Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ne Kadarsan, O "Kader"sin !..
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TeFaNi1" data-source="post: 217330" data-attributes="member: 6677"><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>Kader deyince, aklımıza yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor değil mi? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kaderi, haliyle kötü oluyor, zalım felek diye anabiliyoruz. Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime sokuyor, bize format atıyor, bizi oradan oraya sürüklüyor ama biz ona hiç itiraz edemiyoruz, tek satırını değiştiremiyoruz. Bu yüzden, hep kadere karşı direndiğimizi iddia ediyoruz.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>Yazgımıza karşı çıkıyoruz kendimizce. "Kırışıklık kaderin olmasın!" diyebiliyoruz meselâ. Sanki -bir şekilde olacaksa- kırışıksız halimizi kaderden kaçırıyormuşuz gibi. Ya da "Düş yakamdan ey kader!" dercesine ilgisizliğe mahkûm edildiğimizi varsayıyoruz. Başına acılar üşüşmüş bir kız çocuğuna bakıp "ah kadersizim!" deyiveriyoruz. Belki de "Ne halin varsa gör!" vurdumduymazlığı ile yazgımızla boğuşmaya terk edildiğimizi düşünüyoruz. Hapse düşmüşsek, "kader mahkûmu" sayıyoruz kendimizi. Madalya alanın kaderle işi yok sanki Şampiyon olanlar kadere rağmen şampiyon oluyor gibi. Kaderin hükmü değil altın madalyalar. Başarıdan başarıya koşan kaderini bozuyor, yazgısının kara kutusunu parçalıyor sanki. Dik duranlar alın yazısını siliyor. Burnunun doğrusuna giden, inatçı, vurdumduymaz, aldırışsız, acımaz, karagözlüklü bir adam gibi hayal ediyoruz kaderi.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>Tek düze davranışlar, muhataplarını sıradanlaştırmalar, detayları önemsememeler. Durup da bakmaz bir çocuğun gözlerinin içine. Paçalarını sıyırıp da ayağını sulara sokmaz kader. Büyük işlerin adamı, ince işlerden habersiz. Ara sıra geri dönüp de el sallamaz ardı sıra bakana. Siyah takım elbiseli. Kopkoyu camlı arabasıyla kalabalığı dağıtır gibi. Kader, yapıp ettiklerimizi de edemediklerimizi de, elimizden gelenleri de gelmeyenleri de, kazandıklarımızı da kaybettiklerimizi de hep birlikte kuşatan, sarıp sarmalayan şeffaf bir örtüdür oysa. Kader de bizimle birlikte nefes alıp veriyor. Göğsümüzün iniş kalkışlarına eşlik ediyor. Kalbimizin kıpırtılarınca kıpırdıyor. Eğiliyor gözlerimizin içine. Parmak uçlarımıza kadar dokunuyor. Elini omzumuza koyuyor usulca. Yokuşlarda bizimle birlikte yoruluyor. Ter döküyor yanı başımızda. Kalabalıkta gelip buluyor bizi. Kuyrukta beklerken yanaşıyor yanımıza. Ayağımız kaydığında o da kanıyor günaha. Parmakları sızlıyor bizimle birlikte. Soğukta kartopu oynuyoruz çocukça. Bizimle acıkıyor, bizimle susuyor. Seviniyor yarım çiğnenmiş çikletimizi yeniden bulduğumuzda.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>Yo, yo, öyle uzak değil bize kader. Öyle habersiz geçmiyor yanımızdan. Öyle kaygısız değil dertlerimize. Güneş ne kadar uzak görünür bize. Oysa, göz bebeklerimizin tâ içine sızmaktadır, tenimizin her noktasına dokunmaktadır. Güneş ne kadar kaygısız durur kederlerimize. Oysa, her ışıltısı sevinç bahşeder gönlümüze göğsümüze. Ne kadar da küçümser gibidir hayatımızı güneş. Oysa, her köşeye, her kıvrıma, her gölgeliğe ve aydınlığa sarılıverir. Sıcacık. "Bu kadar!" dediğimiz her köşede bekler bizi kader. Nefeslerimizi kesen "Buraya kadar!"ların eşiğinde tebessümle bakar bize kader. Kaderden ayıracağımız/ayıklayabileceğimiz bir şey yok ki. Kaderin bize ilgisiz kaldığı bir an yok ki.. Dediği gibi şairin (Necip Fazıl): "Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı/Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı." Beyaz kâğıt ne kadar canlı ve somutsa elimizde, "sütle yazılan yazı" o kadar taze, o kadar sıcacık. Beyazlarımızın hepsi sütün içine akıyor. Süt, beyazlarımızın hepsini içinde ağırlıyor. Kırışıksızlık kaderden kaçırılmış bir şey değildir meselâ. Kırışıklığı düzeltecek ilaç bulma becerisi de kaderin içinde. Herkese rağmen sivrilip ayakta durmak da, direnip sağ kalmak da kaderin hükmüne dahil. Şampiyon da mahkum kadar "kader mahkûmu."</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>"Kitabın anası benim yanımda" diyor Rabbimiz. "Dilediğimi değiştiririm, dilediğimi sabit bırakırım." Hakkımızda, kaderimizi bile değiştirebilir sandığımız bir kaderin takdir edilmesi ne kadar sabitse, değiştiremeyeceğimizi sandığımız sabit kaderlerimizin de değiştirilebilirliği o kadar sabit. Sabit olan O'nun dilemesiyle değişebilir; değişebilen O'nun dilemesiyle sabitleşebilir. Ne olursa olsun, hep O'nun dileme sınırları içinde yürüyoruz. Yazgının anası, kaderin aslı O'nun dilemesidir. Olan olmuşsa, O'nun dilediğidir. Olmamışsa, O'nun neyi dilediğini bilemeyiz. Dilemesini bekleriz. Öyleyse, ne unutulduk, ne gözden çıkarıldık, ne de bir yazının soğukluğuna mahkûm edildik. Kader hep bizimle akıyor. Bizimle yazılıyor. Bize O'nun dilediği kendi dilediğimizce yazılıyor. Şu anda "yazı"nın tam ortasına b/akıyorsun. Sen ne kadar titriyorsan "yazı" da o kadar.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>Senai DEMİRCİ </strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TeFaNi1, post: 217330, member: 6677"] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]Kader deyince, aklımıza yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor değil mi? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kaderi, haliyle kötü oluyor, zalım felek diye anabiliyoruz. Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime sokuyor, bize format atıyor, bizi oradan oraya sürüklüyor ama biz ona hiç itiraz edemiyoruz, tek satırını değiştiremiyoruz. Bu yüzden, hep kadere karşı direndiğimizi iddia ediyoruz. Yazgımıza karşı çıkıyoruz kendimizce. "Kırışıklık kaderin olmasın!" diyebiliyoruz meselâ. Sanki -bir şekilde olacaksa- kırışıksız halimizi kaderden kaçırıyormuşuz gibi. Ya da "Düş yakamdan ey kader!" dercesine ilgisizliğe mahkûm edildiğimizi varsayıyoruz. Başına acılar üşüşmüş bir kız çocuğuna bakıp "ah kadersizim!" deyiveriyoruz. Belki de "Ne halin varsa gör!" vurdumduymazlığı ile yazgımızla boğuşmaya terk edildiğimizi düşünüyoruz. Hapse düşmüşsek, "kader mahkûmu" sayıyoruz kendimizi. Madalya alanın kaderle işi yok sanki Şampiyon olanlar kadere rağmen şampiyon oluyor gibi. Kaderin hükmü değil altın madalyalar. Başarıdan başarıya koşan kaderini bozuyor, yazgısının kara kutusunu parçalıyor sanki. Dik duranlar alın yazısını siliyor. Burnunun doğrusuna giden, inatçı, vurdumduymaz, aldırışsız, acımaz, karagözlüklü bir adam gibi hayal ediyoruz kaderi. Tek düze davranışlar, muhataplarını sıradanlaştırmalar, detayları önemsememeler. Durup da bakmaz bir çocuğun gözlerinin içine. Paçalarını sıyırıp da ayağını sulara sokmaz kader. Büyük işlerin adamı, ince işlerden habersiz. Ara sıra geri dönüp de el sallamaz ardı sıra bakana. Siyah takım elbiseli. Kopkoyu camlı arabasıyla kalabalığı dağıtır gibi. Kader, yapıp ettiklerimizi de edemediklerimizi de, elimizden gelenleri de gelmeyenleri de, kazandıklarımızı da kaybettiklerimizi de hep birlikte kuşatan, sarıp sarmalayan şeffaf bir örtüdür oysa. Kader de bizimle birlikte nefes alıp veriyor. Göğsümüzün iniş kalkışlarına eşlik ediyor. Kalbimizin kıpırtılarınca kıpırdıyor. Eğiliyor gözlerimizin içine. Parmak uçlarımıza kadar dokunuyor. Elini omzumuza koyuyor usulca. Yokuşlarda bizimle birlikte yoruluyor. Ter döküyor yanı başımızda. Kalabalıkta gelip buluyor bizi. Kuyrukta beklerken yanaşıyor yanımıza. Ayağımız kaydığında o da kanıyor günaha. Parmakları sızlıyor bizimle birlikte. Soğukta kartopu oynuyoruz çocukça. Bizimle acıkıyor, bizimle susuyor. Seviniyor yarım çiğnenmiş çikletimizi yeniden bulduğumuzda. Yo, yo, öyle uzak değil bize kader. Öyle habersiz geçmiyor yanımızdan. Öyle kaygısız değil dertlerimize. Güneş ne kadar uzak görünür bize. Oysa, göz bebeklerimizin tâ içine sızmaktadır, tenimizin her noktasına dokunmaktadır. Güneş ne kadar kaygısız durur kederlerimize. Oysa, her ışıltısı sevinç bahşeder gönlümüze göğsümüze. Ne kadar da küçümser gibidir hayatımızı güneş. Oysa, her köşeye, her kıvrıma, her gölgeliğe ve aydınlığa sarılıverir. Sıcacık. "Bu kadar!" dediğimiz her köşede bekler bizi kader. Nefeslerimizi kesen "Buraya kadar!"ların eşiğinde tebessümle bakar bize kader. Kaderden ayıracağımız/ayıklayabileceğimiz bir şey yok ki. Kaderin bize ilgisiz kaldığı bir an yok ki.. Dediği gibi şairin (Necip Fazıl): "Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı/Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı." Beyaz kâğıt ne kadar canlı ve somutsa elimizde, "sütle yazılan yazı" o kadar taze, o kadar sıcacık. Beyazlarımızın hepsi sütün içine akıyor. Süt, beyazlarımızın hepsini içinde ağırlıyor. Kırışıksızlık kaderden kaçırılmış bir şey değildir meselâ. Kırışıklığı düzeltecek ilaç bulma becerisi de kaderin içinde. Herkese rağmen sivrilip ayakta durmak da, direnip sağ kalmak da kaderin hükmüne dahil. Şampiyon da mahkum kadar "kader mahkûmu." "Kitabın anası benim yanımda" diyor Rabbimiz. "Dilediğimi değiştiririm, dilediğimi sabit bırakırım." Hakkımızda, kaderimizi bile değiştirebilir sandığımız bir kaderin takdir edilmesi ne kadar sabitse, değiştiremeyeceğimizi sandığımız sabit kaderlerimizin de değiştirilebilirliği o kadar sabit. Sabit olan O'nun dilemesiyle değişebilir; değişebilen O'nun dilemesiyle sabitleşebilir. Ne olursa olsun, hep O'nun dileme sınırları içinde yürüyoruz. Yazgının anası, kaderin aslı O'nun dilemesidir. Olan olmuşsa, O'nun dilediğidir. Olmamışsa, O'nun neyi dilediğini bilemeyiz. Dilemesini bekleriz. Öyleyse, ne unutulduk, ne gözden çıkarıldık, ne de bir yazının soğukluğuna mahkûm edildik. Kader hep bizimle akıyor. Bizimle yazılıyor. Bize O'nun dilediği kendi dilediğimizce yazılıyor. Şu anda "yazı"nın tam ortasına b/akıyorsun. Sen ne kadar titriyorsan "yazı" da o kadar. Senai DEMİRCİ [/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ne Kadarsan, O "Kader"sin !..
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst