Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimiz İçin
O Bir Nurdu, Varlık O’nunla Aydınlandı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 244540" data-attributes="member: 1004566"><p style="text-align: center"><img src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1009402.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: darkred">O Bir Nurdu, Varlık O’nunla Aydınlandı</span></span> </strong></em></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) suretçe insanların en güzeli olduğu gibi siretçe de en mükemmeli idi. Bütün güzel sıfatlar O’nun üzerinde temayüz etmişti. Yerdekiler O’na çok övülmüş (Muhammed) göktekiler O’na en çok övülen (Ahmed) dediler. O; nurdu, seçilmişti, en güzeldi, övülmüştü, mütevekkildi, şefkatliydi, elçiydi, adildi, cesurdu, rahmetti, bereketti, azizdi. O, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) idi.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O nurdu</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O, bir çekirdekti. Her şeyden önce O yaratıldı. Kâinat O’nun üzerine yeşerdi. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Âlemler O nurla var oldu; küre küre, sema sema... </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Kâinat O nurdan açıldı; dal dal, yaprak yaprak, çiçek çiçek… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Önce Âdem’in alnında parladı. Sonra pak alınlarda ışıldadı; asır asır, devir devir… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Ta geldi Saadet Asrı’na dayandı. İnsanlık emanet aldığı nuru sahibine teslim etmeye hazırlandı. Âlem o Kutlu Doğum şölenine uyandı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Abdullah’ın alnında son kez misafir olan nur, Amine’nin cemalinde cilveleşti... Melekler bile O nura hayrandı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Sonunda nur, sedefini buldu, libasını kuşandı. Münevver bir meyveye dönüştü. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Çekirdekle meyve, “iptida ile intiha birleşti.” Muhabbet, Muhammed’i doğurdu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Doğdu o saatte ol Sultan-ı Din, </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Nura gark oldu semavat ü zemin” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">…Ve “Sen olmasaydın” sırrı tahakkuk etti. </span></strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O seçilmişti</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Önce varlıklardan canlılar süzüldü. Bitkilerden hayvanlar ayıklandı. Hayvanlardan insanlar elendi. İnsanlardan veliler sağıldı, velilerden peygamberler… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Peygamberlerden ise yalnız ve yalnız bir O seçildi ve bu yüzden adına seçilmiş dendi. Âlemin en eşrefi, varlığın en kerimi, her şeyden en üstünü, Mustafa oldu…</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O en güzeldi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Yüzü dolunay gibiydi. Girdiği yere ışık ve nur saçardı. Gözler ve gönüller aydın olurdu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Medine kızları, “Talea’l-bedru” ile afakı çınlatırken Yahudi âlim Abdullah ibni Selam ötelerden koşup geldi. Kalabalık arasını yararak o cemale ulaştı. Gözleri nur yüzüyle buluşunca hemen hükmü bastı: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“V<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />i bu yüzde yalan olmaz!” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O’nun güzelliğini Hz. Aişe anlatırken “Yusuf’u çekiştiren ve parmaklarını doğrayan kadınlar, eğer benim Efendim’in güzelliğini görmüş olsalardı, ellerindeki bıçakları göğüslerine saplarlardı!” demişti. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Evet, O güzeller güzeliydi… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Ebu Hureyre anlatıyor: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Ben ondan daha güzelini görmedim. Sanki güneş mübarek yüzlerinde yürürdü. Ondan daha hızlı yürüyeni de görmedim. Sanki yeryüzü ayağının altında dürülürdü. Beraber yürürken kendimizi zorlardık, ama o hiç zorlanmazdı.”</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O övülmüştü</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Yerdekiler O’na çok övülmüş (Muhammed) göktekiler O’na en çok övülen (Ahmed) dediler. Ve bu yüzden şair onun için </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Hak’tan bize bir ihsan-ı müeyyedsin Efendim” dedi.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O mütevekkildi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">En korkulu anlarda bile sarsılmazdı. Düşmanların ayak sesleri duyulduğu anda, mağarada ikinin ikincisi korku ve endişe ile sarsılırken, O, “Korkma, üzülme! Muhakkak ki, Allah bizimle beraberdir” dedi. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O yüksek bir tevekkülle yalnız Allah’a dayanırdı…</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O şefkatliydi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Savaş bitmiş, esirler alınmış, ganimet dağıtılmaktaydı. Bir kenarda kutlu ashabıyla oturmuş, hemdem oluyordu. Esirler arasında telaşla öteye beriye giderek kaybettiği yavrusunu arayan, bulunca da bağrına basan bir anne gördü. Mübarek gözleri doldu ve: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Biliyor musunuz, Allah kullarına şu annenin evladına olan şefkatinden daha şefkatlidir!” buyurdu.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O elçiydi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Arz üstünde durup, Arş-ı Ala’ya el kaldırıp, Mavera’dan aldığı ilahi emirlerle beka yollarını, saadet-i ebediyenin nuranî âlemlerini insanlığın önüne açan bir elçiydi o… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Ey insan kendini oku, âlemi oku, kâinatı oku. Bu işlerde, bu oluşlarda bir iş var. Abes olma, abes yapma! Sonsuz saadetlere namzet olduğunu bil, ayıl” diye uyaran bir elçi…</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O adildi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">En çok sevdiği biricik kızı Fatıma’ydı. O gelince ayağa kalkar, alnından öper, yanına oturturdu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Bir gün eşraf, kendinden hırsızlık yapan Fatıma isimli bir kadının affını istediler. Cemalinde celal parladı ve “V<img src="http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />i kızım Fatıma aynı suçu işlese yine aynı cezayı veririm” buyurdu. Çünkü O, şefkati adaletine engel olmayan bir adildi.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O cesurdu</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Bir gece Medine dışından düşman saldırısını andıran sesler işitildi. Cesur atlılar hemen o tarafa gittiler. Karanlık perdesinden kendilerine doğru birinin geldiğini sezdiler. Yaklaştıkça baktılar ki O… Ebu Talha’nın çıplak atı üzerinde kılıcı omzuna asılı halde tebessümünden güller açıyor, “Korkulacak bir şey yok!’ diyordu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Kudsi şecaati gereği herkesten önce gitmiş, bakmış ve dönmüştü.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O rahmet timsaliydi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Medine kavruluyordu. Yedi aydır yere tek damla düşmemişti. Sahabe bitkindi. Bir cuma günü destursuz bir bedevi mescidin kapısında durup, minber üstündeki Peygamber’e içinden geldiğince seslendi: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Ya Resulallah, yandık kavrulduk. Rabb’ine dua et de rahmet göndersin.” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Mübarek ellerini kaldırdı. Hurma liflerinden örülü mescidin damı arasından sema görülüyordu. Bulutlar uçuşmaya başladı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Ve rahmet damla damla inmeye başladı. O kadar ki O daha minberden inerken yağmur damlaları sakallarından aşağı süzülüyordu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Yağmur, bir gün, beş gün, tam gelecek cumaya kadar hiç dinmedi... Her yer sele gitti. Yollar kapandı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Yine aynı sahne ve yine o kalbi dilinde bedevi: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Ya Resulallah, dua et de kesilsin, boğulayazdık!” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Mübarek eller yine havada: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Ey Rabbim üzerimize değil, civarımıza yağdır!” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Sahabenin gözü yine hurma dalları arasından semaya dikildi. Bulutlar bu defa gökte kaçışmaya başladılar. Mescitten çıktıklarında Medine üzerinde güneşin tepsi gibi parıl parıl parladığını gördüler… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O rahmetti, rahmet peygamberiydi.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O bereket vesilesiydi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Hendek Savaşı sırasında Hz. Cabir, Efendimiz’in (s.a.v.) acıktığını hissetti. Eve koştu: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Hanım bir şeyler yap Resulullah çok aç!” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Tamam, ama sakın çok adam çağırıp beni mahcup etme!” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Bir koyun kestiler, biraz da arpa ekmeği yapıldı. Cabir gidip Efendimiz’in (s.a.v.) kulağına eğildi, bir kaç arkadaşıyla birlikte kendisini yemeğe davet etti. Fakat o, Hendek halkına: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Cabir yemek yapmış, hepinizi davet ediyor!” diye ilan etti. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Koca ordu Resulullah’ın arkasında Cabir’in evine doğru hareket etti. Kalabalığı gören Cabir’in hanımı ellerini dizlerine vurarak, “Ben şimdi ne yapacağım?” diye telaşlandı. Cabir’e, “Sana dememiş miydim?” diye çıkıştı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Efendimiz ekmeğin ve yemeğin başına geçti, bereketle dua etti. O bin kişi yiyip kalktıktan sonra tencerelerinde yemek kaynıyor, artan hamurdan geriye daha yapılacak ekmek kalıyordu. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O, gayb hazinelerinin sahibi yanında duası makbul ve berekete mazhardı.</span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">O azizdi</span></span> </strong></em></p><p></p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">İnsanlar arasından çıkarılmış bir peygamberdi. Adı alçak demek olan dünyada, insanlar arasında yürüyordu. Ama o aslında Arş’ta yürümeye layıktı. Yerde olması onun izzetine halel vermiyordu. O insanlığın elinden tutup onları Arş’ın gölgesine, cennete çıkarmak için yerde yürüyen bir azizdi… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">İbn-i Mersed anlatıyor: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">“Bir gün huzuruna girmiştim. Bir hasır üzerinde uyumuş ve hasır vücudunda iz yapmıştı. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">’Efendim, bir yatak temin etsek hasırın üzerine sersek‘ dedim. Buyurdu ki: </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">’Benimle dünya arasındaki bağ nedir ki? Dünya ile benim misalim, bir ağaç altında gölgelenip, sonra da terk edip giden bir yolcu gibidir.’” </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Evet, O bu dünyada aziz bir yolcu idi. İnsanlığa hep ebediyet yolunu işaretleyen Aziz bir misafirdi… </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">O, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) idi. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Rabbim bizleri bu dünya misafirhanesinde onun sünnetine ittibada muvaffak ve ukbada şefaatlerine nail eylesin. (Âmin)</span> </strong></em></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">Allah Resulü (s.a.v.) ne istiyor?</span></span> </strong></em></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Acaba bütün efazıl-ı beni Âdem’i arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı Azam’a müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-ı kâinat ne istiyor? </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Bak dinle: Saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, cennet istiyor. Hem meraya-yı mevcudatta ahkâmını ve cemallerini gösteren bütün Esmâ-i Kudsiye-i İlahiye ile beraber istiyor. Hatta eğer rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi hesapsız o matlubun esbab-ı mucibesi olmasa idi; şu Zat’ın tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu cennetin binasına sebebiyet verecekti. </span></strong></em></p> <p style="text-align: center"><em><strong><span style="color: black">Evet, nasıl ki O’nun risaleti şu dar-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi. Öyle de, O’nun ubudiyeti dahi öteki darın açılmasına sebeptir.</span></strong></em> </p><p></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="color: darkblue">(Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 19. Söz, 13. Reşha) </span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: darkblue">moraldergisi</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 244540, member: 1004566"] [CENTER][IMG]http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1009402.jpg[/IMG] [/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=darkred]O Bir Nurdu, Varlık O’nunla Aydınlandı[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) suretçe insanların en güzeli olduğu gibi siretçe de en mükemmeli idi. Bütün güzel sıfatlar O’nun üzerinde temayüz etmişti. Yerdekiler O’na çok övülmüş (Muhammed) göktekiler O’na en çok övülen (Ahmed) dediler. O; nurdu, seçilmişti, en güzeldi, övülmüştü, mütevekkildi, şefkatliydi, elçiydi, adildi, cesurdu, rahmetti, bereketti, azizdi. O, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) idi.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O nurdu[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]O, bir çekirdekti. Her şeyden önce O yaratıldı. Kâinat O’nun üzerine yeşerdi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Âlemler O nurla var oldu; küre küre, sema sema... [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Kâinat O nurdan açıldı; dal dal, yaprak yaprak, çiçek çiçek… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Önce Âdem’in alnında parladı. Sonra pak alınlarda ışıldadı; asır asır, devir devir… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ta geldi Saadet Asrı’na dayandı. İnsanlık emanet aldığı nuru sahibine teslim etmeye hazırlandı. Âlem o Kutlu Doğum şölenine uyandı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Abdullah’ın alnında son kez misafir olan nur, Amine’nin cemalinde cilveleşti... Melekler bile O nura hayrandı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Sonunda nur, sedefini buldu, libasını kuşandı. Münevver bir meyveye dönüştü. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Çekirdekle meyve, “iptida ile intiha birleşti.” Muhabbet, Muhammed’i doğurdu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Doğdu o saatte ol Sultan-ı Din, [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Nura gark oldu semavat ü zemin” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]…Ve “Sen olmasaydın” sırrı tahakkuk etti. [/COLOR][/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O seçilmişti[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Önce varlıklardan canlılar süzüldü. Bitkilerden hayvanlar ayıklandı. Hayvanlardan insanlar elendi. İnsanlardan veliler sağıldı, velilerden peygamberler… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Peygamberlerden ise yalnız ve yalnız bir O seçildi ve bu yüzden adına seçilmiş dendi. Âlemin en eşrefi, varlığın en kerimi, her şeyden en üstünü, Mustafa oldu…[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O en güzeldi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Yüzü dolunay gibiydi. Girdiği yere ışık ve nur saçardı. Gözler ve gönüller aydın olurdu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Medine kızları, “Talea’l-bedru” ile afakı çınlatırken Yahudi âlim Abdullah ibni Selam ötelerden koşup geldi. Kalabalık arasını yararak o cemale ulaştı. Gözleri nur yüzüyle buluşunca hemen hükmü bastı: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“V[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG]i bu yüzde yalan olmaz!” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O’nun güzelliğini Hz. Aişe anlatırken “Yusuf’u çekiştiren ve parmaklarını doğrayan kadınlar, eğer benim Efendim’in güzelliğini görmüş olsalardı, ellerindeki bıçakları göğüslerine saplarlardı!” demişti. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Evet, O güzeller güzeliydi… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ebu Hureyre anlatıyor: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Ben ondan daha güzelini görmedim. Sanki güneş mübarek yüzlerinde yürürdü. Ondan daha hızlı yürüyeni de görmedim. Sanki yeryüzü ayağının altında dürülürdü. Beraber yürürken kendimizi zorlardık, ama o hiç zorlanmazdı.”[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O övülmüştü[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Yerdekiler O’na çok övülmüş (Muhammed) göktekiler O’na en çok övülen (Ahmed) dediler. Ve bu yüzden şair onun için [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Hak’tan bize bir ihsan-ı müeyyedsin Efendim” dedi.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O mütevekkildi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]En korkulu anlarda bile sarsılmazdı. Düşmanların ayak sesleri duyulduğu anda, mağarada ikinin ikincisi korku ve endişe ile sarsılırken, O, “Korkma, üzülme! Muhakkak ki, Allah bizimle beraberdir” dedi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O yüksek bir tevekkülle yalnız Allah’a dayanırdı…[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O şefkatliydi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Savaş bitmiş, esirler alınmış, ganimet dağıtılmaktaydı. Bir kenarda kutlu ashabıyla oturmuş, hemdem oluyordu. Esirler arasında telaşla öteye beriye giderek kaybettiği yavrusunu arayan, bulunca da bağrına basan bir anne gördü. Mübarek gözleri doldu ve: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Biliyor musunuz, Allah kullarına şu annenin evladına olan şefkatinden daha şefkatlidir!” buyurdu.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O elçiydi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Arz üstünde durup, Arş-ı Ala’ya el kaldırıp, Mavera’dan aldığı ilahi emirlerle beka yollarını, saadet-i ebediyenin nuranî âlemlerini insanlığın önüne açan bir elçiydi o… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Ey insan kendini oku, âlemi oku, kâinatı oku. Bu işlerde, bu oluşlarda bir iş var. Abes olma, abes yapma! Sonsuz saadetlere namzet olduğunu bil, ayıl” diye uyaran bir elçi…[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O adildi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]En çok sevdiği biricik kızı Fatıma’ydı. O gelince ayağa kalkar, alnından öper, yanına oturturdu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bir gün eşraf, kendinden hırsızlık yapan Fatıma isimli bir kadının affını istediler. Cemalinde celal parladı ve “V[IMG]http://www.secdegulleri.net/html/modules/Forums/images/smiles/icon_question.gif[/IMG]i kızım Fatıma aynı suçu işlese yine aynı cezayı veririm” buyurdu. Çünkü O, şefkati adaletine engel olmayan bir adildi.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O cesurdu[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Bir gece Medine dışından düşman saldırısını andıran sesler işitildi. Cesur atlılar hemen o tarafa gittiler. Karanlık perdesinden kendilerine doğru birinin geldiğini sezdiler. Yaklaştıkça baktılar ki O… Ebu Talha’nın çıplak atı üzerinde kılıcı omzuna asılı halde tebessümünden güller açıyor, “Korkulacak bir şey yok!’ diyordu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Kudsi şecaati gereği herkesten önce gitmiş, bakmış ve dönmüştü.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O rahmet timsaliydi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Medine kavruluyordu. Yedi aydır yere tek damla düşmemişti. Sahabe bitkindi. Bir cuma günü destursuz bir bedevi mescidin kapısında durup, minber üstündeki Peygamber’e içinden geldiğince seslendi: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Ya Resulallah, yandık kavrulduk. Rabb’ine dua et de rahmet göndersin.” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Mübarek ellerini kaldırdı. Hurma liflerinden örülü mescidin damı arasından sema görülüyordu. Bulutlar uçuşmaya başladı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Ve rahmet damla damla inmeye başladı. O kadar ki O daha minberden inerken yağmur damlaları sakallarından aşağı süzülüyordu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Yağmur, bir gün, beş gün, tam gelecek cumaya kadar hiç dinmedi... Her yer sele gitti. Yollar kapandı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Yine aynı sahne ve yine o kalbi dilinde bedevi: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Ya Resulallah, dua et de kesilsin, boğulayazdık!” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Mübarek eller yine havada: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Ey Rabbim üzerimize değil, civarımıza yağdır!” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Sahabenin gözü yine hurma dalları arasından semaya dikildi. Bulutlar bu defa gökte kaçışmaya başladılar. Mescitten çıktıklarında Medine üzerinde güneşin tepsi gibi parıl parıl parladığını gördüler… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O rahmetti, rahmet peygamberiydi.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O bereket vesilesiydi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Hendek Savaşı sırasında Hz. Cabir, Efendimiz’in (s.a.v.) acıktığını hissetti. Eve koştu: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Hanım bir şeyler yap Resulullah çok aç!” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Tamam, ama sakın çok adam çağırıp beni mahcup etme!” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bir koyun kestiler, biraz da arpa ekmeği yapıldı. Cabir gidip Efendimiz’in (s.a.v.) kulağına eğildi, bir kaç arkadaşıyla birlikte kendisini yemeğe davet etti. Fakat o, Hendek halkına: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Cabir yemek yapmış, hepinizi davet ediyor!” diye ilan etti. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Koca ordu Resulullah’ın arkasında Cabir’in evine doğru hareket etti. Kalabalığı gören Cabir’in hanımı ellerini dizlerine vurarak, “Ben şimdi ne yapacağım?” diye telaşlandı. Cabir’e, “Sana dememiş miydim?” diye çıkıştı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Efendimiz ekmeğin ve yemeğin başına geçti, bereketle dua etti. O bin kişi yiyip kalktıktan sonra tencerelerinde yemek kaynıyor, artan hamurdan geriye daha yapılacak ekmek kalıyordu. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O, gayb hazinelerinin sahibi yanında duası makbul ve berekete mazhardı.[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]O azizdi[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]İnsanlar arasından çıkarılmış bir peygamberdi. Adı alçak demek olan dünyada, insanlar arasında yürüyordu. Ama o aslında Arş’ta yürümeye layıktı. Yerde olması onun izzetine halel vermiyordu. O insanlığın elinden tutup onları Arş’ın gölgesine, cennete çıkarmak için yerde yürüyen bir azizdi… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]İbn-i Mersed anlatıyor: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]“Bir gün huzuruna girmiştim. Bir hasır üzerinde uyumuş ve hasır vücudunda iz yapmıştı. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]’Efendim, bir yatak temin etsek hasırın üzerine sersek‘ dedim. Buyurdu ki: [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]’Benimle dünya arasındaki bağ nedir ki? Dünya ile benim misalim, bir ağaç altında gölgelenip, sonra da terk edip giden bir yolcu gibidir.’” [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Evet, O bu dünyada aziz bir yolcu idi. İnsanlığa hep ebediyet yolunu işaretleyen Aziz bir misafirdi… [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]O, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) idi. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Rabbim bizleri bu dünya misafirhanesinde onun sünnetine ittibada muvaffak ve ukbada şefaatlerine nail eylesin. (Âmin)[/COLOR] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][SIZE=5][COLOR=red]Allah Resulü (s.a.v.) ne istiyor?[/COLOR][/SIZE] [/B][/I][/CENTER] [CENTER][I][B][COLOR=black]Acaba bütün efazıl-ı beni Âdem’i arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı Azam’a müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-ı kâinat ne istiyor? [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Bak dinle: Saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, cennet istiyor. Hem meraya-yı mevcudatta ahkâmını ve cemallerini gösteren bütün Esmâ-i Kudsiye-i İlahiye ile beraber istiyor. Hatta eğer rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi hesapsız o matlubun esbab-ı mucibesi olmasa idi; şu Zat’ın tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu cennetin binasına sebebiyet verecekti. [/COLOR][/B][/I] [I][B][COLOR=black]Evet, nasıl ki O’nun risaleti şu dar-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi. Öyle de, O’nun ubudiyeti dahi öteki darın açılmasına sebeptir.[/COLOR][/B][/I] [/CENTER] [CENTER][COLOR=darkblue](Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 19. Söz, 13. Reşha) [/COLOR] [COLOR=darkblue]moraldergisi[/COLOR][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimiz İçin
O Bir Nurdu, Varlık O’nunla Aydınlandı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst