hz. Ömer (r.a), İbn Sayyâd'ı öldürmek için izin istemiş, ancak Efendimiz (s.a.v), –bu olayı nakleden el-Buhârî ve Müslim'in, kıssanın sonunda zikrettiği– şu cevabı vermiştir: "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî." </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">İslamoğlu bu konuda şöyle diyor: "Hadiste "Deccal" hiç geçmemesine rağmen, başta Müslim olmak üzere hadis musannifleri bu hadisi kıyamet alâmetleri ve Deccalle ilgili haberler arasında nakletmişlerdir. Yahudiler arasında popüler bir konu olan Deccal konusu, Medine'deki mü'minlerin de gündeminde ön sıralarda yer almış, yoruma müsait her haber Deccalle ister istemez ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmeyi, haberin sonunda yer alan </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">"İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" ibaresindeki belirsizlik cesaretlendirmiştir. Bizce burada Deccal'e açıkça delâlet eden bir anlam yoktur.</span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Bu cümle, tekin olmadığı, gaipten haber verdiği iddia edilen bu Yahudi çocuğunun ruh hâlinin peygamber tarafından güzel bir tahlilidir ve muhtemel açılımı şöyledir: "Eğer o kendinde olarak konuşuyorsa, o bir çocuktur; aleyhinde hüküm verilmez; çünkü çocuk olduğu için cezaî ehliyeti yoktur. Yok, kendinden geçmiş, hallisünasyon ve sanrı gören biriyse, ona dokunmak yararsızdır, bu durumda da sonuç aynıdır, kimseye bir yararı olmaz." (Üç Muhammed, 31; dpnt. 17) </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Bir önceki yazıda İslamoğlu'nun, el-Buhârî ve Müslim'den naklettiği İbn Sayyâd kıssasının sonunda geçen "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" ibaresinin geniş açılımını, ilgili dipnotta nasıl verdiğini görmüştük. Metin kısmında verdiği tercüme ise şöyle: "Eğer o (kendisinde) ise onun aleyhinde hüküm verilmez, eğer o (kendisinde) değilse onu öldürmek senin iyiliğine olmaz." (Üç Muhammed, 31) </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Ancak bu çeviride İslamoğlu'nun "atladığı" ve metinle tetabuk etmeyen birkaç "küçük" ayrıntı var: 1) "İn yekunhu felen tusallata aleyhi" cümlesinde geçen "len tusallata" ifadesindeki "len" edatı "gelecek zamanda tekitli olumsuzluk" ifade eder. </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"></span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Dolayısıyla İslamoğlu'nun yaklaşımına göre çeviri, "onun aleyhinde asla hüküm verilmeyecek" tarzında olmalıdır. "Len" edatının "serbest" bir çeviride geniş zaman anlamı verdiğini kabul etsek bile sorun burada bitmiyor: 2) "Sallata" ettirgen fiilinin "tusallitu" formu, "len" edatıyla birlikte ("len tusallata") tek başına iki şekilde anlaşılabilir: </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">A) Müzekker (eril) muhatap için "Sen ona asla muktedir kılınmayacaksın." Müennes (dişil) üçüncü şahıs için "O (kadın) ona asla muktedir kılınmayacak." </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">İmdi, İslamoğlu'nun çevirisinin doğru kabul edilebilmesi için İbn Sayyâd aleyhine hüküm verecek olan kişinin bir kadın olduğunu söylememiz gerekiyor. Fakat hitap Hz. Ömer (r.a)'edir. Öyleyse hitabın, "muhatap" kipinde anlaşılması gerekiyor. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">O zaman da İslamoğlu'nun çevirisi metne uymuyor. Zira bunun için ifadenin "len yusallata" olması gerekiyor. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Burada doğru çeviri şöyle olmalıdır: "Eğer o (Deccal) ise, sen ona asla muktedir kılınmayacaksın. Şayet o (Deccal) değilse, onu öldürmekte senin için bir hayır yoktur." </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Burada parantez içinde zikrettiğim "Deccal" kelimesi, İbn Sayyâd ile ilgili rivayetlerin mecmuunun bir arada değerlendirilmesi sonucu, onun Deccal olup olmadığı konusunda ilk anda Efendimiz (s.a.v) de dahil herkeste mevcut olduğu görülen tevakkufa dayanıyor. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">[DIKKAT]İslamoğlu burada bir tek varyantla sınırladığı hadiseyi kendi anladığı şekilde ifadelendirebilmek için önce "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" cümlesinde bir "belirsizlik" olduğunu düşünüyor ve ardından –kendi tabiriyle– "metne işkence ederek" bu "belirsizliği" mezkûr çeviri ve açılımla ortadan kaldırıyor! [/DIKKAT]</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #8b0000">Oysa Efendimiz (s.a.v)'in Hz. Ömer (r.a)'e hitabındaki "olumsuz gelecek zaman" kipinde, Deccal'i öldürecek kişinin Hz. İsa (a.s) olduğu konusundaki Nebevî bilgi ve habere gönderme vardır. Bu gerçek ve İbn Sayyâd'la ilgili rivayetlerin ortak anlamı göz ardı edildiğinde, metnin ne dediğini anlamaya çalışmak yerine "metne anlam sipariş etmek" kaçınılmaz oluyor...</span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">8. Aynı kitabın 31. sayfasında başlayıp 32. sayfada devam eden 18 numaralı dipnotta İslamoğlu, İbn Haldun'dan şöyle bir ifade naklediyor:</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">"Bunlardan çoğu, halkın bildiği sıradan bilgilerden fazlasını bilmiyorlardı ve Arabistan Yahudilerinin çoğu da Yahudileşmiş Himyerlilerdi. Müslüman olduklarında, şeriat hükümlerine taalluk eden hususlarda, mevcut anlayışları üzere kaldılar." </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Oysa İbn Haldun (Mukaddime, 439), yukarıda siyah puntoyla verdiğim çevirideki durumu şöyle anlatıyor: "... mimmâ lâ ta'alluka lehû bi'l-ahkâmi'ş-Şer'iyye", yani "Şer'î hükümlere taalluk etmeyen hususlarda..." </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">9. "Şifa sahibi Hz. Peygamber'in beşerliği konusunu ele alırken hayli ikirciklidir: "Onun özellikleri meleklerin özelliklerine benzemekte, değişimden berî bulunmaktadır." (...) Bu kez içi rahat etmez ve der ki: </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">"Her ne kadar bir bedenleri ve görünür varlıkları var idiyse de, meleklerin özellikleriyle donanmışlardır. (...)" (Üç Muhammed, 78) </span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"></span></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">İslamoğlu bu pasajda parantez içi üç nokta ile verdiğim yerlerde, Kadı Iyâd'ın ifadelerinin orijinalini zikretmiş. Ancak görüldüğü gibi cümleler bağlamdan kopuk verildiği için Kadı Iyâd'ın maksadı tam olarak anlaşılmıyor. İslamoğlu'nun "ikirciklilik" çıkardığı ifadeler ve bağlam aşağıda: </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">"Nebi ve resuller (hepsine selam olsun), Allah Teala ile mahlukatı arasındaki vasıtalardır. O'nun emir ve nehiylerini, va'd ve vaidini mahlukata tebliğ eder; Allah Teala'nın emir, yaratma, celal, saltanat, ceberut ve melekûtuyla ilgili olarak mahlukatın bilmediği şeyleri kendilerine öğretirler. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Nebi ve resullerin dış varlıkları, beden ve bünyeleri, beşer özellikleriyle muttasıftır; beşere musallat olan (bedenî) arızalar, hastalıklar, ölüm, fena bulma ve (diğer) insanî özellikler onlar için de söz konusudur. Ruhları ve iç dünyaları ise, beşer özelliklerinden daha yücesiyle muttasıf olup, Mele-i A'la ile irtibatlıdır; meleklerin özelliklerine benzer, değişim ve (manevi) afetlerden salimdir. Onların iç dünyalarına ve ruhlarına, beşerî acziyet ve insanî zaafiyet genellikle arız olmaz. </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Zira onların iç dünyaları da dış varlıkları gibi sırf beşerî özeliklerden ibaret olsaydı, meleklerden (vahiy) almaya, onları görmeye, onlarla konuşmaya ve bir araya gelmeye, tıpkı diğer insanlar gibi güç yetiremezlerdi.</span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p> <span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">(Buna mukabil) eğer onların bedenleri ve dış varlıkları meleklerin özellikleriyle ve beşer evsafına aykırı hususiyetlerle donanmış olsaydı, beşer cinsi ve kendilerine elçi olarak gönderildikleri varlıklar, onlarla bir araya gelmeye takat yetiremezdi..." (eş-Şifâ, II, 95-6) </span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px"></span></span></span></p><p><span style="color: olive"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 15px">Bu ifadelerin neresinde "ikircikli" bir durum olduğunu ben tesbit edemedim. Bilmem siz ne dersiniz...</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ASHAB-I BEDR, post: 242279, member: 1013691"] [COLOR="olive"][FONT="Arial Narrow"][SIZE="4"]5. Söz hadislerin miktarından açılmışken bu konuya devam edelim. [COLOR="red"]İslamoğlu bu konuda bir CD'den şu ifadeleri aktarıyor: "... Zehebi der ki: Bu, Ebu Abdullah'ın (Ahmed b. Hanbel, E.S) ilminin çapının genişliği konusunda sahih bir rivayettir.[/COLOR] Onlar, bu sayıya tekrarları, eserleri, tabiin görüşlerini ve yorumlarını ve buna benzer şeyleri de katıyorlardı. (...) İmam es-Sehavi, Fethu'l-Muğis isimli eserinde İmam Buhari'nin "Sahihinden 100.000 hadis ezberledim" sözüyle alakalı olarak der ki: [COLOR="#8b0000"]Bununla tekrarları, mevkufları, yine sahabe, tabiin ve diğerlerinin sözlerini ve öncekilerden sadır olan fetvaları kasdetmiştir. Bütün bunlara "hadis" denirdi..." (Üç Muhammed, 196) [/COLOR] Herhangi bir Usul-i Hadis kitabında kolayca görülebilecek bu ve benzeri ifadelerin anlattığı açıktır: İlk dönem alimleri, sadece Efendimiz (s.a.v)'e kesintisiz isnatla ulaşan muttasıl/merfu rivayetleri değil, sahabî ve tabiî kavillerini, hatta aynı metnin değişik isnatlarını dahi "hadis" olarak isimlendiriyordu. Nitekim İslamoğlu bu konuda şöyle diyor: "Hadislerin sayısı, hadisçilere göre şu iki nedenden dolayı kabarmıştır: 1) Hadis'in tanımı: Bazı hadisçiler sadece Hz. Peygamber'in söz, davranış ve takririni "hadis" olarak tanımlarken, bazıları buna sahabenin, hatta tabiininkileri de katmıştır. 2) Rivayetlerin isnad zinciri: Bir tek anlamın taşındığı her rivayet zinciri, ayrı bir "hadis" kabul edilmiştir. [COLOR="#8b0000"]Aynı anlam, beş, on, yirmi, hatta elli ayrı zincir tarafından nakledilmiştir. Mesela âşûrâ hadisi rastladığım tipik bir örnektir. Buhari dahi, formları farklı da olsa hepsi de aynı anlamı taşıyan bu hadisin birçok versiyonunu nakletmiştir. [/COLOR] Bu durumu, hadisçilerin "rivayete" karşı zaafları körüklemiştir. Muhaddis Abdurrahman b. Mehdi mest üzerine meshetme hakkındaki hepsi de aynı kişiye (Muğire) varıp dayanan on üç ayrı zinciri kastederek "Bana göre 13 hadisi vardır" demiştir." (Üç Muhammed, 197) [COLOR="red"]Durum bizzat kendisi tarafından bu şekilde ortaya konduktan sonra İslamoğlu'nun, nasıl bir mantık işleterek aşağıdaki sözleri söylediğine şaşırmamak elde değil: [/COLOR] [COLOR="#8b0000"]"Hadislerin sayısı aritmetik olarak değil, geometrik bir biçimde artmıştır. Yukarıda da görüldüğü gibi Hz. Peygamber'e ait yüzlü rakamlarla ifade edilen dinî amaçlı söz ve davranışlar hicri ikinci yüzyılda 100.000 rakamına, Buhari'nin Sahih'ini derlediği üçüncü asırda ise neredeyse 1.000.000 rakamına ulaşmıştır. (...) [/COLOR] "İşte hadisçilerin peygamber tasavvuru adını verdiğimiz tavır budur: Hep konuşan bir peygamber. Görevi sanki sürekli konuşmak olan, hemen her meselede bir şey söyleyen, hakkında konuşmadığı konu hemen hemen hiç olmayan, durduk yerde münasebet gözetmeden söz söyleyen bir peygamber tasavvuru. Gerçekten garip bir tasavvur. Peygambere isnat edilen "hadis" sayısının binlerden milyonlara çıkışını ancak bu nedenle açıklayabiliriz. Yukarıdaki iki nedenin de arkasında yer alan daha derin neden, hadisçilerin hep konuşan peygamber tasavvurundan başka bir şey değildir..." (Üç Muhammed, 197-8) Hadis imamlarının, bir metnin farklı tariklerini mümkün olduğunca bir araya getirmek için sarf ettiği gayreti "zaaf" olarak niteleyen, "hadis"ten kastın ne olduğunu bizzat kendisi gayet güzel açıklanmışken, sonra dönüp bunu bir "problem" olarak takdim eden bu ifadeleri, "anlama problemi"nin şaheser bir örneği saymazsak İslamoğlu'na haksızlık olur! 6. es-Süyûtî, el-Hasâisu'l-Kübrâ'da (II, 464) İbn Mâce'den naklen, Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim ile ilgili –senedinde mecruh bir ravi bulunan– bir rivayete yer vermiştir. [COLOR="#8b0000"]İslamoğlu bu rivayet üzerinde dururken el-Aclûnî'den naklen ulemanın bu hadis hakkındaki değerlendirmeleri aktarmış: "Üç sahabeden rivayet edilmiş olması gerçekten şaşkınlık vericidir" diyen İbn Abdi'l-Berr biraz da çekinerek şöyle söyler: "Bu nedir, ben de akıl erdiremedim? Nuh aleyhisselamın oğlu da peygamber değildi. Oysaki, eğer peygamberden her doğan peygamber olsaydı Nuh'un oğlu da peygamber olurdu!" (Üç Muhammed, 97) [/COLOR] Oysa Keşfu'l-Hafâ sahibi (II, 204) İbn Abdilberr'in, "Bunun ne olduğunu bilmiyorum. Nuh (a.s)'ın da peygamber olmayan çocuğu vardı..." (el-Aclûnî, –İbn Hacer'e tabi olarak– İbn Abdilberr'in bu konudaki sözünü tam aktarmamıştır. Bununla birlikte aktardığı kısmın maksadı yansıttığı söylenebilir. Sözün tamamı için bkz. el-İstî'âb, I, 60) şeklindeki ifadesini aktardıktan ve "Fakat hafız İbn Hacer şöyle demiştir" [COLOR="#8b0000"]dedikten sonra İbn Hacer el-Askalânî'nin bu itiraza karşılık şöyle dediğini nakleder: "(...) Bu tavır şaşırtıcıdır. Oysa (Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim hakkındaki görüş) Sahabe'den üç kişiden gelmiştir..." [/COLOR] [COLOR="red"] Kısacası İslamoğlu'nun burada iki hatası göze çarpıyor:[/COLOR] [NOT]1) Konunun üç sahabîden geldiğini söyleyen İbn Hacer olmasına rağmen, bu sözü İbn Abdilberr'e ait göstermesi. 2) Yukarıda benim, "Bu tavır şaşırtıcıdır. Oysa (Hz. Peygamber (s.a.v)'in oğlu İbrahim hakkındaki görüş) Sahabe'den üç kişiden gelmiştir..." şeklinde çevirdiğim cümleyi hatalı olarak "Üç sahabeden rivayet edilmiş olması gerçekten şaşkınlık vericidir" tarzında çevirmiş olması. [/NOT] 7. Deccal olduğu sanılan ve Hadis kitaplarında geniş yer bulan İbn Sayyâd ile ilgili rivayetlerin mecmuu bir arada ele alındığında, adı geçen kişinin Deccal olup olmadığının netleştirilmesi için Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından küçük bir deneme yapıldığı kolayca anlaşılmaktadır. [COLOR="#8b0000"]Bu deneme esnasında –henüz büluğ çağına ulaşmamış olan– İbn Sayyâd'ın Efendimiz (s.a.v)'e verdiği cevaplar ve Efendimiz (s.a.v)'in bu cevaplara tepkisi üzerine, orada bulunan Hz. Ömer (r.a), İbn Sayyâd'ı öldürmek için izin istemiş, ancak Efendimiz (s.a.v), –bu olayı nakleden el-Buhârî ve Müslim'in, kıssanın sonunda zikrettiği– şu cevabı vermiştir: "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî." [/COLOR] İslamoğlu bu konuda şöyle diyor: "Hadiste "Deccal" hiç geçmemesine rağmen, başta Müslim olmak üzere hadis musannifleri bu hadisi kıyamet alâmetleri ve Deccalle ilgili haberler arasında nakletmişlerdir. Yahudiler arasında popüler bir konu olan Deccal konusu, Medine'deki mü'minlerin de gündeminde ön sıralarda yer almış, yoruma müsait her haber Deccalle ister istemez ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmeyi, haberin sonunda yer alan [COLOR="red"]"İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" ibaresindeki belirsizlik cesaretlendirmiştir. Bizce burada Deccal'e açıkça delâlet eden bir anlam yoktur.[/COLOR] Bu cümle, tekin olmadığı, gaipten haber verdiği iddia edilen bu Yahudi çocuğunun ruh hâlinin peygamber tarafından güzel bir tahlilidir ve muhtemel açılımı şöyledir: "Eğer o kendinde olarak konuşuyorsa, o bir çocuktur; aleyhinde hüküm verilmez; çünkü çocuk olduğu için cezaî ehliyeti yoktur. Yok, kendinden geçmiş, hallisünasyon ve sanrı gören biriyse, ona dokunmak yararsızdır, bu durumda da sonuç aynıdır, kimseye bir yararı olmaz." (Üç Muhammed, 31; dpnt. 17) Bir önceki yazıda İslamoğlu'nun, el-Buhârî ve Müslim'den naklettiği İbn Sayyâd kıssasının sonunda geçen "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" ibaresinin geniş açılımını, ilgili dipnotta nasıl verdiğini görmüştük. Metin kısmında verdiği tercüme ise şöyle: "Eğer o (kendisinde) ise onun aleyhinde hüküm verilmez, eğer o (kendisinde) değilse onu öldürmek senin iyiliğine olmaz." (Üç Muhammed, 31) [COLOR="red"]Ancak bu çeviride İslamoğlu'nun "atladığı" ve metinle tetabuk etmeyen birkaç "küçük" ayrıntı var: 1) "İn yekunhu felen tusallata aleyhi" cümlesinde geçen "len tusallata" ifadesindeki "len" edatı "gelecek zamanda tekitli olumsuzluk" ifade eder. [/COLOR] Dolayısıyla İslamoğlu'nun yaklaşımına göre çeviri, "onun aleyhinde asla hüküm verilmeyecek" tarzında olmalıdır. "Len" edatının "serbest" bir çeviride geniş zaman anlamı verdiğini kabul etsek bile sorun burada bitmiyor: 2) "Sallata" ettirgen fiilinin "tusallitu" formu, "len" edatıyla birlikte ("len tusallata") tek başına iki şekilde anlaşılabilir: [COLOR="#8b0000"]A) Müzekker (eril) muhatap için "Sen ona asla muktedir kılınmayacaksın." Müennes (dişil) üçüncü şahıs için "O (kadın) ona asla muktedir kılınmayacak." [/COLOR] İmdi, İslamoğlu'nun çevirisinin doğru kabul edilebilmesi için İbn Sayyâd aleyhine hüküm verecek olan kişinin bir kadın olduğunu söylememiz gerekiyor. Fakat hitap Hz. Ömer (r.a)'edir. Öyleyse hitabın, "muhatap" kipinde anlaşılması gerekiyor. O zaman da İslamoğlu'nun çevirisi metne uymuyor. Zira bunun için ifadenin "len yusallata" olması gerekiyor. Burada doğru çeviri şöyle olmalıdır: "Eğer o (Deccal) ise, sen ona asla muktedir kılınmayacaksın. Şayet o (Deccal) değilse, onu öldürmekte senin için bir hayır yoktur." Burada parantez içinde zikrettiğim "Deccal" kelimesi, İbn Sayyâd ile ilgili rivayetlerin mecmuunun bir arada değerlendirilmesi sonucu, onun Deccal olup olmadığı konusunda ilk anda Efendimiz (s.a.v) de dahil herkeste mevcut olduğu görülen tevakkufa dayanıyor. [DIKKAT]İslamoğlu burada bir tek varyantla sınırladığı hadiseyi kendi anladığı şekilde ifadelendirebilmek için önce "İn yekunhu felen tusallata aleyhi; ve in lem yekunhu felâ hayre leke fî katlihî" cümlesinde bir "belirsizlik" olduğunu düşünüyor ve ardından –kendi tabiriyle– "metne işkence ederek" bu "belirsizliği" mezkûr çeviri ve açılımla ortadan kaldırıyor! [/DIKKAT] [COLOR="#8b0000"]Oysa Efendimiz (s.a.v)'in Hz. Ömer (r.a)'e hitabındaki "olumsuz gelecek zaman" kipinde, Deccal'i öldürecek kişinin Hz. İsa (a.s) olduğu konusundaki Nebevî bilgi ve habere gönderme vardır. Bu gerçek ve İbn Sayyâd'la ilgili rivayetlerin ortak anlamı göz ardı edildiğinde, metnin ne dediğini anlamaya çalışmak yerine "metne anlam sipariş etmek" kaçınılmaz oluyor...[/COLOR] 8. Aynı kitabın 31. sayfasında başlayıp 32. sayfada devam eden 18 numaralı dipnotta İslamoğlu, İbn Haldun'dan şöyle bir ifade naklediyor: "Bunlardan çoğu, halkın bildiği sıradan bilgilerden fazlasını bilmiyorlardı ve Arabistan Yahudilerinin çoğu da Yahudileşmiş Himyerlilerdi. Müslüman olduklarında, şeriat hükümlerine taalluk eden hususlarda, mevcut anlayışları üzere kaldılar." Oysa İbn Haldun (Mukaddime, 439), yukarıda siyah puntoyla verdiğim çevirideki durumu şöyle anlatıyor: "... mimmâ lâ ta'alluka lehû bi'l-ahkâmi'ş-Şer'iyye", yani "Şer'î hükümlere taalluk etmeyen hususlarda..." 9. "Şifa sahibi Hz. Peygamber'in beşerliği konusunu ele alırken hayli ikirciklidir: "Onun özellikleri meleklerin özelliklerine benzemekte, değişimden berî bulunmaktadır." (...) Bu kez içi rahat etmez ve der ki: [COLOR="red"]"Her ne kadar bir bedenleri ve görünür varlıkları var idiyse de, meleklerin özellikleriyle donanmışlardır. (...)" (Üç Muhammed, 78) [/COLOR] İslamoğlu bu pasajda parantez içi üç nokta ile verdiğim yerlerde, Kadı Iyâd'ın ifadelerinin orijinalini zikretmiş. Ancak görüldüğü gibi cümleler bağlamdan kopuk verildiği için Kadı Iyâd'ın maksadı tam olarak anlaşılmıyor. İslamoğlu'nun "ikirciklilik" çıkardığı ifadeler ve bağlam aşağıda: "Nebi ve resuller (hepsine selam olsun), Allah Teala ile mahlukatı arasındaki vasıtalardır. O'nun emir ve nehiylerini, va'd ve vaidini mahlukata tebliğ eder; Allah Teala'nın emir, yaratma, celal, saltanat, ceberut ve melekûtuyla ilgili olarak mahlukatın bilmediği şeyleri kendilerine öğretirler. Nebi ve resullerin dış varlıkları, beden ve bünyeleri, beşer özellikleriyle muttasıftır; beşere musallat olan (bedenî) arızalar, hastalıklar, ölüm, fena bulma ve (diğer) insanî özellikler onlar için de söz konusudur. Ruhları ve iç dünyaları ise, beşer özelliklerinden daha yücesiyle muttasıf olup, Mele-i A'la ile irtibatlıdır; meleklerin özelliklerine benzer, değişim ve (manevi) afetlerden salimdir. Onların iç dünyalarına ve ruhlarına, beşerî acziyet ve insanî zaafiyet genellikle arız olmaz. Zira onların iç dünyaları da dış varlıkları gibi sırf beşerî özeliklerden ibaret olsaydı, meleklerden (vahiy) almaya, onları görmeye, onlarla konuşmaya ve bir araya gelmeye, tıpkı diğer insanlar gibi güç yetiremezlerdi. (Buna mukabil) eğer onların bedenleri ve dış varlıkları meleklerin özellikleriyle ve beşer evsafına aykırı hususiyetlerle donanmış olsaydı, beşer cinsi ve kendilerine elçi olarak gönderildikleri varlıklar, onlarla bir araya gelmeye takat yetiremezdi..." (eş-Şifâ, II, 95-6) Bu ifadelerin neresinde "ikircikli" bir durum olduğunu ben tesbit edemedim. Bilmem siz ne dersiniz...[/SIZE][/FONT][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Mustafa İSLAMOĞLU Üç Muhammed Adlı Eserindeki Bazı Önemli Hatalar
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst