Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Neden Hulusi Yahyagil?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Tevhid_Nur" data-source="post: 129159"><p><strong><span style="color: red">Neden Hulusi Bey?</span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ehli insaf ve ehl-i ilme ma’lumdur ki,<strong>Risale-i Nur’un</strong> <strong>Müellif-i Muhteremi</strong> ile onun has ve birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey arasındaki muhavere ve muamele doğrudan doğruya sırr-ı veraset-i Nübüvvet noktasında vuku’ bulmuştur.Maddi bir varislik değildir.Yani,bu zatı Allah,hizmet-i Kur’an için ona hakiki muhatap ta’yin etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin gelecek ifadeleri,o zatın tavzif ve muhataplığı hususunda en bariz bir delildir:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000">“Ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, <strong>Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur'ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş</strong>. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000">“Cemaate Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla <strong>inkişaf </strong>ve <strong>fedakârâne</strong> hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000"><strong>Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”(Barla Lahikası)</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu ma’nevi sırrı anlamak için,şu hakikate dikkatlerinizi hasretmenizi hasetsen rica ediyoruz:<strong>Cenab-ı Hak</strong>,bir olduğu için;her şeyde bir nev’i birliği irade etmiştir.Ta ki,her şey,birliğiyle,o birliğe bir şahid-i sadık olsun.Bu bir kanundur.Nasıl ki,Cenab-ı hakk’ın asıl muhatab-ı hassı ve evemirinin mübelliğ-i hakikisi <strong>Resul-i Ekrem (asm)</strong> Efendimizdir;diğer peygamberler ise,Risalet-i Muhammediye (asm)’ı kabul ettikten sonra vekaleten o vazifeyi ifa etmişlerdir.O vekalet vazifesi,bu <strong>tevhid sırrından</strong> kaynaklanmaktadır.Aynen öyle de,Resul-i Ekrem (asm)’ın da asıl muhatabı ve onun muradını tam anlayan sahabe-i güzinden <strong>Sıdık-ı ekber</strong> (ra) olmuştur.Bu durum “tefani” sırrından kaynaklanmaktadır.Yani,Hazret-i Ebu Bekir (ra),tam ve gerçek meneda Resul-i Ekrem (asm)’da fani olduğu için,adeta cesetleri farklı,ruhları bir hükmüne geçmiştir.Aralarında sadece <strong>“Peygamberlik makamı”</strong> kalmıştır.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte –sırr-ı tevhidin muktezası olarak – Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i Ebu Bekir (ra) arasında tam ma’nasıyla tefani sırrı tahakkuk edince,Cenab-ı Hak birden bin bir isim ve sıfatıyla tecelli etmiş,Resul-i Ekrem(asm)’ın halini ona sirayet ettirerek bütün velayet meratibinde terakki etmeyi kendisine müyesser kılmıştır.Bu hal,dad-ı Hak’tır ve kesbe fazla bakmaz.Çünkü,burada asıl olan,murad-ı İlahidir.Yan,,O irade eder,seçer ve o mertebeye getirir.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Evet,diğer sahabe-i güzinde de bu haller zuhur etmiştir.Fakat,tam tamına ve külli fazilet ve ma’nevi makamat noktasında bu <strong>“fena fi’r-Rasul</strong>” sırrı,ancak Kur’an’da maiyyet-i hassa vasfıyla tavsif edilen <strong>Hazret-i Sıddık-ı Ekber (ra)’da</strong> tazahür etmiştir.Bu bir sırrı İlahi’dir ve tevhidi hakikinin muktezasıdır.İşte bu sırdandır ki;savaşta sadece Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i ebu Bekir (ra)’de telaş,korku ve sarsılma hali görülmezdi.Bütün bu haller,o hakiki tefaninin bir neticesi olarak zuhur etmiştir.İslamın asıl bizden istediği de,bu tefani hakikatinin tahakkuk etmesidir.Çünkü bütün esma ve sıfat- İlahiyyenin tecelliyatının cezbine medar,maddi ve ma’nevi fütuhatın tahakkukuna sebep,ancak mü’minlerin kalp birliği denilen tefani sırrıdır.<strong>Üstad Bediüzzaman (ra) bu konuda şöyle buyurmaktadadır:</strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000"><strong>“Tevhid-i İmani,elbette tevhid-i kulubu ister.”(22.Mektup)</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hem <strong>zat-ı Risalet (asm)</strong> hastalandığında, <strong>“Namazı Ebu Bekir kıldırsın”</strong> hadis-i şerifi işaret veriyor ki,kendisinden sonra makam-ı hilafete en elyak,Hazret-i Ebu Bekir (ra)’dır.Çünkü,ümmete hakkıyla namaz kıldırabilen kişi,onlara hilafet vazifesini de hakkıyla yapan kişidir.Bu sırr-ı manevi,her bir mürşid ve mürid için,her bir müceddid ve talebesi için de temel ölçüdür.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte <strong>Üstad Bediüzzaman (ra)</strong> Hazretleri,bu ma’na ve sır içindir ki;Nur’un birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey’e hususi iltifat etmiş,farklı bir nazarla bakmış,külli bir şekilde ona hitap etmiş,ümmetin kendisinden sonra o Zat’a tabi’ olması noktasında pek çok serahat,işaret ve iltifatlarda bulunmuştur.Çünkü,İbrahim Hulusi Bey’de o hakiki tefani sırrı tahakkuk etmişti.Üstad’la ruhları bir,cesetleri farklı olarak yaşıyorlardı.Zaman,mekan kaydı aralarına girmemişti.Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyuruyor:</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000"><strong>“Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilâf-ı zaman ve mekân, sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mâni teşkil etmez. Biri şarkta, biri garpta, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da, beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan birtek maksat için birtek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler.”(Mektubat)</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kanaatimiz ve inancımız odur ki,madem <strong>Üstad Hazretleri</strong> bu zatı nazara veriyor ve bu zatın her zaman birinciliği muhafaza ettiğini ifade ediyor;o halde o zat birinci olduğuna göre;hep beraber o zatın hizmet şekline taraftar olmalıyız –ki o zatın hizmeti,Üstad Hazretlerinin hizmetinin aynı ve onun devamıdır – ve hizmette ikinci bir çığır açmamalıyız li,<strong>sırr-ı tavhidde</strong> bir arıza meydana gelmesin ve yapılan hizmet rıza-ı İlahi dairesinde olsun.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Risale-i Nur’u</strong> dikkatle okuyanlar bilirler ki;Üstad Hazretlerinin saff<strong>-ı evvel</strong> bulunan,<strong>has </strong>ve <strong>erkan</strong> vasfına <strong>kesb-i istihkak</strong> etmiş talebeleri istikamet dairesinde bulunmuş,<strong>tefani sırrından</strong> dolayı ayrılık ve gayrılık aralarına girmemiş,hepsi<strong> Hacı Hulusi Bey (ra)’</strong>ın ma’nevi makamını ve birinciliğini takdir etmiş,bu hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede Hacı Hulusi Bey’e <strong>“Üstad-ı Sani”</strong> ismini vererek o nazarla kendisine bakmışlardır.<strong>Nur talebelerinin</strong> bu ma’nada Risale-i Nur Külliyatında pek çok mektupları bulunmaktadır.Mesela;Hacı Hulusi Bey’den sonra Risale-i Nur dairesinde <strong>ikinciliği</strong> ihraz eden,<strong>Şah-ı Geylani’nin</strong> işaretine mazhar olan ve <strong>büyük bir alim</strong> sıfatını taşıyan <strong>Hoca Sabri (rh),</strong>Hacı Hulusi Bey hakkında <strong>şöyle diyor:</strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000">“Kur'ân-ı Azîmüşşânın, ne derecelerde zengin bir hazine-i rahmet-i İlâhiye bulunduğu vâreste-i arz olup, o hazine-i kudsiyenin muhtevi bulunduğu envâ-ı türlü elmas ve pırlantaları çıkartmak ve bilvesile bizim gibi muhtaç olanlara da verdirmek hususunda, <strong>Nurlar Külliyatının </strong>ekserisinde tam bir muharriklik vazifesini deruhte eden <strong>Üstad-ı Sâni Hulûsi Beyefendimi</strong>, teşbih ve tabiri caizse, saatçilerde bulunan yıldızvâri sekiz-on ağızlı saat anahtarlarına benzetiyorum ki, o müteaddit ağızlı anahtar, âlemde mevcut her saati tahrik eder, işletir. Mümâileyh beyefendim de, aynen o halde olup, emsâli görülmemiş ve duyulmamış birçok mesâil-i mühimme-i hakikiyeyi <strong>Hazret-i Kur'ân</strong> ve <strong>dellâl-ı Kur'ân'dan</strong> istiyor.” <strong>(Barla Lahikası)</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: #c40000">“<strong>Hulusi</strong> ise,<strong>Şah-ı Geylani</strong>,<strong>İmam-ı Rabbani</strong> ve <strong>Şah-ı Nakşibend</strong> gibi nice <strong>zevat-ı mübarekenin</strong> maziden şiddetle bastıkları adımlarının kuvvetiyle istikbalde coşup fışkıracak olan<strong> menabiu’l-envarı –mümaileyh </strong>ayrı bir meslek,bir meşrebde olduğu halde – her türlü vezaife tercih edecek, <strong>‘Dahilek ya Dellal-ı Kur’an!’</strong> nida-yi aşikane ve müştekanesiyle dehalet etmesi;fevkalade bir <strong>tefeyyüze mazhar olduğuna </strong>ve olacağına yegane <strong>delil</strong> ve <strong>hüccettir</strong>.Onun içindir ki,<strong>Risaletü’n-Nur</strong> ve <strong>Mektubatü’n-Nur’a</strong> birinci <strong>muhataplığı </strong>hakkıyla ihraz etmiştir ve müstehaktır.” <strong>(Barla Lahikası,s.198-199,Tenvir Neşriyat)</strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Demek,başta hoca Sabri olmak üzere Üstad Hazretlerinin ilk talebeleri bu tefani ve sırr-ı tevhidi tam ma’nasıyla anladıklarından dolayı,Hacı Hulusi Bey’i hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede birinci görmüşler ve ona “Üstad” nazarıyla bakmışlardır.O halde,<strong>sırr-ı veraset-i nübüvvetle </strong>tebliğ vazifesini yapanlar arasında bir esas olup,diğerleri ona tabi’ olmalıdırlar.Ta ki,sırr-ı tevhid bozulmasın ve ümmet arasına tefrika girmesin.Bu sır,peygamberler arasında vuku’ bulan sırr-ı tevhidden kaynaklanmaktadır.Zira,bir zamanda birden fazla peygamber olmuş,fakat bir tanesi esas,diğerleri ona tabi’ olmuştur.Mesela,<strong>Hazret-i Musa</strong> ve <strong>Hazreti Harun (as)</strong> aynı zamanda peygamberlik vazifesini ifa etmişler;ama Hazret-i Harun (as),Hazret-i Musa (as)’a tabi’ olmuş,ayrı bir tebliğ yapmamıştır.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Mezkur hakikat;</strong>hem muvaffakiyet,hem de rıza-yi İlahiyi kazanmak bakımından çok ehemmiyetli bir sırdır ve hizmetin temel bir düsturudur.Bu tefani sırrı,Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir eseri olan <strong>“21.Lem’a İhlas Risalesi”</strong>nde fevkalade esrarlı bir şekilde nazara verilmiş ve ehemmiyetine binaen en az her on beş günde bir def’a okunması emredilmiştir.Bu tefani sırrına riayet etmeyenler,hizmette muvaffak olamazlar ve ümmet arasındaki tefrikaya sebep olurlar.İşte bu sırdandır ki,Nur’un birinci muhatabı ve birinci talebesi olan <strong>İbrahim Hulusi Bey’in</strong> karşısına çıkan ve <strong>onun hizmet düsturlarını</strong> <strong>benimsemeyen</strong> eşhasın tokat yediğini zaman göstermiş ve gösterecektir.O tokatların en büyüğü ise;<strong>Risale-i Nur’un</strong> asıl mesleği <strong>sünnet-i seniyyenin ihyası</strong> iken,derslerde<strong> Kur’an</strong> ve <strong>Hadis’e</strong> gölge olunmasıdır.Halbuki,Üstad Hazretleri,Son derce veciz bir şekilde şöyle buyurmaktadır: <strong>“Kur’an ayine ister,vekil istemez.”(Sözler)</strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Haşa!<strong>Risale-i Nur</strong> hizmeti,<strong>1400 seneden</strong> beri devam edegelen an’ane-i İslamiyyenin dışında olamaz.Belki,hizmet noktasında bütün gücüyle o <strong>cadde-i Kübra-i kur’aniyyeyi</strong> muhafaza etmiştir.Her asırda İslam’a hizmet edenler tedrisatlarında <strong>Kur’an,Hadis</strong> ve <strong>Fıkhı </strong>okumuşlar ve bunları bilfiil lafız ve ma’nasıyla ders vermişlerdir.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte Üstad Hazretlerinin <strong>“Cadde-i Kübra-i Kur’aniyye”</strong> ta’biri,<strong>Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaatin </strong>1400 seneden beri açtığı cadde-i kübra demektir.Haşa,onun dışında başka bir caddeden bahsetmiyor.Zira,bu ma’nada Üstad Hazretleri, <strong>“Yazlan sözler tasavvur değil,tasdiktir;teslim değil,imandır;ma’rifet değil,şehadettir,şuhudur;taklid değil,tahkiktir;ilzam değil,iz’andır;tasavvuf değil,hakikattir;da’va değil,da’va içinde bürhandır”(Mektubat) </strong>diyor ve bunu bize ders veriyor.Bütün belamızı,Kur’an ve sünneti esas alan <strong>Üstad Bediüzzaman Said Nu</strong>rsi ve onun <strong>birinci </strong>talabesi olan<strong> İbrahim Hulusi Bey</strong> gibi zevatın mesleğini muhafaza edemediğimizden bulduk. <span style="color: red"><strong>“İş nâehillere verildiği zaman kıyameti bekleyiniz”</strong> </span>hadis-i şerifi de bu hakkati ifade etmektedir.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Demek,Hacı Hulusi Bey (rh),Risale-i Nur dairesindeki hizmeti en iyi bilen,en iyi anlayan ve istikameti tam muhafaza eden olduğu için;Üstad Hazretleri,bu Zat-ı Muhteremi bize tavsiye buyurmuştur.Aksi halde –haşa! – hakikat-i hale muhalif söz sarfetmiş olurdu.Bu da Üstad gibi bir zatla asla bağdaşmaz.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Üstad’dan sonra,<strong>ilk muha</strong>tap ve <strong>birinci talabe</strong> olan <strong>İbrahim Hulusi Bey (rh)</strong> dinlenmediğinden ve ona tabi’ olunmadığındandır ki,<strong>Risale-i Nur camiası <span style="color: red">bin parça</span> olmuş,</strong>bu camia içinde pek çok <strong>bid’a</strong> ve <strong>batıl inanç zuhur etmiştir</strong>.Bu bir vakıadır.Bizim burada asıl vurgulamak istediğiz ve bu neşrimizdeki gayemiz,doğrudan doğruya bu <strong>iki zat-ı alinin Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat</strong> mesleğinden ibaret olan meslek ve meşrebini muhafaza etmek ve, <strong>“Kur’an ve sünnetin hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez”</strong> düstur-i âlisini rehber edinmektir.Zira,Üstadımız diyor ki: <strong><span style="color: red">“Hakkın hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez.”(Divan-ı Harb-i Örfi)</span></strong>Unutmayalım ki,buradaki “hak”tan murad;<strong>Kur’an ve sünnettir.</strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: red"><strong>Hulasa:</strong></span> <strong>Uhuvvet-i İslamiyyenin</strong> gereği,birbirimize karşı hakkı tavsiye etmek ve hakkın hatırını âli tutmaktır.Zira,emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l münker” vazifesi Müslümanların en ehemmiyetli vazifelerinden biridir.Biz,<strong>Risale-i Nur</strong> dairesindeki hizmetlerimizi ve neşriyatlarımızı yalnız ve yalnız rıza-yi hak için yapıyoruz.<strong>Halkın takdir ve tenkidi bizim için mühim değildir.</strong>Yalnız halk,eğer rıza-i İlahi noktasında bizi sevmiş ve tenkid edilecek hususları <strong>Kitab,Sünnet,İcma-i ümmet ve Kıyas-ı Fukuha</strong> çerçevesinde düzeltmiş ise,güzeldir ve onlardan <strong>“Allah razı olsun!”</strong> diye kendilerine duacı oluruz.Bizim esas aldığımız ve hizmetimizi üzerine bina ettiğimiz;Kur’an ve Sünnetin âli hakikatlerini,<span style="color: red">Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaatin inancı</span> içerisinde tebliğ etmektir ve Kur’an davasına sahip çıkmaktır.Bu hizmet tarzını da Üstad Bediüzzaman Hazretleri ve onun birinci muhatabı olan İbrahim Hulusi Bey’in meslek ve meşrebinden almışız ve bu çerçevede dine hizmeti gaye edinmişiz.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O halde,ne bizim,ne de hiç kimsenin bu zevat-ı âliyyelerin meslek ve meşrebini kendi heva-i nefsimize ve tarz-ı telakkimize alet etmeye hakkımız yoktur.Eğer birileri,hizmette Kur’an ve Sünnete muhalefet etmiş ise,onlara düşen en güzel vazife;ciddi ma’nada tevbe edip yaptığı yanlışları da etbeına söylemek suretiyle düzeltme yoluna gitmektir..Aksi halde,dünya ve ahirette mes’ul olurlar.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>Şu noktayı da unutmayalım ki:</strong>Risale-i Nur’un yakından uzaktan ne siyasetle,ne demokrasiyle,ne de hoşgörü ve diyalog masallarıyla alakası vardır.Belki Risale-i Nur,doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve İslamiyye üzerinde mesaisini <strong>teksif </strong>etmiş,tehlikeye giren ümmet-i Muhammediyye (asm)’ın imanının kurtuluşunu esas almış ve 1400 seneden beri<strong> an’ane-i İslamiyye</strong> nasıl gelmiş ise o an’aneyi aynen muhafaza ederek o cadde-i kübrada hizmet etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretleri,<strong>bid’a </strong>ile asla dine hizmet olmayacağını müteaddit yerlerde izah ve ispat ve<strong> “hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat”</strong> ta’birini kullanmakla o çerçevede hizmet etmemizi bize emir buyurmuştur.Ayrıca Üstad Hazretleri kendi her hangi bir şekilde maddi yardım,zekat,teberru,kabul etmediği ve kurban derisi toplamadığı gibi;talebelerini de kesin bir şekilde bundan nehyetmiştir.Bizler de Üstadımızın ve onun sadakatli varisi olan Hacı <strong><span style="color: red">Hulusi Beyin</span> irşad buyurdukaları yolda istikametten ayrılmadan iman ve Kur’an hizmetinde bulunmalıyız.Tevfik ve hidayet Allah’tandır.</strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="color: red">وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ</span> </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)</strong></span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye</span>'den iktibas edilmiştir.</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Tevhid_Nur, post: 129159"] [B][COLOR=red]Neden Hulusi Bey?[/COLOR][/B] [FONT=Trebuchet MS]Ehli insaf ve ehl-i ilme ma’lumdur ki,[B]Risale-i Nur’un[/B] [B]Müellif-i Muhteremi[/B] ile onun has ve birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey arasındaki muhavere ve muamele doğrudan doğruya sırr-ı veraset-i Nübüvvet noktasında vuku’ bulmuştur.Maddi bir varislik değildir.Yani,bu zatı Allah,hizmet-i Kur’an için ona hakiki muhatap ta’yin etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin gelecek ifadeleri,o zatın tavzif ve muhataplığı hususunda en bariz bir delildir:[/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000]“Ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, [B]Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur'ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş[/B]. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”[/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000]“Cemaate Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla [B]inkişaf [/B]ve [B]fedakârâne[/B] hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000][B]Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”(Barla Lahikası)[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Bu ma’nevi sırrı anlamak için,şu hakikate dikkatlerinizi hasretmenizi hasetsen rica ediyoruz:[B]Cenab-ı Hak[/B],bir olduğu için;her şeyde bir nev’i birliği irade etmiştir.Ta ki,her şey,birliğiyle,o birliğe bir şahid-i sadık olsun.Bu bir kanundur.Nasıl ki,Cenab-ı hakk’ın asıl muhatab-ı hassı ve evemirinin mübelliğ-i hakikisi [B]Resul-i Ekrem (asm)[/B] Efendimizdir;diğer peygamberler ise,Risalet-i Muhammediye (asm)’ı kabul ettikten sonra vekaleten o vazifeyi ifa etmişlerdir.O vekalet vazifesi,bu [B]tevhid sırrından[/B] kaynaklanmaktadır.Aynen öyle de,Resul-i Ekrem (asm)’ın da asıl muhatabı ve onun muradını tam anlayan sahabe-i güzinden [B]Sıdık-ı ekber[/B] (ra) olmuştur.Bu durum “tefani” sırrından kaynaklanmaktadır.Yani,Hazret-i Ebu Bekir (ra),tam ve gerçek meneda Resul-i Ekrem (asm)’da fani olduğu için,adeta cesetleri farklı,ruhları bir hükmüne geçmiştir.Aralarında sadece [B]“Peygamberlik makamı”[/B] kalmıştır.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]İşte –sırr-ı tevhidin muktezası olarak – Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i Ebu Bekir (ra) arasında tam ma’nasıyla tefani sırrı tahakkuk edince,Cenab-ı Hak birden bin bir isim ve sıfatıyla tecelli etmiş,Resul-i Ekrem(asm)’ın halini ona sirayet ettirerek bütün velayet meratibinde terakki etmeyi kendisine müyesser kılmıştır.Bu hal,dad-ı Hak’tır ve kesbe fazla bakmaz.Çünkü,burada asıl olan,murad-ı İlahidir.Yan,,O irade eder,seçer ve o mertebeye getirir.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Evet,diğer sahabe-i güzinde de bu haller zuhur etmiştir.Fakat,tam tamına ve külli fazilet ve ma’nevi makamat noktasında bu [B]“fena fi’r-Rasul[/B]” sırrı,ancak Kur’an’da maiyyet-i hassa vasfıyla tavsif edilen [B]Hazret-i Sıddık-ı Ekber (ra)’da[/B] tazahür etmiştir.Bu bir sırrı İlahi’dir ve tevhidi hakikinin muktezasıdır.İşte bu sırdandır ki;savaşta sadece Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i ebu Bekir (ra)’de telaş,korku ve sarsılma hali görülmezdi.Bütün bu haller,o hakiki tefaninin bir neticesi olarak zuhur etmiştir.İslamın asıl bizden istediği de,bu tefani hakikatinin tahakkuk etmesidir.Çünkü bütün esma ve sıfat- İlahiyyenin tecelliyatının cezbine medar,maddi ve ma’nevi fütuhatın tahakkukuna sebep,ancak mü’minlerin kalp birliği denilen tefani sırrıdır.[B]Üstad Bediüzzaman (ra) bu konuda şöyle buyurmaktadadır:[/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000][B]“Tevhid-i İmani,elbette tevhid-i kulubu ister.”(22.Mektup)[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Hem [B]zat-ı Risalet (asm)[/B] hastalandığında, [B]“Namazı Ebu Bekir kıldırsın”[/B] hadis-i şerifi işaret veriyor ki,kendisinden sonra makam-ı hilafete en elyak,Hazret-i Ebu Bekir (ra)’dır.Çünkü,ümmete hakkıyla namaz kıldırabilen kişi,onlara hilafet vazifesini de hakkıyla yapan kişidir.Bu sırr-ı manevi,her bir mürşid ve mürid için,her bir müceddid ve talebesi için de temel ölçüdür.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]İşte [B]Üstad Bediüzzaman (ra)[/B] Hazretleri,bu ma’na ve sır içindir ki;Nur’un birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey’e hususi iltifat etmiş,farklı bir nazarla bakmış,külli bir şekilde ona hitap etmiş,ümmetin kendisinden sonra o Zat’a tabi’ olması noktasında pek çok serahat,işaret ve iltifatlarda bulunmuştur.Çünkü,İbrahim Hulusi Bey’de o hakiki tefani sırrı tahakkuk etmişti.Üstad’la ruhları bir,cesetleri farklı olarak yaşıyorlardı.Zaman,mekan kaydı aralarına girmemişti.Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyuruyor:[/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000][B]“Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilâf-ı zaman ve mekân, sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mâni teşkil etmez. Biri şarkta, biri garpta, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da, beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan birtek maksat için birtek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler.”(Mektubat)[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Kanaatimiz ve inancımız odur ki,madem [B]Üstad Hazretleri[/B] bu zatı nazara veriyor ve bu zatın her zaman birinciliği muhafaza ettiğini ifade ediyor;o halde o zat birinci olduğuna göre;hep beraber o zatın hizmet şekline taraftar olmalıyız –ki o zatın hizmeti,Üstad Hazretlerinin hizmetinin aynı ve onun devamıdır – ve hizmette ikinci bir çığır açmamalıyız li,[B]sırr-ı tavhidde[/B] bir arıza meydana gelmesin ve yapılan hizmet rıza-ı İlahi dairesinde olsun.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B]Risale-i Nur’u[/B] dikkatle okuyanlar bilirler ki;Üstad Hazretlerinin saff[B]-ı evvel[/B] bulunan,[B]has [/B]ve [B]erkan[/B] vasfına [B]kesb-i istihkak[/B] etmiş talebeleri istikamet dairesinde bulunmuş,[B]tefani sırrından[/B] dolayı ayrılık ve gayrılık aralarına girmemiş,hepsi[B] Hacı Hulusi Bey (ra)’[/B]ın ma’nevi makamını ve birinciliğini takdir etmiş,bu hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede Hacı Hulusi Bey’e [B]“Üstad-ı Sani”[/B] ismini vererek o nazarla kendisine bakmışlardır.[B]Nur talebelerinin[/B] bu ma’nada Risale-i Nur Külliyatında pek çok mektupları bulunmaktadır.Mesela;Hacı Hulusi Bey’den sonra Risale-i Nur dairesinde [B]ikinciliği[/B] ihraz eden,[B]Şah-ı Geylani’nin[/B] işaretine mazhar olan ve [B]büyük bir alim[/B] sıfatını taşıyan [B]Hoca Sabri (rh),[/B]Hacı Hulusi Bey hakkında [B]şöyle diyor:[/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000]“Kur'ân-ı Azîmüşşânın, ne derecelerde zengin bir hazine-i rahmet-i İlâhiye bulunduğu vâreste-i arz olup, o hazine-i kudsiyenin muhtevi bulunduğu envâ-ı türlü elmas ve pırlantaları çıkartmak ve bilvesile bizim gibi muhtaç olanlara da verdirmek hususunda, [B]Nurlar Külliyatının [/B]ekserisinde tam bir muharriklik vazifesini deruhte eden [B]Üstad-ı Sâni Hulûsi Beyefendimi[/B], teşbih ve tabiri caizse, saatçilerde bulunan yıldızvâri sekiz-on ağızlı saat anahtarlarına benzetiyorum ki, o müteaddit ağızlı anahtar, âlemde mevcut her saati tahrik eder, işletir. Mümâileyh beyefendim de, aynen o halde olup, emsâli görülmemiş ve duyulmamış birçok mesâil-i mühimme-i hakikiyeyi [B]Hazret-i Kur'ân[/B] ve [B]dellâl-ı Kur'ân'dan[/B] istiyor.” [B](Barla Lahikası)[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=#c40000]“[B]Hulusi[/B] ise,[B]Şah-ı Geylani[/B],[B]İmam-ı Rabbani[/B] ve [B]Şah-ı Nakşibend[/B] gibi nice [B]zevat-ı mübarekenin[/B] maziden şiddetle bastıkları adımlarının kuvvetiyle istikbalde coşup fışkıracak olan[B] menabiu’l-envarı –mümaileyh [/B]ayrı bir meslek,bir meşrebde olduğu halde – her türlü vezaife tercih edecek, [B]‘Dahilek ya Dellal-ı Kur’an!’[/B] nida-yi aşikane ve müştekanesiyle dehalet etmesi;fevkalade bir [B]tefeyyüze mazhar olduğuna [/B]ve olacağına yegane [B]delil[/B] ve [B]hüccettir[/B].Onun içindir ki,[B]Risaletü’n-Nur[/B] ve [B]Mektubatü’n-Nur’a[/B] birinci [B]muhataplığı [/B]hakkıyla ihraz etmiştir ve müstehaktır.” [B](Barla Lahikası,s.198-199,Tenvir Neşriyat)[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Demek,başta hoca Sabri olmak üzere Üstad Hazretlerinin ilk talebeleri bu tefani ve sırr-ı tevhidi tam ma’nasıyla anladıklarından dolayı,Hacı Hulusi Bey’i hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede birinci görmüşler ve ona “Üstad” nazarıyla bakmışlardır.O halde,[B]sırr-ı veraset-i nübüvvetle [/B]tebliğ vazifesini yapanlar arasında bir esas olup,diğerleri ona tabi’ olmalıdırlar.Ta ki,sırr-ı tevhid bozulmasın ve ümmet arasına tefrika girmesin.Bu sır,peygamberler arasında vuku’ bulan sırr-ı tevhidden kaynaklanmaktadır.Zira,bir zamanda birden fazla peygamber olmuş,fakat bir tanesi esas,diğerleri ona tabi’ olmuştur.Mesela,[B]Hazret-i Musa[/B] ve [B]Hazreti Harun (as)[/B] aynı zamanda peygamberlik vazifesini ifa etmişler;ama Hazret-i Harun (as),Hazret-i Musa (as)’a tabi’ olmuş,ayrı bir tebliğ yapmamıştır.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B]Mezkur hakikat;[/B]hem muvaffakiyet,hem de rıza-yi İlahiyi kazanmak bakımından çok ehemmiyetli bir sırdır ve hizmetin temel bir düsturudur.Bu tefani sırrı,Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir eseri olan [B]“21.Lem’a İhlas Risalesi”[/B]nde fevkalade esrarlı bir şekilde nazara verilmiş ve ehemmiyetine binaen en az her on beş günde bir def’a okunması emredilmiştir.Bu tefani sırrına riayet etmeyenler,hizmette muvaffak olamazlar ve ümmet arasındaki tefrikaya sebep olurlar.İşte bu sırdandır ki,Nur’un birinci muhatabı ve birinci talebesi olan [B]İbrahim Hulusi Bey’in[/B] karşısına çıkan ve [B]onun hizmet düsturlarını[/B] [B]benimsemeyen[/B] eşhasın tokat yediğini zaman göstermiş ve gösterecektir.O tokatların en büyüğü ise;[B]Risale-i Nur’un[/B] asıl mesleği [B]sünnet-i seniyyenin ihyası[/B] iken,derslerde[B] Kur’an[/B] ve [B]Hadis’e[/B] gölge olunmasıdır.Halbuki,Üstad Hazretleri,Son derce veciz bir şekilde şöyle buyurmaktadır: [B]“Kur’an ayine ister,vekil istemez.”(Sözler)[/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Haşa![B]Risale-i Nur[/B] hizmeti,[B]1400 seneden[/B] beri devam edegelen an’ane-i İslamiyyenin dışında olamaz.Belki,hizmet noktasında bütün gücüyle o [B]cadde-i Kübra-i kur’aniyyeyi[/B] muhafaza etmiştir.Her asırda İslam’a hizmet edenler tedrisatlarında [B]Kur’an,Hadis[/B] ve [B]Fıkhı [/B]okumuşlar ve bunları bilfiil lafız ve ma’nasıyla ders vermişlerdir.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]İşte Üstad Hazretlerinin [B]“Cadde-i Kübra-i Kur’aniyye”[/B] ta’biri,[B]Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaatin [/B]1400 seneden beri açtığı cadde-i kübra demektir.Haşa,onun dışında başka bir caddeden bahsetmiyor.Zira,bu ma’nada Üstad Hazretleri, [B]“Yazlan sözler tasavvur değil,tasdiktir;teslim değil,imandır;ma’rifet değil,şehadettir,şuhudur;taklid değil,tahkiktir;ilzam değil,iz’andır;tasavvuf değil,hakikattir;da’va değil,da’va içinde bürhandır”(Mektubat) [/B]diyor ve bunu bize ders veriyor.Bütün belamızı,Kur’an ve sünneti esas alan [B]Üstad Bediüzzaman Said Nu[/B]rsi ve onun [B]birinci [/B]talabesi olan[B] İbrahim Hulusi Bey[/B] gibi zevatın mesleğini muhafaza edemediğimizden bulduk. [COLOR=red][B]“İş nâehillere verildiği zaman kıyameti bekleyiniz”[/B] [/COLOR]hadis-i şerifi de bu hakkati ifade etmektedir.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Demek,Hacı Hulusi Bey (rh),Risale-i Nur dairesindeki hizmeti en iyi bilen,en iyi anlayan ve istikameti tam muhafaza eden olduğu için;Üstad Hazretleri,bu Zat-ı Muhteremi bize tavsiye buyurmuştur.Aksi halde –haşa! – hakikat-i hale muhalif söz sarfetmiş olurdu.Bu da Üstad gibi bir zatla asla bağdaşmaz.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]Üstad’dan sonra,[B]ilk muha[/B]tap ve [B]birinci talabe[/B] olan [B]İbrahim Hulusi Bey (rh)[/B] dinlenmediğinden ve ona tabi’ olunmadığındandır ki,[B]Risale-i Nur camiası [COLOR=red]bin parça[/COLOR] olmuş,[/B]bu camia içinde pek çok [B]bid’a[/B] ve [B]batıl inanç zuhur etmiştir[/B].Bu bir vakıadır.Bizim burada asıl vurgulamak istediğiz ve bu neşrimizdeki gayemiz,doğrudan doğruya bu [B]iki zat-ı alinin Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat[/B] mesleğinden ibaret olan meslek ve meşrebini muhafaza etmek ve, [B]“Kur’an ve sünnetin hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez”[/B] düstur-i âlisini rehber edinmektir.Zira,Üstadımız diyor ki: [B][COLOR=red]“Hakkın hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez.”(Divan-ı Harb-i Örfi)[/COLOR][/B]Unutmayalım ki,buradaki “hak”tan murad;[B]Kur’an ve sünnettir.[/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=red][B]Hulasa:[/B][/COLOR] [B]Uhuvvet-i İslamiyyenin[/B] gereği,birbirimize karşı hakkı tavsiye etmek ve hakkın hatırını âli tutmaktır.Zira,emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l münker” vazifesi Müslümanların en ehemmiyetli vazifelerinden biridir.Biz,[B]Risale-i Nur[/B] dairesindeki hizmetlerimizi ve neşriyatlarımızı yalnız ve yalnız rıza-yi hak için yapıyoruz.[B]Halkın takdir ve tenkidi bizim için mühim değildir.[/B]Yalnız halk,eğer rıza-i İlahi noktasında bizi sevmiş ve tenkid edilecek hususları [B]Kitab,Sünnet,İcma-i ümmet ve Kıyas-ı Fukuha[/B] çerçevesinde düzeltmiş ise,güzeldir ve onlardan [B]“Allah razı olsun!”[/B] diye kendilerine duacı oluruz.Bizim esas aldığımız ve hizmetimizi üzerine bina ettiğimiz;Kur’an ve Sünnetin âli hakikatlerini,[COLOR=red]Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaatin inancı[/COLOR] içerisinde tebliğ etmektir ve Kur’an davasına sahip çıkmaktır.Bu hizmet tarzını da Üstad Bediüzzaman Hazretleri ve onun birinci muhatabı olan İbrahim Hulusi Bey’in meslek ve meşrebinden almışız ve bu çerçevede dine hizmeti gaye edinmişiz.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS]O halde,ne bizim,ne de hiç kimsenin bu zevat-ı âliyyelerin meslek ve meşrebini kendi heva-i nefsimize ve tarz-ı telakkimize alet etmeye hakkımız yoktur.Eğer birileri,hizmette Kur’an ve Sünnete muhalefet etmiş ise,onlara düşen en güzel vazife;ciddi ma’nada tevbe edip yaptığı yanlışları da etbeına söylemek suretiyle düzeltme yoluna gitmektir..Aksi halde,dünya ve ahirette mes’ul olurlar.[/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B]Şu noktayı da unutmayalım ki:[/B]Risale-i Nur’un yakından uzaktan ne siyasetle,ne demokrasiyle,ne de hoşgörü ve diyalog masallarıyla alakası vardır.Belki Risale-i Nur,doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve İslamiyye üzerinde mesaisini [B]teksif [/B]etmiş,tehlikeye giren ümmet-i Muhammediyye (asm)’ın imanının kurtuluşunu esas almış ve 1400 seneden beri[B] an’ane-i İslamiyye[/B] nasıl gelmiş ise o an’aneyi aynen muhafaza ederek o cadde-i kübrada hizmet etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretleri,[B]bid’a [/B]ile asla dine hizmet olmayacağını müteaddit yerlerde izah ve ispat ve[B] “hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat”[/B] ta’birini kullanmakla o çerçevede hizmet etmemizi bize emir buyurmuştur.Ayrıca Üstad Hazretleri kendi her hangi bir şekilde maddi yardım,zekat,teberru,kabul etmediği ve kurban derisi toplamadığı gibi;talebelerini de kesin bir şekilde bundan nehyetmiştir.Bizler de Üstadımızın ve onun sadakatli varisi olan Hacı [B][COLOR=red]Hulusi Beyin[/COLOR] irşad buyurdukaları yolda istikametten ayrılmadan iman ve Kur’an hizmetinde bulunmalıyız.Tevfik ve hidayet Allah’tandır.[/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=red]وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ[/COLOR] [/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B]“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)[/B][/FONT] [B][COLOR=red]Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye[/COLOR]'den iktibas edilmiştir.[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Neden Hulusi Yahyagil?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst