Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Nurla'da Yirmiye Seksen Kuralı.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 89138" data-attributes="member: 27"><p><strong>Nurlar'da Yirmiye Seksen Kuralı.</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Nurlar’da Yirmiye Seksen Kuralı </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Prof.Dr. İlhan HASGÜR </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nın pek çok yerinde matematiği mânâ-yı harfî noktasından oldukça geniş bir biçimde kullanır. Külliyatın değişik bölümlerinde herkesin anlayabileceği basit aritmetikten, cifir ve ebced hesaplarına, oradan da ihtimal hesaplarına kadar pek çok misâl, Kur’ânî hakikatleri açıklamada kullanılır. Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerini okurken onun literatürde Pareto Dağılımı, Pareto Kuralı diye bilinen prensipten haberdâr olduğunu, belki de bu prensibi keşfettiğini anlıyorsunuz. Bu prensibe ismini veren İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto (1848-1923), bir ülke nüfusunun % 20’sinin ülke zenginliğinin % 80’ine sahip olduğunu tespit etmiş, daha sonraları bu kaideyi, <em>“Neticelerin % 80’inde genel sebeplerin sadece % 20’si tesirlidir.” </em>şeklinde umumîleştirmiştir. Bugün bu kaide “seksene yirmi kaidesi” adıyla anılmaktadır. Bu prensibi açarsak, yüzde yirmilik bir gayret ile neticenin yüzde sekseni gerçekleştirilebilir. Yüzde seksenlik gayret ise ancak geri kalan yüzde yirmiyi gerçekleştirmeye harcanır. Bu durumda yapılması gereken şey, netice üzerinde çok daha fazla tesirli olan az sayıdaki sebebi, çok sayıdaki daha az tesirli ve tâlî sebeplerden ayırarak, % 20’lik himmet ile problemlerin % 80’ini çözmektir. Bu prensibin günlük hayatta da geçerli olduğuna birkaç misâl verelim. Müşteri şikâyetlerinin büyük bir çoğunluğu (% 80), birkaç sebeptendir (% 20). Bir şirkette personelle alâkâlı problemlerin % 80’i hep aynı birkaç çalışan (% 20) iledir. Kendimiz için yaptığımız harcamaların mühim bir kısmı (% 80) birkaç kaleme aittir (% 20). Bu pahalı ve ucuz kalemleri ayırt edebilirsek nelerden tasarruf edebileceğimiz ortaya çıkacaktır. Telefon görüşmelerimizin büyük bir kısmını (% 80) hep aynı birkaç kişi (% 20) ile yapmış olduğumuza dikkat edelim. Giydiğimiz elbiselere dikkat ettiğimizde büyük çoğunluğunun (% 80) hep aynı elbiseler (% 20’lik kısmı) olduğunu fark edebiliriz. Bu prensibi, zamanımızı daha iyi kullanmada, önem sırasına göre yapacağımız işlerin önceliğine karar vermede kullanabiliriz. Meselâ bir işi yaparken harcadığımız süreyi ve o işin önemini tespit ederiz. Yapılacak bütün işlere göre, bunların yüzdesini hesaplarız. Daha sonra dikkatimizi ve enerjimizi, zamanımızın % 20’sini harcayarak bitirebileceğimiz % 80 öneme sahip işlere yoğunlaştırırız. Bununla birlikte vaktimizin % 80’ini alıp götüren ama % 20 öneme hâiz işleri yapmayı sona bırakırız. Burada dikkat edilmesi gereken husus, keyfiyetin (nitelik) kemmiyetten (nicelik) üstün tutulmasıdır. Kimileri az bir sürede yapabileceği işleri, nasıl olsa bir ara yaparım mülâhazasıyla, sona bırakır. Zamanımızın kemmiyetçe az bir kısmını alıp götürse de keyfiyeti çok olduğu için, Pareto Prensibi’ne göre bu gibi işleri ertelemek akıllıca olmayacaktır. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman Hazretleri, bu keşfin yapıldığı tarihlere denk gelen yıllarda yazdığı eserlerde, bu prensibi, mânâ-yı harfî açısından çok iyi kullanmıştır. Meselâ, On İkinci Mektup’un <em>“İkinci Sualiniz” bahsinde; “Peygamberlerin gönderilmesi ile beraber şeytanların vücudundan ekser insanların kâfir olduğu, küfre girdiği ve zarar gördüğü nazara verilerek, peygamberlerin gönderilmesi rahmet değildir denilebilir mi?” </em>sualine verilen cevapta Pareto Kaidesi ikna edici delil olarak kullanılmıştır. Üstad, bu risalede keyfiyetin kemmiyetten önemli olduğunu vurgular ve insanlığın, peygamberlerin gönderilmesi neticesinde, sayıca azınlığı oluştursa da keyfiyeti itibariyle ehemmiyetli olan peygamberler, evliyalar ve asfiyalar mukabilinde, keyfiyetçe ehemmiyetsiz bir çoğunluk olan kâfirleri ve münafıkları kaybetmesinin zarar olmadığını ifade eder. Bunu açıklarken verdiği iki misâlde, % 20 ve % 80 oranlarını kullanması enteresandır:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><em>“Meselâ, yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i kimyevîye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz kaldığı vakit, sû-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma ağacı olsa, diyebilir misin ki, ‘Suyu vermek şer oldu, ekserisini bozdu?’ Elbette diyemezsin. Çünkü o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti. Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan zarar etmez, şer olmaz. </em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Hem meselâ, tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibarıyla beş yüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa, yirmisi yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki, ‘Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu?’ Hayır, öyle değil, belki hayırdır. Çünkü o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dört yüz kuruş fiyatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.” </span></span></em></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bir başka örnekte ise, Bediüzzaman neden siyasetten uzak durduğunu açıklarken, On Üçüncü Mektup’taki Üçüncü Suale şu cevabı veriyor: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><em>“Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur’ân’ın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde, kafile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri, o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde, karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi, sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor; düşerek, kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder; fakat mütehayyirdirler (şaşkındırlar), selâmetli yolu göremiyorlar. İşte bunlara karşı iki çare var: Birisi, topuzla o sarhoş yirmisini ayıltmaktır. İkincisi, bir nur göstermekle mütehayyirlere selâmet yolunu irâe etmektir.</em></span></span></p><p> </p><p><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ben bakıyorum ki, yirmiye karşı seksen adam, elinde topuz tutuyor. Halbuki, o biçare ve mütehayyir olan seksene karşı hakkıyla nur gösterilmiyor. Gösterilse de, bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için, emniyetsiz oluyor. Mütehayyir adam, ‘Acaba nurla beni celb edip topuzla dövmek mi istiyor?’ diye telâş eder. Hem de bazan arızalarla topuz kırıldığı vakit, nur dahi uçar veya söner.” </span></span></em></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bu örnekte de Bediüzzaman, siyaset ile insanları aydınlatmayı, topuz ile sarhoşun başına vurmaya benzetip, asıl yapılması gerekenin; yolunu şaşıranlara Kur’ân-ı Kerîm’in hakikatlerini anlatmak olduğunu belirtiyor. Bunu açıklarken kullandığı oranların yine Pareto Prensibi’ne uygun olması enteresandır. Üstad burada problemi, insanların bataklık içinde karanlıkta yol alması olarak ele alır ve az (% 20) bir gayret ile çoğunun (% 80) yolunu aydınlatmanın, aşırı (% 80) bir ‘siyasî’ gayret gösterip küçük bir zümrenin (% 20) ayıltılmasından daha önemli ve öncelikli olduğunu vurgulamaktadır. </span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Nurlarda ihtimal hesaplarıyla ikna metodu</span></span></strong></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanlığın imanını küfür ateşinden kurtarmak için telif ettiği eserlerinde, matematikî mantığı ve ihtimâl hesaplarını etkin şekilde kullanır. Meselâ, 29. Mektup’taki Şeytanın Desiseleri risalesinde korku hissinin yaratılış gâyesi dışında kullanılmasının insana vereceği zararları anlatırken, kayığa binmekten korkan arkadaşını harikulâde ikna edici bir ihtimal hesabıyla âdeta koşa koşa kayığa binmeye razı ettiği hâdiseyi, şu şekilde anlatır: “Bir zaman -Allah rahmet etsin- mühim bir zât kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.</span></span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedi: “Belki bin var.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ona dedim: “Senede kaç kayık batar?”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedim: “Sene kaç gündür?”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden bir tek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Hem ona dedim: “Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedi: “Ben ihtiyarım. Belki on sene daha yaşama ihtimalim vardır.”</span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dedim: “Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyleyse, üç bin altı yüz günde her gün vefatın muhtemel. İşte, kayık gibi üç yüz binden bir ihtimal değil, belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et.” </span></span></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim: “Cenâb-ı Hak havf (korku) damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.” </span></span></em></p> <p style="text-align: center"><em><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Yukarıdaki örnekte Üstad Bediüzzaman’ın arkadaşını ikna ederken onunla sohbet edip cevapları ona buldurması, üzerinde düşünülmesi gereken bir metot olsa da biz dikkatlerimizi onun ikna ederken kullandığı ihtimal hesabına yoğunlaştıralım. Bir yıl yaklaşık olarak üç yüz altmış beş gündür, bunu Üstad da biliyordu şüphesiz, küsüratla uğraşmamak için, üç yüz altmış gün olduğunu kabul edelim. Haliç’te bulunan yaklaşık bin kayıktan senede ortalama bir tanesinin battığı gözönüne alınırsa, o gün kayığa binip ölme ihtimalleri üç yüz altmış binde birdir. Kayığa binmezse arkadaşının o gün ölme ihtimali on yılda bir gün; yani üç bin altıyüzde birdir. Bunları rakamlarla ifade etmek gerekirse, arkadaşının o gün vefat etme ihtimali; kayığa binerse 1/3.60000, binmezse 1/3.600’dir. Görüldüğü gibi birazcık mantık sahibi olan herkes o gün ölme ihtimalinin, kayığa binmediği takdirde yüz kat daha fazla olduğunu anlayacaktır. </span></span></em></p><p></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman Hazretleri <em>Yirmi Sekizinci Mektup’un Yedinci Meselesi’</em>nde, kuvvetli hakikatlerin zayıf şahsiyetlerin elinde zayıf görünmesini izah sadedinde; <em>“Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki; surete hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler...” </em>derken yüzde yirmi ehl-i tahkikin kalite olarak yüzde seksene galip geleceğini ifade etmektedir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Üstad Hazretleri’nin çok iyi bir gözlemci olduğunu, anket vs gibi günümüzde çok sık kullanılan araştırma metodlarını kullanmadan, bu prensibi aynı tarihlerde sezgi yoluyla keşfettiğini söylemek mümkündür. Bediüzzaman’ın büyük bir İslâm âlimi ve mütefekkiri, zamanı kendine hayran eden bir iman abidesi olmasının yanısıra, matematikten felsefeye, fizikten astronomiye, kimyadan sosyolojiye kadar birçok sahadaki bilgiyi, Kur’ân-ı Kerîm’deki hakikatleri açıklama sadedinde kullanması, aslında bizlere modern bilimleri kullanarak kâinat kitabını hikmet adesesiyle okuma vizyonu da kazandırmaktadır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Sızıntı Dergisi'nden alıntıdır.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 89138, member: 27"] [b]Nurlar'da Yirmiye Seksen Kuralı.[/b] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Nurlar’da Yirmiye Seksen Kuralı [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Prof.Dr. İlhan HASGÜR [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nın pek çok yerinde matematiği mânâ-yı harfî noktasından oldukça geniş bir biçimde kullanır. Külliyatın değişik bölümlerinde herkesin anlayabileceği basit aritmetikten, cifir ve ebced hesaplarına, oradan da ihtimal hesaplarına kadar pek çok misâl, Kur’ânî hakikatleri açıklamada kullanılır. Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerini okurken onun literatürde Pareto Dağılımı, Pareto Kuralı diye bilinen prensipten haberdâr olduğunu, belki de bu prensibi keşfettiğini anlıyorsunuz. Bu prensibe ismini veren İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto (1848-1923), bir ülke nüfusunun % 20’sinin ülke zenginliğinin % 80’ine sahip olduğunu tespit etmiş, daha sonraları bu kaideyi, [I]“Neticelerin % 80’inde genel sebeplerin sadece % 20’si tesirlidir.” [/I]şeklinde umumîleştirmiştir. Bugün bu kaide “seksene yirmi kaidesi” adıyla anılmaktadır. Bu prensibi açarsak, yüzde yirmilik bir gayret ile neticenin yüzde sekseni gerçekleştirilebilir. Yüzde seksenlik gayret ise ancak geri kalan yüzde yirmiyi gerçekleştirmeye harcanır. Bu durumda yapılması gereken şey, netice üzerinde çok daha fazla tesirli olan az sayıdaki sebebi, çok sayıdaki daha az tesirli ve tâlî sebeplerden ayırarak, % 20’lik himmet ile problemlerin % 80’ini çözmektir. Bu prensibin günlük hayatta da geçerli olduğuna birkaç misâl verelim. Müşteri şikâyetlerinin büyük bir çoğunluğu (% 80), birkaç sebeptendir (% 20). Bir şirkette personelle alâkâlı problemlerin % 80’i hep aynı birkaç çalışan (% 20) iledir. Kendimiz için yaptığımız harcamaların mühim bir kısmı (% 80) birkaç kaleme aittir (% 20). Bu pahalı ve ucuz kalemleri ayırt edebilirsek nelerden tasarruf edebileceğimiz ortaya çıkacaktır. Telefon görüşmelerimizin büyük bir kısmını (% 80) hep aynı birkaç kişi (% 20) ile yapmış olduğumuza dikkat edelim. Giydiğimiz elbiselere dikkat ettiğimizde büyük çoğunluğunun (% 80) hep aynı elbiseler (% 20’lik kısmı) olduğunu fark edebiliriz. Bu prensibi, zamanımızı daha iyi kullanmada, önem sırasına göre yapacağımız işlerin önceliğine karar vermede kullanabiliriz. Meselâ bir işi yaparken harcadığımız süreyi ve o işin önemini tespit ederiz. Yapılacak bütün işlere göre, bunların yüzdesini hesaplarız. Daha sonra dikkatimizi ve enerjimizi, zamanımızın % 20’sini harcayarak bitirebileceğimiz % 80 öneme sahip işlere yoğunlaştırırız. Bununla birlikte vaktimizin % 80’ini alıp götüren ama % 20 öneme hâiz işleri yapmayı sona bırakırız. Burada dikkat edilmesi gereken husus, keyfiyetin (nitelik) kemmiyetten (nicelik) üstün tutulmasıdır. Kimileri az bir sürede yapabileceği işleri, nasıl olsa bir ara yaparım mülâhazasıyla, sona bırakır. Zamanımızın kemmiyetçe az bir kısmını alıp götürse de keyfiyeti çok olduğu için, Pareto Prensibi’ne göre bu gibi işleri ertelemek akıllıca olmayacaktır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bediüzzaman Hazretleri, bu keşfin yapıldığı tarihlere denk gelen yıllarda yazdığı eserlerde, bu prensibi, mânâ-yı harfî açısından çok iyi kullanmıştır. Meselâ, On İkinci Mektup’un [I]“İkinci Sualiniz” bahsinde; “Peygamberlerin gönderilmesi ile beraber şeytanların vücudundan ekser insanların kâfir olduğu, küfre girdiği ve zarar gördüğü nazara verilerek, peygamberlerin gönderilmesi rahmet değildir denilebilir mi?” [/I]sualine verilen cevapta Pareto Kaidesi ikna edici delil olarak kullanılmıştır. Üstad, bu risalede keyfiyetin kemmiyetten önemli olduğunu vurgular ve insanlığın, peygamberlerin gönderilmesi neticesinde, sayıca azınlığı oluştursa da keyfiyeti itibariyle ehemmiyetli olan peygamberler, evliyalar ve asfiyalar mukabilinde, keyfiyetçe ehemmiyetsiz bir çoğunluk olan kâfirleri ve münafıkları kaybetmesinin zarar olmadığını ifade eder. Bunu açıklarken verdiği iki misâlde, % 20 ve % 80 oranlarını kullanması enteresandır:[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][I]“Meselâ, yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i kimyevîye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz kaldığı vakit, sû-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma ağacı olsa, diyebilir misin ki, ‘Suyu vermek şer oldu, ekserisini bozdu?’ Elbette diyemezsin. Çünkü o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti. Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan zarar etmez, şer olmaz. [/I][/SIZE][/FONT] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Hem meselâ, tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibarıyla beş yüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa, yirmisi yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki, ‘Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu?’ Hayır, öyle değil, belki hayırdır. Çünkü o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dört yüz kuruş fiyatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.” [/SIZE][/FONT][/I] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bir başka örnekte ise, Bediüzzaman neden siyasetten uzak durduğunu açıklarken, On Üçüncü Mektup’taki Üçüncü Suale şu cevabı veriyor: [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][I]“Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur’ân’ın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde, kafile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri, o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde, karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi, sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor; düşerek, kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder; fakat mütehayyirdirler (şaşkındırlar), selâmetli yolu göremiyorlar. İşte bunlara karşı iki çare var: Birisi, topuzla o sarhoş yirmisini ayıltmaktır. İkincisi, bir nur göstermekle mütehayyirlere selâmet yolunu irâe etmektir.[/I][/SIZE][/FONT] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Ben bakıyorum ki, yirmiye karşı seksen adam, elinde topuz tutuyor. Halbuki, o biçare ve mütehayyir olan seksene karşı hakkıyla nur gösterilmiyor. Gösterilse de, bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için, emniyetsiz oluyor. Mütehayyir adam, ‘Acaba nurla beni celb edip topuzla dövmek mi istiyor?’ diye telâş eder. Hem de bazan arızalarla topuz kırıldığı vakit, nur dahi uçar veya söner.” [/SIZE][/FONT][/I] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bu örnekte de Bediüzzaman, siyaset ile insanları aydınlatmayı, topuz ile sarhoşun başına vurmaya benzetip, asıl yapılması gerekenin; yolunu şaşıranlara Kur’ân-ı Kerîm’in hakikatlerini anlatmak olduğunu belirtiyor. Bunu açıklarken kullandığı oranların yine Pareto Prensibi’ne uygun olması enteresandır. Üstad burada problemi, insanların bataklık içinde karanlıkta yol alması olarak ele alır ve az (% 20) bir gayret ile çoğunun (% 80) yolunu aydınlatmanın, aşırı (% 80) bir ‘siyasî’ gayret gösterip küçük bir zümrenin (% 20) ayıltılmasından daha önemli ve öncelikli olduğunu vurgulamaktadır. [/SIZE][/FONT] [CENTER][B][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Nurlarda ihtimal hesaplarıyla ikna metodu[/SIZE][/FONT][/B][/CENTER] [CENTER][I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanlığın imanını küfür ateşinden kurtarmak için telif ettiği eserlerinde, matematikî mantığı ve ihtimâl hesaplarını etkin şekilde kullanır. Meselâ, 29. Mektup’taki Şeytanın Desiseleri risalesinde korku hissinin yaratılış gâyesi dışında kullanılmasının insana vereceği zararları anlatırken, kayığa binmekten korkan arkadaşını harikulâde ikna edici bir ihtimal hesabıyla âdeta koşa koşa kayığa binmeye razı ettiği hâdiseyi, şu şekilde anlatır: “Bir zaman -Allah rahmet etsin- mühim bir zât kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.[/SIZE][/FONT][/I][/CENTER] [CENTER][I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedi: “Belki bin var.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Ona dedim: “Senede kaç kayık batar?”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedim: “Sene kaç gündür?”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden bir tek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Hem ona dedim: “Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedi: “Ben ihtiyarım. Belki on sene daha yaşama ihtimalim vardır.”[/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dedim: “Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyleyse, üç bin altı yüz günde her gün vefatın muhtemel. İşte, kayık gibi üç yüz binden bir ihtimal değil, belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et.” [/SIZE][/FONT][/I][/CENTER] [CENTER][I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim: “Cenâb-ı Hak havf (korku) damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.” [/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Yukarıdaki örnekte Üstad Bediüzzaman’ın arkadaşını ikna ederken onunla sohbet edip cevapları ona buldurması, üzerinde düşünülmesi gereken bir metot olsa da biz dikkatlerimizi onun ikna ederken kullandığı ihtimal hesabına yoğunlaştıralım. Bir yıl yaklaşık olarak üç yüz altmış beş gündür, bunu Üstad da biliyordu şüphesiz, küsüratla uğraşmamak için, üç yüz altmış gün olduğunu kabul edelim. Haliç’te bulunan yaklaşık bin kayıktan senede ortalama bir tanesinin battığı gözönüne alınırsa, o gün kayığa binip ölme ihtimalleri üç yüz altmış binde birdir. Kayığa binmezse arkadaşının o gün ölme ihtimali on yılda bir gün; yani üç bin altıyüzde birdir. Bunları rakamlarla ifade etmek gerekirse, arkadaşının o gün vefat etme ihtimali; kayığa binerse 1/3.60000, binmezse 1/3.600’dir. Görüldüğü gibi birazcık mantık sahibi olan herkes o gün ölme ihtimalinin, kayığa binmediği takdirde yüz kat daha fazla olduğunu anlayacaktır. [/SIZE][/FONT][/I][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bediüzzaman Hazretleri [I]Yirmi Sekizinci Mektup’un Yedinci Meselesi’[/I]nde, kuvvetli hakikatlerin zayıf şahsiyetlerin elinde zayıf görünmesini izah sadedinde; [I]“Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki; surete hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler...” [/I]derken yüzde yirmi ehl-i tahkikin kalite olarak yüzde seksene galip geleceğini ifade etmektedir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Üstad Hazretleri’nin çok iyi bir gözlemci olduğunu, anket vs gibi günümüzde çok sık kullanılan araştırma metodlarını kullanmadan, bu prensibi aynı tarihlerde sezgi yoluyla keşfettiğini söylemek mümkündür. Bediüzzaman’ın büyük bir İslâm âlimi ve mütefekkiri, zamanı kendine hayran eden bir iman abidesi olmasının yanısıra, matematikten felsefeye, fizikten astronomiye, kimyadan sosyolojiye kadar birçok sahadaki bilgiyi, Kur’ân-ı Kerîm’deki hakikatleri açıklama sadedinde kullanması, aslında bizlere modern bilimleri kullanarak kâinat kitabını hikmet adesesiyle okuma vizyonu da kazandırmaktadır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Sızıntı Dergisi'nden alıntıdır.[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Nurla'da Yirmiye Seksen Kuralı.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst