Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Nasreddin Hoca ve Tasavvuf
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 168607" data-attributes="member: 8679"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: black">NASREDDİN HOCA VE TASAVVUF</span></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Hocanın gerçek adı Nasreddin'dir.Daha sonra 'hoca' lakabını almıştır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: lime">Babası</span></strong><strong> Abdullah Efendi</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: lime">Annesi </span></strong><strong>Sıdıka hanımdır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Babası köyde imam olup vefatından sonra bu görevi hoca yürütmeye devam etmiş, daha sonra molla Mehmet aadında birine bırakarak Akşehire gitmiştir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Hoca ilk tahsilini babasından okuma yazma öğrenek yapmıştır.Daha sonra Arapça ve Farsça'yı öğrenen Nasreddin hoca, Sivrihisar ve Konya medreselerinde ilim tahsil etmiştir.Ayrıca hoca, <u>fıkıh</u> ilmini tahsil etmiş ve Kuranı ezberlemiş kuvvetli bir <u>hafız</u>dır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nükteli sözleri, zarif latifeleri ve hikmetli fıkraları ile şöhreti tüm dünyaya yayılan Nareddin Hocanın kişiliğini tanımak çok önemlidir.Hayatın yoksulluklarını üler yüzle karşılayan hoca Nasreddin, insanların bencil yönünü taşlarken merhametsiz, toplumun değersiz ve yanlış inançlarını alaya alırken de tavizsiz dir.Çünkü onun amacı halıyı yırtmak değil, silkelemektir.İnsanların nefsi heva ve heveslerini bir mürşid-i kamil olarak terbiye etmektir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hoca bazı fıkralarında olduğu gibi saf ve basit bir görünüm arzetmesine rağmen o, Kuran'ı hıfzetmiş, bir kaç kelam ve fıkıh kitabı okumuş, hatta hayatının bazı dönemlerinde bizzat kendiside müderrislik yapmış bir hocadır.Alında sadece ilim için büyük bir hürmet beslediği söylenemez.Nasreddin Hocanın sufilik yönüde vardır.Bir takım zahiri ilimler öğrenerek kendisini alim zannedenlerden değildir.Bir gün karısının çocuğunu uyutamadığını görünce, fıkıh meselelerini içeren Kudüri kitabını açarak yüksek sesle okumaya başlar.Hayretle bu hareketin sebebini soran karısına <span style="color: red">''Camide bu kitabın okunduğu zaman mollaların uyuduğuna bakılırsa çocuğa afyon gibi tesir eder''</span> der.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Dini görevi sebebiyle sık sık kudretli kişilerle de karşı karşıya gelen Nasreddin hoca'nın bunlarla mücadelelerinde huy ve karakterinde bir şey değişmediğini görüyoruz.Ne makam sahiplerinin makamlarıi ne zenginlerin varlıkları onun gözünü kamaştırmaz.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hocanın Seyyid Mahmud Hayrani'ye intisab ettiği ve Hoca pir Ebi, Hoca Cihan, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Akşehirli Bilgin Sinaneddin vb. sufilerle aynı coğrafyada yaşadığıve onlarla temaslar kurduğu, şeriata bağlı hatta şeriat hadimi olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin hocanın fıkraları, insanları kahkalara boğan ve sırf güldürmek maksadıyla söylenmiş sözler değildir.Aksine dinleyen ve gülen kişileri biraz sonra düşünmeye sevkeden birer hikmet pırıltısıdır.Hoca halkın cehaletinden kaynaklanan olayları ve yanlışları mizah yoluyla yerme ve düzeltme işlevini yapmıştır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Asrın 20. asrın Yunus Emresi olarak belirtilen İsmail Emre sohbetlerinde sık sık Nasreddin Hoca'nın latifelerine yer vermiş, onun büyük bir mutasavvıf olduğunu ve latifelerin tasavvufi hakikat ile tasavvufi ahlakı telkin ettiğini söylemiştir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Bu görüş aslında Nasreddin Hoca fıkralarını, taklitlerinden ayırmak için şaşmaz mihenktir.Emre'ye göre Nasreddin Hoca, hem isnat hemde istinat merkezi olmuştur.Arifler, mutasavvıflar kendi sözlerini tesir etsin diye Hoca'ya atfetmiştir.Hoca'ya bazende müstehcen fıkralar isnat edilmiştir ki, bunlar asla Hoca'nın değildir, uydurmadır, iftiradır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Remzi Oğuz Arık, İsmail Emre'nin Nasreddin Hoca'nın fıkralarına getirdiği tasavvufi yorumu ilk etapta bir iddia olarak zannetmişse de aldığı cevaplarla hayretini gizleyememiştir.Söz konusu bu durum şöyle cereyan etmiştir.Remzi Oğuz Arık ile İsmail Emre, Adana'da Dr. İhsan Önal'ın delaletleriyle ilk tanışmalarında bu mevzu üzerine konuşulurken, Remzi Oğuz, Emre'ye ''Madem Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi bir mana taşıdığını iddia ediyorsunuz, ben size bir fıkra anlatayım, siz bunu tasavvufa tatbik edin'' diyerek şu fıkrayı anlatır:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hoca'nın bir evi varmış.Hoca bir gün evine diyor ki: <span style="color: red">''Sen artık adamakıllı eskidin, neredeyse yıkalacaksın.Gel seninle bir anlaşma yapalım.Sen bana ne zaman yıkılacağını söyle, bende senin altında kalmayayım.''</span> Ev de <span style="color: aqua">''peki''</span> diyor.Aradan epey zaman geçiyor.Bir gün ev yıkılıyor.Bereket versin ki Hoca evde değilmiş.Akşam hoca eve geliyor; bakıyor ki ev yıkılmış, ona:<span style="color: red">''Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin?''</span> diyor.Ev de, <span style="color: aqua">''Ben sana çok söyledim ama, sen anlamadın.Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü, bir gün tuğlam düştü.Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu.Bizim dilimiz böyledir.''</span> diyor.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Emre'de fıkrayı şöyle şerh ediyor: <span style="color: lime">''Evi insan vücuduna benzetsek olmaz mı? Evin yıkılması da ölüm olsun.Duvarın çatlaması, sıvaların dökülmesi, tuğlaların düşmesi de hastalanmamıza, saçlarımızın, dişlerimizin dökülmesine benzetilmez mi?''</span> Emre bu izahı yaparken hikmeti ilahi Remzi Oğuz, ağrayan dişine aspirin istiyor.Bunun üzerine İsmail Emre:<span style="color: lime">''İşte bakın ev, size bir tuğlasının düşmek üzere olduğunu haber veriyor.''</span> deyince bu izah ve bu örnek Remzi Oğuz'un hoşuna gidiyor.Daha sonra Emre, latifenin gerçek anlamını:<span style="color: lime">''Bu vücud binası, bir gün nasıl olsa ölüm zelzelesiyle yıkılacaktır.İş, bu ev yıkılmadan 'ölümden evvel ölerek' ebedi eve 'emin beldeye' yani bir kamil insanın gönlüne göç etmektir.''</span> şeklinde tamamlıyor.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>İnsan hayatı, aydınlanmaya götüren deneme ve yanılmalardan geçerek anlam kazanır.Bizler de bu yolla, aydınlanmanın gerçek kaynağına yaklaştığımız sürece ve ölçüde mutluluk yolunda yol kat edebiliriz.Nasreddin Hoca'nın <span style="color: red">''evinde kaybettiği yüzüğünü, dışarısı içeriden daha aydınlık''</span> diyerek kapı önünde aramsının hikaye edildiği nüktesinde olduğu gibi, aydınlanmayı gerçek dışı kaynaklada arayan bir kimsenin çelişkisine dikkat çekilmektedir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: red"><strong>HOCANIN BAZI LATİFELERİNDE İŞLENEN TASAVVUFİ KONULAR VE ŞERHLERİ</strong> </span></span></span></p><p></p><p></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Latife</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hoca'ya:<span style="color: aqua">''Her saba halkın kimi o yana, kimi bu yana gider, sebebi nedir?''</span> Diye sromuşlar.Hoca:<span style="color: red">''Eğer hepsi aynı yöne gitseler, dünyanın dengesi bozulur, devrilirdi''</span> cevabını vermiş.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Şerh</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Hocamız Cenab-ı Hakkın Kuran'da ki:<span style="color: red">''Onlardan kimisi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.İşte büyük fazilet budur.''(Fatır 32) - ''Dünya hayatında onların geçimlerini biz paylaştırdık.Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık.Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır</span><span style="color: yellow">.''</span>(Zuhruf) ayetlerine işaretle insanların farklı farklı alanlarda çalıştığını, değişik duygu ve düşüncelere sahip olduğunu ve Hakk'a ulaşmak için farklı metodlar, yollar takip ettiklerini ifade etmektedir.Hocamız bu latifesi ile aynı zamanda tarikatlara işaret etmektedir.Çünkü Allah' ulaştıran yollar çoktur.Ancak herkesin yapısı aynı değildir.Mesela Kadiri tarikatında nefis ile mücadele ön planda olurken, nakşibendi tarikatında nefis ikinci planda tutulmaktadır.Dolayısı ile insanların aynı yolada olmaları beklenemez.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Latife</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hoca'nın iki karısı varmış.Bir gün birini bir kenara çekip kendisine mavi bir boncuk vermiş.<span style="color: red">''Al bunu sakla sakın ortağına bir şey söyleme''</span> demiş.Bir başka zamanda ötekine de bir mavi boncuk verip aynı şeyi söylemiş.Bir gün kadınlar, Nasreddin Hocanın hangisini daha çok sevdiği hususunda bahse ve münakaşaya girmişler.Anlaşamayınca, meseleyi Nasreddin Hoca'ya sormuşlar.<span style="color: aqua">''Hangimizi daha çok seviyorsun?''</span> Hoca ikisine de manalı manalı bakarak:<span style="color: red">''Mavi boncuk kimdeyse onu''</span> demiş.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Şerh</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Hoca, aile hayatında bile sergilemiş olduğu örnek yaşantısı ile bizlere nice ders ve öğüt vermektedir.Tasavvufta şeyhin saliklere olan mesafesi aynıdır.Ancak saliklerin aklında bazen ''şeyhimiz acaba hangimize daha çok yöneliyor'' sorusu geçebilir.Belki bir başkasına dah çok iltifat ettiğini görerek yanılabilir.Ancak latife de olduğu gibi el vermek mavi bir boncuktur ve herkim de bu boncuk varsa şeyhin ona olan ilgisinde bir eksiklik yoktur, herkes bu konuda eşittir.Yeterki onda şeyhine karşı bir eksiklik olmasın<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Latife</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Bir gün ahibbasından birisi, Hoca'ya rica eder: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Senin ifaden düzgündür, bize bir mektub yazıver.Hoca sorar:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Mektub nereye gidecek? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Bağdat'a</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Bu garip başım Bağdat'ı da mı görecek?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Neden Bağdata gitmen icab ediyor?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Bunu bilmeyecek ne var? Benim yazım gayet fenadır.Ancak ben okuyabilirim.Yazdığım mektubu yine ben okumalıyım ki münderecatı anlaşılsın.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Şerh</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin hoca bu latifesi ile Mürşid-i Kamilin gerekliliğini anlatmıştır.Hakikat, kitaplardan okumakla anlaşılsaydı, mürşide lüzum ve gerek kalmazdı.Bir okul talebesi okumayı öğrenmiştir ama, lise kitaplarını okuyup anlayabilir mi? Öğrenmek için mutlaka hocaya ihtiyacı vardır.Nasreddin hoca:''Ancak ben izah etmeliyim ki anlasınlar'' demiştir.Yani tasavvuf, kitap okumaya, metin ezberlemeye dayanmaz.Akli sitidlal ile de ilgili değildir.Yani nazari değil tecrübidir.Bu özelliğinden dolayı ''tasavvuf, kal (söz) ilmi değil hal ilmidir'' denmiştir. ''Tatmayan bilmez'' sözü de buna işaret etmektedir.Yani bir kimse tasavvufi eserleri okuyarak sufi yada şeyh olmaz.Halbuki bir kimse tefsir ilimlerini okuyarak müfessir olabalir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Tasavvuf ilminin bir mürşid nezaretinde talim edilmesi zorunluluğu, onun kitablardan öğrenilmesini imkansız kılmıştır.İnsan, mürebbiesinin karşısına geçecek, onun gözünden, sevgisinden gıda alacak ki istifade edebilsin.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Mürid, mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin ruhaniyeti onun batınında feyz tesiri gösterir.Bu feyz, beşeri zaaf ve sıfatları izale ederek mürid, tedricen şeyhinin boyasına boyanır.Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbi beraberlik, şahsiyet transferi ve aynileşmeyi doğurur.Yani mürid nefsinin kötü huylarından kurtularak şeyhinin iyi ve güzel vasıflarıyla donanır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Latife</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Yedi kör bir nehrin kenarına gelmişler; karşı tarafa geçmek istiyorlar, fakat nehrin geçit yerini bilmiyorlar, göremiyorlar.Orada beklerken ayak seslerinden anlıyorlar ki bir adam suyun öbür yakasından kendilerine doğru geliyor.Soruyorlar:<span style="color: aqua">''Sen kimsin?''</span> Adam:<span style="color: red">''Ben Nasreddin Hocayım''</span> diyor. Körler:<span style="color: aqua">''Madem sen suyun geçidini biliyorsun bizi de geçir, sana para verelim.''</span> diyorlar.Hoca onlara:<span style="color: red">''Olur, adam başına iki mangır alırım''</span> diyor.Körler razı oluyorlar.Hoca onlara:<span style="color: red">''Gözü bir parça ışık gören elimden tutsun''</span> diyor.Körler Hocanın dediği gibi yapıyorlar.Hoca önde, körler arkada, el ele nehrin ortasını bulunca, sondan iki körün ayakları kayıyor, suya gidiyorlar.Arkadaşları feryadı basıyor:<span style="color: aqua">''Aman iki arkadaşımız suya giti!'' </span>Nasreddin Hoca dönüyor bunlara:<span style="color: yellow"><span style="color: red">''Ne bağırıyorsunuz be!''</span> </span>diyor <span style="color: red">''İki kör suya gittiyse dört mangır eksik verin.''</span></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Şerh</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Bu alem de hiç durmadan akan zaman nehri içinden geçen bir geçittir.Bizler Allah'a ulaşan yolu bilmiyoruz.Yolu bilmediğimiz için bir kör ile aynı değeri taşıyoruz.Kör gremediği için bulamaz, biz ise bilmediğimiz için bulamıyoruz.Eğer biz de bir Allah adamının yani mürşid-i kamilin elinden tutmaz isek bu geçidi geçemeyiz.Geçidi geçemeyenlerin kıymeti de iki mangır değerindedir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Kısaca Nasreddin Hoca, insanların hakikate ulaşma yyönünden kör olduklarını bu sebeple de Hakka ulaşmak için bu yolun büyüklerine, mürşitlerine ihtiyaç olduğunu ve bunlara intisab edilmesi gerektiğinie işaret etmektedir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Latife</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Akşehir çocukları, ceplerine birer yumurta alarak Nasreddin Hoca'yı da yakalayıp zorla hamama götürürler.Soyunurlar, yıkanırlar.Hoca göbek taşında yatarken evvelden anlaştıkları üzere içlerinden biri der ki:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Çocuklar' Gelin bir oyun oynayalım.Oyunda kazanamayan hamamın parasını geri versin, olmaz mı?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Nasıl bir oyun?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Herkes bir yumurta yumurtlasın.Yumurtlamayan, hepsinin hamam parasını versin.Nasıl?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Oluuur.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Nasreddin Hoca da kendileriyle beraber geldiği için ona sorarlar:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Bu işe sen ne dersin?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Konuşmanın başından beri onları dikkatle dinleyen Hoca, sesini çıkartmamış.Onun sükutunu ikrar telakki eden çocuklar, birer birer gıdaklamaya başlarlar, peştemallarının arasına evvelce sakladıkları yumurtaları çıkarıp Hoca'ya gösterirler.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Bunun üzerine Hoca ayağa kalkar, ellerini, kollarını çırpıp sallayarak horoz gibi öter:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: red">-Öörü' ööööö!</span></strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Çocuklar bu ummadıkları hareket karşısında şaşırırlar:</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>-Ne yapıyorsunuz efendim amca?</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: yellow">-</span><span style="color: red">Ne yapacağım oğlum bu kadar tavuğa elbette bir horoz lazım<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Şerh</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Tasavvuf yolunun salikleri masivadan sıyrılarak nefs terbiyesi hamamına girdiklerinde içlerinde onları hak ve hakikata ulaştıracak olgun bir yol gösterici, kamil bir mürşid bulunması gerekir ve salikler de bu kamil insanın kimya gibi tesirli nefesinin etkisiyle huzura ulaşmadıkça, kendi kendine latif şeyler, gerçekler, ledün ilmi ve sevgisi hasıl olmaz.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong>Sonuç olarak Nasreddin Hocamızın ilmi yönü kadar tasavvuf yönüde vardır.Kendisi Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'e intisab ederek manevi yolda nasblenmiş bir insandır.Latifelerinde de nefs, nefs terbiyesi, fakr, mürşid, mürşidi kamilin gerekliliği, şeriat-tarikat-hakikat-marifet, rabıta, tevessül, erbain, irşad, zikir, sabır, kanaat, tevekkül, ihlas gibi tasavufi konular işlenmiştir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.</strong> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><strong><span style="color: lime">Daha geniş malumat içn yazımızı alıntıladığımız Dr. Selami Şimşek'in Buhara yayınlarından çıkan Nasreddin Hoca ve Tasavvuf adlı eserine bakabilirsiniz<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.</span></strong></span></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-family: 'Arial TUR'"><span style="color: #0066ff"><strong><a href="http://www.ismailaga.info/" target="_blank">İSMAİLAĞA WEB SİTESİ</a></strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 168607, member: 8679"] [CENTER][SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=black]NASREDDİN HOCA VE TASAVVUF[/COLOR][/B][/FONT][/SIZE][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Hocanın gerçek adı Nasreddin'dir.Daha sonra 'hoca' lakabını almıştır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=lime]Babası[/COLOR][/B][B] Abdullah Efendi[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=lime]Annesi [/COLOR][/B][B]Sıdıka hanımdır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Babası köyde imam olup vefatından sonra bu görevi hoca yürütmeye devam etmiş, daha sonra molla Mehmet aadında birine bırakarak Akşehire gitmiştir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Hoca ilk tahsilini babasından okuma yazma öğrenek yapmıştır.Daha sonra Arapça ve Farsça'yı öğrenen Nasreddin hoca, Sivrihisar ve Konya medreselerinde ilim tahsil etmiştir.Ayrıca hoca, [U]fıkıh[/U] ilmini tahsil etmiş ve Kuranı ezberlemiş kuvvetli bir [U]hafız[/U]dır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nükteli sözleri, zarif latifeleri ve hikmetli fıkraları ile şöhreti tüm dünyaya yayılan Nareddin Hocanın kişiliğini tanımak çok önemlidir.Hayatın yoksulluklarını üler yüzle karşılayan hoca Nasreddin, insanların bencil yönünü taşlarken merhametsiz, toplumun değersiz ve yanlış inançlarını alaya alırken de tavizsiz dir.Çünkü onun amacı halıyı yırtmak değil, silkelemektir.İnsanların nefsi heva ve heveslerini bir mürşid-i kamil olarak terbiye etmektir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hoca bazı fıkralarında olduğu gibi saf ve basit bir görünüm arzetmesine rağmen o, Kuran'ı hıfzetmiş, bir kaç kelam ve fıkıh kitabı okumuş, hatta hayatının bazı dönemlerinde bizzat kendiside müderrislik yapmış bir hocadır.Alında sadece ilim için büyük bir hürmet beslediği söylenemez.Nasreddin Hocanın sufilik yönüde vardır.Bir takım zahiri ilimler öğrenerek kendisini alim zannedenlerden değildir.Bir gün karısının çocuğunu uyutamadığını görünce, fıkıh meselelerini içeren Kudüri kitabını açarak yüksek sesle okumaya başlar.Hayretle bu hareketin sebebini soran karısına [COLOR=red]''Camide bu kitabın okunduğu zaman mollaların uyuduğuna bakılırsa çocuğa afyon gibi tesir eder''[/COLOR] der.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Dini görevi sebebiyle sık sık kudretli kişilerle de karşı karşıya gelen Nasreddin hoca'nın bunlarla mücadelelerinde huy ve karakterinde bir şey değişmediğini görüyoruz.Ne makam sahiplerinin makamlarıi ne zenginlerin varlıkları onun gözünü kamaştırmaz.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hocanın Seyyid Mahmud Hayrani'ye intisab ettiği ve Hoca pir Ebi, Hoca Cihan, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Akşehirli Bilgin Sinaneddin vb. sufilerle aynı coğrafyada yaşadığıve onlarla temaslar kurduğu, şeriata bağlı hatta şeriat hadimi olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin hocanın fıkraları, insanları kahkalara boğan ve sırf güldürmek maksadıyla söylenmiş sözler değildir.Aksine dinleyen ve gülen kişileri biraz sonra düşünmeye sevkeden birer hikmet pırıltısıdır.Hoca halkın cehaletinden kaynaklanan olayları ve yanlışları mizah yoluyla yerme ve düzeltme işlevini yapmıştır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Asrın 20. asrın Yunus Emresi olarak belirtilen İsmail Emre sohbetlerinde sık sık Nasreddin Hoca'nın latifelerine yer vermiş, onun büyük bir mutasavvıf olduğunu ve latifelerin tasavvufi hakikat ile tasavvufi ahlakı telkin ettiğini söylemiştir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Bu görüş aslında Nasreddin Hoca fıkralarını, taklitlerinden ayırmak için şaşmaz mihenktir.Emre'ye göre Nasreddin Hoca, hem isnat hemde istinat merkezi olmuştur.Arifler, mutasavvıflar kendi sözlerini tesir etsin diye Hoca'ya atfetmiştir.Hoca'ya bazende müstehcen fıkralar isnat edilmiştir ki, bunlar asla Hoca'nın değildir, uydurmadır, iftiradır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Remzi Oğuz Arık, İsmail Emre'nin Nasreddin Hoca'nın fıkralarına getirdiği tasavvufi yorumu ilk etapta bir iddia olarak zannetmişse de aldığı cevaplarla hayretini gizleyememiştir.Söz konusu bu durum şöyle cereyan etmiştir.Remzi Oğuz Arık ile İsmail Emre, Adana'da Dr. İhsan Önal'ın delaletleriyle ilk tanışmalarında bu mevzu üzerine konuşulurken, Remzi Oğuz, Emre'ye ''Madem Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi bir mana taşıdığını iddia ediyorsunuz, ben size bir fıkra anlatayım, siz bunu tasavvufa tatbik edin'' diyerek şu fıkrayı anlatır:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hoca'nın bir evi varmış.Hoca bir gün evine diyor ki: [COLOR=red]''Sen artık adamakıllı eskidin, neredeyse yıkalacaksın.Gel seninle bir anlaşma yapalım.Sen bana ne zaman yıkılacağını söyle, bende senin altında kalmayayım.''[/COLOR] Ev de [COLOR=aqua]''peki''[/COLOR] diyor.Aradan epey zaman geçiyor.Bir gün ev yıkılıyor.Bereket versin ki Hoca evde değilmiş.Akşam hoca eve geliyor; bakıyor ki ev yıkılmış, ona:[COLOR=red]''Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin?''[/COLOR] diyor.Ev de, [COLOR=aqua]''Ben sana çok söyledim ama, sen anlamadın.Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü, bir gün tuğlam düştü.Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu.Bizim dilimiz böyledir.''[/COLOR] diyor.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Emre'de fıkrayı şöyle şerh ediyor: [COLOR=lime]''Evi insan vücuduna benzetsek olmaz mı? Evin yıkılması da ölüm olsun.Duvarın çatlaması, sıvaların dökülmesi, tuğlaların düşmesi de hastalanmamıza, saçlarımızın, dişlerimizin dökülmesine benzetilmez mi?''[/COLOR] Emre bu izahı yaparken hikmeti ilahi Remzi Oğuz, ağrayan dişine aspirin istiyor.Bunun üzerine İsmail Emre:[COLOR=lime]''İşte bakın ev, size bir tuğlasının düşmek üzere olduğunu haber veriyor.''[/COLOR] deyince bu izah ve bu örnek Remzi Oğuz'un hoşuna gidiyor.Daha sonra Emre, latifenin gerçek anlamını:[COLOR=lime]''Bu vücud binası, bir gün nasıl olsa ölüm zelzelesiyle yıkılacaktır.İş, bu ev yıkılmadan 'ölümden evvel ölerek' ebedi eve 'emin beldeye' yani bir kamil insanın gönlüne göç etmektir.''[/COLOR] şeklinde tamamlıyor.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]İnsan hayatı, aydınlanmaya götüren deneme ve yanılmalardan geçerek anlam kazanır.Bizler de bu yolla, aydınlanmanın gerçek kaynağına yaklaştığımız sürece ve ölçüde mutluluk yolunda yol kat edebiliriz.Nasreddin Hoca'nın [COLOR=red]''evinde kaybettiği yüzüğünü, dışarısı içeriden daha aydınlık''[/COLOR] diyerek kapı önünde aramsının hikaye edildiği nüktesinde olduğu gibi, aydınlanmayı gerçek dışı kaynaklada arayan bir kimsenin çelişkisine dikkat çekilmektedir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][COLOR=red][B]HOCANIN BAZI LATİFELERİNDE İŞLENEN TASAVVUFİ KONULAR VE ŞERHLERİ[/B] [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Latife[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hoca'ya:[COLOR=aqua]''Her saba halkın kimi o yana, kimi bu yana gider, sebebi nedir?''[/COLOR] Diye sromuşlar.Hoca:[COLOR=red]''Eğer hepsi aynı yöne gitseler, dünyanın dengesi bozulur, devrilirdi''[/COLOR] cevabını vermiş.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Şerh[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Hocamız Cenab-ı Hakkın Kuran'da ki:[COLOR=red]''Onlardan kimisi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.İşte büyük fazilet budur.''(Fatır 32) - ''Dünya hayatında onların geçimlerini biz paylaştırdık.Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık.Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır[/COLOR][COLOR=yellow].''[/COLOR](Zuhruf) ayetlerine işaretle insanların farklı farklı alanlarda çalıştığını, değişik duygu ve düşüncelere sahip olduğunu ve Hakk'a ulaşmak için farklı metodlar, yollar takip ettiklerini ifade etmektedir.Hocamız bu latifesi ile aynı zamanda tarikatlara işaret etmektedir.Çünkü Allah' ulaştıran yollar çoktur.Ancak herkesin yapısı aynı değildir.Mesela Kadiri tarikatında nefis ile mücadele ön planda olurken, nakşibendi tarikatında nefis ikinci planda tutulmaktadır.Dolayısı ile insanların aynı yolada olmaları beklenemez.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]<>[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Latife[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hoca'nın iki karısı varmış.Bir gün birini bir kenara çekip kendisine mavi bir boncuk vermiş.[COLOR=red]''Al bunu sakla sakın ortağına bir şey söyleme''[/COLOR] demiş.Bir başka zamanda ötekine de bir mavi boncuk verip aynı şeyi söylemiş.Bir gün kadınlar, Nasreddin Hocanın hangisini daha çok sevdiği hususunda bahse ve münakaşaya girmişler.Anlaşamayınca, meseleyi Nasreddin Hoca'ya sormuşlar.[COLOR=aqua]''Hangimizi daha çok seviyorsun?''[/COLOR] Hoca ikisine de manalı manalı bakarak:[COLOR=red]''Mavi boncuk kimdeyse onu''[/COLOR] demiş.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Şerh[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Hoca, aile hayatında bile sergilemiş olduğu örnek yaşantısı ile bizlere nice ders ve öğüt vermektedir.Tasavvufta şeyhin saliklere olan mesafesi aynıdır.Ancak saliklerin aklında bazen ''şeyhimiz acaba hangimize daha çok yöneliyor'' sorusu geçebilir.Belki bir başkasına dah çok iltifat ettiğini görerek yanılabilir.Ancak latife de olduğu gibi el vermek mavi bir boncuktur ve herkim de bu boncuk varsa şeyhin ona olan ilgisinde bir eksiklik yoktur, herkes bu konuda eşittir.Yeterki onda şeyhine karşı bir eksiklik olmasın[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]<>[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Latife[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Bir gün ahibbasından birisi, Hoca'ya rica eder: [/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Senin ifaden düzgündür, bize bir mektub yazıver.Hoca sorar:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Mektub nereye gidecek? [/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Bağdat'a[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Bu garip başım Bağdat'ı da mı görecek?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Neden Bağdata gitmen icab ediyor?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Bunu bilmeyecek ne var? Benim yazım gayet fenadır.Ancak ben okuyabilirim.Yazdığım mektubu yine ben okumalıyım ki münderecatı anlaşılsın.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Şerh[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin hoca bu latifesi ile Mürşid-i Kamilin gerekliliğini anlatmıştır.Hakikat, kitaplardan okumakla anlaşılsaydı, mürşide lüzum ve gerek kalmazdı.Bir okul talebesi okumayı öğrenmiştir ama, lise kitaplarını okuyup anlayabilir mi? Öğrenmek için mutlaka hocaya ihtiyacı vardır.Nasreddin hoca:''Ancak ben izah etmeliyim ki anlasınlar'' demiştir.Yani tasavvuf, kitap okumaya, metin ezberlemeye dayanmaz.Akli sitidlal ile de ilgili değildir.Yani nazari değil tecrübidir.Bu özelliğinden dolayı ''tasavvuf, kal (söz) ilmi değil hal ilmidir'' denmiştir. ''Tatmayan bilmez'' sözü de buna işaret etmektedir.Yani bir kimse tasavvufi eserleri okuyarak sufi yada şeyh olmaz.Halbuki bir kimse tefsir ilimlerini okuyarak müfessir olabalir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Tasavvuf ilminin bir mürşid nezaretinde talim edilmesi zorunluluğu, onun kitablardan öğrenilmesini imkansız kılmıştır.İnsan, mürebbiesinin karşısına geçecek, onun gözünden, sevgisinden gıda alacak ki istifade edebilsin.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Mürid, mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin ruhaniyeti onun batınında feyz tesiri gösterir.Bu feyz, beşeri zaaf ve sıfatları izale ederek mürid, tedricen şeyhinin boyasına boyanır.Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbi beraberlik, şahsiyet transferi ve aynileşmeyi doğurur.Yani mürid nefsinin kötü huylarından kurtularak şeyhinin iyi ve güzel vasıflarıyla donanır.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]<>[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Latife[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Yedi kör bir nehrin kenarına gelmişler; karşı tarafa geçmek istiyorlar, fakat nehrin geçit yerini bilmiyorlar, göremiyorlar.Orada beklerken ayak seslerinden anlıyorlar ki bir adam suyun öbür yakasından kendilerine doğru geliyor.Soruyorlar:[COLOR=aqua]''Sen kimsin?''[/COLOR] Adam:[COLOR=red]''Ben Nasreddin Hocayım''[/COLOR] diyor. Körler:[COLOR=aqua]''Madem sen suyun geçidini biliyorsun bizi de geçir, sana para verelim.''[/COLOR] diyorlar.Hoca onlara:[COLOR=red]''Olur, adam başına iki mangır alırım''[/COLOR] diyor.Körler razı oluyorlar.Hoca onlara:[COLOR=red]''Gözü bir parça ışık gören elimden tutsun''[/COLOR] diyor.Körler Hocanın dediği gibi yapıyorlar.Hoca önde, körler arkada, el ele nehrin ortasını bulunca, sondan iki körün ayakları kayıyor, suya gidiyorlar.Arkadaşları feryadı basıyor:[COLOR=aqua]''Aman iki arkadaşımız suya giti!'' [/COLOR]Nasreddin Hoca dönüyor bunlara:[COLOR=yellow][COLOR=red]''Ne bağırıyorsunuz be!''[/COLOR] [/COLOR]diyor [COLOR=red]''İki kör suya gittiyse dört mangır eksik verin.''[/COLOR][/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Şerh[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Bu alem de hiç durmadan akan zaman nehri içinden geçen bir geçittir.Bizler Allah'a ulaşan yolu bilmiyoruz.Yolu bilmediğimiz için bir kör ile aynı değeri taşıyoruz.Kör gremediği için bulamaz, biz ise bilmediğimiz için bulamıyoruz.Eğer biz de bir Allah adamının yani mürşid-i kamilin elinden tutmaz isek bu geçidi geçemeyiz.Geçidi geçemeyenlerin kıymeti de iki mangır değerindedir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Kısaca Nasreddin Hoca, insanların hakikate ulaşma yyönünden kör olduklarını bu sebeple de Hakka ulaşmak için bu yolun büyüklerine, mürşitlerine ihtiyaç olduğunu ve bunlara intisab edilmesi gerektiğinie işaret etmektedir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]<>[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Latife[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Akşehir çocukları, ceplerine birer yumurta alarak Nasreddin Hoca'yı da yakalayıp zorla hamama götürürler.Soyunurlar, yıkanırlar.Hoca göbek taşında yatarken evvelden anlaştıkları üzere içlerinden biri der ki:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Çocuklar' Gelin bir oyun oynayalım.Oyunda kazanamayan hamamın parasını geri versin, olmaz mı?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Nasıl bir oyun?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Herkes bir yumurta yumurtlasın.Yumurtlamayan, hepsinin hamam parasını versin.Nasıl?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Oluuur.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Nasreddin Hoca da kendileriyle beraber geldiği için ona sorarlar:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Bu işe sen ne dersin?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Konuşmanın başından beri onları dikkatle dinleyen Hoca, sesini çıkartmamış.Onun sükutunu ikrar telakki eden çocuklar, birer birer gıdaklamaya başlarlar, peştemallarının arasına evvelce sakladıkları yumurtaları çıkarıp Hoca'ya gösterirler.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Bunun üzerine Hoca ayağa kalkar, ellerini, kollarını çırpıp sallayarak horoz gibi öter:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=red]-Öörü' ööööö![/COLOR][/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Çocuklar bu ummadıkları hareket karşısında şaşırırlar:[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]-Ne yapıyorsunuz efendim amca?[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=yellow]-[/COLOR][COLOR=red]Ne yapacağım oğlum bu kadar tavuğa elbette bir horoz lazım[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].[/COLOR][/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Şerh[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Tasavvuf yolunun salikleri masivadan sıyrılarak nefs terbiyesi hamamına girdiklerinde içlerinde onları hak ve hakikata ulaştıracak olgun bir yol gösterici, kamil bir mürşid bulunması gerekir ve salikler de bu kamil insanın kimya gibi tesirli nefesinin etkisiyle huzura ulaşmadıkça, kendi kendine latif şeyler, gerçekler, ledün ilmi ve sevgisi hasıl olmaz.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B]Sonuç olarak Nasreddin Hocamızın ilmi yönü kadar tasavvuf yönüde vardır.Kendisi Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'e intisab ederek manevi yolda nasblenmiş bir insandır.Latifelerinde de nefs, nefs terbiyesi, fakr, mürşid, mürşidi kamilin gerekliliği, şeriat-tarikat-hakikat-marifet, rabıta, tevessül, erbain, irşad, zikir, sabır, kanaat, tevekkül, ihlas gibi tasavufi konular işlenmiştir.[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG][IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].[/B] [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Times New Roman][B][COLOR=lime]Daha geniş malumat içn yazımızı alıntıladığımız Dr. Selami Şimşek'in Buhara yayınlarından çıkan Nasreddin Hoca ve Tasavvuf adlı eserine bakabilirsiniz[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].[/COLOR][/B][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial TUR][COLOR=#0066ff][B][URL="http://www.ismailaga.info/"]İSMAİLAĞA WEB SİTESİ[/URL][/B][/COLOR][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Nasreddin Hoca ve Tasavvuf
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst