Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nur ve Kuvvet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 232491" data-attributes="member: 1003203"><p>“İman hem nurdur, hem kuvvettir.” Sözler</p><p></p><p>Nur zulmetin zıddıdır. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir ışık, zulmet denilince de koyu bir karanlık canlanır. Bu mânâ yanlış değil, ama eksik. Madde âlemini aydınlatan ışığa “nur” ve bu âlemi seyretmemize engel olan karanlığa “zulmet” dediğimiz gibi, mânâ âleminin de nur ve zulmetlerini aynı şekilde değerlendirebiliriz. O âlemi de aydınlatan nurlar ve gizleyen zulmetler var. </p><p></p><p>İman bir nurdur; göz nuru insanı madde âlemiyle buluşturduğu gibi, iman nuru da insan kalbini iman hakikatlerine muhatap kılar. </p><p></p><p>Kör bir insan, göz nurundan mahrumdur; eşyaya bakar ama bir şey göremez. İmansız bir insan da küfür karanlığındadır, kâinatı seyreder ama onun yaratıcısını bilemez. </p><p></p><p>Cehalet de ayrı bir körlük, ayrı bir zulmettir. Câhil insan, gözü önüne konulan ilmî bir eserin sadece maddesini görür, onun içindeki mânâya nüfuz edemez. İlim ise nurdur, insanı o eserdeki hikmetlerle tanıştırır. </p><p></p><p>Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Nur olduğu gibi bütün isimleri de nuranîdir. Her birinden, farklı güzellikler, değişik inayetler ve merhametler tezahür eder. </p><p></p><p>Vücut (varlık) nur, adem (yokluk) ise zulmettir. Her bir İlâhî isim, varlık âleminin bir bölümünü, bir şubesini aydınlatır; insanların, meleklerin ve cinlerin tefekkürüne yahut istifadesine sunar. </p><p></p><p>Hâlık isminin tecellisiyle varlığa ayak basan her mahlûk, yokluk zulmetinden kurtulmuş, vücut nuruna kavuşmuş olur. </p><p></p><p>Hayat sahibi olmak vücuttur, olmamak ise adem. O halde bir varlıkta “Muhyî” isminin tecellisiyle hayat nuru parlar. </p><p></p><p>Adalet nurdur, zulüm ise zulmet. Âdil isminin tecellisiyle zulümler ortadan kalkar, hikmet ve rahmet nurları her tarafı kaplar. </p><p></p><p>Zâlim insanlarda merhametten bir ışık huzmesi bile göremezsiniz.Ruhları karanlıktır; o ruhlarda inayet, ihsan, ikram gibi faziletleri bulamazsınız. İşte, Kahhar isminin tecellisiyle bu zâlim insanlar cezalandırılırlar; adalet nuru böylece parlar ve zulmün zulmeti de yok olur gider. Bediüzzaman Hazretleri, cehennemi anlatırken onun önemli bir vazifesinin de “âlem-i vücut kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlemek” olduğunu ifade eder. Cehennemi inkâr eden bir kâfir cehennemde yandığında küfürden temizlenir. Artık o, cehenneme yakînen iman etmiştir. Ama bu geç kalmış iman, onu cennete götürmeye yetmeyecektir. </p><p></p><p>Bir şekle sahip olmak vücuttur, sahip olmamak ise adem. Musavvir isminin tecellisiyle şekiller âlemi varlık sahasında boy gösterir. </p><p></p><p>Hikmet de bir nurdur; abesiyet, yâni faydasız ve mânâsız olmak ise zulmet. Her İlâhî eser, Hakîm ismine mazhardır ve abesiyetten uzaktır. </p><p></p><p>Diğer İlâhî isimleri de aynı şekilde düşündüğümüzde her birinin tecellisinden ayrı bir nur doğduğunu ve tecelli etmemesinin de ayrı bir zulmet olduğunu görürüz. </p><p></p><p>İşte bütün isimleri ve sıfatları nuranî olan Allah’a iman etmek de ayrı bir nurdur. İnsan bu nur ile, küfür zulmetinden kurtulur. Kendi varlığını ve çevresindeki eşyayı İlâhî isimlerin tecellileri olarak görür. Onun için artık her taraf nur ile doludur. Her mahlûk bir tefekkür hazinesi, her nimet bir şükür davetçisidir. </p><p></p><p>Kalbi imanla nurlanan bu bahtiyar insanın bütün his dünyası da Kur’an ahlâkıyla nurlanır. Güzel ahlâkın herbir şubesinden ayrı bir nur alır, ayrı bir zevk duyar. </p><p></p><p>İmanın diğer rükünleri de insan için ayrı birer nurdur ve her biri bir başka zulmeti ortadan kaldırır. </p><p></p><p>Âhirete iman ile istikbali nurlanır; kabri “âlem-i nura açılan bir kapı” olarak görmeye başlar. Bir dakika sonrası hakkında hiçbir bilgisi olmayan insan, bu iman sayesinde kabri görür, mahşeri görür, cennet ve cehennemi görür; küfür zulmetinin doğurduğu ruhî sıkıntılar onun ruh dünyasına yanaşamazlar. Ufku genişlendikçe genişlenir; huzuru arttıkça artar. </p><p></p><p>“Fikrin sönük ise Kur’an’ın güneşi altına gir. İmanın nuriyle bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’an birer yıldız misüllü sana ışık verir.” Sözler</p><p></p><p>Kadere iman ile, hâdiseler nurlanır. Mü’min, kahrı da lütfu da birer imtihan sorusu olarak değerlendirir ve her ikisinde de kendisinden beklenen kulluk tavrını en güzel biçimde ortaya koymaya çalışır. “Kadere iman eden kederden emin olur” sırrı onda tahakkuk eder. Artık onun kalp dünyası daima aydın ve ruh iklimi her zaman sakindir. </p><p></p><p>Kar kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz,Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz. Ali Ulvî Kurucu </p><p></p><p>İnsan, peygamberlere ve kitaplara iman etmekle, rehbersizlik zulmetinden kurtulduğu gibi, meleklere imanla da yalnızlık zindanından halâs olur. </p><p></p><p>... İman nur olduğu gibi kuvvettir de. </p><p></p><p>Kör insan, yürüme gücünü de büyük ölçüde kaybeder, rahatlıkla yol alamaz. Adımları endişe yüklüdür; sür’at yapamaz. </p><p></p><p>Bilgisiz insan da bir eseri anlamaya güç yetiremez. Çünkü, ilim nurundan mahrumdur. Görme ve bilme hem nur, hem kuvvet oldukları gibi, iman da eşsiz bir nurdur ve en büyük bir kuvvettir. </p><p></p><p>“Sultan-ı Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan” (Sözler) artık hiçbir şeyden çekinmez ve korkmaz. Semâvat ve arzı ve onlardaki bütün mahlûkatı Rabbinin askerleri bilir; o âciz ve mahkûm varlıkların korkusu kalbinde yer tutamaz. Onun korkusu da, sevgisi de Sultan-ı Ezelî içindir. </p><p> </p><p><span style="color: red">ALaaddin BAŞAR (Prof.Dr.)</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 232491, member: 1003203"] “İman hem nurdur, hem kuvvettir.” Sözler Nur zulmetin zıddıdır. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir ışık, zulmet denilince de koyu bir karanlık canlanır. Bu mânâ yanlış değil, ama eksik. Madde âlemini aydınlatan ışığa “nur” ve bu âlemi seyretmemize engel olan karanlığa “zulmet” dediğimiz gibi, mânâ âleminin de nur ve zulmetlerini aynı şekilde değerlendirebiliriz. O âlemi de aydınlatan nurlar ve gizleyen zulmetler var. İman bir nurdur; göz nuru insanı madde âlemiyle buluşturduğu gibi, iman nuru da insan kalbini iman hakikatlerine muhatap kılar. Kör bir insan, göz nurundan mahrumdur; eşyaya bakar ama bir şey göremez. İmansız bir insan da küfür karanlığındadır, kâinatı seyreder ama onun yaratıcısını bilemez. Cehalet de ayrı bir körlük, ayrı bir zulmettir. Câhil insan, gözü önüne konulan ilmî bir eserin sadece maddesini görür, onun içindeki mânâya nüfuz edemez. İlim ise nurdur, insanı o eserdeki hikmetlerle tanıştırır. Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Nur olduğu gibi bütün isimleri de nuranîdir. Her birinden, farklı güzellikler, değişik inayetler ve merhametler tezahür eder. Vücut (varlık) nur, adem (yokluk) ise zulmettir. Her bir İlâhî isim, varlık âleminin bir bölümünü, bir şubesini aydınlatır; insanların, meleklerin ve cinlerin tefekkürüne yahut istifadesine sunar. Hâlık isminin tecellisiyle varlığa ayak basan her mahlûk, yokluk zulmetinden kurtulmuş, vücut nuruna kavuşmuş olur. Hayat sahibi olmak vücuttur, olmamak ise adem. O halde bir varlıkta “Muhyî” isminin tecellisiyle hayat nuru parlar. Adalet nurdur, zulüm ise zulmet. Âdil isminin tecellisiyle zulümler ortadan kalkar, hikmet ve rahmet nurları her tarafı kaplar. Zâlim insanlarda merhametten bir ışık huzmesi bile göremezsiniz.Ruhları karanlıktır; o ruhlarda inayet, ihsan, ikram gibi faziletleri bulamazsınız. İşte, Kahhar isminin tecellisiyle bu zâlim insanlar cezalandırılırlar; adalet nuru böylece parlar ve zulmün zulmeti de yok olur gider. Bediüzzaman Hazretleri, cehennemi anlatırken onun önemli bir vazifesinin de “âlem-i vücut kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlemek” olduğunu ifade eder. Cehennemi inkâr eden bir kâfir cehennemde yandığında küfürden temizlenir. Artık o, cehenneme yakînen iman etmiştir. Ama bu geç kalmış iman, onu cennete götürmeye yetmeyecektir. Bir şekle sahip olmak vücuttur, sahip olmamak ise adem. Musavvir isminin tecellisiyle şekiller âlemi varlık sahasında boy gösterir. Hikmet de bir nurdur; abesiyet, yâni faydasız ve mânâsız olmak ise zulmet. Her İlâhî eser, Hakîm ismine mazhardır ve abesiyetten uzaktır. Diğer İlâhî isimleri de aynı şekilde düşündüğümüzde her birinin tecellisinden ayrı bir nur doğduğunu ve tecelli etmemesinin de ayrı bir zulmet olduğunu görürüz. İşte bütün isimleri ve sıfatları nuranî olan Allah’a iman etmek de ayrı bir nurdur. İnsan bu nur ile, küfür zulmetinden kurtulur. Kendi varlığını ve çevresindeki eşyayı İlâhî isimlerin tecellileri olarak görür. Onun için artık her taraf nur ile doludur. Her mahlûk bir tefekkür hazinesi, her nimet bir şükür davetçisidir. Kalbi imanla nurlanan bu bahtiyar insanın bütün his dünyası da Kur’an ahlâkıyla nurlanır. Güzel ahlâkın herbir şubesinden ayrı bir nur alır, ayrı bir zevk duyar. İmanın diğer rükünleri de insan için ayrı birer nurdur ve her biri bir başka zulmeti ortadan kaldırır. Âhirete iman ile istikbali nurlanır; kabri “âlem-i nura açılan bir kapı” olarak görmeye başlar. Bir dakika sonrası hakkında hiçbir bilgisi olmayan insan, bu iman sayesinde kabri görür, mahşeri görür, cennet ve cehennemi görür; küfür zulmetinin doğurduğu ruhî sıkıntılar onun ruh dünyasına yanaşamazlar. Ufku genişlendikçe genişlenir; huzuru arttıkça artar. “Fikrin sönük ise Kur’an’ın güneşi altına gir. İmanın nuriyle bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’an birer yıldız misüllü sana ışık verir.” Sözler Kadere iman ile, hâdiseler nurlanır. Mü’min, kahrı da lütfu da birer imtihan sorusu olarak değerlendirir ve her ikisinde de kendisinden beklenen kulluk tavrını en güzel biçimde ortaya koymaya çalışır. “Kadere iman eden kederden emin olur” sırrı onda tahakkuk eder. Artık onun kalp dünyası daima aydın ve ruh iklimi her zaman sakindir. Kar kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz,Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz. Ali Ulvî Kurucu İnsan, peygamberlere ve kitaplara iman etmekle, rehbersizlik zulmetinden kurtulduğu gibi, meleklere imanla da yalnızlık zindanından halâs olur. ... İman nur olduğu gibi kuvvettir de. Kör insan, yürüme gücünü de büyük ölçüde kaybeder, rahatlıkla yol alamaz. Adımları endişe yüklüdür; sür’at yapamaz. Bilgisiz insan da bir eseri anlamaya güç yetiremez. Çünkü, ilim nurundan mahrumdur. Görme ve bilme hem nur, hem kuvvet oldukları gibi, iman da eşsiz bir nurdur ve en büyük bir kuvvettir. “Sultan-ı Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan” (Sözler) artık hiçbir şeyden çekinmez ve korkmaz. Semâvat ve arzı ve onlardaki bütün mahlûkatı Rabbinin askerleri bilir; o âciz ve mahkûm varlıkların korkusu kalbinde yer tutamaz. Onun korkusu da, sevgisi de Sultan-ı Ezelî içindir. [COLOR=red]ALaaddin BAŞAR (Prof.Dr.)[/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Nur ve Kuvvet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst