Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Mutlak Gerçeklik Yolunda Bilim ve Din
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229542" data-attributes="member: 27"><p><strong>Bilimsellik ve Nedensellik </strong></p><p><strong></strong></p><p> Bilimin tahlil ettiği madde belli mekanizmalar çerçevesinde davranan birbirleriyle ilişkili kompüterize sistemlere benzer. Maddi vücutlar arasında kurallara dayalı bir ard ardalık dikkat çeker. Yani bir davranış "görünürde" bir diğer davranışa yol açar. Sathi bakışla tahlil edildiginde örneğin, madde özünde farklı yüklerin birbirlerini çektiği, benzer yükler arasında itme davranışı olduğu, yan yana gelen oksijen ve hidrojen atomlarının birleştiği, fotonların ışıttığı ve ısıttıgı gibi olaylarda nesneler arasında bir sebep sonuç ilişkisi görüntüsü dikkat çeker. Bu görüntünün bilimselligin (bilimin degil) temeli haline getirilmesi, "kâinat mekanizmasının kendi kendine işlediği" şeklinde çözümlendiği gibi bir yanılgıyı felsefi inanç haline dönüştürmüştür. Şüphesiz yirminci yüzyılda bu inancın patlamasına en büyük katkıyı "Diyalektik Materyalizmin" kurucusu ve insanları da maddeye indirgeyerek "determinizmin" felsefi çerçevesinin oluşturucusu olan Karl Marx yapmıştır. </p><p></p><p></p><p> Geçmişte "yaratıcı mutlak gücün varlığı" ile "sebep-sonuç" şeklinde işleyen mekanizmayı telif etmek için çırpınanlardan bir kısmı "ilk muharrik güç" yaklaşımını getirmişlerdir. Buna göre Yaratıcı kâinat mekanizmasını oluşturmuş yani bir saat gibi kurmuş ondan sonra müdahaleyi bırakarak dahli olmaksızın dışarıdan seyre koyulmuştur. </p><p></p><p></p><p> Varlıga ilişkin nedensellik yaklaşımı yukarıda bir örneğinden söz edilen zorlama çırpınışları bir yana bırakırsak yaratıcı mutlak güç inancının bir çırpıda reddedilmesine yol açmış; nedensellik çerçevesinde varlık "kendi kendine oluyor, sebepler yapıyor, tabiat yaratıyor" gibi biri olmazsa diğeriyle açıklanabileceği sanılan vücut kaynaklarına irca olunmuştu. Oysa gerçekte bilim varlıkta gözlemlenen sebep-sonuç sürecinin nedensellikle açıklanabilecegini asla ispat edemez. Bir başka tabirle, nesneler arası ilişkilerin. "algılanması başka bir boyutta mümkün olan" sebep(ler) tarafından düzenlenmedigini hiçbir bilimsel tespit belgeleyemez. </p><p></p><p></p><p> Akvaryumu inceleyen bir balığı düşünelim. Balıgın duyuları kavrama-alanları dışında olan vücuda sahip bir ipe bagladıgımız küçük bir taşı akvaryum içerisinde hareket ettirelim. Dışarıdan bakan ve ipi algılayabilecek bir duyu gücüne sahip bir kişiye göre taşı hareket ettiren siz olduğunuz halde balıga göre taş kendi kendine hareket etmektedir. Balığın-zihninin çalıştığını varsayalım üzerinde düşünebileceği iki alternatif vardır: Ya taşın içerisinde onu kontrol edebilen büyük bir şuur ve güç vardır ya da böyle bir şuur ve gücün dışarıdan müdahalesi söz konusudur. </p><p></p><p></p><p> Burada bilimin yaptığı şey taşın hareketini tespit etmektir. Hareketin kaynağı(illeti) ve muharrikine gelince bu "nedensellik" varsayımıyla açıklanmakta ve bu varsayım inanca dönüşmektedir. </p><p></p><p></p><p> Elektron ve proton arasında bir çekim kuvveti vardır. Ancak neden bu iki yük birbirini çekmektedir? Kuantum fıziğinin bulduğu çözüm -hâlâ teori olarak kalmakla birlikte partiküllerin daha küçük partikülleri karşılıklı olarak birbirlerine atmaları ve partikül alışverişinin çekimin illeti-sebebi olduğu şeklinde bir varsayımdır. Bu varsayım gerçekse partikül alışverişinin sebebi nedir? Buna da bir cevap bulunduğunda yeni bir sebep sorulacak ve bu sonsuza kadar gidecektir. Madde altı parçacıkların hâlâ kapsamına ulaşılamamıştır. Ancak en küçük maddi partiküllerin madde dışı bir alemden-yokluktan vücuda ani sıçramalarla geçtiği, bu sıçramaların sürekli gel-gitler tarzında yaşandığı esasen maddenin aslî ve sabit vücudu olmadıgı, var olan vücudun ise en küçûk zaman birimlerinde varlık-yokluk arasında gidip geldiği modern bilimin en son tespitleri arasındadır. Maddeye vücut veren, maddeyi yokluktan vücut aleme sıçratıp vücut alemde akıllara durgunluk veren düzgün bir mekanizmada örgüleyen ama bunu zamanın en küçük birimlerinde aralıksız olarak, bilinçli ve planlı şekilde gerçekleştiren nedir?</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229542, member: 27"] [B]Bilimsellik ve Nedensellik [/B] Bilimin tahlil ettiği madde belli mekanizmalar çerçevesinde davranan birbirleriyle ilişkili kompüterize sistemlere benzer. Maddi vücutlar arasında kurallara dayalı bir ard ardalık dikkat çeker. Yani bir davranış "görünürde" bir diğer davranışa yol açar. Sathi bakışla tahlil edildiginde örneğin, madde özünde farklı yüklerin birbirlerini çektiği, benzer yükler arasında itme davranışı olduğu, yan yana gelen oksijen ve hidrojen atomlarının birleştiği, fotonların ışıttığı ve ısıttıgı gibi olaylarda nesneler arasında bir sebep sonuç ilişkisi görüntüsü dikkat çeker. Bu görüntünün bilimselligin (bilimin degil) temeli haline getirilmesi, "kâinat mekanizmasının kendi kendine işlediği" şeklinde çözümlendiği gibi bir yanılgıyı felsefi inanç haline dönüştürmüştür. Şüphesiz yirminci yüzyılda bu inancın patlamasına en büyük katkıyı "Diyalektik Materyalizmin" kurucusu ve insanları da maddeye indirgeyerek "determinizmin" felsefi çerçevesinin oluşturucusu olan Karl Marx yapmıştır. Geçmişte "yaratıcı mutlak gücün varlığı" ile "sebep-sonuç" şeklinde işleyen mekanizmayı telif etmek için çırpınanlardan bir kısmı "ilk muharrik güç" yaklaşımını getirmişlerdir. Buna göre Yaratıcı kâinat mekanizmasını oluşturmuş yani bir saat gibi kurmuş ondan sonra müdahaleyi bırakarak dahli olmaksızın dışarıdan seyre koyulmuştur. Varlıga ilişkin nedensellik yaklaşımı yukarıda bir örneğinden söz edilen zorlama çırpınışları bir yana bırakırsak yaratıcı mutlak güç inancının bir çırpıda reddedilmesine yol açmış; nedensellik çerçevesinde varlık "kendi kendine oluyor, sebepler yapıyor, tabiat yaratıyor" gibi biri olmazsa diğeriyle açıklanabileceği sanılan vücut kaynaklarına irca olunmuştu. Oysa gerçekte bilim varlıkta gözlemlenen sebep-sonuç sürecinin nedensellikle açıklanabilecegini asla ispat edemez. Bir başka tabirle, nesneler arası ilişkilerin. "algılanması başka bir boyutta mümkün olan" sebep(ler) tarafından düzenlenmedigini hiçbir bilimsel tespit belgeleyemez. Akvaryumu inceleyen bir balığı düşünelim. Balıgın duyuları kavrama-alanları dışında olan vücuda sahip bir ipe bagladıgımız küçük bir taşı akvaryum içerisinde hareket ettirelim. Dışarıdan bakan ve ipi algılayabilecek bir duyu gücüne sahip bir kişiye göre taşı hareket ettiren siz olduğunuz halde balıga göre taş kendi kendine hareket etmektedir. Balığın-zihninin çalıştığını varsayalım üzerinde düşünebileceği iki alternatif vardır: Ya taşın içerisinde onu kontrol edebilen büyük bir şuur ve güç vardır ya da böyle bir şuur ve gücün dışarıdan müdahalesi söz konusudur. Burada bilimin yaptığı şey taşın hareketini tespit etmektir. Hareketin kaynağı(illeti) ve muharrikine gelince bu "nedensellik" varsayımıyla açıklanmakta ve bu varsayım inanca dönüşmektedir. Elektron ve proton arasında bir çekim kuvveti vardır. Ancak neden bu iki yük birbirini çekmektedir? Kuantum fıziğinin bulduğu çözüm -hâlâ teori olarak kalmakla birlikte partiküllerin daha küçük partikülleri karşılıklı olarak birbirlerine atmaları ve partikül alışverişinin çekimin illeti-sebebi olduğu şeklinde bir varsayımdır. Bu varsayım gerçekse partikül alışverişinin sebebi nedir? Buna da bir cevap bulunduğunda yeni bir sebep sorulacak ve bu sonsuza kadar gidecektir. Madde altı parçacıkların hâlâ kapsamına ulaşılamamıştır. Ancak en küçük maddi partiküllerin madde dışı bir alemden-yokluktan vücuda ani sıçramalarla geçtiği, bu sıçramaların sürekli gel-gitler tarzında yaşandığı esasen maddenin aslî ve sabit vücudu olmadıgı, var olan vücudun ise en küçûk zaman birimlerinde varlık-yokluk arasında gidip geldiği modern bilimin en son tespitleri arasındadır. Maddeye vücut veren, maddeyi yokluktan vücut aleme sıçratıp vücut alemde akıllara durgunluk veren düzgün bir mekanizmada örgüleyen ama bunu zamanın en küçük birimlerinde aralıksız olarak, bilinçli ve planlı şekilde gerçekleştiren nedir? [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Mutlak Gerçeklik Yolunda Bilim ve Din
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst