Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nefsin mahiyeti ve nefsin halleri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 169019" data-attributes="member: 12884"><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>Nefsin mahiyeti ile ilgili değişik görüşler ileri sürüldüğü görülmektedir.Ancak nefis soyut bir duygu olduğu için net bir tarifte birleşme olmadığı görülmektedir.Ancak Bediüzzaman Said Nursi " حَسْبُنَا (Bize yeter.) ."daki نَا(Biz)."da bulunan ene'ye, yani nefsime baktım” (4.Şua) ve “Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.”(21.Lem’a) diyerek “ene” ile “nefsi” çok yakın alamlarda kullandığı görülmektedir.Ayrıca “ene” bahsindeki izahatlarda “Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır.(30.söz)” diyerek nefsin elinde ene gibi bir muğlak ölçek olduğu anlaşılmaktadır.Eğer nefsi azgın bir ata benzetirsek terbiye edildiğinde bize hizmet eden bir binek olabileceği gibi, terbiye edilmediğinde bizi felakete taşıyan bir binek olur.Nefse takılan ene anahtarı ile ilahi hazineleri açabilir ve Allah’ı bulabiliriz.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>Otuzuncu Söz’den devam edelim.” Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana "ene" namında öyle bir miftah vermiş ki; âlemin bütün kapılarını açar ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki; Hallak-ı Kâinat'ın künuz-u mahfiyesini onun ile keşfeder. Fakat ene, kendisi de gayet muğlak bir muamma ve açılması müşkil bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse; kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır. Şöyle ki:</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>Sani-i Hakîm, insanın eline emanet olarak, rububiyetinin sıfât ve şuunatının hakikatlarını gösterecek, tanıttıracak, işarat ve nümuneleri câmi' bir ene vermiştir. Tâ ki o ene, bir vâhid-i kıyasî olup, evsaf-ı rububiyet ve şuunat-ı uluhiyet bilinsin .(30.söz)”İşte bütün sır buradadır.Nefse takılan bu anahtarı doğru kullanabilmek.Nefsin mahiyetinde ise devamlı kötülükleri isteme arzusu vardır.Bizde böylece imtihan edilmekteyiz.Öyleyse nefsin mahiyetine ve hallerine bakmamız gerekmektedir.Yoksa ya nefis bize biner bizi istediği yere götürür;veya biz nefse biner nefsi Allah’ın marziyatı yolunda kullanabiliriz.Elimizde ise cüz-i ihtiyariden başka bir şey yoktur.Bu iradeyi emir ve nehiy noktasında kullanmak durumundayız.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>Risale-i Nur Külliyatı’ndan tespit edebildiğim nefsin hallerini istifade ve istifazaya medar olması dileğiyle nefsimle birlikte sizlerle paylaşmak istedim. Rabbim nefsin mahiyetini, istek ve arzularını hakkıyla tanımayı nasip buyursun. Nefsin arzu ve isteklerine karşı vereceğimiz mücahedede bizlere yardım etsin.(Amin)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>İşte nefsin halleri!</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, zıtları birbirinden tevlid eder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, aleyhte olan herbirşeyi lehte zanneder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, mükâfatı gördüğü zaman "Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım" der. Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkârla kendisini tesellî eder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder. Sonra mülâhaza eder. Sonra tasavvur eder. Nihayet, ademini, yok olduğunu itikad etmekle dinden çıkar. Mesnevî-i Nuriye-s:70</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur.(M.N.Katre:s:71)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlâhiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.(M.N.s:154)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefs-i emmâre, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestâî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Teâruzan, tesâkutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünyayla bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silâh vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için âhireti düşünmekle ümitvar olur. Âhiret için lâzım olan a'mâl külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile ondan da kendisini kurtarır. (M.Nuriye-s:154-55)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devamla kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. (M.Nuriye-s:115)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor.(Mektubat-s:393)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler.(23.Söz)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir-tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.(On Üçüncü Lem'a)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan, bir nevi rububiyet dâvâ eder; mâbuduna karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır.(29.Mektup-s:443)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, Vâcibü'l-Vücudun ef'âlini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl m ütehayyir kalıyor. Fiili fâilsiz zannediyor.(Mesnevî-i Nuriye – Zerre-s:156-57)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, kendisini, yaptığı fiillerinde fiil içinde müstetir Hû gibi görüyor. Tecelliyâtın genişliğini imtinâa, büyüklüğünü ademe hamletmekle, şeytanı bile yaptığı mugalâtadan utandırıyor.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, daima ıztıraplar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor.( Mesnevî-i Nuriye – Habbe-s:103-104)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var.(17.Lem’a 7.Nota)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, nefsine mâlik olmadığı gibi, cismine de mâlik değildir.( Mesnevî-i Nuriye-s:58-59)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Ve keza, seni nefsini sevmeye sevk eden esbab:</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>1. Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>2. Vücudun merkezi ve menfaatin madeni nefistir.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>3. İnsana en karib (yakın) nefistir. (Mesnevî-i Nuriye-s:18)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar.(Yirmi Birinci Lem'a)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, mütekebbir, mütemerrid serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakârdır.( Mesnevî-i Nuriye – Hubâb)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, şu dünya hayatına müştak ve mevtten kaçar.( Yirmi Altıncı Söz)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefis, kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başlar.( Yirmi Sekizinci Lem'a)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar.(Yirmi Altıncı Mektup)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir.( Yirmi Üçüncü Söz)</em></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em>• Şeytanın talebesi olan Nefs-i emâre cismin küçüklüğünü san'atın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudûrunu tecviz ediyor. (Mesnevî- Nuriye - Onuncu Risale) </em></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 169019, member: 12884"] [SIZE=3][B][I]Nefsin mahiyeti ile ilgili değişik görüşler ileri sürüldüğü görülmektedir.Ancak nefis soyut bir duygu olduğu için net bir tarifte birleşme olmadığı görülmektedir.Ancak Bediüzzaman Said Nursi " حَسْبُنَا (Bize yeter.) ."daki نَا(Biz)."da bulunan ene'ye, yani nefsime baktım” (4.Şua) ve “Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.”(21.Lem’a) diyerek “ene” ile “nefsi” çok yakın alamlarda kullandığı görülmektedir.Ayrıca “ene” bahsindeki izahatlarda “Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır.(30.söz)” diyerek nefsin elinde ene gibi bir muğlak ölçek olduğu anlaşılmaktadır.Eğer nefsi azgın bir ata benzetirsek terbiye edildiğinde bize hizmet eden bir binek olabileceği gibi, terbiye edilmediğinde bizi felakete taşıyan bir binek olur.Nefse takılan ene anahtarı ile ilahi hazineleri açabilir ve Allah’ı bulabiliriz. Otuzuncu Söz’den devam edelim.” Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana "ene" namında öyle bir miftah vermiş ki; âlemin bütün kapılarını açar ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki; Hallak-ı Kâinat'ın künuz-u mahfiyesini onun ile keşfeder. Fakat ene, kendisi de gayet muğlak bir muamma ve açılması müşkil bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse; kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır. Şöyle ki: Sani-i Hakîm, insanın eline emanet olarak, rububiyetinin sıfât ve şuunatının hakikatlarını gösterecek, tanıttıracak, işarat ve nümuneleri câmi' bir ene vermiştir. Tâ ki o ene, bir vâhid-i kıyasî olup, evsaf-ı rububiyet ve şuunat-ı uluhiyet bilinsin .(30.söz)”İşte bütün sır buradadır.Nefse takılan bu anahtarı doğru kullanabilmek.Nefsin mahiyetinde ise devamlı kötülükleri isteme arzusu vardır.Bizde böylece imtihan edilmekteyiz.Öyleyse nefsin mahiyetine ve hallerine bakmamız gerekmektedir.Yoksa ya nefis bize biner bizi istediği yere götürür;veya biz nefse biner nefsi Allah’ın marziyatı yolunda kullanabiliriz.Elimizde ise cüz-i ihtiyariden başka bir şey yoktur.Bu iradeyi emir ve nehiy noktasında kullanmak durumundayız. Risale-i Nur Külliyatı’ndan tespit edebildiğim nefsin hallerini istifade ve istifazaya medar olması dileğiyle nefsimle birlikte sizlerle paylaşmak istedim. Rabbim nefsin mahiyetini, istek ve arzularını hakkıyla tanımayı nasip buyursun. Nefsin arzu ve isteklerine karşı vereceğimiz mücahedede bizlere yardım etsin.(Amin) İşte nefsin halleri! • Nefis, zıtları birbirinden tevlid eder. • Nefis, aleyhte olan herbirşeyi lehte zanneder. • Nefis, mükâfatı gördüğü zaman "Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım" der. Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkârla kendisini tesellî eder. • Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder. Sonra mülâhaza eder. Sonra tasavvur eder. Nihayet, ademini, yok olduğunu itikad etmekle dinden çıkar. Mesnevî-i Nuriye-s:70 • Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur.(M.N.Katre:s:71) • Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlâhiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. • Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.(M.N.s:154) • Nefs-i emmâre, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestâî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Teâruzan, tesâkutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder. • Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünyayla bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silâh vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için âhireti düşünmekle ümitvar olur. Âhiret için lâzım olan a'mâl külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile ondan da kendisini kurtarır. (M.Nuriye-s:154-55) • Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devamla kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. (M.Nuriye-s:115) • Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor.(Mektubat-s:393) • Nefis, ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler.(23.Söz) • Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir-tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.(On Üçüncü Lem'a) • Nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan, bir nevi rububiyet dâvâ eder; mâbuduna karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır.(29.Mektup-s:443) • Nefis, Vâcibü'l-Vücudun ef'âlini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl m ütehayyir kalıyor. Fiili fâilsiz zannediyor.(Mesnevî-i Nuriye – Zerre-s:156-57) • Nefis, kendisini, yaptığı fiillerinde fiil içinde müstetir Hû gibi görüyor. Tecelliyâtın genişliğini imtinâa, büyüklüğünü ademe hamletmekle, şeytanı bile yaptığı mugalâtadan utandırıyor. • Nefis, daima ıztıraplar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor.( Mesnevî-i Nuriye – Habbe-s:103-104) • Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var.(17.Lem’a 7.Nota) • Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur. • Nefis, nefsine mâlik olmadığı gibi, cismine de mâlik değildir.( Mesnevî-i Nuriye-s:58-59) • Ve keza, seni nefsini sevmeye sevk eden esbab: 1. Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir. 2. Vücudun merkezi ve menfaatin madeni nefistir. 3. İnsana en karib (yakın) nefistir. (Mesnevî-i Nuriye-s:18) • Hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder. • Nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar.(Yirmi Birinci Lem'a) • Nefis, mütekebbir, mütemerrid serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakârdır.( Mesnevî-i Nuriye – Hubâb) • Nefis, şu dünya hayatına müştak ve mevtten kaçar.( Yirmi Altıncı Söz) • Nefis, kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başlar.( Yirmi Sekizinci Lem'a) • Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar.(Yirmi Altıncı Mektup) • Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir.( Yirmi Üçüncü Söz) • Şeytanın talebesi olan Nefs-i emâre cismin küçüklüğünü san'atın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudûrunu tecviz ediyor. (Mesnevî- Nuriye - Onuncu Risale) [/I][/B][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nefsin mahiyeti ve nefsin halleri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst