Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Muttalipli haci hilmi efendi ve üstad bediüzzaman
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 169406" data-attributes="member: 656"><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Anadolu’muzda neredeyse her yerleşim biriminde bir Allah dostunun kokusu tüter, ruhaniyatı hissedilir. O yerleşim biriminden bahsedildiğinde o veli de hemen hatırlarda tülu eder. Konya denince Hz. Mevlana, Kastamonu anılınca Hz. Şaban Veli, Nevşehir’den bahsedilince Hacı Bektaş, Ankara söylenince Hacı Bayram Velilerin akla gelmesi gibi. Bu zat-ı muhteremlerin kabr-i şerifleri Anadolu’da İslam’ın tapusu mesabesindedir.</span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Muttalip, Eskişehir’in bir köyü iken zamanla şehrin büyümesi ile Eskişehir’e mülhak olmuş bir belde. Burası da Muttalipli Hacı Hilmi Efendi ismiyle özdeşleşmiştir.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Hilmi Efendi, Osmanlı devletinin son demlerinde batı Anadolu’da çok meşhur olmuş Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin halifelerindendir. Onu daha çok Muttalip’te kurduğu ve birçok insanın yetişmesine vesile olduğu Kur’an Kursu ile tanırız. Bu irfan mektebinin tesiri öyle olmuştur ki, halen Muttalip’de ırgatlık yapan insanların birçoğunun tecvidli Kur’an okumayı çok iyi bildiğini öğrendik.</span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Üstad Bediüzzaman’ın Emirdağ’a gelmesiyle birlikte bu iki Allah dostu şehadet eleminde de tanışmışlar ve birbirlerini çok sevmişlerdir. Biz bu sevgi manzaralarından bazı tabloları ilginize arz etmek istedik. Sizin de kalbinizin bütün Hak dostlarına karşı açık olmasına vesile olsun diye. Saygılarımla. Salih Okur, Cevaplar.org </span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Ali Osman Orum beyin kaleminden Hacı Hilmi Efendi’yi kısaca tanıyalım:</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">1888 yılında, babası Halil efendi, annesi Ümmü Gülsüm hanımdan doğan hocamızın vefatı 21.07.1964 tarihinde olup, Rumi 1381 yılı rebiülevvel’in 12’nci Salı gününe (Mevlit kandiline) tekâbül etmektedir. Cenaze namazını manevi halefi olan, bugün Mekke'de Cenneti Muallâ'da yatmakta olan muhterem hocamız H. Osman Efendi kıldırmıştır. </span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Mezar taşında da işaret olunduğu gibi manevi rütbesi bizce çok büyüktür. Sağlığında ziyaretçi halkasının çok geniş olduğunu bildiğimiz hocamızın bugün hâlâ ziyaretçisinin hiç eksilmediğini görmekteyiz. Üstat Bediüzzaman’ın da birkaç kez Muttalib’e gelip ziyaret ettiğini büyüklerimizden defalarca dinlemiştik.</span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Hafızlık müessesesinin Eskişehir ve civarındaki en büyük mimarlarındandır. Hafızlarının sayısının hayli kabarık olduğunu biliyoruz. Merhum Abdullah Toprak hocamızın “Ey koca hoca! Dünya bizi aldattı; sen ise dünyayı aldattın”ifadeleri hocayı anlamaya kâfidir sanıyorum. </span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Küçük yaşta hafızlığını ikmal eden H. Hilmi Efendi, Muttalip Köyü Orta Camiinde imam olarak görev yaptığı ve İmam- Hatiplik hizmetinin yanı sıra hafız yetiştirmek için o günün zor şartlarında bu faaliyeti hiç yılmadan sürdürmüştür. Talebelerinin sayısının binleri aştığı söylenir. Kendisine genç yaşta Hac nasip olur. Medine-i Münevvere’de rüya halinde Rasülullah Efendimiz(s.a.v)le görüştüğü ve Peygamber Efendimiz kendilerine: “Hilmi, sen bize Kur’an ve Hafızlarla yakın ol” diyerek sırtını sıvazladığı ve hocaefendinin bundan sonra aşk ve şevkle kendini Hafız yetiştirmeye adadığı bilinmektedir. </span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><strong><em><span style="color: darkslategray">Muhterem hocamızı tanımakla ve onun hatıralarını taşımakla bahtiyar olduğumu söylemek isterim. Onun Kuran hizmetini bir nebze kendimize şiar edinebilir ve biz de Kuran’a hizmet edebilirsek, umarım ki Rabbimizin rızasını kazanmış oluruz. Mevlâ muînimiz olsun. Âmin.(1)</span></em></strong></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Muhittin Yürüten anlatıyor: Eskişehir'in Muttalib köyünde Hacı Hilmi Efendi vardı. Kendileri Nakşî şeyhlerinden idi. Köyde Kur'ân okutur, talebe yetiştirirdi. Bir gün Üstadla birlikte onun ziyaretine gittik. Hacı Hilmi Efendi, hemen âdeti üzere sofra hazırlattı. Üstad sofradan bir parça ekmek aldı ve sofraya beş kuruş koydu. Sonra Hilmi Efendi bir havlu getirip Üstadın boynuna koydu, 'Bunun bedeli on lira, ama âdetim bozulmasın' dedi ve iki lira koydu.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Hilmi Efendi beni çağırıp, 'Yahu kardeşim, ben Üstada parasız bir şey veremeyecek miyim? Kabul ettiremeyecek miyim?' dedi. Ben 'Meşrebi böyle' dedim. Hilmi Efendi bir kutuya koku koyarak bana verdi. Üstada götürmemi söyledi ve ilâve etti, 'Bunu sen ver' dedi. Gittim, her zamanki gibi kesesine el attı. 'Efendim, siz daha evvel Mesnevî-yi Nuriye vermiştiniz. Hacı Hilmi Efendi bunu onun karşılığı olarak kabul etmenizi arzu ediyor' dedim.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Peki' diyerek kabul etti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Yemekten sonra talebeler gelerek Üstadın elini öptüler. Üstad onlara hitaben şöyle dedi: 'Sizler, Kur'ân'ın lâfzının hâfızlarısınız. Risale-i Nur talebeleri de mânâsının hâfızlarıdır. Her ikiniz de kardeşsiniz.”(2)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Üstadın elini öpen o hafızlardan muhterem Yusuf Derin Bey, 31.07. 2009’da Eskişehir’de görüşmemizde Üstadın Muttalip ziyaretlerini şöyle anlattı; “1950’lerin başında Hacı Hilmi Efendi’de yüzünden okuyorduk. Daha sonra Hilmi Efendi bizi aşağı camideki Hacı Osman Efendi’ye ezber için gönderdi. Hafızlığı bitirdiğim sene icazet törenine Hilmi Efendi, Bediüzzaman’ı çağırmış. Bediüzzaman’da Muttalip’in Orta camiine gelip, hafızlık duamıza iştirak etti. Camii çok kalabalıktı. Namazı müteakip hafızlık duamız yapıldı. </span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Bu sırada dikkatimi çeken bir şey, Bediüzzaman’la Hilmi Efendi’in musafahası oldu ki beş dakika sürdü. Ellerini birbirlerine kenetlediler. Tabii biz de onların etrafındayız.</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bediüzzaman hiç konuşmadı. Zaten öyle vaaz filan vermezmiş. Hocaefendi ise konuştu, Bediüzzaman’ın Emirdağ’dan teşrif ettiğini söyledi. Faytonla gelmişti o zaman. Yemek de yemedi. Halbuki o merasimlerde pilav filan verilirdi. Hocaefendinin odasında hocaefendi ile biraz hasbihal etti. Bu hasbihalden sonra Eskişehir’e veya Emirdağ’a döndü, orasını bilemiyoruz.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İkinci gelişi ise, bizden üç sene sonraki hafızlık merasiminde oldu. Bu sefer yine “Bediüzzaman gelecekmiş” diye duyulunca camii birden doldu. Camiinin cemaati alamayacağı görülünce, anonsla Kara camii dediğimiz ve üç kat daha büyük olan eski selatin camiine gidilmesi, merasimin orada yapılacağı duyuruldu. O camiin de altı üstü lebaleb doldu.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O camide Hacı Hilmi Efendi vaaz etti. Bediüzzaman da dinlediler. Ve böylece hafızlık duası yapıldı. Öğrenciler Bediüzzaman’ın elini öptüler, biz de öptük. Onlara hayır dua etti. Hocaefendi ile yine uzun şekilde bir musafaha ettiler. Hilmi Efendi yine Bediüzzaman’ı odasına davet etti. Ve yine baş başa bir saat kadar kaldılar.”</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Hilmi Efendi’nin talebelerinden Fehmi Has amca, 31.07.2009’da Muttalip’te görüştüğümüzde, Üstadın ziyareti hakkında şunları anlattı; “Hocaefendi’nin yanına geldiği zaman, Kara Camiin yanında çok güzel konuşmuşlardı. Hatta o zaman, Bediüzzaman benim sağ yanağımı okşamıştı. “Benim duam Hacı Hilmi Efendi’nin talebelerine” demişti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bediüzzaman “Sen talebe okutuyorsun” diye hürmetle Hacı Hilmi Efendi’nin ellerini öpmeye varıyor, o da Bediüzzaman’ın elini öpmeye çalışıyor, berabere kalıyorlar, ikisi de birbirinin elini öpemiyor.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Hacı Hilmi Efendi o zaman bize; “Bu zata Bediüzzaman derler” diye tanıtmıştı. Hatta Bediüzzaman hafızlık cemiyeti olması münasebetiyle; “dört gün burada kalmam lazım” demişti. “Bu muhitte(Eskişehir) ölürsem beni Muttalip’e gömün” diye vasiyet etmişti. </span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O zaman köylülerden Macid’in İbrahim Çavuş Bediüzzamanın kıyafetini yadırgayarak “Üstad üstad diyorlar, bundan üstad mı olur” demişti. Sonrasını bize şöyle anlatmıştı; “Böyle dedikten sonra 250 metre kadar yürüdüm. İçime bir korku geldi. Vallahi sıtma tutar gibi titremeye başladım” demişti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Ali Tayyar Bey anlatıyor: "Üstadı son ziyarete giderken yanımda Halıcı Fehmi Sürmeci Ağabey vardı. Eskişehir'in Muttalip köyünden hafız yetiştiren Hacı Hilmi Efendiyi ziyaret ettik. Bu zat, Fehmi Ağabeyin şeyhiydi. Birkaç yeğenimiz orada hafızlığa çalışıyordu."Müsaade isteyip ayrılırken 'Şimdi siz nereye gidiyorsunuz?' diye sordu. Biz de, 'Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret edeceğiz' deyince, oturduğu yerden ayağa kalktı. Sanki Üstad yanındaymış gibi kollarını iki yana açarak boşlukta kucakladı. Ve 'Kardeşim, ' dedi, 'zamanın kutbudur Bediüzzaman. Selâmımı söyleyin. Bana da dua etsin' diyerek kitaplarını iyi okuyup gösterdiği yoldan kat'iyyen ayrılmamamızı tavsiye etti.(3)</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">14.07.2009’da Isparta’da görüştüğümüz Ali Tayyar ağabey yukarıdaki ifadelerinin devamı olarak şunları anlattı; “Isparta’ya geldik. Mübarek üstadımızın ellerini öptük. O da benim alnımdan öptü. Eskişehir’den geldiğimizi söyledik. “Hacı Hilmi Efendi’nin selamları var” deyince, üstadım sanki o zat yanlarındaymış gibi, böyle kucaklar gibi yaptı “ve aleyküm selam..” dedi, sonra “kibar evliyaullahtır” buyurdu.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Ali Demirel Bey anlatıyor: “Pilot Astsubay olmam hasebiyle Diyarbakır'dan Eskişehir'e Jet kursuna gitmiştim. Bu sırada Üstadı görmeye karar verdim. O zamanlar Eskişehirli tarikat şeyhi, Muttalip köyünden Hacı Hilmi Efendinin tarikatına bağlı idim. Bu sebeple Üstada gitmeden önce Hacı Hilmi Efendiye uğradım. Risale-i Nurları gördüğümü ve Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyaret etmek istediğimi şeyhime anlattım ve bu konudaki görüşlerini sordum. O da bana, 'Risale-i Nur'ları oku ve Üstadı mutlaka ziyaret et' diye tavsiyede bulundu </span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Yedi kişilik bir kafile ile Eskişehir'den Emirdağ'a, Üstadı ziyarete gitmiştik. Kafilemizde; Binbaşı Reşat Bey, Yüzbaşı Ekrem Bey, Pilot Başçavuş Ömer Halıcı, Saatçi Muhittin, Elbiseci Mustafa, Hacı Hafız Abdullah Efendi (Toprak) vardı. Üstada gideceğimiz zaman Hacı Hilmi Efendi yeni Hicaz'dan gelmişti. Üstada götürmemiz için, bize tesbih, misvak, koku ve hurma vermişti. Bu mübarek zat, daha önce bir kaç sefer Üstadı ziyaret ettiğini ifade etmişti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Emirdağ'a vardığımızda Mehmet Çalışkan'ın bakkaliye dükkânına uğrayıp, oradan da Üstadın yanına gittik. Üstad yatakta oturmuş vaziyette idi. Duvarda bir cep saati asılıydı. Ayrıca orta boy bir radyo da duvarda vardı.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Üstad, kendisine hediye olarak Hacı Hilmi Efendi tarafından gönderilen hurmalaları açtı. Sekiz tane vardı. Biz de Üstad ile beraber içeride sekiz kişi idik. Üstad, 'Fesübhanallah' dedi.Ve sayı saydırarak bize hurmaları dağıttı. Sayı kendine düşen, hurmaların en büyüğünü almak mecburiyetinde idi. Bazı arkadaşlarımız küçüğünü almaya kalkıştıklarında Üstad mâni oluyor ve en büyüğünü almalarını istiyordu.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Üstad bu hediyelere mukabil bir hediye vermek istedi, etrafı araştırdı, epeyce aradıktan sonra bir tesbih buldu, çıkardı:</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Tesbih mübarektir, bunu kendisine götürün, selâm söyleyin. Kardeşim, Hilmi Efendi bir kaç defadır benim ziyaretime geliyor, artık gelmesin, ben onun ziyaretine geleceğim' dedi.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Bu hadiseden beş sene sonra, 1957'de, Üstad, Hilmi Efendinin hafız cemiyetine dâveti üzerine, trenle Isparta'dan Eskişehir'e gelerek oradan da Muttalib'e gitti. O zaman köyde çok kalabalık olmuş, bir kaç bin kişi toplanmıştı. Ertesi sene Üstad, dâvet edildiği günden üç gün evvel, yine Muttalib'e gitmişti. Üstadın dâvet edildiği duyulduğu için, çok büyük bir izdiham ve kalabalık olacaktı. Fakat Üstad, 'Benim kandilde Isparta'da bulunmam lâzım' diye Muttalib'e ziyareti, üç gün evvel yaparak geri dönmüştü. Ben Yıldız Oteline gitmiştim. Otelde Zübeyir Ağabey vardı. Bana, Üstadın Muttalib'e gittiğini ve hemen döneceğini söylemişti.</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Üstad yanımızdaki Hafız Abdullah Toprak'a şöyle diyordu: 'Kardeşim Hafız Abdullah, ben tek başıma kaldım. Eğer benim gibi altı-yedi kişi daha olsaydı, bu memleket bu hale gelmezdi.(4)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Ali Demirel Bey şunları da anlatıyor: “Üstadın giyinişi Şark usulü idi. Yanakları pembe, gözleri maviye çalıyor, parmakları ince ve uzundu. Arkadaşlarımın hepsini tanıdığı halde beni yeni görüyordu. Bunun üzerine Ömer Halıcı'ya beni göstererek, 'Bu kim?' dedi. Ömer Halıcı, 'Bizim alayda Başçavuş Ali Demirel' diye cevap verdi. Üstad da, 'Maşaallah, onu talebeliğe kabul ettim' diye iltifat etti. Üstad devamlı konuşuyordu. Şöyle dediğini hatırlıyorum:</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">"Kardaşlarım, ben önce Risale-i Nur talebelerine, sonra Muttalipçilere (yani Şeyhim Hacı Hilmi Efendinin talebelerine. Bunlar da sık sık Üstadı ziyaret ediyorlardı), sonra da tayyarecilere dua ediyorum. (Ve biz havacılara dönerek) Kardaşlarım, ölümle karşı karşıya olan kahramandır. Siz kahramansınız. Ben de din kahramanıyım.' Sonra Üstaddan müsaade alarak ayrılmıştık(5)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Üstadın hizmetkârlarından Mustafa Sungur ağabey, Hacı Hilmi Efendi hakkında şu hatırayı anlatıyor: “Muttalipli Şeyh Hacı Hilmi Efendi, Hazret-i Üstadımıza yakından alakadardı. Hem o, hem Çalışkan'ların babaları Şeyh Hacı Ali Efendi gibi, Konya civarlarında da Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin mensupları, umumiyetle Nur'a talebe olmuşlardı. Hazret-i Üstad bu merhum büyük veli zatı rahmetle yad ederdi. Ve 'Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin bütün mensupları benimle alâkadardır. Risale-i Nur'a âlakadarlık gösteriyorlar' derdi. Birgün Hz. Üstad, odanın anahtarını bana vermişti. Kapıyı da onun emriyle kilitlemiştim. Ben dışarıda iken Hacı Hilmi Efendi gelmiş, sonra geri gitmiş. Hz. Üstad, 'Bunda bir hikmet var' dedi. Sonra geri geldi, görüştüler.(6)</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Namık Şenel Hocamız anlatmıştı: “…<span style="color: black">Aradan bir sene geçti, ben görevden ayrıyım. “Eskişehir’e gideyim, şu zatın selamını söyleyeyim” diye aklımdan geçirdim. Muttalip’e vardım. İkindi için abdest alıyorlardı. Ben de abdest almaya başladım. Kimsenin benim niçin geldiğimden haberi yok.</span></span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O arada, “seni şeyh efendi çağırıyor” dediler. Hemen acele abdest aldım, elini öptüm. “Hoş geldin evladım” dedi, “hoş bulduk” dedim. “Evladım, bu gece burada kal. İkindi namazından sonra mevlid olacak. Sen de mevlide iştirak et. Sabah namazından sonra seninle görüşelim” dedi.</span></em></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O gün orada kaldık. Sabah namazından sonra beni çağırttı, vardım elini öptüm. </span></em></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Elini omuzuma dayadı, “Evladım” dedi, “Bunlar Bediüzzaman’ı yıldıramadıkları için, sizi yıldırmaya çalışıyorlar. Çekinmeyin, bunlar(ihtilal sıkıntıları) geçiçidir, bunlar olağan şeylerdir. Benim şeyhimi ziyaret için Beypazarı’ndan 30- 40 âlim gelirdi. Bir Menemen hadisesi çıkarttılar, çayır biçer gibi biçtiler. Hatta ben o zaman, diyanette görevli Hasan Hüsnü Erdem’e mektup yazdım. Biz onunla İstanbul’da beraber okuduk, beraber müderris olduk. Ona ; “Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedim de bana şöyle yazdı; “Ben böyle karışırsam, beni buradan alırlar. Benim yerime bir dinsizin geçirilmeyeceğine teminat verebilir misin şeyhim?” diye bir mektup yazmış, ben de hak verdim. Bunlar muvakkattir” dedi. Hasan Hüsnü hocanın mektubunu da gösterdi.</span></em></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Ben de “Efendim, Nazilli’deki Şeyh Hacı Ali Efendi “onunla hiç maddeten görüşmedik. Ama manen görüşüyoruz dediler” dedim. “Görüşüyoruz evladım dedi.</span></em></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Orada, üstaddan çok sena ile bahsetti. Zaten ben Emirdağlı olduğum için yakinen biliyorum, Emirdağ’daki bütün müridlerini üstadın hizmetine vermişti. Allah rahmet eylesin..”(7)</span></em></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Dipnotlar</span></em></strong></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">2- Son Şahitler-3-s:202</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">3- Son Şahitler-4-s:211</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">4- Son Şahitler-3-s:258-259</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">5-Son Şahitler-3-s:259</span></em></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">6-Son Şahitler: 4: 49</span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">7- Kaynak : <a href="http://www.cevaplar.org" target="_blank">Cevaplar.Org</a></span></em></strong></span></p><p> </p><p></p><p></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Salih Okur </span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 169406, member: 656"] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Anadolu’muzda neredeyse her yerleşim biriminde bir Allah dostunun kokusu tüter, ruhaniyatı hissedilir. O yerleşim biriminden bahsedildiğinde o veli de hemen hatırlarda tülu eder. Konya denince Hz. Mevlana, Kastamonu anılınca Hz. Şaban Veli, Nevşehir’den bahsedilince Hacı Bektaş, Ankara söylenince Hacı Bayram Velilerin akla gelmesi gibi. Bu zat-ı muhteremlerin kabr-i şerifleri Anadolu’da İslam’ın tapusu mesabesindedir.[/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Muttalip, Eskişehir’in bir köyü iken zamanla şehrin büyümesi ile Eskişehir’e mülhak olmuş bir belde. Burası da Muttalipli Hacı Hilmi Efendi ismiyle özdeşleşmiştir.[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Hilmi Efendi, Osmanlı devletinin son demlerinde batı Anadolu’da çok meşhur olmuş Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin halifelerindendir. Onu daha çok Muttalip’te kurduğu ve birçok insanın yetişmesine vesile olduğu Kur’an Kursu ile tanırız. Bu irfan mektebinin tesiri öyle olmuştur ki, halen Muttalip’de ırgatlık yapan insanların birçoğunun tecvidli Kur’an okumayı çok iyi bildiğini öğrendik.[/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Üstad Bediüzzaman’ın Emirdağ’a gelmesiyle birlikte bu iki Allah dostu şehadet eleminde de tanışmışlar ve birbirlerini çok sevmişlerdir. Biz bu sevgi manzaralarından bazı tabloları ilginize arz etmek istedik. Sizin de kalbinizin bütün Hak dostlarına karşı açık olmasına vesile olsun diye. Saygılarımla. Salih Okur, Cevaplar.org [/COLOR][/I][/B] [B][I][COLOR=darkslategray]Ali Osman Orum beyin kaleminden Hacı Hilmi Efendi’yi kısaca tanıyalım:[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]1888 yılında, babası Halil efendi, annesi Ümmü Gülsüm hanımdan doğan hocamızın vefatı 21.07.1964 tarihinde olup, Rumi 1381 yılı rebiülevvel’in 12’nci Salı gününe (Mevlit kandiline) tekâbül etmektedir. Cenaze namazını manevi halefi olan, bugün Mekke'de Cenneti Muallâ'da yatmakta olan muhterem hocamız H. Osman Efendi kıldırmıştır. [/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Mezar taşında da işaret olunduğu gibi manevi rütbesi bizce çok büyüktür. Sağlığında ziyaretçi halkasının çok geniş olduğunu bildiğimiz hocamızın bugün hâlâ ziyaretçisinin hiç eksilmediğini görmekteyiz. Üstat Bediüzzaman’ın da birkaç kez Muttalib’e gelip ziyaret ettiğini büyüklerimizden defalarca dinlemiştik.[/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Hafızlık müessesesinin Eskişehir ve civarındaki en büyük mimarlarındandır. Hafızlarının sayısının hayli kabarık olduğunu biliyoruz. Merhum Abdullah Toprak hocamızın “Ey koca hoca! Dünya bizi aldattı; sen ise dünyayı aldattın”ifadeleri hocayı anlamaya kâfidir sanıyorum. [/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Küçük yaşta hafızlığını ikmal eden H. Hilmi Efendi, Muttalip Köyü Orta Camiinde imam olarak görev yaptığı ve İmam- Hatiplik hizmetinin yanı sıra hafız yetiştirmek için o günün zor şartlarında bu faaliyeti hiç yılmadan sürdürmüştür. Talebelerinin sayısının binleri aştığı söylenir. Kendisine genç yaşta Hac nasip olur. Medine-i Münevvere’de rüya halinde Rasülullah Efendimiz(s.a.v)le görüştüğü ve Peygamber Efendimiz kendilerine: “Hilmi, sen bize Kur’an ve Hafızlarla yakın ol” diyerek sırtını sıvazladığı ve hocaefendinin bundan sonra aşk ve şevkle kendini Hafız yetiştirmeye adadığı bilinmektedir. [/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][B][I][COLOR=darkslategray]Muhterem hocamızı tanımakla ve onun hatıralarını taşımakla bahtiyar olduğumu söylemek isterim. Onun Kuran hizmetini bir nebze kendimize şiar edinebilir ve biz de Kuran’a hizmet edebilirsek, umarım ki Rabbimizin rızasını kazanmış oluruz. Mevlâ muînimiz olsun. Âmin.(1)[/COLOR][/I][/B][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Muhittin Yürüten anlatıyor: Eskişehir'in Muttalib köyünde Hacı Hilmi Efendi vardı. Kendileri Nakşî şeyhlerinden idi. Köyde Kur'ân okutur, talebe yetiştirirdi. Bir gün Üstadla birlikte onun ziyaretine gittik. Hacı Hilmi Efendi, hemen âdeti üzere sofra hazırlattı. Üstad sofradan bir parça ekmek aldı ve sofraya beş kuruş koydu. Sonra Hilmi Efendi bir havlu getirip Üstadın boynuna koydu, 'Bunun bedeli on lira, ama âdetim bozulmasın' dedi ve iki lira koydu.[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Hilmi Efendi beni çağırıp, 'Yahu kardeşim, ben Üstada parasız bir şey veremeyecek miyim? Kabul ettiremeyecek miyim?' dedi. Ben 'Meşrebi böyle' dedim. Hilmi Efendi bir kutuya koku koyarak bana verdi. Üstada götürmemi söyledi ve ilâve etti, 'Bunu sen ver' dedi. Gittim, her zamanki gibi kesesine el attı. 'Efendim, siz daha evvel Mesnevî-yi Nuriye vermiştiniz. Hacı Hilmi Efendi bunu onun karşılığı olarak kabul etmenizi arzu ediyor' dedim.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Peki' diyerek kabul etti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Yemekten sonra talebeler gelerek Üstadın elini öptüler. Üstad onlara hitaben şöyle dedi: 'Sizler, Kur'ân'ın lâfzının hâfızlarısınız. Risale-i Nur talebeleri de mânâsının hâfızlarıdır. Her ikiniz de kardeşsiniz.”(2)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Üstadın elini öpen o hafızlardan muhterem Yusuf Derin Bey, 31.07. 2009’da Eskişehir’de görüşmemizde Üstadın Muttalip ziyaretlerini şöyle anlattı; “1950’lerin başında Hacı Hilmi Efendi’de yüzünden okuyorduk. Daha sonra Hilmi Efendi bizi aşağı camideki Hacı Osman Efendi’ye ezber için gönderdi. Hafızlığı bitirdiğim sene icazet törenine Hilmi Efendi, Bediüzzaman’ı çağırmış. Bediüzzaman’da Muttalip’in Orta camiine gelip, hafızlık duamıza iştirak etti. Camii çok kalabalıktı. Namazı müteakip hafızlık duamız yapıldı. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Bu sırada dikkatimi çeken bir şey, Bediüzzaman’la Hilmi Efendi’in musafahası oldu ki beş dakika sürdü. Ellerini birbirlerine kenetlediler. Tabii biz de onların etrafındayız.[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bediüzzaman hiç konuşmadı. Zaten öyle vaaz filan vermezmiş. Hocaefendi ise konuştu, Bediüzzaman’ın Emirdağ’dan teşrif ettiğini söyledi. Faytonla gelmişti o zaman. Yemek de yemedi. Halbuki o merasimlerde pilav filan verilirdi. Hocaefendinin odasında hocaefendi ile biraz hasbihal etti. Bu hasbihalden sonra Eskişehir’e veya Emirdağ’a döndü, orasını bilemiyoruz.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İkinci gelişi ise, bizden üç sene sonraki hafızlık merasiminde oldu. Bu sefer yine “Bediüzzaman gelecekmiş” diye duyulunca camii birden doldu. Camiinin cemaati alamayacağı görülünce, anonsla Kara camii dediğimiz ve üç kat daha büyük olan eski selatin camiine gidilmesi, merasimin orada yapılacağı duyuruldu. O camiin de altı üstü lebaleb doldu.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O camide Hacı Hilmi Efendi vaaz etti. Bediüzzaman da dinlediler. Ve böylece hafızlık duası yapıldı. Öğrenciler Bediüzzaman’ın elini öptüler, biz de öptük. Onlara hayır dua etti. Hocaefendi ile yine uzun şekilde bir musafaha ettiler. Hilmi Efendi yine Bediüzzaman’ı odasına davet etti. Ve yine baş başa bir saat kadar kaldılar.”[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Hilmi Efendi’nin talebelerinden Fehmi Has amca, 31.07.2009’da Muttalip’te görüştüğümüzde, Üstadın ziyareti hakkında şunları anlattı; “Hocaefendi’nin yanına geldiği zaman, Kara Camiin yanında çok güzel konuşmuşlardı. Hatta o zaman, Bediüzzaman benim sağ yanağımı okşamıştı. “Benim duam Hacı Hilmi Efendi’nin talebelerine” demişti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bediüzzaman “Sen talebe okutuyorsun” diye hürmetle Hacı Hilmi Efendi’nin ellerini öpmeye varıyor, o da Bediüzzaman’ın elini öpmeye çalışıyor, berabere kalıyorlar, ikisi de birbirinin elini öpemiyor.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Hacı Hilmi Efendi o zaman bize; “Bu zata Bediüzzaman derler” diye tanıtmıştı. Hatta Bediüzzaman hafızlık cemiyeti olması münasebetiyle; “dört gün burada kalmam lazım” demişti. “Bu muhitte(Eskişehir) ölürsem beni Muttalip’e gömün” diye vasiyet etmişti. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O zaman köylülerden Macid’in İbrahim Çavuş Bediüzzamanın kıyafetini yadırgayarak “Üstad üstad diyorlar, bundan üstad mı olur” demişti. Sonrasını bize şöyle anlatmıştı; “Böyle dedikten sonra 250 metre kadar yürüdüm. İçime bir korku geldi. Vallahi sıtma tutar gibi titremeye başladım” demişti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Ali Tayyar Bey anlatıyor: "Üstadı son ziyarete giderken yanımda Halıcı Fehmi Sürmeci Ağabey vardı. Eskişehir'in Muttalip köyünden hafız yetiştiren Hacı Hilmi Efendiyi ziyaret ettik. Bu zat, Fehmi Ağabeyin şeyhiydi. Birkaç yeğenimiz orada hafızlığa çalışıyordu."Müsaade isteyip ayrılırken 'Şimdi siz nereye gidiyorsunuz?' diye sordu. Biz de, 'Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret edeceğiz' deyince, oturduğu yerden ayağa kalktı. Sanki Üstad yanındaymış gibi kollarını iki yana açarak boşlukta kucakladı. Ve 'Kardeşim, ' dedi, 'zamanın kutbudur Bediüzzaman. Selâmımı söyleyin. Bana da dua etsin' diyerek kitaplarını iyi okuyup gösterdiği yoldan kat'iyyen ayrılmamamızı tavsiye etti.(3)[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]14.07.2009’da Isparta’da görüştüğümüz Ali Tayyar ağabey yukarıdaki ifadelerinin devamı olarak şunları anlattı; “Isparta’ya geldik. Mübarek üstadımızın ellerini öptük. O da benim alnımdan öptü. Eskişehir’den geldiğimizi söyledik. “Hacı Hilmi Efendi’nin selamları var” deyince, üstadım sanki o zat yanlarındaymış gibi, böyle kucaklar gibi yaptı “ve aleyküm selam..” dedi, sonra “kibar evliyaullahtır” buyurdu.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Ali Demirel Bey anlatıyor: “Pilot Astsubay olmam hasebiyle Diyarbakır'dan Eskişehir'e Jet kursuna gitmiştim. Bu sırada Üstadı görmeye karar verdim. O zamanlar Eskişehirli tarikat şeyhi, Muttalip köyünden Hacı Hilmi Efendinin tarikatına bağlı idim. Bu sebeple Üstada gitmeden önce Hacı Hilmi Efendiye uğradım. Risale-i Nurları gördüğümü ve Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyaret etmek istediğimi şeyhime anlattım ve bu konudaki görüşlerini sordum. O da bana, 'Risale-i Nur'ları oku ve Üstadı mutlaka ziyaret et' diye tavsiyede bulundu [/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Yedi kişilik bir kafile ile Eskişehir'den Emirdağ'a, Üstadı ziyarete gitmiştik. Kafilemizde; Binbaşı Reşat Bey, Yüzbaşı Ekrem Bey, Pilot Başçavuş Ömer Halıcı, Saatçi Muhittin, Elbiseci Mustafa, Hacı Hafız Abdullah Efendi (Toprak) vardı. Üstada gideceğimiz zaman Hacı Hilmi Efendi yeni Hicaz'dan gelmişti. Üstada götürmemiz için, bize tesbih, misvak, koku ve hurma vermişti. Bu mübarek zat, daha önce bir kaç sefer Üstadı ziyaret ettiğini ifade etmişti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Emirdağ'a vardığımızda Mehmet Çalışkan'ın bakkaliye dükkânına uğrayıp, oradan da Üstadın yanına gittik. Üstad yatakta oturmuş vaziyette idi. Duvarda bir cep saati asılıydı. Ayrıca orta boy bir radyo da duvarda vardı.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Üstad, kendisine hediye olarak Hacı Hilmi Efendi tarafından gönderilen hurmalaları açtı. Sekiz tane vardı. Biz de Üstad ile beraber içeride sekiz kişi idik. Üstad, 'Fesübhanallah' dedi.Ve sayı saydırarak bize hurmaları dağıttı. Sayı kendine düşen, hurmaların en büyüğünü almak mecburiyetinde idi. Bazı arkadaşlarımız küçüğünü almaya kalkıştıklarında Üstad mâni oluyor ve en büyüğünü almalarını istiyordu.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Üstad bu hediyelere mukabil bir hediye vermek istedi, etrafı araştırdı, epeyce aradıktan sonra bir tesbih buldu, çıkardı:[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Tesbih mübarektir, bunu kendisine götürün, selâm söyleyin. Kardeşim, Hilmi Efendi bir kaç defadır benim ziyaretime geliyor, artık gelmesin, ben onun ziyaretine geleceğim' dedi.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Bu hadiseden beş sene sonra, 1957'de, Üstad, Hilmi Efendinin hafız cemiyetine dâveti üzerine, trenle Isparta'dan Eskişehir'e gelerek oradan da Muttalib'e gitti. O zaman köyde çok kalabalık olmuş, bir kaç bin kişi toplanmıştı. Ertesi sene Üstad, dâvet edildiği günden üç gün evvel, yine Muttalib'e gitmişti. Üstadın dâvet edildiği duyulduğu için, çok büyük bir izdiham ve kalabalık olacaktı. Fakat Üstad, 'Benim kandilde Isparta'da bulunmam lâzım' diye Muttalib'e ziyareti, üç gün evvel yaparak geri dönmüştü. Ben Yıldız Oteline gitmiştim. Otelde Zübeyir Ağabey vardı. Bana, Üstadın Muttalib'e gittiğini ve hemen döneceğini söylemişti.[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Üstad yanımızdaki Hafız Abdullah Toprak'a şöyle diyordu: 'Kardeşim Hafız Abdullah, ben tek başıma kaldım. Eğer benim gibi altı-yedi kişi daha olsaydı, bu memleket bu hale gelmezdi.(4)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Ali Demirel Bey şunları da anlatıyor: “Üstadın giyinişi Şark usulü idi. Yanakları pembe, gözleri maviye çalıyor, parmakları ince ve uzundu. Arkadaşlarımın hepsini tanıdığı halde beni yeni görüyordu. Bunun üzerine Ömer Halıcı'ya beni göstererek, 'Bu kim?' dedi. Ömer Halıcı, 'Bizim alayda Başçavuş Ali Demirel' diye cevap verdi. Üstad da, 'Maşaallah, onu talebeliğe kabul ettim' diye iltifat etti. Üstad devamlı konuşuyordu. Şöyle dediğini hatırlıyorum:[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]"Kardaşlarım, ben önce Risale-i Nur talebelerine, sonra Muttalipçilere (yani Şeyhim Hacı Hilmi Efendinin talebelerine. Bunlar da sık sık Üstadı ziyaret ediyorlardı), sonra da tayyarecilere dua ediyorum. (Ve biz havacılara dönerek) Kardaşlarım, ölümle karşı karşıya olan kahramandır. Siz kahramansınız. Ben de din kahramanıyım.' Sonra Üstaddan müsaade alarak ayrılmıştık(5)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Üstadın hizmetkârlarından Mustafa Sungur ağabey, Hacı Hilmi Efendi hakkında şu hatırayı anlatıyor: “Muttalipli Şeyh Hacı Hilmi Efendi, Hazret-i Üstadımıza yakından alakadardı. Hem o, hem Çalışkan'ların babaları Şeyh Hacı Ali Efendi gibi, Konya civarlarında da Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin mensupları, umumiyetle Nur'a talebe olmuşlardı. Hazret-i Üstad bu merhum büyük veli zatı rahmetle yad ederdi. Ve 'Seydişehirli Hacı Abdullah Efendinin bütün mensupları benimle alâkadardır. Risale-i Nur'a âlakadarlık gösteriyorlar' derdi. Birgün Hz. Üstad, odanın anahtarını bana vermişti. Kapıyı da onun emriyle kilitlemiştim. Ben dışarıda iken Hacı Hilmi Efendi gelmiş, sonra geri gitmiş. Hz. Üstad, 'Bunda bir hikmet var' dedi. Sonra geri geldi, görüştüler.(6)[/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Namık Şenel Hocamız anlatmıştı: “…[COLOR=black]Aradan bir sene geçti, ben görevden ayrıyım. “Eskişehir’e gideyim, şu zatın selamını söyleyeyim” diye aklımdan geçirdim. Muttalip’e vardım. İkindi için abdest alıyorlardı. Ben de abdest almaya başladım. Kimsenin benim niçin geldiğimden haberi yok.[/COLOR][/COLOR][/I][/B] [COLOR=black][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O arada, “seni şeyh efendi çağırıyor” dediler. Hemen acele abdest aldım, elini öptüm. “Hoş geldin evladım” dedi, “hoş bulduk” dedim. “Evladım, bu gece burada kal. İkindi namazından sonra mevlid olacak. Sen de mevlide iştirak et. Sabah namazından sonra seninle görüşelim” dedi.[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O gün orada kaldık. Sabah namazından sonra beni çağırttı, vardım elini öptüm. [/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Elini omuzuma dayadı, “Evladım” dedi, “Bunlar Bediüzzaman’ı yıldıramadıkları için, sizi yıldırmaya çalışıyorlar. Çekinmeyin, bunlar(ihtilal sıkıntıları) geçiçidir, bunlar olağan şeylerdir. Benim şeyhimi ziyaret için Beypazarı’ndan 30- 40 âlim gelirdi. Bir Menemen hadisesi çıkarttılar, çayır biçer gibi biçtiler. Hatta ben o zaman, diyanette görevli Hasan Hüsnü Erdem’e mektup yazdım. Biz onunla İstanbul’da beraber okuduk, beraber müderris olduk. Ona ; “Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedim de bana şöyle yazdı; “Ben böyle karışırsam, beni buradan alırlar. Benim yerime bir dinsizin geçirilmeyeceğine teminat verebilir misin şeyhim?” diye bir mektup yazmış, ben de hak verdim. Bunlar muvakkattir” dedi. Hasan Hüsnü hocanın mektubunu da gösterdi.[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Ben de “Efendim, Nazilli’deki Şeyh Hacı Ali Efendi “onunla hiç maddeten görüşmedik. Ama manen görüşüyoruz dediler” dedim. “Görüşüyoruz evladım dedi.[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Orada, üstaddan çok sena ile bahsetti. Zaten ben Emirdağlı olduğum için yakinen biliyorum, Emirdağ’daki bütün müridlerini üstadın hizmetine vermişti. Allah rahmet eylesin..”(7)[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [B][I][COLOR=darkslategray]Dipnotlar[/COLOR][/I][/B] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]2- Son Şahitler-3-s:202[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]3- Son Şahitler-4-s:211[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]4- Son Şahitler-3-s:258-259[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]5-Son Şahitler-3-s:259[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]6-Son Şahitler: 4: 49[/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]7- Kaynak : [URL="http://www.cevaplar.org"]Cevaplar.Org[/URL][/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Salih Okur [/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Muttalipli haci hilmi efendi ve üstad bediüzzaman
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst