Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Muzaffer arslan ağabey’den bazi anilar
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 112217" data-attributes="member: 656"><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Aydın’da Bakırcı Mustafa Ağabey’in evinde bir Kurban Bayramında öğle öncesi bir vakitte Kastamonu Lahikasından bir mektup okuyoruz. Mektupta “Süleyman” isminde İstanbul’da bir hocanın Üstat’a muarızlığı yazıyor. Genç bir vakıf kardeş: “Bu, bilinen Süleyman Efendi midir? diye soruyor. Muzaffer Ağabey de. “Hayır, hayır, Üstad, Süleyman Efendi’yi severdi, o da Üstad’ı severdi. Onun Üstat aleyhinde bulunması söz konusu değildir. Zaten bahsi geçen Süleyman Hocanın zamanında Süleyman Efendinin hizmeti henüz başlamamıştı.”diye cevap verdi.</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Okunan mektupta nur talebelerinin vasıfları zikrediliyordu. Bu vesileyle kendisine dedik ki:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">— Abi, bizim bilmediğimiz, günümüzde yaşayan eski nur talebelerinden kimler var? Hizmette sebkat etmiş ağabeylerden ve onların meziyetlerinden bahseder misiniz?</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Önce odaya şöyle bir göz atan Abi, sonra yüzümüze manalı manalı baktı. Daha sonra gözleriyle uzaklarda bir şeyler aradı. Durakladı, hüzünlendi, yutkundu. Ağlamaklı bir hal ile Mehmet Akif’in şu beytini okudu:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">“Kaç hakiki Müslüman gördüm ise hepsi makberdedir,</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: darkslategray">Müslümanlık, bilmem ama galiba göklerdedir.” </span></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Hizmetin birçok biriminde ilklerin ilki olan bu emektar Ağabey, biraz öylece düşüne kaldıktan sonra, bir kopitör gibi işleyen süper hafızasıyla, genel bir değerlendirme yaptıktan sonra “Zübeyir Ağabey” dedi ve anlatmaya devam etti:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">—Zübeyir Abide büyük bir sorumluluk ve ciddiyet vardı. Üstad arkasında bir kişi değil bir cemaat bırakmasına rağmen, O Üstadın yerine geçen Ağabey gibiydi. Biz nur talebeleri, en ciddi meseleleri, her türlü hizmetleri onunla meşveret ederdik. İsterseniz onun hizmet anlayışını şu hatırayla değerlendirelim:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Ben İstanbul’da, dershanede Zübeyr Ağabey’in yanında kalırken, Zübeyir Ağabey, Abdulvahit’in, dershaneye gelen bir gencin ayakkabısını düzeltirken görünce çok sinirlenip kızarak:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">—Kardeşim, yanlış yapıyorsunuz. Anadolu’dan gelen, bu davanın çilesini çekmiş, bu davaya sahip çıkmış, sizleri orada ağırlamış, sofrasını evini açmış, defalarca mahkeme olmuş hapis yatmış, eserlere orada kendi malı gibi sahip çıkmış insanlara ilgi göstermiyorsunuz da yarın ne olacağı belli olmayan bir gence her şeyi yapıyorsunuz. Bu düpedüz riyakârlıktır.</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Zübeyir Ağabey doğruyu yanlışı birbirine katıp herkesi memnun edenlerden değildi. O, doğruyu da yanlışı da zamanında insanların yüzüne söyleyen, hakkın hatırını öne çıkaran birisiydi. </span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Muzaffer Ağabey, Zübeyir Abiden sonra Bayram Abi’den bahsetti. Dedi ki:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">—Bayram Ağabey’in sadakati büyüktü. Üstad, güvenilmesi gereken en ciddi ve en hassas işleri ona gördürürdü. O dostunu düşmanını iyi tanırdı. Kimin ne olduğunu çok iyi anlardı. Bir defasında dedim ki: “Üstadın mezarını senden başkası bilmiyor, bari bize söyle de bilelim.” Dedi ki:</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">—Bunu hiç kimseye söyleyemem. Sungur Ağabey’e bile söyleyemem. Çünkü bu gün söylersem, yarın bütün Türkiye duyar.</span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Bayram Ağabey, Üstad’a ve davaya verdiği sözden hiç dönmemiştir. O sadakatte en ileriydi. </span></strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: darkslategray">Tahiri Mutlu Ağabey, Isparta’da yemeğini yiyip önce Ankara’ya, sonra Kastamonu’ya, oradan da İnebolu’ya gitmiş. Aradan 24 saat geçmiş. Bu zaman zarfında hiç yemek yememiş. İnebolulu Ağabeyler demiş ki: “Ağabey, karnın aç mı? Sofra kuralım mı? O da demiş ki “Yemeği aşağıda yemiştim.” Oradakiler çarşının alt başında falan zannetmişler. Ağabeye hangi aşağıda diye sorulunca o da Isparta’da demiş.</span></strong></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="color: darkslategray">Yirmi dört saat niçin yemek yemediği bilinmez ama adı geçen nur kahramanı Tahiri Mutlu Ağabey, Risale-i Nurları basıp çoğaltmak için bir tarlasını satıp teksir makinesi almıştı. Son günlerinde ihtiyaçları için kullandığı bir miktar parasını, ölünce Akhisar ve Kırıkhan Kuran Kurslarına verilmesini vasiyet etmişti. O, birçok nur talebesi gibi, nefsi için değil davası için yaşadı.</span></strong></span></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkslategray">İbrahim Köse</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 112217, member: 656"] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Aydın’da Bakırcı Mustafa Ağabey’in evinde bir Kurban Bayramında öğle öncesi bir vakitte Kastamonu Lahikasından bir mektup okuyoruz. Mektupta “Süleyman” isminde İstanbul’da bir hocanın Üstat’a muarızlığı yazıyor. Genç bir vakıf kardeş: “Bu, bilinen Süleyman Efendi midir? diye soruyor. Muzaffer Ağabey de. “Hayır, hayır, Üstad, Süleyman Efendi’yi severdi, o da Üstad’ı severdi. Onun Üstat aleyhinde bulunması söz konusu değildir. Zaten bahsi geçen Süleyman Hocanın zamanında Süleyman Efendinin hizmeti henüz başlamamıştı.”diye cevap verdi.[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Okunan mektupta nur talebelerinin vasıfları zikrediliyordu. Bu vesileyle kendisine dedik ki:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]— Abi, bizim bilmediğimiz, günümüzde yaşayan eski nur talebelerinden kimler var? Hizmette sebkat etmiş ağabeylerden ve onların meziyetlerinden bahseder misiniz?[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Önce odaya şöyle bir göz atan Abi, sonra yüzümüze manalı manalı baktı. Daha sonra gözleriyle uzaklarda bir şeyler aradı. Durakladı, hüzünlendi, yutkundu. Ağlamaklı bir hal ile Mehmet Akif’in şu beytini okudu:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]“Kaç hakiki Müslüman gördüm ise hepsi makberdedir,[/COLOR][/B][/FONT] [B][COLOR=darkslategray]Müslümanlık, bilmem ama galiba göklerdedir.” [/COLOR][/B] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Hizmetin birçok biriminde ilklerin ilki olan bu emektar Ağabey, biraz öylece düşüne kaldıktan sonra, bir kopitör gibi işleyen süper hafızasıyla, genel bir değerlendirme yaptıktan sonra “Zübeyir Ağabey” dedi ve anlatmaya devam etti:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]—Zübeyir Abide büyük bir sorumluluk ve ciddiyet vardı. Üstad arkasında bir kişi değil bir cemaat bırakmasına rağmen, O Üstadın yerine geçen Ağabey gibiydi. Biz nur talebeleri, en ciddi meseleleri, her türlü hizmetleri onunla meşveret ederdik. İsterseniz onun hizmet anlayışını şu hatırayla değerlendirelim:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Ben İstanbul’da, dershanede Zübeyr Ağabey’in yanında kalırken, Zübeyir Ağabey, Abdulvahit’in, dershaneye gelen bir gencin ayakkabısını düzeltirken görünce çok sinirlenip kızarak:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]—Kardeşim, yanlış yapıyorsunuz. Anadolu’dan gelen, bu davanın çilesini çekmiş, bu davaya sahip çıkmış, sizleri orada ağırlamış, sofrasını evini açmış, defalarca mahkeme olmuş hapis yatmış, eserlere orada kendi malı gibi sahip çıkmış insanlara ilgi göstermiyorsunuz da yarın ne olacağı belli olmayan bir gence her şeyi yapıyorsunuz. Bu düpedüz riyakârlıktır.[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Zübeyir Ağabey doğruyu yanlışı birbirine katıp herkesi memnun edenlerden değildi. O, doğruyu da yanlışı da zamanında insanların yüzüne söyleyen, hakkın hatırını öne çıkaran birisiydi. [/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Muzaffer Ağabey, Zübeyir Abiden sonra Bayram Abi’den bahsetti. Dedi ki:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]—Bayram Ağabey’in sadakati büyüktü. Üstad, güvenilmesi gereken en ciddi ve en hassas işleri ona gördürürdü. O dostunu düşmanını iyi tanırdı. Kimin ne olduğunu çok iyi anlardı. Bir defasında dedim ki: “Üstadın mezarını senden başkası bilmiyor, bari bize söyle de bilelim.” Dedi ki:[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]—Bunu hiç kimseye söyleyemem. Sungur Ağabey’e bile söyleyemem. Çünkü bu gün söylersem, yarın bütün Türkiye duyar.[/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Bayram Ağabey, Üstad’a ve davaya verdiği sözden hiç dönmemiştir. O sadakatte en ileriydi. [/COLOR][/B][/FONT] [B][COLOR=darkslategray]Tahiri Mutlu Ağabey, Isparta’da yemeğini yiyip önce Ankara’ya, sonra Kastamonu’ya, oradan da İnebolu’ya gitmiş. Aradan 24 saat geçmiş. Bu zaman zarfında hiç yemek yememiş. İnebolulu Ağabeyler demiş ki: “Ağabey, karnın aç mı? Sofra kuralım mı? O da demiş ki “Yemeği aşağıda yemiştim.” Oradakiler çarşının alt başında falan zannetmişler. Ağabeye hangi aşağıda diye sorulunca o da Isparta’da demiş.[/COLOR][/B] [FONT=Verdana][B][COLOR=darkslategray]Yirmi dört saat niçin yemek yemediği bilinmez ama adı geçen nur kahramanı Tahiri Mutlu Ağabey, Risale-i Nurları basıp çoğaltmak için bir tarlasını satıp teksir makinesi almıştı. Son günlerinde ihtiyaçları için kullandığı bir miktar parasını, ölünce Akhisar ve Kırıkhan Kuran Kurslarına verilmesini vasiyet etmişti. O, birçok nur talebesi gibi, nefsi için değil davası için yaşadı.[/COLOR][/B][/FONT] [B][COLOR=darkslategray]İbrahim Köse[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Muzaffer arslan ağabey’den bazi anilar
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst