Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Nefsimizi nasıl terbiye edeceğiz?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="topraktoprak" data-source="post: 196842" data-attributes="member: 11795"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Bazı dostlarımız –bilhassa gençler- <strong>“Nefsimizi nasıl terbiye edeceğiz?”</strong> sorusunu çoklukla soruyorlar. Burada hem kendi nefsimi terbiye etmek için, hem de soru soranlara faydalı olmak için bazı noktalar üzerinde duralım.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Peygamberimiz düşmanla yapılan cihadı “küçük cihad”, nefisle yapılan cihadı “büyük cihad” olarak tarif eder. İsmail Hakkı Bursevi, nefis için “7 başlı ejder” ifadesini kullanır. Elbette, bir ejderha ile savaşmak kolay değildir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Küçük cihadla büyük cihad, pek çok yönlerden birbirlerine benzerler. Konuyu bir teşbihle biraz açalım:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İnsanın iç âlemi, kalabalık bir milletin yaşadığı büyük bir memlekete benzer. Bu memleketin hükümdarı, Allah’a iman ve itaat eden kalptir. Akıl da onun veziridir. Vücuttaki azalar ve ruhun duyguları, latifeleri bu kalp dediğimiz hükümdarın milleti –askerleri, memurları, işçileri- durumundadır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: <strong>“Kalp hükümdardır ve onun askerleri vardır. Hükümdar iyi olursa askerleri de iyi olur, Hükümdar bozulursa askerleri de bozulur.”</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Bu âlemdeki nefis ise serkeş, zevkten başka bir düşüncesi olmayan, gelecekten ziyade ânı düşünen, iktidarı ele geçirerek her türlü lezzetleri tatmak isteyen bir asi durumundadır. Onun da emrinde hırs, haset, şehvet, öfke gibi askerler vardır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Hükümdar Kalp, veziri aklın da yardımıyla milletini yönetmek, idare etmek, onlar arasında adaleti sağlamak ve iktidarı ele geçirerek anarşi ve teröre sebep olan nefse karşı mücadele etmek mecburiyetindedir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Vücud memleketinde çoğu zaman, Kalbin askerleriyle Nefsin askerleri arasında büyük meydan muharebeleri vuku bulur. Savaşların sonunda memleketteki iktidarın değişmesine göre, bu memlekete verilen isim de değişir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Nefis, kalbi yener ve memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Emmare” memleketi denilir. Nefis, iktidarı ele geçirirse bu memlekette ulûhiyetini ilan eder, insanın iç âleminde denge bozulur ve fesat meydana gelir. Nefis her türlü gayr-i meşru fiilleri icra eder.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Eğer savaşlarda ikisi de yenişemez; kâh biri, kâh diğeri memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Levvame” memleketi denilir. Savaşlar memleketlerin harab olmasına sebeb olduğu gibi, insanın iç âlemindeki Kalp ile Nefis arasındaki savaşlar da insanın iç âlemini tahrib eder. Nefs-i levvame hali, insanın kararsız, çatışmalı, depresyonlu halini ortaya koyar.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Kalp nefsi mağlub eder ve meşru dairede kalmaya ikna eder ve memleketi Allah’ın emirleri doğrultusunda idare ederse bu memlekete “Nefs-i Mutmainne” memleketi denilir. Nefs-i mutmainne memleketi, insanın kendisiyle barışık olduğu, huzurun hâkim olduğu memlekettir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Hükümdar Kalbin kuvvetli veya zayıf oluşu, milleti arasındaki adalet ve disiplini, memlekete her yönden tesir eder. Kalbin zayıflaması veya kalbin milletinden bazı latifelerin disiplinsizliği nefsin iktidarı ele geçirmesine sebeb olabilir. Bu yüzden daima kalbin güçlenmesine ve milletini disiplin altında tutmasına çalışmak gerekir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Marifetullah (Allah’ı tanıma) ve ibâdetler, manevî feyizlerin gelmesine ve Kalbin güçlenmesine vesile olur. Bu güç sayesinde Kalp iktidarını muhafaza eder. Günahlar ise manevî feyizleri yok eder, kalbi zayıf düşürür, nefsi ise güçlendirir. Bu yüzden çokça ibâdetle meşgul olup günahlardan uzak durmak gerekir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Nefis elinden geldiğince askerleriyle, casuslarıyla Kalbin direncini kırmak, ahalinin ona olan itaatini sarsmak ister. Kalp dirayetli olur ve vezirinin yardımıyla askerlerini disiplinli bir şekilde idare ederse Nefse galip gelebilir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Kalbin, vezir aklın da yardımıyla nefse galip gelebilmesi için en mühim üç şart vardır: İlim, imanın güçlenmesi ve ibâdetler. İlim sayesinde kalp, kendini yaradan Allah’ı, kendini ve vazifelerini, yardımcılarını, nefsi ve nefsin hilelerini, yardımcılarını ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenir. Elde edeceği kuvvetli imanla nefse karşı en büyük manevî gücü elde etmiş olur. Namaz, oruç, Kur’ân okuma, tefekkür, zikir, dua, istiğfar ve benzeri ibâdetlerse kalbe manevî feyizlerin ve yardımların gelmesine vesiledirler.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Eğer bu üç alanda kalp olgunlaşırsa nefse kolaylıkla galip gelebilir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Kalbin nefse galip gelmesi için bazı şartlar üzerinde duralım:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>1. ÇEVRE</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Nefsimizi terbiye etmek istiyorsak, en başta çevremizi değiştirmeliyiz. Etrafımızdaki insanlar İslâm’ı yaşamayan insanlar ise hem onlarla beraber olup, hem de nefsimizi terbiye etmemiz zordur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Maddeler arası ısı alış verişi olduğu gibi insanlar arasında da manevi alış verişler vardır. İnsan bulunduğu ortamdan ister istemez etkilenir. Bu konuda Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden kimi arkadaş edindiğine dikkat etsin”. “İyi arkadaşın hali misk kokularını satan insanın haline benzer. Sen onun yanına gittiğin zaman sana kokularından ikram eder; ikram etmese bile, onun yanında dura dura o kokular senin üzerine siner. Kötü arkadaş da deri tabaklayan insanın haline benzer. Onun yanına gittiğin zaman körüğünden sıçrayan kıvılcımlar senin üzerini yakar; yakmasa bile onun yanında dura dura o pis kokular senin üzerine siner.”</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Peygamberimiz (asm) bu ifadeleriyle insanın, içinde bulunduğu çevreden mutlaka, isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek etkilendiğini ortaya koymaktadır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Duymadığımız ve görmediğimiz bir şey bizi etkilemez. Menfi ortamlardan uzak olan bir insan, elbette onların menfi tesirinden de uzak olacaktır. Müsbet bir ortam içerisinde, elbette gördüğümüz ve işittiğimiz şeyler bizi müsbet yönde etkileyecektir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İslâm’ı yaşayan insanlarla dostluk kurmamız bizim hayatımıza tesir edecek, biz de onlar gibi olacağız. Fakat İslâm’dan uzak olan insanlarla dost olduğumuz zaman, ister istemez biz de onlardan etkilenerek, çoğu İslâmî şeylerden uzak olacağız.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>2. TAHKİKÎ İMAN</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İmanın kuvvetlenmesi nefse galip gelmenin en mühim yoludur. Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme adeta görüyormuş gibi inanan birisi, kolaylıkla nefsanî arzulardan kendini çeker. Buna en büyük delil Asr-ı Saadettir. Kuvvetli iman, cahiliye döneminde her türlü zulüm ve ahlaksızlığı yapan insanları, karıncaya bile basamayacak hale getirmişti. İman bize de aynı tesiri yapacak özelliklere sahiptir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İmanın kuvvetlenmesinin, tahkikî hale gelmesinin iki yolu vardır: Biri tefekkür, diğeri de ibâdetlerdir. Bu zamanda imanı tahkikî hale getirmenin en kısa ve en kolay yolunu Risâle-i Nurlar ortaya koymuştur. Risâle-i Nurlar, tefekkür mesleğinde giderek, imanın bütün esaslarını kesin, kat’i delillerle isbat etmiştir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>3. İBÂDETLER</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İmanî hükümleri kuvvetlendirerek meleke haline getiren, ancak ibâdettir. Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibâdetle vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Ubudiyetin noksaniyetiyle insandaki enaniyet kuvvet bulur, nemrudcuklar çoğalır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İbadetler sayesinde kalbe ve ruha manevî feyizler gelir. Bu feyizler akıl ve kalbi manen güçlendirerek, nefse galib gelmeye vesile olurlar. Bu konuda bazı ayet ve hadisleri nakledelim.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>1. Namaz</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Bize manevî feyizlerin, Allah’ın yardımının gelmesinde en büyük vesile namaz ibâdetidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Muhakkak ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek (namaz kılmak) elbette en büyük ibâdettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 45)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Peygamberimiz de şöyle der: “Beş vakit namazın misali, sizden birinin, evinin önünden akan ve içinde her gün beş defa yıkandığı bir nehir gibidir. (Nasıl beş defa yıkanınca insan üzerinde kir kalmazsa, 5 vakit namaz kılan insanda da manevî kirler kalmaz.)”(Müslim )</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>2. Oruç</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Kul olduğunu bildirir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" Nefis demiş: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim." (Ramazan Risâlesi, Dokuzuncu Nükte)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>3. Kur’ân Okuma</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">“Muhakkak ki, demire su değdiğinde nasıl paslanıyorsa, şu kalpler de pas tutar.” “Yâ Resulallah! Onun cilası nedir?” diye sordular. Cevaben “Ölümü çok zikretmek, hatırlamak ve çokça Kur’ân okumaktır” dedi. (Beyhaki, Şuabu İman)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>4. Zikir</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “İ'lem eyyühe'l-aziz! Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede putlaştırdığı sevgililerden yüzünü çevirmek içindir. Bununla beraber, zikreden şahısta bulunan manevî duyguların ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da onlara münâsip putlarla olan alâkalarını kesmek içindir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İ'lem eyyühe'l-aziz! Tohum olacak bir çekirdeğin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sümbüllenip neşvünemâ bulamaz, ölür gider. Aynen öylede, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, "Allah Allah" zikrinin hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve semâvat ve arzı yaradana isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">İşte Nakşibendîler, zikir hususunda ittihaz ettikleri “gizli zikir” sayesinde kalbin fethiyle ene ve enâniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmârenin başını kırmaya muvaffak olmuşlardır. Kezâlik, Kâdirîler de, “açıktan zikir” sayesinde tabiat tâgutlarını tar ü mâr etmişlerdir.” (Mesnevî-i Nûriye, Hubab)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>5. İstiğfar</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">“Bakırın pası gibi kalplerin de pası vardır. Onun cilası ise istiğfardır.” (Beyhaki)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">“Kul, bir hata ettiği zaman kalbine (siyah) bir nokta konulur. Eğer o hatayı bırakır ve istiğfar ederse kalbi cilalanır (o siyah nokta silinir). Eğer günaha devam ederse noktalar artırılır. Hatta bu noktalar onun kalbini tamamen istila eder. Bu Allahü Teala’nın kitabında zikrettiği “Ran” (pas)dır. (Onların kazandığı günahlar, kalplerinin üzerine pas olmuştur. Mutaffifin, 14)” (Tirmizi, Nesei, İbn Mace, İbn Hibban, Hakim)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>4. RÂBITA-İ MEVT</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, râbıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yâni: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîm'in </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ اْلمَوْتِ - اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">gibi âyetlerinden aldığı dersle râbıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-i ebediyeti o râbıta ile izale etmişler.” (21. Lem’a)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Bu konuda bazı hadisler de şöyledir: “Lezzetleri kesip, tahrip edeni, (yani ölümü) çok zikrediniz.” (İbn Mace, Tirmizi)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Kişiye vaiz olarak ölüm yeter. (Taberani )Akıllı, zeki olan kişi nefsini hesaba çekip, ölümden sonrası için çalışan, amel eden kimsedir. Âciz ise, nefsinin hevasına tabi olup Allah’tan bir takım (boş) temennilerde bulunan kimsedir. (İbn Mace, Tirmizi)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>5. GÖZE HÂKİM OLMA</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Görmediğimiz işitmediğimiz bir şey bizi etkilemez. Kur’ân’da şöyle buyrulur:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">(Resulüm!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini haramdan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından haberdardır. (Nur, 30)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">“Bir kadının güzelliklerini görüp, sonra bakışlarını ondan çeviren hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah (bundan dolayı) onun için kalbinde tatlılığını hissedeceği bir ibâdet (sevabı) yaratmış olmasın.” (Ahmed, Taberani)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Kudsî bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “(Harama) bakma, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğundan dolayı onu terk ederse, o günahın yerini iman ile değiştiririm ki, onun tatlılığını kalbinde hisseder”. (Taberani, Hakim )</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “Suretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder. Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder.” (25. Söz)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>6. LEZZET VE ELEM</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Zehirli bal yenildiği takdirde, insana başlangıçta lezzet verir, fakat daha sonra balın lezzeti gider, zehirin elemi insanı kıvrandırır. Üstad Bedîüzzaman günahlardaki lezzeti, zehirli bala benzetir. Ve bu asırda günahlarda tiryakî olmuş insanları günahlardan kurtarmanın tek çaresinin küfürde, günahlarda elem; İslâmiyet’te ve salih amellerde cennet lezzetleri olduğunu göstermekle isbat etmekle mümkün olacağını söyler. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Risâlelerde çoklukla iman ve küfür arasında kıyaslamalar yapılır, imanın bu dünyada insana huzur vereceği, imanlı insanın âdeta manevî bir cennet içinde olacağı; küfürde ise bu dünyada elemler olduğu, kâfirin cehennem elemlerine benzer elemler içinde olacağı güçlü delillerle ortaya konulur. Ekseriyetle iman ve küfür arasında kıyaslamalar yapılırken; insanın musibetlere karşı âcizliği, ihtiyaç ve arzularına karşı fakir oluşu, dünyadaki zeval ve firaklar, ayrılıklar, insanın geçmiş ve gelecekle irtibatı, insanın yalnızlığı, ölüm ve ölüm korkusu gibi konular ele alınır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>7. ŞEFKAT TOKATLARI</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Lem’alar Mecmuasının 10. Lem’ası “şefkat tokatları”ndan bahseder. Yani Kur’ân’a hizmette hata eden talebelerin başına ceza olarak belalar gelmiştir. Bu konuyu teyid eden bir ayet şöyledir: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir; bununla beraber, O birçoğunu da affeder.” (Şûrâ, 30)</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Ne zaman günah işlesek, bu günahımıza bir ceza olarak başımıza bir bela gelir. Bu yüzden Peygamberimiz, “Mü’min erkek veya kadının cesedinde, malında veya çocuğunda –Allah’a günahsız olarak kavuşuncaya kadar- bela eksik olmaz.” buyurmuştur. Başımıza bela gelmesini istemiyorsak, günahtan uzak durmak en selametli yoldur.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>8. CEZA</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Bir veli zikir çekmeden önce odun toplar, sonra zikre başlarmış. Kendisine tembellik geldiğinde de o odunlarla kendini dövermiş.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Biz de nefsimizi ıslah için, günah işlediğimizde kendimize ceza verelim. Mesela “Eğer şöyle yaparsam 3 gün oruç tutacağım” diyelim. Yani hata ettiğimizde Allah bize ceza vermeden biz nefsimize ceza verelim.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred"><strong>9. İKNA ve KÖR, SAĞIR ŞAHIS</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Üstad Bedîüzzaman nefsin hakikî ve mecazî olduğunu, hakikî nefsin çalışmayla ıslah olabileceğini, fakat mecazî nefsin ömrün sonuna kadar devam edeceğini söyler. Bu nefis âdeta kör ve sağır bir insan gibidir. Kör ve sağır bir insana bir şey anlatmanız, ikna etmeniz mümkün olmadığı gibi, bu nevi nefsi de ikna etmek mümkün değildir. Bu nefse karşı insanın yapacağı tek şey, onun sözlerine kulak asmamaktır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Geçmiş zamanda tekkelerin yaptığı nefis terbiyesini, bu zamanda Risâle-i Nurlar deruhte etmişler ve insanların nefislerini terbiye etmişlerdir. Hatta hapishanelerdeki katiller bile ondan ders alınca tahtakurularını bile öldüremeyecek hale gelmişlerdir. Üstad Bedîüzzaman, “Risâle-i Nur ve bilhassa İhlâs Risâleleri, o iki nefsin bütün desâisini izale ve onların açtığı yaraları tedavi ettiğini” Allah’a şükrederek beyan eder.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: darkred">Nefsini gerçekten ıslah etmek isteyen için Risâleler, en büyük mürşid durumundadırlar. Allah bizi bu mürşidden azamî derecede istifade eden kullarından eylesin. Âmîn.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">İdris Ferid</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="topraktoprak, post: 196842, member: 11795"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=darkred]Bazı dostlarımız –bilhassa gençler- [B]“Nefsimizi nasıl terbiye edeceğiz?”[/B] sorusunu çoklukla soruyorlar. Burada hem kendi nefsimi terbiye etmek için, hem de soru soranlara faydalı olmak için bazı noktalar üzerinde duralım.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Peygamberimiz düşmanla yapılan cihadı “küçük cihad”, nefisle yapılan cihadı “büyük cihad” olarak tarif eder. İsmail Hakkı Bursevi, nefis için “7 başlı ejder” ifadesini kullanır. Elbette, bir ejderha ile savaşmak kolay değildir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Küçük cihadla büyük cihad, pek çok yönlerden birbirlerine benzerler. Konuyu bir teşbihle biraz açalım:[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İnsanın iç âlemi, kalabalık bir milletin yaşadığı büyük bir memlekete benzer. Bu memleketin hükümdarı, Allah’a iman ve itaat eden kalptir. Akıl da onun veziridir. Vücuttaki azalar ve ruhun duyguları, latifeleri bu kalp dediğimiz hükümdarın milleti –askerleri, memurları, işçileri- durumundadır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: [B]“Kalp hükümdardır ve onun askerleri vardır. Hükümdar iyi olursa askerleri de iyi olur, Hükümdar bozulursa askerleri de bozulur.”[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Bu âlemdeki nefis ise serkeş, zevkten başka bir düşüncesi olmayan, gelecekten ziyade ânı düşünen, iktidarı ele geçirerek her türlü lezzetleri tatmak isteyen bir asi durumundadır. Onun da emrinde hırs, haset, şehvet, öfke gibi askerler vardır.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Hükümdar Kalp, veziri aklın da yardımıyla milletini yönetmek, idare etmek, onlar arasında adaleti sağlamak ve iktidarı ele geçirerek anarşi ve teröre sebep olan nefse karşı mücadele etmek mecburiyetindedir. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Vücud memleketinde çoğu zaman, Kalbin askerleriyle Nefsin askerleri arasında büyük meydan muharebeleri vuku bulur. Savaşların sonunda memleketteki iktidarın değişmesine göre, bu memlekete verilen isim de değişir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Nefis, kalbi yener ve memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Emmare” memleketi denilir. Nefis, iktidarı ele geçirirse bu memlekette ulûhiyetini ilan eder, insanın iç âleminde denge bozulur ve fesat meydana gelir. Nefis her türlü gayr-i meşru fiilleri icra eder.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Eğer savaşlarda ikisi de yenişemez; kâh biri, kâh diğeri memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Levvame” memleketi denilir. Savaşlar memleketlerin harab olmasına sebeb olduğu gibi, insanın iç âlemindeki Kalp ile Nefis arasındaki savaşlar da insanın iç âlemini tahrib eder. Nefs-i levvame hali, insanın kararsız, çatışmalı, depresyonlu halini ortaya koyar.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Kalp nefsi mağlub eder ve meşru dairede kalmaya ikna eder ve memleketi Allah’ın emirleri doğrultusunda idare ederse bu memlekete “Nefs-i Mutmainne” memleketi denilir. Nefs-i mutmainne memleketi, insanın kendisiyle barışık olduğu, huzurun hâkim olduğu memlekettir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Hükümdar Kalbin kuvvetli veya zayıf oluşu, milleti arasındaki adalet ve disiplini, memlekete her yönden tesir eder. Kalbin zayıflaması veya kalbin milletinden bazı latifelerin disiplinsizliği nefsin iktidarı ele geçirmesine sebeb olabilir. Bu yüzden daima kalbin güçlenmesine ve milletini disiplin altında tutmasına çalışmak gerekir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Marifetullah (Allah’ı tanıma) ve ibâdetler, manevî feyizlerin gelmesine ve Kalbin güçlenmesine vesile olur. Bu güç sayesinde Kalp iktidarını muhafaza eder. Günahlar ise manevî feyizleri yok eder, kalbi zayıf düşürür, nefsi ise güçlendirir. Bu yüzden çokça ibâdetle meşgul olup günahlardan uzak durmak gerekir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Nefis elinden geldiğince askerleriyle, casuslarıyla Kalbin direncini kırmak, ahalinin ona olan itaatini sarsmak ister. Kalp dirayetli olur ve vezirinin yardımıyla askerlerini disiplinli bir şekilde idare ederse Nefse galip gelebilir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Kalbin, vezir aklın da yardımıyla nefse galip gelebilmesi için en mühim üç şart vardır: İlim, imanın güçlenmesi ve ibâdetler. İlim sayesinde kalp, kendini yaradan Allah’ı, kendini ve vazifelerini, yardımcılarını, nefsi ve nefsin hilelerini, yardımcılarını ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenir. Elde edeceği kuvvetli imanla nefse karşı en büyük manevî gücü elde etmiş olur. Namaz, oruç, Kur’ân okuma, tefekkür, zikir, dua, istiğfar ve benzeri ibâdetlerse kalbe manevî feyizlerin ve yardımların gelmesine vesiledirler.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Eğer bu üç alanda kalp olgunlaşırsa nefse kolaylıkla galip gelebilir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Kalbin nefse galip gelmesi için bazı şartlar üzerinde duralım:[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]1. ÇEVRE[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Nefsimizi terbiye etmek istiyorsak, en başta çevremizi değiştirmeliyiz. Etrafımızdaki insanlar İslâm’ı yaşamayan insanlar ise hem onlarla beraber olup, hem de nefsimizi terbiye etmemiz zordur.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Maddeler arası ısı alış verişi olduğu gibi insanlar arasında da manevi alış verişler vardır. İnsan bulunduğu ortamdan ister istemez etkilenir. Bu konuda Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden kimi arkadaş edindiğine dikkat etsin”. “İyi arkadaşın hali misk kokularını satan insanın haline benzer. Sen onun yanına gittiğin zaman sana kokularından ikram eder; ikram etmese bile, onun yanında dura dura o kokular senin üzerine siner. Kötü arkadaş da deri tabaklayan insanın haline benzer. Onun yanına gittiğin zaman körüğünden sıçrayan kıvılcımlar senin üzerini yakar; yakmasa bile onun yanında dura dura o pis kokular senin üzerine siner.”[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Peygamberimiz (asm) bu ifadeleriyle insanın, içinde bulunduğu çevreden mutlaka, isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek etkilendiğini ortaya koymaktadır.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Duymadığımız ve görmediğimiz bir şey bizi etkilemez. Menfi ortamlardan uzak olan bir insan, elbette onların menfi tesirinden de uzak olacaktır. Müsbet bir ortam içerisinde, elbette gördüğümüz ve işittiğimiz şeyler bizi müsbet yönde etkileyecektir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İslâm’ı yaşayan insanlarla dostluk kurmamız bizim hayatımıza tesir edecek, biz de onlar gibi olacağız. Fakat İslâm’dan uzak olan insanlarla dost olduğumuz zaman, ister istemez biz de onlardan etkilenerek, çoğu İslâmî şeylerden uzak olacağız.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]2. TAHKİKÎ İMAN[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İmanın kuvvetlenmesi nefse galip gelmenin en mühim yoludur. Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme adeta görüyormuş gibi inanan birisi, kolaylıkla nefsanî arzulardan kendini çeker. Buna en büyük delil Asr-ı Saadettir. Kuvvetli iman, cahiliye döneminde her türlü zulüm ve ahlaksızlığı yapan insanları, karıncaya bile basamayacak hale getirmişti. İman bize de aynı tesiri yapacak özelliklere sahiptir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İmanın kuvvetlenmesinin, tahkikî hale gelmesinin iki yolu vardır: Biri tefekkür, diğeri de ibâdetlerdir. Bu zamanda imanı tahkikî hale getirmenin en kısa ve en kolay yolunu Risâle-i Nurlar ortaya koymuştur. Risâle-i Nurlar, tefekkür mesleğinde giderek, imanın bütün esaslarını kesin, kat’i delillerle isbat etmiştir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]3. İBÂDETLER[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İmanî hükümleri kuvvetlendirerek meleke haline getiren, ancak ibâdettir. Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibâdetle vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Ubudiyetin noksaniyetiyle insandaki enaniyet kuvvet bulur, nemrudcuklar çoğalır.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İbadetler sayesinde kalbe ve ruha manevî feyizler gelir. Bu feyizler akıl ve kalbi manen güçlendirerek, nefse galib gelmeye vesile olurlar. Bu konuda bazı ayet ve hadisleri nakledelim.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]1. Namaz[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Bize manevî feyizlerin, Allah’ın yardımının gelmesinde en büyük vesile namaz ibâdetidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Muhakkak ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek (namaz kılmak) elbette en büyük ibâdettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 45)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Peygamberimiz de şöyle der: “Beş vakit namazın misali, sizden birinin, evinin önünden akan ve içinde her gün beş defa yıkandığı bir nehir gibidir. (Nasıl beş defa yıkanınca insan üzerinde kir kalmazsa, 5 vakit namaz kılan insanda da manevî kirler kalmaz.)”(Müslim )[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]2. Oruç[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Kul olduğunu bildirir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" Nefis demiş: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim." (Ramazan Risâlesi, Dokuzuncu Nükte)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]3. Kur’ân Okuma[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]“Muhakkak ki, demire su değdiğinde nasıl paslanıyorsa, şu kalpler de pas tutar.” “Yâ Resulallah! Onun cilası nedir?” diye sordular. Cevaben “Ölümü çok zikretmek, hatırlamak ve çokça Kur’ân okumaktır” dedi. (Beyhaki, Şuabu İman)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]4. Zikir[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “İ'lem eyyühe'l-aziz! Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede putlaştırdığı sevgililerden yüzünü çevirmek içindir. Bununla beraber, zikreden şahısta bulunan manevî duyguların ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da onlara münâsip putlarla olan alâkalarını kesmek içindir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İ'lem eyyühe'l-aziz! Tohum olacak bir çekirdeğin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sümbüllenip neşvünemâ bulamaz, ölür gider. Aynen öylede, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, "Allah Allah" zikrinin hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve semâvat ve arzı yaradana isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]İşte Nakşibendîler, zikir hususunda ittihaz ettikleri “gizli zikir” sayesinde kalbin fethiyle ene ve enâniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmârenin başını kırmaya muvaffak olmuşlardır. Kezâlik, Kâdirîler de, “açıktan zikir” sayesinde tabiat tâgutlarını tar ü mâr etmişlerdir.” (Mesnevî-i Nûriye, Hubab)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]5. İstiğfar[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]“Bakırın pası gibi kalplerin de pası vardır. Onun cilası ise istiğfardır.” (Beyhaki)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]“Kul, bir hata ettiği zaman kalbine (siyah) bir nokta konulur. Eğer o hatayı bırakır ve istiğfar ederse kalbi cilalanır (o siyah nokta silinir). Eğer günaha devam ederse noktalar artırılır. Hatta bu noktalar onun kalbini tamamen istila eder. Bu Allahü Teala’nın kitabında zikrettiği “Ran” (pas)dır. (Onların kazandığı günahlar, kalplerinin üzerine pas olmuştur. Mutaffifin, 14)” (Tirmizi, Nesei, İbn Mace, İbn Hibban, Hakim)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]4. RÂBITA-İ MEVT[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, râbıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yâni: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîm'in [/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=darkred]كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ اْلمَوْتِ - اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=darkred]gibi âyetlerinden aldığı dersle râbıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-i ebediyeti o râbıta ile izale etmişler.” (21. Lem’a)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Bu konuda bazı hadisler de şöyledir: “Lezzetleri kesip, tahrip edeni, (yani ölümü) çok zikrediniz.” (İbn Mace, Tirmizi)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Kişiye vaiz olarak ölüm yeter. (Taberani )Akıllı, zeki olan kişi nefsini hesaba çekip, ölümden sonrası için çalışan, amel eden kimsedir. Âciz ise, nefsinin hevasına tabi olup Allah’tan bir takım (boş) temennilerde bulunan kimsedir. (İbn Mace, Tirmizi)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]5. GÖZE HÂKİM OLMA[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Görmediğimiz işitmediğimiz bir şey bizi etkilemez. Kur’ân’da şöyle buyrulur:[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred](Resulüm!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini haramdan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından haberdardır. (Nur, 30)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]“Bir kadının güzelliklerini görüp, sonra bakışlarını ondan çeviren hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah (bundan dolayı) onun için kalbinde tatlılığını hissedeceği bir ibâdet (sevabı) yaratmış olmasın.” (Ahmed, Taberani)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Kudsî bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “(Harama) bakma, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğundan dolayı onu terk ederse, o günahın yerini iman ile değiştiririm ki, onun tatlılığını kalbinde hisseder”. (Taberani, Hakim )[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Üstad Bedîüzzaman şöyle der: “Suretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder. Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder.” (25. Söz)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]6. LEZZET VE ELEM[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Zehirli bal yenildiği takdirde, insana başlangıçta lezzet verir, fakat daha sonra balın lezzeti gider, zehirin elemi insanı kıvrandırır. Üstad Bedîüzzaman günahlardaki lezzeti, zehirli bala benzetir. Ve bu asırda günahlarda tiryakî olmuş insanları günahlardan kurtarmanın tek çaresinin küfürde, günahlarda elem; İslâmiyet’te ve salih amellerde cennet lezzetleri olduğunu göstermekle isbat etmekle mümkün olacağını söyler. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Risâlelerde çoklukla iman ve küfür arasında kıyaslamalar yapılır, imanın bu dünyada insana huzur vereceği, imanlı insanın âdeta manevî bir cennet içinde olacağı; küfürde ise bu dünyada elemler olduğu, kâfirin cehennem elemlerine benzer elemler içinde olacağı güçlü delillerle ortaya konulur. Ekseriyetle iman ve küfür arasında kıyaslamalar yapılırken; insanın musibetlere karşı âcizliği, ihtiyaç ve arzularına karşı fakir oluşu, dünyadaki zeval ve firaklar, ayrılıklar, insanın geçmiş ve gelecekle irtibatı, insanın yalnızlığı, ölüm ve ölüm korkusu gibi konular ele alınır.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]7. ŞEFKAT TOKATLARI[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Lem’alar Mecmuasının 10. Lem’ası “şefkat tokatları”ndan bahseder. Yani Kur’ân’a hizmette hata eden talebelerin başına ceza olarak belalar gelmiştir. Bu konuyu teyid eden bir ayet şöyledir: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir; bununla beraber, O birçoğunu da affeder.” (Şûrâ, 30)[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Ne zaman günah işlesek, bu günahımıza bir ceza olarak başımıza bir bela gelir. Bu yüzden Peygamberimiz, “Mü’min erkek veya kadının cesedinde, malında veya çocuğunda –Allah’a günahsız olarak kavuşuncaya kadar- bela eksik olmaz.” buyurmuştur. Başımıza bela gelmesini istemiyorsak, günahtan uzak durmak en selametli yoldur.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]8. CEZA[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Bir veli zikir çekmeden önce odun toplar, sonra zikre başlarmış. Kendisine tembellik geldiğinde de o odunlarla kendini dövermiş.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Biz de nefsimizi ıslah için, günah işlediğimizde kendimize ceza verelim. Mesela “Eğer şöyle yaparsam 3 gün oruç tutacağım” diyelim. Yani hata ettiğimizde Allah bize ceza vermeden biz nefsimize ceza verelim.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred][B]9. İKNA ve KÖR, SAĞIR ŞAHIS[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Üstad Bedîüzzaman nefsin hakikî ve mecazî olduğunu, hakikî nefsin çalışmayla ıslah olabileceğini, fakat mecazî nefsin ömrün sonuna kadar devam edeceğini söyler. Bu nefis âdeta kör ve sağır bir insan gibidir. Kör ve sağır bir insana bir şey anlatmanız, ikna etmeniz mümkün olmadığı gibi, bu nevi nefsi de ikna etmek mümkün değildir. Bu nefse karşı insanın yapacağı tek şey, onun sözlerine kulak asmamaktır.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Geçmiş zamanda tekkelerin yaptığı nefis terbiyesini, bu zamanda Risâle-i Nurlar deruhte etmişler ve insanların nefislerini terbiye etmişlerdir. Hatta hapishanelerdeki katiller bile ondan ders alınca tahtakurularını bile öldüremeyecek hale gelmişlerdir. Üstad Bedîüzzaman, “Risâle-i Nur ve bilhassa İhlâs Risâleleri, o iki nefsin bütün desâisini izale ve onların açtığı yaraları tedavi ettiğini” Allah’a şükrederek beyan eder.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Comic Sans MS][COLOR=darkred]Nefsini gerçekten ıslah etmek isteyen için Risâleler, en büyük mürşid durumundadırlar. Allah bizi bu mürşidden azamî derecede istifade eden kullarından eylesin. Âmîn.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=darkred]İdris Ferid[/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Nefsimizi nasıl terbiye edeceğiz?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst