Ukbaa
Talebe
Ehl-i Hizmet Bir Nur Talebesinin Şahsi Yaşantısı ve Mesleki Özellikleri Nasıl Olmalıdır?
Risale-i Nur hizmetinin ana gayesi, müslüman kimliğin çağımızda yeniden inşası ve teşekkülüdür. Risale-i Nur Külliyatı, "zamanla küllenmiş ve zayıflamış islami şuuru" tekrar canlandırmanın adıdır. Evet risaleler, geçmiş bin yılın yaralarını tedavi reçetesi olarak telif edilmiştir. Risaleler, gerçekte insanlığın ortak malı olan fakat acımasızca tahrip edilen medeniyetin anlamını yeniden insani boyuta taşımanın güvenilir belgeleridir. Nur risaleleri insanın kimliğini tanıma ve hayatın gayesini anlama ihtiyacı duyanlar için tevhidi bakışın çağdaş başvuru kaynaklarıdır.
Üstad Bediüzzaman'ın "Kainatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır" (Tarihçe-i Hayat) ve
"İmana ait bilgilerden sonra en lazım ve en mühim a'mal-i salihadır. Salih amel ise, maddi ve manevi hukuk-u ibada tecavüz etmemek ve hukukullahı da bihakkın ifa etmekten ibarettir." (Mesnevi-i Nuriye) cümleleri, bir nur talebesinin sahip olması gereken ana umdelerinin, iman ve amel-i salih olduğunu ortaya koymuştur. Kendi ifadesiyle Risale-i Nur tarikinin evradı, "feraizi işlemek kebairi terk etmektir. Bilhassa namazı tadil-i erkan ile kılmak arkasındaki tesbihatı yapmaktır." (26. Sözün Zeyli)
Ayrıca ehl-i hizmet bir nur talebesi şu hakikate karşı bütün alıcılarını açık tutmalıdır:
Vicdanın ziyası ulum-u diniye, aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah iftirak ettikleri vakit birincisinde tassup ikincisinde hile ve şüphe tevellüt eder." (Münazarat)
Ehl-i hizmet bir Nur talebesinin şahsi yaşantısı ve mesleki özellikleri, üstadın hayatı ve tavsiye ettiği gibi olmalıdır. Yani bir cümle ile ifade etmek gerekirse bir nur talebesi acz, fakr, şefkat ve tefekkür yolundan, Üstada, Rasulullah'a (a.s.m), Kur'ana ve Allah'a (c.c) ulaşmaya çalışmalıdır. Çünkü bu yol, asrımız insanının Kur'ana ulaşmasına vesile olan en kısa, en selametli ve en umumiyetlisi olanıdır. Bu kısa ve selametli yolun üstadı Kur'andır, Allah'tır.
Zamanları, insanları ve insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçların karşılığını yaratan Allah (c.c), bu asrın ve gelecek asırların ihtiyaçlarına da elbette rahmetiyle cevap verecektir.
Şimdi bu dört kelimenin ne anlama geldiğini izah etmeye çalışalım:
Acz: Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf ve iktidardan yoksun, anlamında kullanılmıştır. Yani insan, ihtiyaçları hem kainatı kuşatmış, hem de ebede uzanmış olmasına rağmen bunlardan en basitini dahi tedarik edemeyecek kadar acizdir. Burada daha çok insanın iktidarsızlığına vurgu vardır. Bu acizlik penceresi de aciz olmayan Allah'a açılıyor. İnsan acizlik damarı ile aciz olmayan Allah'ı idrak ediyor. Her şeyin acizlik damarı ile Allah'a muhtaç olduğunu görüp tam tevazu ile kulluğa yöneliyor. İşte Risale-i Nur mesleğinin Allah'a giden iki temel esası ve iki temel marifet noktası bu acizlik ve fakirlik yoludur. Acizliğini hissedenler, Kulluğun deryasında kulaç atarlar.
Fakr: Kelime itibariyle ihtiyaç sahibi anlamında kullanılmıştır. Risale-i Nur'daki manası ile insanın, zerreden güneşe kadar nihayetsiz varlıklara muhtaç olması demektir. Yani insan fıtrat olarak kainattaki her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. İnsan hayatının devamı bütün kainat çarklarının işlemesine bakar. Böylece insanın kainattaki her şeye muhtaç olarak yaratılmış olduğu sabit olur. İşte insan bu sonsuz ihtiyacından dolayı fakirdir. Allah bu fakirlik halini insana her ihtiyacında ihtiyacı olmayan Allah'ı bulması için vermiştir. Yani insan bu hali ile nereye bakarsa, hangi şeye ihtiyaç duyarsa, orada fakirlik penceresi ile fakir olmayan Allah'ı bulabilir.
Fakirliğini hisseden insanlar, Rahman ismine bakabilir.
Şefkat: Lügat anlamıyla şefkat, acımak ve merhamet etmek olarak tanımlanır. Şefkat Allah'a götürmede ve ulaştırmada aşktan daha keskin, daha parlak bir vasıtadır. Aşkın çok riskleri ve tehlikeleri var. Lakin şefkat katıksız ve risksiz olarak Allah'a götüren bir yoldur. Mesela anne ve babanın taşıdığı şefkat, Allah'ın rahmet ve hikmetinin bir cilvesi ve bir tezahürüdür. Bütün mahlukattaki anne ve babaların yavrularına olan şefkatini tefekkür eden birisi, Allah'ın sonsuz şefkatini idrak eder ve ona müteveccih olur. Aynı zamanda hayatında şefkati kendine bir prensip yapar, insanlara karşı merhametli olur. Şefkat, insanı Rahim ismine ulaştırır.
Tefekkür: Allah'ı tanımanın en sağlam ve en güzel yollarından birisi, eserden müessire doğru gitmektir. Yani eserlerinden yola çıkarak, eser sahibini tanımaktır. Bu yüzden kainat ve içindeki sanatlar hepsi birer penceredir, bu pencerelere iman gözü ile bakılırsa marifet şuaları parıldar. Her bir eser üstünde Allah'ın isim ve sıfatları tecelli eder. İnsan bu tecellileri takip ederek kaynağı olan Allah'a ve isim ile sıfatlarına ulaşır. Bu tecelliler içinde Allah'ın bin bir ismi tecelli eder; her meslek ve meşrep sahibi bu isimlerden birisini esas alır ve o ismin gözlüğü ile kainata ve eserlere bakar. O isme yapışır ve o ismin tecelli ipi ile Allah'a ulaşır. İşte eserler üstündeki bu marifet parıltılarını düşünmek ve okumak tefekkür oluyor ki, Risale-i Nurların bütün parçaları bu minval üzere gidiyor.