Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nefsin elinden kaçarken yırtılmaktır aşk...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Kýrýk Testi" data-source="post: 136238" data-attributes="member: 358"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Nefsin Elinden Kaçarken Yırtılmaktır Aşk... </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Kötü bir kokusu ve üzerinde lekeleri vardı. Kullanılıp bir köşede unutulmuş, uzun zamandır el değmemiş gibiydi. Kendini çok yorgun ve mutsuz hissetti. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">(Öyle dururken hiç yorulunur mu? Tabiî… Eğer, yaratılış amacına uygun bir işte çalıştırılmazsa, yorulur yaratılmış olan... Bir kumaş, bir sebze, bir koyun, bir insan… Hepsi için aynı durum söz konusudur. Varlık, aslına dönmek ister. Aslına dönmek, ne için yaratıldığını hissetmekle başlar, ölümle kemâl bulur.)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Keyifsizce dururken, yanındakine gözü ilişti. O da farklı bir durumda değildi. Etrafa yaydığı nâhoş kokusu, kiri-pisi ve nicedir beklemekte olmasıyla, kendisine ne kadar da benziyordu. “Laf atsam” diye düşündü, vazgeçti. “Canı sıkkındır mutlaka, belki de konuşmak bile istemez.” diye geçirdi içinden... Bu sırada, hiç beklemediği bir şekilde, onun kendisiyle konuşmaya başladığını görüp şaşırdı. Aralarında şöyle bir konuşma başladı: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–İki söz etsen, diline mi yapışır? Sohbetine de doyum olmuyor yani. Tamam, pek çekici değilim, ama ne yapalım, arada böyle oluyor işte... Eğer selâm vermeyişin bundansa, bil ki, sen de benden daha iyi görünmüyorsun.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–İyi ki de söyledin!..” dedi bizimki... “Sanki ben bilmiyorum, ne hâlde olduğumu! Yüzüme vurmasan, karnın mı ağrıyacaktı?!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Yâhu yok, ondan değil, hani, rahat ol, «ha sen, ha ben» demeye getirdim kendimce… Hani, «Çekinme, konuş işte, şurada yok ki birbirimizden farkımız!..» demek istedim.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–O kadar canım sıkkın ki, iltifat da etsen, küfür sanırım!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Ben de bir arkadaşa o kadar muhtacım ki, sövsen, selâm verdin sayarım…”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Kafam bozuk! Sana bakışım sû-i zanladır! Benden arkadaş olmaz!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Benimse gönlüm sana meyyâl... Sana bakışım, hüsn-i zanladır. Sensiz olmaz…”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Berbat kokuyorum! Pisim! Çirkinim! Yüzüm gözüm pasak içinde!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Ee, «Körler sağırlar, birbirini ağırlar.» demişler. Sen gibi zaten, benim hâlim ve biçimim de…”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Doğrusu, herhangi biri bu konuşulanları duyacak olsa, hayretler içinde kalıp, “Aklımı yitirdiimm!” diye feryada başlardı. Zira konuşanlar, kirli çamaşır sepetindeki gömleklerdi. Fakat evin hanımı, bu sohbetleri dinlemeye alışkın, garip biriydi. Üstelik az önce kapıda görünmüştü. Sakin adımlarla sepete yaklaştı ve içindeki gömlekleri aldı. Genellikle bu aşamada, kirlilerin makinede ya da elde, bir şekilde hemen yıkanması gerekir. Ama öyle olmadı. Zaten, bu evde hiçbir şey, genellikle olması beklenene benzemezdi. Neyse… Şimdi hikâyenin devamında, evin hanımını “Garip” adıyla anacağımızı hatırlatıp, yazmayı sürdürelim. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Gömlekler, kendilerini tutan elleri tanıdılar. Ne zaman böyle kötü hissetseler, Hızır gibi yetişip ferahlatırdı. Bu arada, aralarında şöyle bir konuşma daha oldu:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Hislerimizi anlamış gibi bir hâli var. Nasıl da yetişti yine bak!..”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Evet öyle, ama şimdi yine o tuhaf yöntemleriyle, ferahlatacağım derken, canımıza okuyacak!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Ama ne yapıyorsa, bizim iyiliğimiz için yapıyor, hatırlasana…”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Çok isterdim senin gibi düşünmeyi, fakat elimde değil; aklıma hemen, bizi içine atacağı köpüklü kaynar sular geliyor. Düşününce bile irkiliyorum!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Haksız da değilsin gerçi… Ama ne yapsın işte, bizim kirimiz başka türlü temizlenecek gibi değil ki…”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bu sırada, Garip’in kendilerini seyre daldığını fark edip sustular. Pek mahzun ve kederli bir hâlde, gömlekleri seyrediyordu… Bizimkiler önce “Hayırdır…” der gibi birbirlerine baktılar, sonra, dinlemeye koyuldular. Zira Garip, onlarla konuşmaya başladı:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Nasıl da size benziyorum. İliklerime işlemiş lekelerim var. Üstelik bir yenisi eklendi dün gece… Âh, o dün gece… Âah ah… Şimdi sizin gibiyim. Bu hâlimle ne bakılacak, ne faydalanılacak bir durumum var. Nâhoş râyihalar yaydığımı hissediyorum. Her günâh, “burna zulüm bir koku” gibi dağılıyor etrafa… Gerçi ümitliyim. Gözlerim, ellerim, dilim elbet kurtulacak bu kirlerden… Bir gün, sahibim de beni temizleyecek. İnsanlar arasında dolanıp dururken, bazen bile bile, bazen farkında bile olmadan işlediğim günahlar, yaptığım hatalar, elbet bir gün paklanacak. Bu hâlimle ben bile sizi temizliyorum da, sahibim mi beni aklamayacak. Sıkılmışsınız belli... Zaten, ben de sizin gibiyim bugün… </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Aman canım, seninki de dert mi?! Sana göre hava hoş!..” dedi, gömleklerden biri… “Sen bizim gibi yana yana, döne döne yıkanmayacaksın.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Garip, dönmekten ve yanmaktan bahis açılınca coşuverdi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Kendinizi pek çilekeş sanırsınız ya, bilin ki ötesi var. İnsanoğlunun kirlenmesi de, temizlenmesi de sizinkine benzemez. «Paklanmamız nasıldır?» anlayacağınız dilden anlatayım da, bir daha dertli birine «Senin için hava hoş!..» deyip, edepsiz olmayın!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bu çıkış üzerine gömlekler hemen susup, dinlemeye koyuldular. Garip de başladı anlatmaya:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–İnsanı, nefsinin arzularına esir olmak kirletir. Böyle bir kirden korunabilmekse, ciddî bir savaş gerektirir. Hani, bezm-i ezelde «elestü bi Rabbiküm» suâline verilen «evet» cevabı olmasa, kafamıza göre takılıp, geldiği gibi yaşar, her istediğimizi de yaparız. Ama verilmiş bir sözü olan her insan, o sözü yerine getirememe endişesiyle doludur. Kâh şaşırırız; kâh silkinip «Eyvah!» deriz. Kendine gelmek, yaratılış gâyesine uygun yaşamaya başlamakla olur. Bu da ancak, Allâh’ın emirlerine tam teslimiyet gösterilebildiği, yasaklarından da güzelce kaçılabildiği gün mümkün olur. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Günâh kirine bulanmış kişiyi, sizin gibi suya atarlar. Ama bizim suya atılmamız, sizinkine benzemez. Sizde bir leğen suyla mümkün olan şey, bizde sadece onunla değil, yanı sıra vicdan sızısından doğan ter suyunu ve pişmanlıkla akan gözyaşını da gerektirir. Leke ne kadar ağırsa, bu yıkanma da o kadar uzun sürer. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Günahtan kaçan, nefsinin «haddini aşan istekleri»nden kurtulmaya çalışan kişi, dedenizin çektiği acının bir benzerini yaşar. Dedeniz ki, Yûsuf -aleyhisselâm-’ın mübârek sırtındaydı ve Züleyhâ’nın elinden kaçarken, arkasından yırtılmıştı. Şimdi siz, âhir zaman gömleklerisiniz. Üzerinizde birkaç sıradan lekeyle çamaşır sepetinin içinde oturmayı «çile» sanıyor, sızlanıp duruyorsunuz. Söyleyin hele, dedenizin canı yok muydu, kardeşleri tarafından kuyuya atıldığı vakit, Yusuf’un ayrılığından canı gider gibi oldu da, edebinden sesini bile çıkarmadı!..</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Şimdi siz, içine dalacağınız kaynar suda başınıza geleceklerden korkup, elinizde olsa kaçacaksınız. Dedeniz kirlenmekten kaçmıştı, oysa siz, temizlenmekten kaçıyorsunuz. Bilin ki, kaçtıkça yakalar, yine de temizlerim sizi... Çünkü buna katlanmanız gerektiğini iyi bilirim. Üstelik bizim kaynar suyumuz, sizinkine benzemez. İç yakar, adı aşktır… Utanın, aşktan kaçılmaz, nefsten kaçılır! Yusuf, kendi gibi Yusuf tıynetli olaydı, Züleyha’dan kaçmazdı. Zaten, Züleyha da Yusuf gibi olsa, kovalamaz ve gömleğe el uzatmazdı… O hâlde iyice anlayın da, kaçmanız gerekenden sakının. Hem belki böylece, sıradan gömlekler olmaktan kurtulup, dedenizin nasibiyle ikramlanırsınız… </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Kiriniz yıkanmakla temizlenir belki, ama çileniz bitmez. Her seferinde üşenmez, ütülerim sizi... Sanmayın ki, garezim var da zulmederim. Ütü altına yatıp, canınızı delice bir ateşle dağlanırken bulmanız da ancak aşktır… Siz, elinizde olsa bundan da kaçardınız… Halbuki, son şeklinizi verecek olan, sizi esas güzelliğinize kavuşturacak olan, ütünün yakıcı sıcağıdır. İşte sizin böylece daha da güzelleşip göz doldurmanıza benzer, bizim de yanmamız… Nasıl ki, ütüsüzken alıp giymezler sizi, onun gibi, ateşlerde dağlanmadıkça, bizim de kıymetimiz bilinmez. Kim ki, sıkıntılara, acılara sabreder; işte o kişi güzelleşir, göze gelir… Sizin ütüden sonra kullanılmaya başlamanız gibi, biz de, nice yangının ardından hizmet edecek kıvama geliriz. Ütü, aşk gibidir. Ateşiyle yaka yaka şekle sokar sizi… </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Ütüyü tutan el, ne kadar ehilse, şekil almanız o kadar kolay ve hızlı olur. Bizi de elinde tutan bir ehil el vardır. O el, bizi aşkla yanmaktan ve aşksız kalmaktan korur. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Nasıl ki, size cefa gibi gelen işlemler, hakkınızda şifadır, bizim için de böyle… Zaten, Rabbimin Sevgilisi haber vermiş: “Mü’minin çektiği en küçük bir sıkıntı dahî, ya günahlarına kefârettir, ya da Allâh’a yaklaştırır.” Mademki böyledir, hakkında sızlandığınız işler, sizin için birer nimettir. Sizin ütü altında her şeye rağmen kalışınıza benzer; bizim, çırpınsak bile, bazı kederlerden kaçamayışımız. Mademki, siz ne etseniz olacak olur, o hâlde, memnun kalmaya bakın… Zira nefs, «Mecbûriyetten haz etmez.», ama «Memnuniyetle ferahlar, güzelleşir.» </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Âhh gömlekler âh… İşte şimdi, sizin deyişinizle, «Canınıza okuyacağım!» Şimdi, yine itiraz edecek misiniz, işte, önce yıkayacak, iplere gerip asacak, sonra da sizi yaka yaka şekle sokacağım!..”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Hayır!..” dedi gömlekler. “Biliyoruz ki sen, bizim için en iyisini istersin. Ve bize çektirdiğin tüm sıkıntılar, aslında birer rahmettir. Ve anladık ki, temizlenebilmek için yanmak; temiz kalabilmek için bazen acılara katlanmak, kopmak, kanamak gerekir…”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“–Öyledir ya!..” dedi Garip… “Nefsin elinden kaçarken yırtılmaktır aşk... Ve tadını en iyi Yusuf’un gömleği bilir.” </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">NESLİHAN NUR TÜRK</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Kýrýk Testi, post: 136238, member: 358"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Nefsin Elinden Kaçarken Yırtılmaktır Aşk... [/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Kötü bir kokusu ve üzerinde lekeleri vardı. Kullanılıp bir köşede unutulmuş, uzun zamandır el değmemiş gibiydi. Kendini çok yorgun ve mutsuz hissetti. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS](Öyle dururken hiç yorulunur mu? Tabiî… Eğer, yaratılış amacına uygun bir işte çalıştırılmazsa, yorulur yaratılmış olan... Bir kumaş, bir sebze, bir koyun, bir insan… Hepsi için aynı durum söz konusudur. Varlık, aslına dönmek ister. Aslına dönmek, ne için yaratıldığını hissetmekle başlar, ölümle kemâl bulur.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Keyifsizce dururken, yanındakine gözü ilişti. O da farklı bir durumda değildi. Etrafa yaydığı nâhoş kokusu, kiri-pisi ve nicedir beklemekte olmasıyla, kendisine ne kadar da benziyordu. “Laf atsam” diye düşündü, vazgeçti. “Canı sıkkındır mutlaka, belki de konuşmak bile istemez.” diye geçirdi içinden... Bu sırada, hiç beklemediği bir şekilde, onun kendisiyle konuşmaya başladığını görüp şaşırdı. Aralarında şöyle bir konuşma başladı: [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–İki söz etsen, diline mi yapışır? Sohbetine de doyum olmuyor yani. Tamam, pek çekici değilim, ama ne yapalım, arada böyle oluyor işte... Eğer selâm vermeyişin bundansa, bil ki, sen de benden daha iyi görünmüyorsun.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–İyi ki de söyledin!..” dedi bizimki... “Sanki ben bilmiyorum, ne hâlde olduğumu! Yüzüme vurmasan, karnın mı ağrıyacaktı?!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Yâhu yok, ondan değil, hani, rahat ol, «ha sen, ha ben» demeye getirdim kendimce… Hani, «Çekinme, konuş işte, şurada yok ki birbirimizden farkımız!..» demek istedim.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–O kadar canım sıkkın ki, iltifat da etsen, küfür sanırım!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Ben de bir arkadaşa o kadar muhtacım ki, sövsen, selâm verdin sayarım…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Kafam bozuk! Sana bakışım sû-i zanladır! Benden arkadaş olmaz!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Benimse gönlüm sana meyyâl... Sana bakışım, hüsn-i zanladır. Sensiz olmaz…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Berbat kokuyorum! Pisim! Çirkinim! Yüzüm gözüm pasak içinde!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Ee, «Körler sağırlar, birbirini ağırlar.» demişler. Sen gibi zaten, benim hâlim ve biçimim de…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Doğrusu, herhangi biri bu konuşulanları duyacak olsa, hayretler içinde kalıp, “Aklımı yitirdiimm!” diye feryada başlardı. Zira konuşanlar, kirli çamaşır sepetindeki gömleklerdi. Fakat evin hanımı, bu sohbetleri dinlemeye alışkın, garip biriydi. Üstelik az önce kapıda görünmüştü. Sakin adımlarla sepete yaklaştı ve içindeki gömlekleri aldı. Genellikle bu aşamada, kirlilerin makinede ya da elde, bir şekilde hemen yıkanması gerekir. Ama öyle olmadı. Zaten, bu evde hiçbir şey, genellikle olması beklenene benzemezdi. Neyse… Şimdi hikâyenin devamında, evin hanımını “Garip” adıyla anacağımızı hatırlatıp, yazmayı sürdürelim. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Gömlekler, kendilerini tutan elleri tanıdılar. Ne zaman böyle kötü hissetseler, Hızır gibi yetişip ferahlatırdı. Bu arada, aralarında şöyle bir konuşma daha oldu:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Hislerimizi anlamış gibi bir hâli var. Nasıl da yetişti yine bak!..”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Evet öyle, ama şimdi yine o tuhaf yöntemleriyle, ferahlatacağım derken, canımıza okuyacak!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Ama ne yapıyorsa, bizim iyiliğimiz için yapıyor, hatırlasana…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Çok isterdim senin gibi düşünmeyi, fakat elimde değil; aklıma hemen, bizi içine atacağı köpüklü kaynar sular geliyor. Düşününce bile irkiliyorum!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Haksız da değilsin gerçi… Ama ne yapsın işte, bizim kirimiz başka türlü temizlenecek gibi değil ki…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Bu sırada, Garip’in kendilerini seyre daldığını fark edip sustular. Pek mahzun ve kederli bir hâlde, gömlekleri seyrediyordu… Bizimkiler önce “Hayırdır…” der gibi birbirlerine baktılar, sonra, dinlemeye koyuldular. Zira Garip, onlarla konuşmaya başladı:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Nasıl da size benziyorum. İliklerime işlemiş lekelerim var. Üstelik bir yenisi eklendi dün gece… Âh, o dün gece… Âah ah… Şimdi sizin gibiyim. Bu hâlimle ne bakılacak, ne faydalanılacak bir durumum var. Nâhoş râyihalar yaydığımı hissediyorum. Her günâh, “burna zulüm bir koku” gibi dağılıyor etrafa… Gerçi ümitliyim. Gözlerim, ellerim, dilim elbet kurtulacak bu kirlerden… Bir gün, sahibim de beni temizleyecek. İnsanlar arasında dolanıp dururken, bazen bile bile, bazen farkında bile olmadan işlediğim günahlar, yaptığım hatalar, elbet bir gün paklanacak. Bu hâlimle ben bile sizi temizliyorum da, sahibim mi beni aklamayacak. Sıkılmışsınız belli... Zaten, ben de sizin gibiyim bugün… [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Aman canım, seninki de dert mi?! Sana göre hava hoş!..” dedi, gömleklerden biri… “Sen bizim gibi yana yana, döne döne yıkanmayacaksın.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Garip, dönmekten ve yanmaktan bahis açılınca coşuverdi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Kendinizi pek çilekeş sanırsınız ya, bilin ki ötesi var. İnsanoğlunun kirlenmesi de, temizlenmesi de sizinkine benzemez. «Paklanmamız nasıldır?» anlayacağınız dilden anlatayım da, bir daha dertli birine «Senin için hava hoş!..» deyip, edepsiz olmayın!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Bu çıkış üzerine gömlekler hemen susup, dinlemeye koyuldular. Garip de başladı anlatmaya:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–İnsanı, nefsinin arzularına esir olmak kirletir. Böyle bir kirden korunabilmekse, ciddî bir savaş gerektirir. Hani, bezm-i ezelde «elestü bi Rabbiküm» suâline verilen «evet» cevabı olmasa, kafamıza göre takılıp, geldiği gibi yaşar, her istediğimizi de yaparız. Ama verilmiş bir sözü olan her insan, o sözü yerine getirememe endişesiyle doludur. Kâh şaşırırız; kâh silkinip «Eyvah!» deriz. Kendine gelmek, yaratılış gâyesine uygun yaşamaya başlamakla olur. Bu da ancak, Allâh’ın emirlerine tam teslimiyet gösterilebildiği, yasaklarından da güzelce kaçılabildiği gün mümkün olur. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Günâh kirine bulanmış kişiyi, sizin gibi suya atarlar. Ama bizim suya atılmamız, sizinkine benzemez. Sizde bir leğen suyla mümkün olan şey, bizde sadece onunla değil, yanı sıra vicdan sızısından doğan ter suyunu ve pişmanlıkla akan gözyaşını da gerektirir. Leke ne kadar ağırsa, bu yıkanma da o kadar uzun sürer. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Günahtan kaçan, nefsinin «haddini aşan istekleri»nden kurtulmaya çalışan kişi, dedenizin çektiği acının bir benzerini yaşar. Dedeniz ki, Yûsuf -aleyhisselâm-’ın mübârek sırtındaydı ve Züleyhâ’nın elinden kaçarken, arkasından yırtılmıştı. Şimdi siz, âhir zaman gömleklerisiniz. Üzerinizde birkaç sıradan lekeyle çamaşır sepetinin içinde oturmayı «çile» sanıyor, sızlanıp duruyorsunuz. Söyleyin hele, dedenizin canı yok muydu, kardeşleri tarafından kuyuya atıldığı vakit, Yusuf’un ayrılığından canı gider gibi oldu da, edebinden sesini bile çıkarmadı!..[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Şimdi siz, içine dalacağınız kaynar suda başınıza geleceklerden korkup, elinizde olsa kaçacaksınız. Dedeniz kirlenmekten kaçmıştı, oysa siz, temizlenmekten kaçıyorsunuz. Bilin ki, kaçtıkça yakalar, yine de temizlerim sizi... Çünkü buna katlanmanız gerektiğini iyi bilirim. Üstelik bizim kaynar suyumuz, sizinkine benzemez. İç yakar, adı aşktır… Utanın, aşktan kaçılmaz, nefsten kaçılır! Yusuf, kendi gibi Yusuf tıynetli olaydı, Züleyha’dan kaçmazdı. Zaten, Züleyha da Yusuf gibi olsa, kovalamaz ve gömleğe el uzatmazdı… O hâlde iyice anlayın da, kaçmanız gerekenden sakının. Hem belki böylece, sıradan gömlekler olmaktan kurtulup, dedenizin nasibiyle ikramlanırsınız… [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Kiriniz yıkanmakla temizlenir belki, ama çileniz bitmez. Her seferinde üşenmez, ütülerim sizi... Sanmayın ki, garezim var da zulmederim. Ütü altına yatıp, canınızı delice bir ateşle dağlanırken bulmanız da ancak aşktır… Siz, elinizde olsa bundan da kaçardınız… Halbuki, son şeklinizi verecek olan, sizi esas güzelliğinize kavuşturacak olan, ütünün yakıcı sıcağıdır. İşte sizin böylece daha da güzelleşip göz doldurmanıza benzer, bizim de yanmamız… Nasıl ki, ütüsüzken alıp giymezler sizi, onun gibi, ateşlerde dağlanmadıkça, bizim de kıymetimiz bilinmez. Kim ki, sıkıntılara, acılara sabreder; işte o kişi güzelleşir, göze gelir… Sizin ütüden sonra kullanılmaya başlamanız gibi, biz de, nice yangının ardından hizmet edecek kıvama geliriz. Ütü, aşk gibidir. Ateşiyle yaka yaka şekle sokar sizi… [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Ütüyü tutan el, ne kadar ehilse, şekil almanız o kadar kolay ve hızlı olur. Bizi de elinde tutan bir ehil el vardır. O el, bizi aşkla yanmaktan ve aşksız kalmaktan korur. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Nasıl ki, size cefa gibi gelen işlemler, hakkınızda şifadır, bizim için de böyle… Zaten, Rabbimin Sevgilisi haber vermiş: “Mü’minin çektiği en küçük bir sıkıntı dahî, ya günahlarına kefârettir, ya da Allâh’a yaklaştırır.” Mademki böyledir, hakkında sızlandığınız işler, sizin için birer nimettir. Sizin ütü altında her şeye rağmen kalışınıza benzer; bizim, çırpınsak bile, bazı kederlerden kaçamayışımız. Mademki, siz ne etseniz olacak olur, o hâlde, memnun kalmaya bakın… Zira nefs, «Mecbûriyetten haz etmez.», ama «Memnuniyetle ferahlar, güzelleşir.» [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]Âhh gömlekler âh… İşte şimdi, sizin deyişinizle, «Canınıza okuyacağım!» Şimdi, yine itiraz edecek misiniz, işte, önce yıkayacak, iplere gerip asacak, sonra da sizi yaka yaka şekle sokacağım!..”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Hayır!..” dedi gömlekler. “Biliyoruz ki sen, bizim için en iyisini istersin. Ve bize çektirdiğin tüm sıkıntılar, aslında birer rahmettir. Ve anladık ki, temizlenebilmek için yanmak; temiz kalabilmek için bazen acılara katlanmak, kopmak, kanamak gerekir…”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]“–Öyledir ya!..” dedi Garip… “Nefsin elinden kaçarken yırtılmaktır aşk... Ve tadını en iyi Yusuf’un gömleği bilir.” [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Comic Sans MS]NESLİHAN NUR TÜRK[/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nefsin elinden kaçarken yırtılmaktır aşk...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst