Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Neyi Dert Ediyorsanız "O" sunuzdur.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 151868" data-attributes="member: 12884"><p>İlâhiyat Fakültesinde iken Kur’ân dersi hocamız Emin Işık Beyin anlattığı ilginç nükteler vardı. Kendine has jest ve mimikleriyle esprili olaylar anlatır, hem güldürür, hem ibrat almamızı sağlardı. </p><p>Kişinin, kendisini bir ideale vakfetmesi, bir gayeyi dert edilmesini ifâde ederken, şu ibretli hâdiseyi anlatırdı:“Kendini ‘Peygamber (a.s.m.) âşığı’ olarak tanıtan bir adam, salih bir kimsenin yanına varmış. ‘Efendim, ben Hazret-i Peygambere âşığım. Ama bir türlü rüyamda göremiyorum’ demiş. Salih kişi, adamı şöyle bir süzmüş. Adam biraz fazla kiloluymuş. Bir an için hayali gençlik yıllarına uzanmış. Kendisini ibâdete vermeden önceki yıllarını göz önüne getirmiş. Sonra adama dönüp şöyle konuşmuş: ‘Ben gençliğimde bir kıza âşık olmuştum da onu düşünmekten 35 kiloya düşmüştüm. Sen nasıl Peygamber âşığısın ki, mâşaallah ensen göbeğin yerinde?” </p><p>Elbette bir meseleyi dert edinmenin tek göstergesi kilodan düşmek, zayıflayıp bir deri bir kemik olmak değildir. Ancak, bir meseleyi düşünmenin, bir hedef uğrunda çalışıp didinmenin bazı işâretleri vardır. Kimileri idealleri uğrunda çırpınırken yemeden içmeden kesilir, kimileri eğlenmeyi dinlenmeyi unutur, kimilerinin gözüne uyku girmez. </p><p>Mukaddes bir ideal uğruna hayatlarını vakfettiklerini iddia edenler, sık sık nefislerini sorgulamak durumundadırlar.Gerçekten, bir idealin kara sevdalısı gibi uçsuz bucaksız çöllerde bile gece gündüz demeden, aç susuz koşuyor muyuz? </p><p>Yoksa, cennet-misal bir yeşilliğe kurulmuş, “çöl edebiyâtı”yla mı meşgulüz? </p><p>Eğer birincisine tâlipsek, her işimizin, her günümüzün, hattâ her ânımızın o yüce ideale ulaşmak için dolu dolu geçmesi gerekir. </p><p>Yok eğer ikincisine dûçar olmuşsak, boş yere “ideal edebiyatı” yapıp, “vatan kurtarak aslan” iddiasına soyunmaya ne gerek var? Hiç ağzımızı açmayıp, “sıradan bir insan” olduğumuzu düşünüp, öyle yaşamalı değil miyiz? </p><p>Ancak, bir kere mukaddes bir dâvânın çilekeşi olmaya niyetlenmiş insanlar, rahatta huzuru bulamazlar. Eğer bir gafletin, bir atâletin ve bir isteksizliğin tozuna bulanmışlarsa, içlerinden bir ses dâima onları tahrik eder. “Nerede senin eski yılların?” diye mânevî tokatlar indirir. </p><p>Bunun çaresi, titreyip silkinmektir. Gerekirse herşeye yeniden başlıyormuş gibi idealler ummanına dalmaktır. Bir kere hayatın fenâsını ve asıl gayesini bilen insanlar, “rahat”ta huzur bulamazlar. Onlar “zahmet” denizine dalmaya mahkûmdurlar. </p><p>Kişi, neyi dert ediniyorsa, “o”dur. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir” sözü bunu anlatmıyor mu? </p><p>Büyük dâvâlar, büyük himmetler, büyük idealler; büyük gayret ve çalışmaları gerektirir. </p><p>Biri yoksa, diğeri de olmaz. Bir gün İbrahim bin Edhem, yattığı odanın damından gürültü gelince pencereyi açıp haykırmış: </p><p>“Kim var orada?” </p><p>Bir adam, “Devemi arıyorum” demiş. </p><p>“Behey sersem, damda deve olur mu?” diye çıkışan İbrahim bin Edhem’in aldığı cevap balyoz gibi başına inmiş: </p><p>“Sen nasıl kuş tüyü yataklarda Allah’ı arıyorsun, ben niye damda devemi aramayayım?” İşte bu cevaptan sonra İbrahim bin Edhem tacı tahtı bırakıp zühd ü takvaya, ibâdet ve taata yönelmiş. “Hem burada rahat edeyim, hem cennet dâvâ edeyim, olur mu?” diyen Bedîüzzaman da bu gerçeği anlatmıyor mu?</p><p></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="color: #3366ff"><a href="http://www.yeniasya.com.tr/" target="_blank"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #800080">Yeni Asya</span></span></a><span style="font-size: 10px">, 20 Ocak 1998</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 151868, member: 12884"] İlâhiyat Fakültesinde iken Kur’ân dersi hocamız Emin Işık Beyin anlattığı ilginç nükteler vardı. Kendine has jest ve mimikleriyle esprili olaylar anlatır, hem güldürür, hem ibrat almamızı sağlardı. Kişinin, kendisini bir ideale vakfetmesi, bir gayeyi dert edilmesini ifâde ederken, şu ibretli hâdiseyi anlatırdı:“Kendini ‘Peygamber (a.s.m.) âşığı’ olarak tanıtan bir adam, salih bir kimsenin yanına varmış. ‘Efendim, ben Hazret-i Peygambere âşığım. Ama bir türlü rüyamda göremiyorum’ demiş. Salih kişi, adamı şöyle bir süzmüş. Adam biraz fazla kiloluymuş. Bir an için hayali gençlik yıllarına uzanmış. Kendisini ibâdete vermeden önceki yıllarını göz önüne getirmiş. Sonra adama dönüp şöyle konuşmuş: ‘Ben gençliğimde bir kıza âşık olmuştum da onu düşünmekten 35 kiloya düşmüştüm. Sen nasıl Peygamber âşığısın ki, mâşaallah ensen göbeğin yerinde?” Elbette bir meseleyi dert edinmenin tek göstergesi kilodan düşmek, zayıflayıp bir deri bir kemik olmak değildir. Ancak, bir meseleyi düşünmenin, bir hedef uğrunda çalışıp didinmenin bazı işâretleri vardır. Kimileri idealleri uğrunda çırpınırken yemeden içmeden kesilir, kimileri eğlenmeyi dinlenmeyi unutur, kimilerinin gözüne uyku girmez. Mukaddes bir ideal uğruna hayatlarını vakfettiklerini iddia edenler, sık sık nefislerini sorgulamak durumundadırlar.Gerçekten, bir idealin kara sevdalısı gibi uçsuz bucaksız çöllerde bile gece gündüz demeden, aç susuz koşuyor muyuz? Yoksa, cennet-misal bir yeşilliğe kurulmuş, “çöl edebiyâtı”yla mı meşgulüz? Eğer birincisine tâlipsek, her işimizin, her günümüzün, hattâ her ânımızın o yüce ideale ulaşmak için dolu dolu geçmesi gerekir. Yok eğer ikincisine dûçar olmuşsak, boş yere “ideal edebiyatı” yapıp, “vatan kurtarak aslan” iddiasına soyunmaya ne gerek var? Hiç ağzımızı açmayıp, “sıradan bir insan” olduğumuzu düşünüp, öyle yaşamalı değil miyiz? Ancak, bir kere mukaddes bir dâvânın çilekeşi olmaya niyetlenmiş insanlar, rahatta huzuru bulamazlar. Eğer bir gafletin, bir atâletin ve bir isteksizliğin tozuna bulanmışlarsa, içlerinden bir ses dâima onları tahrik eder. “Nerede senin eski yılların?” diye mânevî tokatlar indirir. Bunun çaresi, titreyip silkinmektir. Gerekirse herşeye yeniden başlıyormuş gibi idealler ummanına dalmaktır. Bir kere hayatın fenâsını ve asıl gayesini bilen insanlar, “rahat”ta huzur bulamazlar. Onlar “zahmet” denizine dalmaya mahkûmdurlar. Kişi, neyi dert ediniyorsa, “o”dur. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir” sözü bunu anlatmıyor mu? Büyük dâvâlar, büyük himmetler, büyük idealler; büyük gayret ve çalışmaları gerektirir. Biri yoksa, diğeri de olmaz. Bir gün İbrahim bin Edhem, yattığı odanın damından gürültü gelince pencereyi açıp haykırmış: “Kim var orada?” Bir adam, “Devemi arıyorum” demiş. “Behey sersem, damda deve olur mu?” diye çıkışan İbrahim bin Edhem’in aldığı cevap balyoz gibi başına inmiş: “Sen nasıl kuş tüyü yataklarda Allah’ı arıyorsun, ben niye damda devemi aramayayım?” İşte bu cevaptan sonra İbrahim bin Edhem tacı tahtı bırakıp zühd ü takvaya, ibâdet ve taata yönelmiş. “Hem burada rahat edeyim, hem cennet dâvâ edeyim, olur mu?” diyen Bedîüzzaman da bu gerçeği anlatmıyor mu? [RIGHT][COLOR=#3366ff][URL="http://www.yeniasya.com.tr/"][SIZE=2][COLOR=#800080]Yeni Asya[/COLOR][/SIZE][/URL][SIZE=2], 20 Ocak 1998[/SIZE][/COLOR][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Neyi Dert Ediyorsanız "O" sunuzdur.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst