Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Niçin Musibet ?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 261086" data-attributes="member: 1003203"><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Allah bu alemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin hikmeti nedir?”</span></span></strong></span><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bazen şöyle bir soru ile karşılaşırız:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Cenâb-ı Hakk bu âlemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin hikmeti nedir?”</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Sorunun aslı bir kudsî hadise dayanıyor:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.”</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise on binlerce seneyle. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah’ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, Ona isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar alemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Hiç bir şey yoktur ki Allah’ı tesbih ve Ona hamd etmesin,” mealindeki âyet-i kerimede geçen “şey” tabiri, canlı cansız her varlığı içine alır. Her şey Onu tesbih eder ve Ona medih ve senada bulunur.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Cenab-ı Hakk, bütün bu tesbih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Cenab-ı Hakk, topraktan bir insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru, meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben, “siz benim bildiklerimi bilemezsiniz,” buyrulmuştu.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah’a ibadet için yaratılmışlardı.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Âyette geçen “ibadet” kelimesine bir çok tefsir aliminin “marifet” manası verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah’ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak. Mahlukat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılıyordu.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bu mümtaz mahluk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı Hakk’ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi tutulacaktı.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Nitekim öyle oldu ve öylece devam ediyor.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Nimetler, ihsanlar, ikramlar, güzellikler, sıhhat, afiyet, ferah, gibi haller hep cemal tecellileridir. Ve insanoğlu bunlara karşı şükredip etmeme şıklarından birini tercihle karşı karşıya.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Maalesef, nefis ve şeytanın galebesiyle çoğu insan, cemal tecellileriylesarhoş olup bu imtihanı kazanamıyorlar.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İmtihanın diğer yönü, hastalık, musibet, bela, afet, ölüm gibi celal tecellileri... Ve neticede sabır, tevekkül, teslim, rıza, imtihanına tabi tutulma.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Akıl aksini düşünse de gerçek şu ki, bu imtihanı kazananlar, birincilere nispetle çok daha fazla.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bundaki hikmet şu olsa gerek:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Musibet ve hastalıklar, insana kul olduğunu, aciz bir varlık olduğunu çok iyi hatırlatıyor, ders veriyorlar.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bilindiği gibi ubudiyetin yani kulluğun iki esas rüknü var: Aczini bilerek Rabbinden istimdat ve fakrını bilerek Ona itimat.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Konumuza ışık tutacak bir Nur cümlesi:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azim bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi’ geniş bir âyine olsun.” Sözler</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İbadet ve marifet için yaratılan insan bu vadide mertebe kat edebilmek için aczini ve fakrını hissedecek, sürekli olarak Rabbine sığınacak ve Ondan medet dileyecektir. Duadan geri durmayacak, huzuru yakalamaya çalışacaktır. Bunlar ise başta nefis ve şeytan olmak üzere, dünya hayatında insanı, medet dilemeye ve sığınmaya götüren her türlü musibet, hastalık, çaresizlik ve sıkıntılarla mümkün.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Çaresizlik içinde kalıp Rabbine sığınan ruhlar, bu dünya imtihanını kazanma noktasında müspet bir puan almış oluyorlar. Ama, refah, sıhhat ve saadet gibi tecellilerde insanoğlu, aczini anlamak yerine, bunlara meftun olup, kul olduğunu unutup, gaflete dalabiliyor.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu ve insanın şu kısa ömürde ahiret hesabına mühim bir imtihan geçirdiği dikkate alındığında, insanın ebedî saadetine vesile olan hastalık ve musibetlerin, hakikatte, çok büyük bir ihsan olduğu daha iyi anlaşılır.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Konunun çok önemli bir yanı da şu:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Marifetullah, yani Allah’ı tanıma denilince, bütün isim ve sıfatları dikkate almak gerekiyor; sadece cemalî isimleri değil.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Allah, Rahman olduğu gibi Kahhar’dır da. İzzeti tattıran da O’dur zilleti çektiren de.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Soru sahibinin temenni ettiği gibi, bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu Allah’ı hem celal, hem de cemâl sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlaklarına mükafat olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azami ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, Allah’ın hem cemalî hem de celâli isimleri en ileri manada tecelli etmiş olacak.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Nur Külliyatında bir dua cümlesi var:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba’larını göster.” Sözler</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Lütuf gibi kahrın da aslı ahirette. Burada her ikisi de gölge kadar tecelli ediyorlar. Yani, bu dünyadaki varlıklar, ahirete nispetle, gölge kadar zayıf bir tecelliye muhatap oluyorlar. Ve bu gölge hayatın gereğini yapan ve hakkını vermeye çalışanlar, asıla kavuşuyorlar.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">...</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Nur Külliyatından bir başka hakikat dersi:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükafat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükafat ve mücazat menzilleri âhirettir.” Mesnevî-i Nuriye</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hakk bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Onun kahrının tecelli etmemesini istemek, iki manaya gelir:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Birisi, isyankârlara, azgınlara, zalimlere karşı hiçbir ceza tatbik edilmemesi. Bu, Allah’ın izzetiyle, gayretiyle, hikmet ve adaletiyle bağdaşmaz. Bu şık mümkün olmadığına göre, geriye bir tek şık kalıyor:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İnsanların isyansız bir yaratılışa sahip olmaları, hep itaat üzere bulunmaları. Bu ise insanın değil, meleğin tarifidir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Hastalığın olmamasını farz etmek de iki netice doğuruyor:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Birisi, Allah’ın çok harika eserleri olan mikroplar âlemine hayat yüzü göstermemek. Allah, bu ince sanatlarını da sergileyecek ve o küçük canlılarına da hayat nimetini tattıracaktır.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Diğeri, insanın hiç hasta olmaması. Bu ise, insanların en dinç ve sıhhatli zamanlarında, birden bire ölümü tatmaları demektir ki, buna tahammül oldukça zordur. Ani ölümlerde ölü sahiplerinin ıstıraplarının ne kadar derin olduğunu görür ve şu hükmü vicdanen tasdik ederiz: Hastalanarak ölmek ayrı bir nimet.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Öte yandan, hastalıklar, sabırlı bir kul için ayrı bir ibadet çeşidi.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İbadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı rahimine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükafatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.” Lem’alar</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Ahiret yolcusu olan insanı, bu ikinci tip ibadetlerden mahrum bırakan bir telakki, ancak onun cennetteki derecesinin noksan kalmasını netice verir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Yine baştaki hadis-i kudsîye dönelim:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım.”</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bu hadisi okuyanların büyük çoğunluğu nazarlarını hemen şu dünyaya çevirirler; ahireti pek hatırlamazlar. Bu noksan telakki ve bu eksik değerlendirmenin kaynağı da Cenab-ı Hakk’ın zamandan münezzeh olduğundan gaflet etmeleridir. Halbuki, bu kudsî hadis sadece bu kısa dünya hayatına bakmıyor. Bu mana, kemaliyle, ahirette tahakkuk edecektir ve mirac mucizesi, bunun müjdecisidir. O Yüce Peygamber (a.s.m.) O Şanlı Nebi (a.s.m.), bu mucize ile bütün sema tabakalarını gezmiş, cennet ve cehennemi müşahede etmiş, bu celal ve cemal sahnelerinin ardından, bu tecellilerin sahibine muhatap olma ve O’nun Mukaddes Cemalini görme şerefine ermiştir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Ve Nur Külliyatında Mirac için, “velayet-i Ahmediyenin keramet-i kübrası” tabiri kullanılır. Bilindiği gibi Allah Resûlünun (a.s.m.) iki vechesi vardır: Kulluğu ve peygamberliği.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Kulluk cihetiyle Rabbine en ileri manada iman ve ibadet eder. O’nu en fazla sever ve O’ndan en çok korkar. Farz ibadetlerin birkaç katı kadar da nafile ibadetlerde bulunur. Kulu Rabbine en fazla yaklaştıran secde nimetinden, azamî ölçüde istifade eder.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Allah Resûlünün (a.s.m.) en mükemmel manada gerçekleştirdiği kulluk vazifelerinden biri de sabırdır. O (a.s.m.) sabır imtihanını da hicretlerle, harplerle, nice musibet ve sıkıntılarla en ileri manada kazanmıştır.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">İfadeye dökmekten aciz olduğumuz, böyle nice ulvî ve kudsî ibadetler, Onu (a.s.m.) mirac mucizesiyle tanıştırır.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Namaz da mü’minin miracıdır. Musibet ve hastalıklar ise bir başka terakki merdivenidir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bir ömür boyu böyle değişik tecellilerle farklı imtihanlar geçiren insanlar, bu kısa dünya hayatının ardından ebediyet yurduna göç edecekler. Bu gölgelerin asıllarına kavuşacak, marifet ve muhabbet nimetini de kemaliyle orada bulacak ve tadacaklar.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Kısacası:</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Musibetsiz ve hastalıksız bir ömür farz etmek, dünya imtihanını ve bu imtihanın neticeleri olan cennet ve cehennemi de yok saymak olur.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Bu ise gölgede boğulup ve onunla yetinip, asıldan gaflet etmek demektir.</span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'book antiqua'">Prof. Dr. ALAADDİN BAŞAR</span></span></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 261086, member: 1003203"] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Allah bu alemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin hikmeti nedir?”[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR][COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bazen şöyle bir soru ile karşılaşırız: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Cenâb-ı Hakk bu âlemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin hikmeti nedir?”[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Sorunun aslı bir kudsî hadise dayanıyor: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.” [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise on binlerce seneyle. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah’ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, Ona isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar alemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Hiç bir şey yoktur ki Allah’ı tesbih ve Ona hamd etmesin,” mealindeki âyet-i kerimede geçen “şey” tabiri, canlı cansız her varlığı içine alır. Her şey Onu tesbih eder ve Ona medih ve senada bulunur. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Cenab-ı Hakk, bütün bu tesbih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Cenab-ı Hakk, topraktan bir insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru, meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben, “siz benim bildiklerimi bilemezsiniz,” buyrulmuştu. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah’a ibadet için yaratılmışlardı. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Âyette geçen “ibadet” kelimesine bir çok tefsir aliminin “marifet” manası verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah’ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak. Mahlukat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılıyordu. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bu mümtaz mahluk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı Hakk’ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi tutulacaktı. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Nitekim öyle oldu ve öylece devam ediyor. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Nimetler, ihsanlar, ikramlar, güzellikler, sıhhat, afiyet, ferah, gibi haller hep cemal tecellileridir. Ve insanoğlu bunlara karşı şükredip etmeme şıklarından birini tercihle karşı karşıya. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Maalesef, nefis ve şeytanın galebesiyle çoğu insan, cemal tecellileriylesarhoş olup bu imtihanı kazanamıyorlar.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İmtihanın diğer yönü, hastalık, musibet, bela, afet, ölüm gibi celal tecellileri... Ve neticede sabır, tevekkül, teslim, rıza, imtihanına tabi tutulma. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Akıl aksini düşünse de gerçek şu ki, bu imtihanı kazananlar, birincilere nispetle çok daha fazla.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bundaki hikmet şu olsa gerek: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Musibet ve hastalıklar, insana kul olduğunu, aciz bir varlık olduğunu çok iyi hatırlatıyor, ders veriyorlar. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bilindiği gibi ubudiyetin yani kulluğun iki esas rüknü var: Aczini bilerek Rabbinden istimdat ve fakrını bilerek Ona itimat. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Konumuza ışık tutacak bir Nur cümlesi: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azim bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi’ geniş bir âyine olsun.” Sözler [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İbadet ve marifet için yaratılan insan bu vadide mertebe kat edebilmek için aczini ve fakrını hissedecek, sürekli olarak Rabbine sığınacak ve Ondan medet dileyecektir. Duadan geri durmayacak, huzuru yakalamaya çalışacaktır. Bunlar ise başta nefis ve şeytan olmak üzere, dünya hayatında insanı, medet dilemeye ve sığınmaya götüren her türlü musibet, hastalık, çaresizlik ve sıkıntılarla mümkün. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Çaresizlik içinde kalıp Rabbine sığınan ruhlar, bu dünya imtihanını kazanma noktasında müspet bir puan almış oluyorlar. Ama, refah, sıhhat ve saadet gibi tecellilerde insanoğlu, aczini anlamak yerine, bunlara meftun olup, kul olduğunu unutup, gaflete dalabiliyor. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu ve insanın şu kısa ömürde ahiret hesabına mühim bir imtihan geçirdiği dikkate alındığında, insanın ebedî saadetine vesile olan hastalık ve musibetlerin, hakikatte, çok büyük bir ihsan olduğu daha iyi anlaşılır. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Konunun çok önemli bir yanı da şu: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Marifetullah, yani Allah’ı tanıma denilince, bütün isim ve sıfatları dikkate almak gerekiyor; sadece cemalî isimleri değil. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Allah, Rahman olduğu gibi Kahhar’dır da. İzzeti tattıran da O’dur zilleti çektiren de. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Soru sahibinin temenni ettiği gibi, bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu Allah’ı hem celal, hem de cemâl sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlaklarına mükafat olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azami ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, Allah’ın hem cemalî hem de celâli isimleri en ileri manada tecelli etmiş olacak. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Nur Külliyatında bir dua cümlesi var: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba’larını göster.” Sözler[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Lütuf gibi kahrın da aslı ahirette. Burada her ikisi de gölge kadar tecelli ediyorlar. Yani, bu dünyadaki varlıklar, ahirete nispetle, gölge kadar zayıf bir tecelliye muhatap oluyorlar. Ve bu gölge hayatın gereğini yapan ve hakkını vermeye çalışanlar, asıla kavuşuyorlar.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]...[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Nur Külliyatından bir başka hakikat dersi: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükafat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükafat ve mücazat menzilleri âhirettir.” Mesnevî-i Nuriye[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hakk bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Onun kahrının tecelli etmemesini istemek, iki manaya gelir: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Birisi, isyankârlara, azgınlara, zalimlere karşı hiçbir ceza tatbik edilmemesi. Bu, Allah’ın izzetiyle, gayretiyle, hikmet ve adaletiyle bağdaşmaz. Bu şık mümkün olmadığına göre, geriye bir tek şık kalıyor:[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İnsanların isyansız bir yaratılışa sahip olmaları, hep itaat üzere bulunmaları. Bu ise insanın değil, meleğin tarifidir.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Hastalığın olmamasını farz etmek de iki netice doğuruyor: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Birisi, Allah’ın çok harika eserleri olan mikroplar âlemine hayat yüzü göstermemek. Allah, bu ince sanatlarını da sergileyecek ve o küçük canlılarına da hayat nimetini tattıracaktır.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Diğeri, insanın hiç hasta olmaması. Bu ise, insanların en dinç ve sıhhatli zamanlarında, birden bire ölümü tatmaları demektir ki, buna tahammül oldukça zordur. Ani ölümlerde ölü sahiplerinin ıstıraplarının ne kadar derin olduğunu görür ve şu hükmü vicdanen tasdik ederiz: Hastalanarak ölmek ayrı bir nimet.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Öte yandan, hastalıklar, sabırlı bir kul için ayrı bir ibadet çeşidi. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İbadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı rahimine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükafatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.” Lem’alar [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Ahiret yolcusu olan insanı, bu ikinci tip ibadetlerden mahrum bırakan bir telakki, ancak onun cennetteki derecesinin noksan kalmasını netice verir. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Yine baştaki hadis-i kudsîye dönelim: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım.” [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bu hadisi okuyanların büyük çoğunluğu nazarlarını hemen şu dünyaya çevirirler; ahireti pek hatırlamazlar. Bu noksan telakki ve bu eksik değerlendirmenin kaynağı da Cenab-ı Hakk’ın zamandan münezzeh olduğundan gaflet etmeleridir. Halbuki, bu kudsî hadis sadece bu kısa dünya hayatına bakmıyor. Bu mana, kemaliyle, ahirette tahakkuk edecektir ve mirac mucizesi, bunun müjdecisidir. O Yüce Peygamber (a.s.m.) O Şanlı Nebi (a.s.m.), bu mucize ile bütün sema tabakalarını gezmiş, cennet ve cehennemi müşahede etmiş, bu celal ve cemal sahnelerinin ardından, bu tecellilerin sahibine muhatap olma ve O’nun Mukaddes Cemalini görme şerefine ermiştir. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Ve Nur Külliyatında Mirac için, “velayet-i Ahmediyenin keramet-i kübrası” tabiri kullanılır. Bilindiği gibi Allah Resûlünun (a.s.m.) iki vechesi vardır: Kulluğu ve peygamberliği. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Kulluk cihetiyle Rabbine en ileri manada iman ve ibadet eder. O’nu en fazla sever ve O’ndan en çok korkar. Farz ibadetlerin birkaç katı kadar da nafile ibadetlerde bulunur. Kulu Rabbine en fazla yaklaştıran secde nimetinden, azamî ölçüde istifade eder. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Allah Resûlünün (a.s.m.) en mükemmel manada gerçekleştirdiği kulluk vazifelerinden biri de sabırdır. O (a.s.m.) sabır imtihanını da hicretlerle, harplerle, nice musibet ve sıkıntılarla en ileri manada kazanmıştır.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]İfadeye dökmekten aciz olduğumuz, böyle nice ulvî ve kudsî ibadetler, Onu (a.s.m.) mirac mucizesiyle tanıştırır.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Namaz da mü’minin miracıdır. Musibet ve hastalıklar ise bir başka terakki merdivenidir.[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bir ömür boyu böyle değişik tecellilerle farklı imtihanlar geçiren insanlar, bu kısa dünya hayatının ardından ebediyet yurduna göç edecekler. Bu gölgelerin asıllarına kavuşacak, marifet ve muhabbet nimetini de kemaliyle orada bulacak ve tadacaklar. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Kısacası: [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Musibetsiz ve hastalıksız bir ömür farz etmek, dünya imtihanını ve bu imtihanın neticeleri olan cennet ve cehennemi de yok saymak olur. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Bu ise gölgede boğulup ve onunla yetinip, asıldan gaflet etmek demektir. [/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B][SIZE=3][FONT=book antiqua]Prof. Dr. ALAADDİN BAŞAR[/FONT][/SIZE][/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Niçin Musibet ?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst