Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Nur’un büyük kahramanı: Bekir Berk
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 22562" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><img src="http://moraldergisi.com/resimler/51resim/bekirberkbyk.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred"><strong>“Mazlumların Avukatı” olarak bilinen ve Bediüzzaman Said Nursi’nin de avukatlığı yapan Bekir Berk için, laikliği dinsizlik olarak anlayıp o şekilde uygulayanların zulmüne maruz kalan masum ve mağdur insanları müdafaa etmek hayatının en büyük gayesi oldu. Bu uğurda büyük bir hukuk mücadelesi başlattı. Yanında taşıdığı kefeniyle Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna sayısız kilometreler kat etti.</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Bediüzzaman Said Nursi’nin kendisine “Nurun En Büyük Kahramanı” diye iltifat ettiği, iman davasının yılmaz savunucusu merhum Avukat Bekir Berk’in vefat yıldönümünde kendisini bir kere daha rahmet ve mağfiretle anıyoruz. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Bekir Berk’ten, gençliğinden beri hayal ettiği Komünizmin bitişinin sembolü olan Berlin Duvarı’nın yıkılışında hazır bulunduktan sonra Köln’de bir dost meclisinde, inananları savunmakla geçen ömründe yaşadığı ilginç hatıralardan birkaçını anlatmasını rica ederler. Bekir Berk, bunun üzerine onlara aşağıdaki iki hatırasını anlatır. Bekir Berk’in bu hatıralarını kendi ifadeleriyle takdim ediyoruz. Bu hatıraları okudukça, böyle bir savunucuya halen ülkemizin ne kadar muhtaç olduğunu bir kere daha anlayacak, ona olan minnet borcumuza karşı dualarımızı tazeleyeceğiz. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Ruhun şad olsun büyük mücahit; kabrin nur olsun, “Nur’un En Büyük Kahramanı!”</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred"><strong>İslam’a hizmet vazifemiz</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Trakya’da TCK aleyhine hareket ettikleri iddiası ile bir Kur’an kursunun kapatılması için dava açılır. Oradaki arkadaşlar bana haber vererek, “Bizim davamıza girer misin?” diye sordular. “Girer misin” ne demek, benim vazifem o, mümini, Müslüman’ı müdafaa, İslam’a hizmet vazifemiz... Arkadaşlar vekâletname çıkardılar, bana gönderdiler. Ben müsait bir günde arkadaşlarımla beraber Çerkezköy’e gidip dosyayı inceledim, aleyhine dava açılanlarla görüştüm ve duruşma gününü aldım. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Duruşma günü geldi, mahkemeye girdim, sorgu yapıldı, savcı ayağa kalktı. Söz isteyerek bir talebi olduğunu söyleyip, “Efendim, biz bu Kur’an kursu hakkında dava açıyoruz, ama Kur’an kursları Türkiye’nin birçok yerine dağılmışlar, yurtlar açmışlar, kurslar açmışlar. Bunların hepsi ve bu kurs açanların hepsi Anayasa’nın laiklik esaslarına aykırı olarak kurulmuştur. Laik bir memlekette laik bir devlette Kuran kursu ve yurdu olamaz. Bu anayasanın laiklik ilkesine, prensiplerine aykırıdır. Bu sebeple evvelemirde Kur’an kurslarıyla ilgili maddenin, buna müsaade eden maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edilmesini, dosyanın oraya gönderilmesini talep ediyorum” dedi. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Savcı böyle söyleyince iş değişti. Önce küçük bir bölgedeki dava iken bütün Türkiye’deki Kur’an kurslarını, Kur’an hizmetinde bulunanları hedef alan bir dava haline girdi ve tam bir iman-küfür savaşı haline dönüştü.</span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">O zaman ben şunları söyledim: </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">“Sayın savcı laiklik prensiplerine dayanarak Kur’an kurslarının bu prensibe aykırı olduğunu ve bu sebeple onlara bu hakkı tanıyan maddenin iptalini istiyor. Devlet laiktir, fakat laiklik iki nevidir: Biri; Rus tipi laiklik, komünist tipi laiklik, dine harp ilan eden laiklik... Dini, dindarı, Kur’an’ı hedef alan, onları imha etmeye çalışan laiklik. Bir de Garp tipi laiklik vardır. Din ve dindarlar kendi hizmetlerini yapar, devlet de kendi hizmetini yapar ve birbirlerine müdahale etmezler. Sayın savcı hangi tip laikliğe dayanıyor? Komünist tipi laikliği mi benimsiyor, yoksa Garp tipi laikliği mi benimsiyor? Önce bunu açıklaması icap eder. Onun talebi komünist tipi laikliğe uygun bir taleptir, fakat Türkiye Cumhuriyeti laiktir ama bu laiklik aynı zamanda din ve vicdan hürriyetini tanımıştır; vatandaşın vicdan hürriyeti vardır, din hürriyeti vardır, dini öğrenme hürriyeti vardır, dini yayma hürriyeti vardır. Bu Garp tipi laiklik anlayışını benimseyen ülkede Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetiyle ilgili, din hürriyetiyle ilgili maddeleri karşısında Kur’an kursları ve dershaneleri ve bunlara bu hakkı tanıyan hükümler hiçbir şekil ve surette Anayasa’ya aykırı değildir. Dava burada görülecektir; bu kanuna aykırı bir hal var mı yok mu bize onu sorunuz, biz onun cevabını verelim, müdafaamızı arz edelim. Savcının davanın Anayasa Mahkemesi’ne havale edilmesi ve Kuran kurslarının iptaline karar verilmesine kapı açılması talebinin reddini talep ediyorum.”</span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Hâkim bunun üzerine duruşmaya ara vererek savcı ve beni içeri çağırdı. Savcı iddia ediyor, biz müdafaa ediyoruz. Hâkim, “Ben kararımı yazdım, önce ara kararımı okuyorum” dedi ve şunları okudu: “Gereği düşünüldü; her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti laikse ve Anayasa’da laiklik hükümleri varsa, aynı anayasada din hürriyeti ile ilgili, vicdan hürriyetiyle ilgili hükümler de vardır ve bu kurslar da bu hükümlerin dâhilinde faaliyet göstermektedir. Bu bakımdan savcılığın Kur’an kurslarının iptalini temin bakımından Anayasa Mahkemesi’ne iptal davasının açılması talebinin reddine karar verilmiştir.” </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Daha sonra bize, “Aksi takdirde müdafaalarınızı yapın” dedi. “Biz zaten diyeceğimizi dedik. Din, vicdan hürriyeti, fikir hürriyeti biçiminde vicdani ve dinî görevimizi yapıyoruz. Kur’an kursunda Kur’an dersleri anlatılıyor, öğretiliyor. Müvekkillerimin bütün faaliyetleri bundan ibarettir. Bu bakımdan davanın reddine, mazlumların beraat kararını talep ediyorum.” dedim. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Hakim, “Gereği düşünüldü. Mazlumların hareketlerinde cemiyetler kanununa aykırı bir cihet görülmemiştir. Kursların kanuna aykırı bir faaliyeti müşahede edilmemiştir. Savcının bu minvaldeki mazlumların tecziye talebinin reddine, mazlumların beraatına karar verilmiştir” dedi.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred"><strong>Dört günde dört şehirde</strong></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Pazartesi günü İstanbul’da, salı günü Rize’de, çarşamba günü Çanakkale’de Perşembe günü de Bitlis’te davam var. Şimdi dört dava ama birbirine arapsaçı gibi girmiş, birine gitsem birine gidemeyeceğim. Eskiden imkânlar da kısıtlı...</span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Yetişip yetişememek benim elimde değil; Allah’ın kudreti dâhilinde... Pazartesi günü İstanbul’daki davaya girdim. Ardından Rize’deki davanın dosyasını aldım, Ankara uçağına bindim, Ankara’da hemen Samsun uçağına bindim. Samsun’da Hamdi Sağlamer karşıladı beni. Otobüse bindik, gece yarısı Trabzon’a vardık. Trabzon’da Müslüm Selçuk’un arabasıyla Rize’ye gittik. Gece Rize’de bir otelde yattım, sabah mahkemeye gittim. Hâkime, “Yarın Çanakkale ağır cezasında davam var. Erken saate alır mısın?” dedim, kabul ettiler. Davalı da Kuran kursunda vaaz vermiş bir hoca efendi... Davaya girdik, savcı müdafaasını verdi, ben müdafaamı yaptım, mahkeme beraat kararını verdi, tahliye etti. Ben de ondan sonra Rize’den ayrıldım. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">O sırada sahil yolu yapılıyordu, yol dinamitlendiği için bazı zamanlar trafiğe izin verilmiyor. İşçiler “Dur” diye kırmızı bayrak salladılar, dinamit patlatılacak. Trabzon’daki uçağa yetişmemiz lazım, “Bas gaza!” dedim. Adamlar arkadan bağırıyor, dinamitler patlamaya başladı. Dinamit patlıyor biz gaza basıyoruz, patlıyor biz gaza basıyoruz... Trabzon’a vardığımızda uçak motorlarını çalıştırmış kalkmaya hazırlanıyor. Uçağa bindim, ver elini Ankara. Ankara’dan İstanbul’a. Cağaloğlu’nda yazıhanede dosyalarımı değiştirdim, Sirkeci’ye indim. Otobüsler o zaman Sirkeci’den kalkıyordu. Eceabad’a kalkan bir otobüse bindim, tangır tungur, tangır tungur sabaha kadar devam ettik bu şekilde. Eceabad’da deniz çok dalgalı, karşıya geçilmiyor, ne yapacağız derken, büyük bir motor “Ben geçiririm sizi” dedi ama kimse binmeye cesaret edemiyor; motor denizde bir iniyor bir kalkıyor. Bindik, Allah’ın izniyle geçtik Çanakkale’ye. Orada otelde 1,5 saat dinlendim, ardından mahkemeye girdim. Müdafaamı yaptım, beraat kararı çıktı. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">“Nereden geldin?” diye sordular; “Rize’den...” “Nereye gideceksin?” “Bitlis’e...” “Sakın bunu başkalarına söyleme” diyorlar. Kimse inanmıyor gidebileceğime. Allah’tan o gün Çanakkale’den İstanbul’a uçak var. Haftada iki gün uçak var, o güne rastlamış. O uçağa bindim, İstanbul’a; İstanbul’dan uçakla Ankara’ya, Ankara’dan Diyarbakır uçağına yetiştim. İndim Diyarbakır’a... Orada Fikret Özdemir Bey karşıladı. Otobüsler dolmuşlar gece vakti gitmiyor Bitlis’e, yolda eşkıya var. Bir taksi ayarladılar, silahlarını da aldılar, bindik taksiye, sabah namazına Bitlis’e yetiştik. Saat dokuzda adliyeye vardık. Savcı mütalaa verdi, ben şiddetli bir müdafaa yaptım ve mahkeme mağdurun tahliyesine karar verdi, ben de ayrıldım. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="color: darkred">Şimdi bakın, dört gün içinde ne oluyor... Bu bir insanın yapabileceği bir şey değil; bu, Allah’ın inayetidir. Allah hükmederse, inayet ederse yetiştirir.</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 22562, member: 857"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred][IMG]http://moraldergisi.com/resimler/51resim/bekirberkbyk.jpg[/IMG][/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred][B]“Mazlumların Avukatı” olarak bilinen ve Bediüzzaman Said Nursi’nin de avukatlığı yapan Bekir Berk için, laikliği dinsizlik olarak anlayıp o şekilde uygulayanların zulmüne maruz kalan masum ve mağdur insanları müdafaa etmek hayatının en büyük gayesi oldu. Bu uğurda büyük bir hukuk mücadelesi başlattı. Yanında taşıdığı kefeniyle Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna sayısız kilometreler kat etti.[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Bediüzzaman Said Nursi’nin kendisine “Nurun En Büyük Kahramanı” diye iltifat ettiği, iman davasının yılmaz savunucusu merhum Avukat Bekir Berk’in vefat yıldönümünde kendisini bir kere daha rahmet ve mağfiretle anıyoruz. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Bekir Berk’ten, gençliğinden beri hayal ettiği Komünizmin bitişinin sembolü olan Berlin Duvarı’nın yıkılışında hazır bulunduktan sonra Köln’de bir dost meclisinde, inananları savunmakla geçen ömründe yaşadığı ilginç hatıralardan birkaçını anlatmasını rica ederler. Bekir Berk, bunun üzerine onlara aşağıdaki iki hatırasını anlatır. Bekir Berk’in bu hatıralarını kendi ifadeleriyle takdim ediyoruz. Bu hatıraları okudukça, böyle bir savunucuya halen ülkemizin ne kadar muhtaç olduğunu bir kere daha anlayacak, ona olan minnet borcumuza karşı dualarımızı tazeleyeceğiz. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Ruhun şad olsun büyük mücahit; kabrin nur olsun, “Nur’un En Büyük Kahramanı!”[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred][B]İslam’a hizmet vazifemiz[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Trakya’da TCK aleyhine hareket ettikleri iddiası ile bir Kur’an kursunun kapatılması için dava açılır. Oradaki arkadaşlar bana haber vererek, “Bizim davamıza girer misin?” diye sordular. “Girer misin” ne demek, benim vazifem o, mümini, Müslüman’ı müdafaa, İslam’a hizmet vazifemiz... Arkadaşlar vekâletname çıkardılar, bana gönderdiler. Ben müsait bir günde arkadaşlarımla beraber Çerkezköy’e gidip dosyayı inceledim, aleyhine dava açılanlarla görüştüm ve duruşma gününü aldım. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Duruşma günü geldi, mahkemeye girdim, sorgu yapıldı, savcı ayağa kalktı. Söz isteyerek bir talebi olduğunu söyleyip, “Efendim, biz bu Kur’an kursu hakkında dava açıyoruz, ama Kur’an kursları Türkiye’nin birçok yerine dağılmışlar, yurtlar açmışlar, kurslar açmışlar. Bunların hepsi ve bu kurs açanların hepsi Anayasa’nın laiklik esaslarına aykırı olarak kurulmuştur. Laik bir memlekette laik bir devlette Kuran kursu ve yurdu olamaz. Bu anayasanın laiklik ilkesine, prensiplerine aykırıdır. Bu sebeple evvelemirde Kur’an kurslarıyla ilgili maddenin, buna müsaade eden maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edilmesini, dosyanın oraya gönderilmesini talep ediyorum” dedi. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Savcı böyle söyleyince iş değişti. Önce küçük bir bölgedeki dava iken bütün Türkiye’deki Kur’an kurslarını, Kur’an hizmetinde bulunanları hedef alan bir dava haline girdi ve tam bir iman-küfür savaşı haline dönüştü.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]O zaman ben şunları söyledim: [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]“Sayın savcı laiklik prensiplerine dayanarak Kur’an kurslarının bu prensibe aykırı olduğunu ve bu sebeple onlara bu hakkı tanıyan maddenin iptalini istiyor. Devlet laiktir, fakat laiklik iki nevidir: Biri; Rus tipi laiklik, komünist tipi laiklik, dine harp ilan eden laiklik... Dini, dindarı, Kur’an’ı hedef alan, onları imha etmeye çalışan laiklik. Bir de Garp tipi laiklik vardır. Din ve dindarlar kendi hizmetlerini yapar, devlet de kendi hizmetini yapar ve birbirlerine müdahale etmezler. Sayın savcı hangi tip laikliğe dayanıyor? Komünist tipi laikliği mi benimsiyor, yoksa Garp tipi laikliği mi benimsiyor? Önce bunu açıklaması icap eder. Onun talebi komünist tipi laikliğe uygun bir taleptir, fakat Türkiye Cumhuriyeti laiktir ama bu laiklik aynı zamanda din ve vicdan hürriyetini tanımıştır; vatandaşın vicdan hürriyeti vardır, din hürriyeti vardır, dini öğrenme hürriyeti vardır, dini yayma hürriyeti vardır. Bu Garp tipi laiklik anlayışını benimseyen ülkede Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetiyle ilgili, din hürriyetiyle ilgili maddeleri karşısında Kur’an kursları ve dershaneleri ve bunlara bu hakkı tanıyan hükümler hiçbir şekil ve surette Anayasa’ya aykırı değildir. Dava burada görülecektir; bu kanuna aykırı bir hal var mı yok mu bize onu sorunuz, biz onun cevabını verelim, müdafaamızı arz edelim. Savcının davanın Anayasa Mahkemesi’ne havale edilmesi ve Kuran kurslarının iptaline karar verilmesine kapı açılması talebinin reddini talep ediyorum.”[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Hâkim bunun üzerine duruşmaya ara vererek savcı ve beni içeri çağırdı. Savcı iddia ediyor, biz müdafaa ediyoruz. Hâkim, “Ben kararımı yazdım, önce ara kararımı okuyorum” dedi ve şunları okudu: “Gereği düşünüldü; her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti laikse ve Anayasa’da laiklik hükümleri varsa, aynı anayasada din hürriyeti ile ilgili, vicdan hürriyetiyle ilgili hükümler de vardır ve bu kurslar da bu hükümlerin dâhilinde faaliyet göstermektedir. Bu bakımdan savcılığın Kur’an kurslarının iptalini temin bakımından Anayasa Mahkemesi’ne iptal davasının açılması talebinin reddine karar verilmiştir.” [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Daha sonra bize, “Aksi takdirde müdafaalarınızı yapın” dedi. “Biz zaten diyeceğimizi dedik. Din, vicdan hürriyeti, fikir hürriyeti biçiminde vicdani ve dinî görevimizi yapıyoruz. Kur’an kursunda Kur’an dersleri anlatılıyor, öğretiliyor. Müvekkillerimin bütün faaliyetleri bundan ibarettir. Bu bakımdan davanın reddine, mazlumların beraat kararını talep ediyorum.” dedim. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Hakim, “Gereği düşünüldü. Mazlumların hareketlerinde cemiyetler kanununa aykırı bir cihet görülmemiştir. Kursların kanuna aykırı bir faaliyeti müşahede edilmemiştir. Savcının bu minvaldeki mazlumların tecziye talebinin reddine, mazlumların beraatına karar verilmiştir” dedi.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred][B]Dört günde dört şehirde[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Pazartesi günü İstanbul’da, salı günü Rize’de, çarşamba günü Çanakkale’de Perşembe günü de Bitlis’te davam var. Şimdi dört dava ama birbirine arapsaçı gibi girmiş, birine gitsem birine gidemeyeceğim. Eskiden imkânlar da kısıtlı...[/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Yetişip yetişememek benim elimde değil; Allah’ın kudreti dâhilinde... Pazartesi günü İstanbul’daki davaya girdim. Ardından Rize’deki davanın dosyasını aldım, Ankara uçağına bindim, Ankara’da hemen Samsun uçağına bindim. Samsun’da Hamdi Sağlamer karşıladı beni. Otobüse bindik, gece yarısı Trabzon’a vardık. Trabzon’da Müslüm Selçuk’un arabasıyla Rize’ye gittik. Gece Rize’de bir otelde yattım, sabah mahkemeye gittim. Hâkime, “Yarın Çanakkale ağır cezasında davam var. Erken saate alır mısın?” dedim, kabul ettiler. Davalı da Kuran kursunda vaaz vermiş bir hoca efendi... Davaya girdik, savcı müdafaasını verdi, ben müdafaamı yaptım, mahkeme beraat kararını verdi, tahliye etti. Ben de ondan sonra Rize’den ayrıldım. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]O sırada sahil yolu yapılıyordu, yol dinamitlendiği için bazı zamanlar trafiğe izin verilmiyor. İşçiler “Dur” diye kırmızı bayrak salladılar, dinamit patlatılacak. Trabzon’daki uçağa yetişmemiz lazım, “Bas gaza!” dedim. Adamlar arkadan bağırıyor, dinamitler patlamaya başladı. Dinamit patlıyor biz gaza basıyoruz, patlıyor biz gaza basıyoruz... Trabzon’a vardığımızda uçak motorlarını çalıştırmış kalkmaya hazırlanıyor. Uçağa bindim, ver elini Ankara. Ankara’dan İstanbul’a. Cağaloğlu’nda yazıhanede dosyalarımı değiştirdim, Sirkeci’ye indim. Otobüsler o zaman Sirkeci’den kalkıyordu. Eceabad’a kalkan bir otobüse bindim, tangır tungur, tangır tungur sabaha kadar devam ettik bu şekilde. Eceabad’da deniz çok dalgalı, karşıya geçilmiyor, ne yapacağız derken, büyük bir motor “Ben geçiririm sizi” dedi ama kimse binmeye cesaret edemiyor; motor denizde bir iniyor bir kalkıyor. Bindik, Allah’ın izniyle geçtik Çanakkale’ye. Orada otelde 1,5 saat dinlendim, ardından mahkemeye girdim. Müdafaamı yaptım, beraat kararı çıktı. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]“Nereden geldin?” diye sordular; “Rize’den...” “Nereye gideceksin?” “Bitlis’e...” “Sakın bunu başkalarına söyleme” diyorlar. Kimse inanmıyor gidebileceğime. Allah’tan o gün Çanakkale’den İstanbul’a uçak var. Haftada iki gün uçak var, o güne rastlamış. O uçağa bindim, İstanbul’a; İstanbul’dan uçakla Ankara’ya, Ankara’dan Diyarbakır uçağına yetiştim. İndim Diyarbakır’a... Orada Fikret Özdemir Bey karşıladı. Otobüsler dolmuşlar gece vakti gitmiyor Bitlis’e, yolda eşkıya var. Bir taksi ayarladılar, silahlarını da aldılar, bindik taksiye, sabah namazına Bitlis’e yetiştik. Saat dokuzda adliyeye vardık. Savcı mütalaa verdi, ben şiddetli bir müdafaa yaptım ve mahkeme mağdurun tahliyesine karar verdi, ben de ayrıldım. [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][COLOR=darkred]Şimdi bakın, dört gün içinde ne oluyor... Bu bir insanın yapabileceği bir şey değil; bu, Allah’ın inayetidir. Allah hükmederse, inayet ederse yetiştirir.[/COLOR][/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Nur’un büyük kahramanı: Bekir Berk
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst