Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nasıl Müslüman Oldular?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ukbaa" data-source="post: 151657" data-attributes="member: 15165"><p><strong>NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR?</strong></p><p> </p><p><strong>“İnsanların nefesleri sayısınca, Allah’a giden yollar vardır”</strong> diye bir söz vardır. Aşağıdaki yazıda, öyle ihtida sebepleri var ki, insanın kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi diyesi geliyor.“</p><p> </p><p><strong>BİR GERÇEK VAR Kİ, BİZİM KUR’ÂN’DA GÖREMEDİKLERİMİZİ, BAŞKALARI GÖRÜYOR; YA DA, BAŞKALARININ GÖRDÜKLERİNİ BİZ GÖREMİYORUZ. HER AKLA AYRI HİTAP, HER RUHA FARKLI ETKİ EDİYOR KUR’ÂN.</strong></p><p> </p><p> </p><p><strong>TEBBET’TEKİ SIR</strong></p><p>Bir papaz tüm Kur’ân’ı okuyor ve ancak Leheb sûresine ulaştıktan sonra Kur’ân’ın bir mucize olduğuna inanıyor ve şehadet getiriyor.</p><p> </p><p><strong>“Ebu Leheb’in elleri kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona bir fayda vermedi. Alevli bir ateşe girecek. Odun yüklenmiş karısı da, boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.”</strong></p><p> </p><p>Papaz diyor ki:</p><p><strong>“—Ebu Leheb, cehenneme gireceğini haber veren bu sûrenin inişinden sekiz sene sonra öldü. Bu süre içinde, yalancıktan bile olsa tek bir defa ‘Müslüman oldum’ demesi, Kur’ân’ı yalancı çıkarmasına pekâlâ yeterdi. Ne oldu, ne de ‘oldum’ dedi. Cehennemin dibine gitti. Kur’ân mu’cizeliğini gösterdi.”</strong>Bu sûreye böyle bakmak hangimizin aklına gelirdi? </p><p> </p><p> </p><p><strong>“MUHAMMED (sav) DENİZCİ MİYDİ?”</strong></p><p> </p><p>Gayrimüslim bir denizci, okuması için kendisine Kur’ân veren Müslüman arkadaşına, Kur’ân’ı okuduktan sonra soruyor.</p><p> </p><p>“—Muhammed denizci miydi?”</p><p>“—Denizci mi? Muhammed aleyhissalâtu vesselam çölde doğdu, çölde yaşadı, çölde öldü!”</p><p>Bu cevap denizcinin oracıkta Müslüman olmasına yetiyor. Şaşkın ve açıklama bekleyen gözlerle bakan Müslüman arkadaşına denizci, Nur sûresinin 40. âyetini göstererek:</p><p> </p><p>“—Dinle” diyor: “…Engin ve derin bir denizdeki zifirî karanlıklar gibi ki; bir dalganın üzerini başka bir dalga kaplar ve o dalganın üzerini de bir bulut! Birbiri üstünde karanlıklar!</p><p> </p><p>İnsan elini çıkarıp uzatsa neredeyse onu da göremeyecek.”</p><p>Denizci diyor ki:</p><p><strong>“—Ben sayısız deniz fırtınaları içinde bulundum. Bizzat yaşamadıkça, ömrü çölde geçmiş birinin bu fırtınaları tarif etmesi mümkün değil. Kur’ân, olsa olsa o fırtınaları koparan Yaratıcının kelâmıdır.” </strong>Bu ilişkiyi hangimiz kurabilirdik? Üstelik, kâfirlerin içine düştüğü manevî karanlıkları tanımlayan bir bahis içinde!</p><p> </p><p> </p><p><strong>MİRASTAKİ PAYDAN HİDAYETE</strong></p><p>Bir başkası, Kur’ân’da ‘erkeğe iki, kadına bir pay’ veren miras âyetini (bkz. Nisâ sûresi, 4:176) okuyunca Müslüman oluyor. Seküler dünyanın en çok tenkid ettiği bir âyetle bir Batılının İslâm’a girmesini hele, hiç aklıma sığıştıramamıştım.</p><p> </p><p>Bediüzzaman Hazretlerinin halen hayattaki talebelerinden Mehmet Fırıncı Bey, Risale-i Nur’u İngilizce’ye tercüme eden İngiliz asıllı eşi Şükran Vahide Hanım’la Amerika’yı ziyaretlerinde bu garip vak’ayı kendisine naklettiğimde, dedi ki:</p><p> </p><p><strong>“—Kardeşim, gülme. Ben Şükran Hanım’dan duydum. İngiliz soylu ailelerinde anne-baba öldü mü, malvarlığı bölünmesin diye tüm miras evin en büyük erkek çocuğunda kalır. Diğerleri birşey alamazlar. Gelenekte kendisine hiç hak tanınmayan biri için, kız olsun-erkek olsun, tam olsun-yarım olsun bir hisse düştüğünü bilmek ne kadar ferahlatıcı!”</strong></p><p> </p><p>Miras taksiminde Kur’ân’ın böyle bir tedbire müracaat etmesinin hikmetini merak edenler ise, aradıkları cevabı Risale-i Nur’da, “Onbirinci Mektub”da bulabilirler.</p><p> </p><p> </p><p><strong>ATLARIN DİLİYLE</strong></p><p>Tanıştıklarım içinde, Jerald Dirks’in İslâm’a girme vesilesi belki de en ilginç olanı. Bu zât meşhur Harvard Üniversitesi’nden İlahiyat master’ına sahip. Kilise hiyerarşisinde de dekanlık makamına kadar yükselmiş. Arap atlarına olan hayranlığından dolayı, evinin boy boy at posterleri ve atlarla ilgili cilt cilt kitaplarla dolu olduğunu söylemişti. Hatta küheylanlar hakkında yüzelliyi aşkın makale yazmış. Arap atları onu kitaplarda önce Arap kültürüne,Arap kültüründen de Arap dinine koşturmuşlar. Jerald da, en nihayeti on küsur yıl önce soluğu İslâm’da almış.</p><p> </p><p>Jerald Dirks, şimdi Kansas eyaletinin beş bin nüfuslu bir kasabasında yaşayan iki Müslümandan biri. Diğeri de, eşi Debra. Geçimini İslâm hakkında yazdığı kitaplarla sağlıyor. İslâm ve Hıristiyanlığı karşılaştırdığı The Cross and the Crescent, Yahudi- Hıristiyan geleneğinden gelenlere hitaben İslâm’ı tanıttığı Understanding Islam ve Hz. İbrahim’i anlattığı Abraham, the Friend of God, İslâm’la ilgilenenlere benim de en çok dağıttığım kitaplar arasında. Cenab-ı Hakk diledi mi atın diliyle de hidayet ediyor.</p><p> </p><p> </p><p><strong>DALGA GEÇEYİM DERKEN</strong></p><p> </p><p><strong>“Dar sokakta gezinirken, tam tepemde patlak veren bir insan sesiyle irkildim. Baktım, yüksekçe bir yerde, biri kulakları sağır edercesine bağırıyor. Bu bağırtıya ezan diyorlarmış. Müslümanları namaza davet için okunurmuş(!)…”</strong>Bir Batılının seyahat hatıralarını anlattığı kitabındaki bu alaycı mısraları okuyan Michael, ezanın ve namazın nasıl birşey olduğuna merak salarak başladığı araştırmasının sonunda, Abdülmâlik oluyor. Abdülmâlik, yazının en başında ihtida öyküsünü kendi dilinden aktardığım Tapiwa’nın, ondan beş yıl önce Müslüman olan arkadaşı. Şimdi bu Batılı yazar bilseydi ki İslâm’ı hafife aldığı cümleleri, maksadının tam aksine, bir gün, bir yerde birinin hidayetine vesile olacak, hiç bu kitabı yazar mıydı?</p><p> </p><p><strong>Ismail Turgut </strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ukbaa, post: 151657, member: 15165"] [B]NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR?[/B] [B]“İnsanların nefesleri sayısınca, Allah’a giden yollar vardır”[/B] diye bir söz vardır. Aşağıdaki yazıda, öyle ihtida sebepleri var ki, insanın kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi diyesi geliyor.“ [B]BİR GERÇEK VAR Kİ, BİZİM KUR’ÂN’DA GÖREMEDİKLERİMİZİ, BAŞKALARI GÖRÜYOR; YA DA, BAŞKALARININ GÖRDÜKLERİNİ BİZ GÖREMİYORUZ. HER AKLA AYRI HİTAP, HER RUHA FARKLI ETKİ EDİYOR KUR’ÂN.[/B] [B]TEBBET’TEKİ SIR[/B] Bir papaz tüm Kur’ân’ı okuyor ve ancak Leheb sûresine ulaştıktan sonra Kur’ân’ın bir mucize olduğuna inanıyor ve şehadet getiriyor. [B]“Ebu Leheb’in elleri kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona bir fayda vermedi. Alevli bir ateşe girecek. Odun yüklenmiş karısı da, boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.”[/B] Papaz diyor ki: [B]“—Ebu Leheb, cehenneme gireceğini haber veren bu sûrenin inişinden sekiz sene sonra öldü. Bu süre içinde, yalancıktan bile olsa tek bir defa ‘Müslüman oldum’ demesi, Kur’ân’ı yalancı çıkarmasına pekâlâ yeterdi. Ne oldu, ne de ‘oldum’ dedi. Cehennemin dibine gitti. Kur’ân mu’cizeliğini gösterdi.”[/B]Bu sûreye böyle bakmak hangimizin aklına gelirdi? [B]“MUHAMMED (sav) DENİZCİ MİYDİ?”[/B] Gayrimüslim bir denizci, okuması için kendisine Kur’ân veren Müslüman arkadaşına, Kur’ân’ı okuduktan sonra soruyor. “—Muhammed denizci miydi?” “—Denizci mi? Muhammed aleyhissalâtu vesselam çölde doğdu, çölde yaşadı, çölde öldü!” Bu cevap denizcinin oracıkta Müslüman olmasına yetiyor. Şaşkın ve açıklama bekleyen gözlerle bakan Müslüman arkadaşına denizci, Nur sûresinin 40. âyetini göstererek: “—Dinle” diyor: “…Engin ve derin bir denizdeki zifirî karanlıklar gibi ki; bir dalganın üzerini başka bir dalga kaplar ve o dalganın üzerini de bir bulut! Birbiri üstünde karanlıklar! İnsan elini çıkarıp uzatsa neredeyse onu da göremeyecek.” Denizci diyor ki: [B]“—Ben sayısız deniz fırtınaları içinde bulundum. Bizzat yaşamadıkça, ömrü çölde geçmiş birinin bu fırtınaları tarif etmesi mümkün değil. Kur’ân, olsa olsa o fırtınaları koparan Yaratıcının kelâmıdır.” [/B]Bu ilişkiyi hangimiz kurabilirdik? Üstelik, kâfirlerin içine düştüğü manevî karanlıkları tanımlayan bir bahis içinde! [B]MİRASTAKİ PAYDAN HİDAYETE[/B] Bir başkası, Kur’ân’da ‘erkeğe iki, kadına bir pay’ veren miras âyetini (bkz. Nisâ sûresi, 4:176) okuyunca Müslüman oluyor. Seküler dünyanın en çok tenkid ettiği bir âyetle bir Batılının İslâm’a girmesini hele, hiç aklıma sığıştıramamıştım. Bediüzzaman Hazretlerinin halen hayattaki talebelerinden Mehmet Fırıncı Bey, Risale-i Nur’u İngilizce’ye tercüme eden İngiliz asıllı eşi Şükran Vahide Hanım’la Amerika’yı ziyaretlerinde bu garip vak’ayı kendisine naklettiğimde, dedi ki: [B]“—Kardeşim, gülme. Ben Şükran Hanım’dan duydum. İngiliz soylu ailelerinde anne-baba öldü mü, malvarlığı bölünmesin diye tüm miras evin en büyük erkek çocuğunda kalır. Diğerleri birşey alamazlar. Gelenekte kendisine hiç hak tanınmayan biri için, kız olsun-erkek olsun, tam olsun-yarım olsun bir hisse düştüğünü bilmek ne kadar ferahlatıcı!”[/B] Miras taksiminde Kur’ân’ın böyle bir tedbire müracaat etmesinin hikmetini merak edenler ise, aradıkları cevabı Risale-i Nur’da, “Onbirinci Mektub”da bulabilirler. [B]ATLARIN DİLİYLE[/B] Tanıştıklarım içinde, Jerald Dirks’in İslâm’a girme vesilesi belki de en ilginç olanı. Bu zât meşhur Harvard Üniversitesi’nden İlahiyat master’ına sahip. Kilise hiyerarşisinde de dekanlık makamına kadar yükselmiş. Arap atlarına olan hayranlığından dolayı, evinin boy boy at posterleri ve atlarla ilgili cilt cilt kitaplarla dolu olduğunu söylemişti. Hatta küheylanlar hakkında yüzelliyi aşkın makale yazmış. Arap atları onu kitaplarda önce Arap kültürüne,Arap kültüründen de Arap dinine koşturmuşlar. Jerald da, en nihayeti on küsur yıl önce soluğu İslâm’da almış. Jerald Dirks, şimdi Kansas eyaletinin beş bin nüfuslu bir kasabasında yaşayan iki Müslümandan biri. Diğeri de, eşi Debra. Geçimini İslâm hakkında yazdığı kitaplarla sağlıyor. İslâm ve Hıristiyanlığı karşılaştırdığı The Cross and the Crescent, Yahudi- Hıristiyan geleneğinden gelenlere hitaben İslâm’ı tanıttığı Understanding Islam ve Hz. İbrahim’i anlattığı Abraham, the Friend of God, İslâm’la ilgilenenlere benim de en çok dağıttığım kitaplar arasında. Cenab-ı Hakk diledi mi atın diliyle de hidayet ediyor. [B]DALGA GEÇEYİM DERKEN[/B] [B]“Dar sokakta gezinirken, tam tepemde patlak veren bir insan sesiyle irkildim. Baktım, yüksekçe bir yerde, biri kulakları sağır edercesine bağırıyor. Bu bağırtıya ezan diyorlarmış. Müslümanları namaza davet için okunurmuş(!)…”[/B]Bir Batılının seyahat hatıralarını anlattığı kitabındaki bu alaycı mısraları okuyan Michael, ezanın ve namazın nasıl birşey olduğuna merak salarak başladığı araştırmasının sonunda, Abdülmâlik oluyor. Abdülmâlik, yazının en başında ihtida öyküsünü kendi dilinden aktardığım Tapiwa’nın, ondan beş yıl önce Müslüman olan arkadaşı. Şimdi bu Batılı yazar bilseydi ki İslâm’ı hafife aldığı cümleleri, maksadının tam aksine, bir gün, bir yerde birinin hidayetine vesile olacak, hiç bu kitabı yazar mıydı? [B]Ismail Turgut [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nasıl Müslüman Oldular?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst