Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Namaz Ve Vesvese
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 23787" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Yirmibirinci Söz'ün İkinci Makamı</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">[Kalbin beş yarasına beş merhemi tâzammun eder.]</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">قُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ey maraz-ı vesvese ile mübtelâ! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî(gizli) kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesîresinden(birçok kısımdan) kesîr-ül vuku olan yalnız beş vechini Beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder(def eder). Tanımazsan gelir, tanısan gider.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">BİRİNCİ VECİH - Birinci Yara: Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabûl etmezse, şübheden şetme(küfür) döner. Hayale karşı şetme benzer Bâzı pis hâtıraları ve münâfî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe «Eyvâh» dedirtir. Ye'se(umutsuzluk) düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki kalbi, Rabbine karşı sû'-i edebde(kötü edeb) bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bak ey bîçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünki senin hatırına gelen şetm değil, belki tahayyüldür(hayal). Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zira mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise, hükümdür. Hem bununla beraber o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yâni onu zararlı tevehhüm(zannetme) etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünki hükümsüz bir tahayyülü(hayali) hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği odur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İKİNCİ VECİH: Budur ki: Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, Sûretlerden çıplak olarak hayale girerler; oradan Sûretleri giyerler. Hâyâl ise, her vakit bir sebeb tahtında bir nevi Sûretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin Sûretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, Sûretler mülevves(kirli) ve rezil ise giymek yoktur, fakat temas var. Vesveseli adam, teması telebbüsle(giymek) iltibas eder. «Eyvâh!» der. « Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hısset-i nefs(nefsin alçaklığı), beni matrud(kovulmuş) eder. » Şeytan onun şu damarından çok istifade eder. Şu yaranın merhemi şudur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Dinle ey bîçâre! Nasılki, senin namazın edeb-i nezihânesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnının bâtınındaki necaset(pislik) ona tesir etmez ve bozmaz. Öyle de: Maânî-i mukaddesenin(temiz manalar), Sûret-i mülevveseye(pis sûretlere) mücâvereti(yakınlığı) zarar etmez. Meselâ sen âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden bir maraz, ya bir iştiha, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic(Heyecan veren iş), şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, devâ-i illet ve kazâ-i hacetin levâzımatını görecek, bakacak, onlara münasib süflî Sûretleri nescedecek ve gelen mânâlar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatâr(tehlike) var. Yalnız hatâr ise hasr-ı nazardır(bakıp dikkat etmek), zann-ı zarardır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">ÜÇÜNCÜ VECİH: Budur ki; eşya mabeynlerinde(aralarında), Bâzı münasebât-ı hafiyye(gizli münasebet) bulunur. Hattâ hiç ümid etmediğin şeyler içinde münasebet ipleri bulunur. Ya bizzât bulunur veya senin hayâlin, meşgul olduğu san'ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış. Şu sırr-ı münasebettendir ki, bâzan bir mukaddes şeyi görmek, bir mülevves(pis) şeyi hatıra getirir. Fenn-i Beyân'da Beyân olunduğu gibi, «Hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet ise, hayalde sebeb-i kurbiyettir(yakınlık).» Yâni: İki zıddın Sûretlerinin cem'ine vasıta, bir münasebet-i hayaliyyedir. Bu münasebetle gelen tahattura(hatırlama), tedâi-yi efkâr(başka şeyi çağrıştırması) tâbir edilir. Meselâ: Sen namazda, münâcatta, Kâ'be karşısında, huzur-u İlâhîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun bir halde; şu tedâi-yi efkâr, seni tutup en uzak malâyâniyyat-ı rezileye sevkeder. Senin başın, böyle bir tedâi-yi efkâra mübtelâ ise, sakın telâş etme. Belki intibaha geldiğin anda, dön. «Aman ne kusur ettim» deyip tedkikle meşgul olup durma. Tâ o zaîf münasebet, senin dikkatinle kuvvet peyda etmesin. Zira teessür(kederlenme) gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zaîf tahatturun(hatırlama) melekeye döner. Bir maraz-ı hayalî olur. Korkma, maraz-ı kalbî değil. Şu nevi tahattur ise, galiben ihtiyarsızdır. Hususan hassas asabilerde daha galibdir. Şeytan, şu nevi vesvesenin mâdenini çok işlettirir. Şu yaranın merhemi şudur ki:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tedâi-yi efkâr(başka şeyi çağrıştırması) , galiben ihtiyarsızdır(irademiz dışında). Onda mes'uliyet yoktur. Hem tedâîde(çağrışım), mücâveret(yakınlık) var; temas ve ihtilât(karışmak) yoktur. Onun için, efkârın(düşüncelerin) keyfiyetleri, birbirine sirayet etmez(etkilemez), birbirine zarar vermez. Nasılki şeytan ile melek-i ilham, kalb taraflarında mücâveretleri(yakınlık) var ve füccar(günahkar) ve ebrarın(iyiler) karabetleri(yakınlıkları) ve bir meskende durmaları, zarar vermez. Öyle de, tedâi-yi efkâr sâikasıyla(sevk) istemediğin pis hayalât, gelip nezih(temiz) efkârın(düşüncelerin) içine girse; zarar vermez. Meğer kasden olsa veya zarar zannıyla onunla ziyade meşgul olsa... Hem bâzan kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur, pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">YİRMİBİRİNCİ SÖZ-İkinci Makam</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 23787, member: 857"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Yirmibirinci Söz'ün İkinci Makamı[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred][Kalbin beş yarasına beş merhemi tâzammun eder.][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]قُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Ey maraz-ı vesvese ile mübtelâ! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî(gizli) kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesîresinden(birçok kısımdan) kesîr-ül vuku olan yalnız beş vechini Beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder(def eder). Tanımazsan gelir, tanısan gider.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]BİRİNCİ VECİH - Birinci Yara: Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabûl etmezse, şübheden şetme(küfür) döner. Hayale karşı şetme benzer Bâzı pis hâtıraları ve münâfî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe «Eyvâh» dedirtir. Ye'se(umutsuzluk) düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki kalbi, Rabbine karşı sû'-i edebde(kötü edeb) bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bak ey bîçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünki senin hatırına gelen şetm değil, belki tahayyüldür(hayal). Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zira mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise, hükümdür. Hem bununla beraber o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yâni onu zararlı tevehhüm(zannetme) etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünki hükümsüz bir tahayyülü(hayali) hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği odur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İKİNCİ VECİH: Budur ki: Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, Sûretlerden çıplak olarak hayale girerler; oradan Sûretleri giyerler. Hâyâl ise, her vakit bir sebeb tahtında bir nevi Sûretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin Sûretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, Sûretler mülevves(kirli) ve rezil ise giymek yoktur, fakat temas var. Vesveseli adam, teması telebbüsle(giymek) iltibas eder. «Eyvâh!» der. « Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hısset-i nefs(nefsin alçaklığı), beni matrud(kovulmuş) eder. » Şeytan onun şu damarından çok istifade eder. Şu yaranın merhemi şudur:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Dinle ey bîçâre! Nasılki, senin namazın edeb-i nezihânesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnının bâtınındaki necaset(pislik) ona tesir etmez ve bozmaz. Öyle de: Maânî-i mukaddesenin(temiz manalar), Sûret-i mülevveseye(pis sûretlere) mücâvereti(yakınlığı) zarar etmez. Meselâ sen âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden bir maraz, ya bir iştiha, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic(Heyecan veren iş), şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, devâ-i illet ve kazâ-i hacetin levâzımatını görecek, bakacak, onlara münasib süflî Sûretleri nescedecek ve gelen mânâlar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatâr(tehlike) var. Yalnız hatâr ise hasr-ı nazardır(bakıp dikkat etmek), zann-ı zarardır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]ÜÇÜNCÜ VECİH: Budur ki; eşya mabeynlerinde(aralarında), Bâzı münasebât-ı hafiyye(gizli münasebet) bulunur. Hattâ hiç ümid etmediğin şeyler içinde münasebet ipleri bulunur. Ya bizzât bulunur veya senin hayâlin, meşgul olduğu san'ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış. Şu sırr-ı münasebettendir ki, bâzan bir mukaddes şeyi görmek, bir mülevves(pis) şeyi hatıra getirir. Fenn-i Beyân'da Beyân olunduğu gibi, «Hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet ise, hayalde sebeb-i kurbiyettir(yakınlık).» Yâni: İki zıddın Sûretlerinin cem'ine vasıta, bir münasebet-i hayaliyyedir. Bu münasebetle gelen tahattura(hatırlama), tedâi-yi efkâr(başka şeyi çağrıştırması) tâbir edilir. Meselâ: Sen namazda, münâcatta, Kâ'be karşısında, huzur-u İlâhîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun bir halde; şu tedâi-yi efkâr, seni tutup en uzak malâyâniyyat-ı rezileye sevkeder. Senin başın, böyle bir tedâi-yi efkâra mübtelâ ise, sakın telâş etme. Belki intibaha geldiğin anda, dön. «Aman ne kusur ettim» deyip tedkikle meşgul olup durma. Tâ o zaîf münasebet, senin dikkatinle kuvvet peyda etmesin. Zira teessür(kederlenme) gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zaîf tahatturun(hatırlama) melekeye döner. Bir maraz-ı hayalî olur. Korkma, maraz-ı kalbî değil. Şu nevi tahattur ise, galiben ihtiyarsızdır. Hususan hassas asabilerde daha galibdir. Şeytan, şu nevi vesvesenin mâdenini çok işlettirir. Şu yaranın merhemi şudur ki:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Tedâi-yi efkâr(başka şeyi çağrıştırması) , galiben ihtiyarsızdır(irademiz dışında). Onda mes'uliyet yoktur. Hem tedâîde(çağrışım), mücâveret(yakınlık) var; temas ve ihtilât(karışmak) yoktur. Onun için, efkârın(düşüncelerin) keyfiyetleri, birbirine sirayet etmez(etkilemez), birbirine zarar vermez. Nasılki şeytan ile melek-i ilham, kalb taraflarında mücâveretleri(yakınlık) var ve füccar(günahkar) ve ebrarın(iyiler) karabetleri(yakınlıkları) ve bir meskende durmaları, zarar vermez. Öyle de, tedâi-yi efkâr sâikasıyla(sevk) istemediğin pis hayalât, gelip nezih(temiz) efkârın(düşüncelerin) içine girse; zarar vermez. Meğer kasden olsa veya zarar zannıyla onunla ziyade meşgul olsa... Hem bâzan kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur, pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]YİRMİBİRİNCİ SÖZ-İkinci Makam[/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Namaz Ve Vesvese
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst