Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Olduğu gibi Sultan II. Abdulhamid
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 179125" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red">Olduğu gibi Sultan II. Abdulhamid (1)</span></span></strong></u></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><img src="http://www.yeniasya.com.tr/2010/01/24/resim/latif.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p><p><strong><span style="color: Purple">Bediüzzaman diyor ki:</span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span> </strong><span style="color: Blue">Ben vilayat–ı şarkiyede aşîretlerin hal–i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünün–u cedîde–i medeniye ile olacak. </span></p><p><span style="color: Blue">...O saik ile, Dersaadete (İstanbul'a) geldim (1907 sonları). Saadet tevehhümüyle, o vakitte—şimdi şiddetlenmiş olan—istibdatlar merhûm Sultan–ı Mahlû’a (Hal edilmiş olan Sultan Abdulhamid'e) isnad edildiği halde, onun zaptiye nazırı ile bana verdiği maaş ve ihsan–ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. ...Aklımı feda ettim; hürriyetimi terk etmedim, o şefkatli Sultan'a boyun eğmedim, şahsî menfaatimi terk ettim. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue">Ben ki bir hammalın oğluyum; bu kadar dünya bana müyesser iken, kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr–ı halden çıkarmadım ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevkî olan vilayat–ı şarkiyenin yüksek dağlarını terk etmekle millet için tımarhaneye ve tevkifhaneye ve meşrûtiyet zamanında işkenceli hapishaneye düşmeme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue">...Daire–i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta–i hilafeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık sultan merhum Abdulhamid Han Hazretleri, sabık içtimaî kusuratını derk ile, nedamet ederek kabul–ü nasihate istidat kesb etmiş zannıyla ...merhûm sultan–ı sabıka (Sultan II. Abdulhamid'e) cerîde (gazete) lisanıyla söyledim ki: "Münhasif (sönükleşen) Yıldız’ı Darü’i–fünûn et; ta, Süreyya kadar alî olsun. Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine ehl–i hakîkat melaike–i rahmeti yerleştir; ta Cennet gibi olsun. Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dînî darü’l–fünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine îtimat et. Zîra, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’i–ömrü, ömr–i sanî yolunda sarf eyle." </span></p><p><span style="color: Blue"> Demek ki, ben, bu kadar âlim varken böyle mühim vazifeleri deruhte ettiğimden, cinayet ettim. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> </p><p><em><u><span style="color: DarkGreen">Divân–ı Harb–i Örfî'deki On Birinci Cinayet'ten; ayrıca Tarihçe–i Hayat, s. 62–63 </span></u></em></p><p><em><u><span style="color: DarkGreen"></span></u></em></p><p></p><p> </p><p><u><span style="color: Purple"><strong>Hafif istibdadın şefkatli hükümdarı</strong></span></u></p><p> </p><p></p><p>Dostu kadar düşmanı da vardı, Sultan Abdulhamid'in. Aynı şekilde, meddahı kadar beddua edeni de vardı onun. </p><p></p><p>Gözü kapalı şekilde dost veya peşin hükümle bakarak düşman olanların hemen tamamı, onun şahsiyeti ile siyasetini birbirinden ayırmadılar, bu farklı yönlerini aynı kefeye koydular ve değerlendirmelerini de aynı ölçü ve kıstas ile bakarak yaptılar. </p><p></p><p>Padişah'ın meddah ve muhasımlarının yanı sıra, ayrıca bir "orta yol" bularak şahsından ziyade politikasını, şahsî hayatından ziyade hükümet icraatını tenkit edenler vardı ki, bunların sayısı hem çok az, hem de bu yönleri itibariyle pek bilinmiyorlar. </p><p></p><p>Zira, insanların çoğu bir konuda veya bir şahıs hakkında tahkik ehli olmak yerine, tarafgir olmayı ve adeta renk körlülüğü özrüyle siyah–beyaz kolaycılığına sapmayı tercih ediyor. Ara renkleri bir türlü görmüyor, yahut görmek istemiyor. </p><p></p><p>Siyah–Beyaz kolaycılığıyla hareket edenlerin bir kısmı "Ulu Hakan" dedikleri Sultan Abdulhamid'in şahsiyeti ile birlikte siyasetini de göklere çıkarırcasına meddahlık yaptılar; aynı minval üzere gidenlere bugün de rastlamak mümkün. </p><p>Aynı tarafgirlik marazıyla hareket eden bir başka gürûh ise, düşmanlıkta sınır tanımaz bir tavırla ona "Kızıl Sultan" damgasını vurdular; ki, bunların da nesli henüz tükenmiş değil. </p><p></p><p>Bu kısacık girizgâhtan sonra, şimdi sırasıyla hem bu şahsiyeti biraz daha yakından tanımaya çalışalım, hem de onunla ilgili olarak farklı değerlendirmelere geniş çaplı bir nazar gezdirelim. Şüphesiz, kendi bakış açımızı da, aktaracaklarımızla paralel şekilde sunmak arzusundayız. </p><p></p><p></p><p></p><p><strong><u><span style="color: Purple">Son kudretli padişah </span></u></strong></p><p><strong><u><span style="color: Purple"></span></u></strong></p><p></p><p>Otuz üç yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdulhamid, ikamet ettiği Beylerbeyi Sarayında 10 Şubat 1918'de vefat ederek Hakk'ın rahmetine kavuştu. </p><p></p><p>Vefatının hemen ertesi günü (11 Şubat 1918) Topkapı Sarayına getirilen cenazesi, büyük bir askerî merasim ve halktan mahşerî bir kalabalık eşliğinde, Divanyolu'nda bulunan Sultan II. Mahmud Türbesi'nde defnedildi. Cenaze merasiminde, Sultan Reşad ile Başkumandan Enver Paşa da hazır bulundu. </p><p></p><p></p><p> </p><p><u><span style="color: Purple"><strong>Yüz yıldır bitmeyen tartışma </strong></span></u></p><p> </p><p></p><p>Sultan Abdulhamid vefat edeli 91 yıl oldu. Yani, onu ebedî istirahatgâhına tevdi etmemizin üzerinden 91 yıl geçmişken, onun tahttan indirilmesinin üzerinden ise tamtamına 100 sene geçmiş bulunuyor. </p><p></p><p>Dolayısıyla, oldum olası tartışmaların odağında yer alan bu mühim şahsiyetin hayat ve hizmet safhalarına dair tartışmaların bugünlerde had safhaya çıkması kuvvetle muhtemel. </p><p></p><p>Ama, bakalım bu kez Sultan Abdulhamid olduğu gibi anlatılabilecek mi, yoksa yine eskisi gibi peşin hükümlü "meddahlık ve düşmanlık" ekseninde gidilip gelinecek mi? </p><p></p><p>Biliyoruz ki ve inanıyoruz ki, bu peşin hükümlü anlayışın ülkemize ve milletimize şimdiye kadar hiçbir faydası olmadı. Aksine çok zararları oldu. </p><p><strong>En büyük zararı şudur ki:</strong> Sultan Abdulhamid'in 33 yıllık saltanat müddeti, Osmanlı'nın mukadderatında olduğu kadar, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet tarihi üzerinde de pek büyük bir tesir icra ettiği halde, "düşmanlık ile meddahlık" kısır döngüsü sebebiyle, bu tesirler büyük ölçüde perdelenmiştir.</p><p></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray">Yani, hakikatin yalın yüzü, yeni nesillere lâyıkıyla gösterilememiştir. Yakın tarihin bu en çarpıcı gerçeklerinden mahrûm bırakılan nesiller ise, ne yaşadığı zamanı kavrayabilmiş, ne de geleceğe yönelik bir projektör tutabilmiştir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong></p><p>Acaba, bu elim vaziyetin sebebiyet verdiği tahayyür ve şaşkınlık hali, nesiller için en büyük bir zarar değil de nedir? </p><p></p><p>Dileriz ve umarız ki, şimdi ve bundan sonraki süreç içinde, Sultan Abdulhamid'in şahsî ve siyasî hayatı birbirinden tefrik edilir, ayrı ayrı şekilde ele alınır ve öyle de değerlendirilmeye çalışılır. </p><p></p><p>Aksi halde "Eski tas, eski hamam"la yola devam edilmiş olunur. </p><p></p><p></p><p><u><strong><span style="color: Red">24.01.2010</span></strong></u></p><p><u><strong><span style="color: Red">Elif-YeniAsya</span></strong></u></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 179125, member: 27"] [CENTER][U][B][SIZE=3][COLOR=Red]Olduğu gibi Sultan II. Abdulhamid (1)[/COLOR][/SIZE][/B][/U] [IMG]http://www.yeniasya.com.tr/2010/01/24/resim/latif.jpg[/IMG] [/CENTER] [B][COLOR=Purple]Bediüzzaman diyor ki:[/COLOR][/B] [B][COLOR=Purple] [/COLOR] [/B][COLOR=Blue]Ben vilayat–ı şarkiyede aşîretlerin hal–i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünün–u cedîde–i medeniye ile olacak. [/COLOR] [COLOR=Blue]...O saik ile, Dersaadete (İstanbul'a) geldim (1907 sonları). Saadet tevehhümüyle, o vakitte—şimdi şiddetlenmiş olan—istibdatlar merhûm Sultan–ı Mahlû’a (Hal edilmiş olan Sultan Abdulhamid'e) isnad edildiği halde, onun zaptiye nazırı ile bana verdiği maaş ve ihsan–ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. ...Aklımı feda ettim; hürriyetimi terk etmedim, o şefkatli Sultan'a boyun eğmedim, şahsî menfaatimi terk ettim. [/COLOR] [COLOR=Blue]Ben ki bir hammalın oğluyum; bu kadar dünya bana müyesser iken, kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr–ı halden çıkarmadım ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevkî olan vilayat–ı şarkiyenin yüksek dağlarını terk etmekle millet için tımarhaneye ve tevkifhaneye ve meşrûtiyet zamanında işkenceli hapishaneye düşmeme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim. [/COLOR] [COLOR=Blue]...Daire–i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta–i hilafeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık sultan merhum Abdulhamid Han Hazretleri, sabık içtimaî kusuratını derk ile, nedamet ederek kabul–ü nasihate istidat kesb etmiş zannıyla ...merhûm sultan–ı sabıka (Sultan II. Abdulhamid'e) cerîde (gazete) lisanıyla söyledim ki: "Münhasif (sönükleşen) Yıldız’ı Darü’i–fünûn et; ta, Süreyya kadar alî olsun. Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine ehl–i hakîkat melaike–i rahmeti yerleştir; ta Cennet gibi olsun. Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dînî darü’l–fünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine îtimat et. Zîra, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’i–ömrü, ömr–i sanî yolunda sarf eyle." [/COLOR] [COLOR=Blue] Demek ki, ben, bu kadar âlim varken böyle mühim vazifeleri deruhte ettiğimden, cinayet ettim. [/COLOR] [I][U][COLOR=DarkGreen]Divân–ı Harb–i Örfî'deki On Birinci Cinayet'ten; ayrıca Tarihçe–i Hayat, s. 62–63 [/COLOR][/U][/I] [U][COLOR=Purple][B]Hafif istibdadın şefkatli hükümdarı[/B][/COLOR][/U] Dostu kadar düşmanı da vardı, Sultan Abdulhamid'in. Aynı şekilde, meddahı kadar beddua edeni de vardı onun. Gözü kapalı şekilde dost veya peşin hükümle bakarak düşman olanların hemen tamamı, onun şahsiyeti ile siyasetini birbirinden ayırmadılar, bu farklı yönlerini aynı kefeye koydular ve değerlendirmelerini de aynı ölçü ve kıstas ile bakarak yaptılar. Padişah'ın meddah ve muhasımlarının yanı sıra, ayrıca bir "orta yol" bularak şahsından ziyade politikasını, şahsî hayatından ziyade hükümet icraatını tenkit edenler vardı ki, bunların sayısı hem çok az, hem de bu yönleri itibariyle pek bilinmiyorlar. Zira, insanların çoğu bir konuda veya bir şahıs hakkında tahkik ehli olmak yerine, tarafgir olmayı ve adeta renk körlülüğü özrüyle siyah–beyaz kolaycılığına sapmayı tercih ediyor. Ara renkleri bir türlü görmüyor, yahut görmek istemiyor. Siyah–Beyaz kolaycılığıyla hareket edenlerin bir kısmı "Ulu Hakan" dedikleri Sultan Abdulhamid'in şahsiyeti ile birlikte siyasetini de göklere çıkarırcasına meddahlık yaptılar; aynı minval üzere gidenlere bugün de rastlamak mümkün. Aynı tarafgirlik marazıyla hareket eden bir başka gürûh ise, düşmanlıkta sınır tanımaz bir tavırla ona "Kızıl Sultan" damgasını vurdular; ki, bunların da nesli henüz tükenmiş değil. Bu kısacık girizgâhtan sonra, şimdi sırasıyla hem bu şahsiyeti biraz daha yakından tanımaya çalışalım, hem de onunla ilgili olarak farklı değerlendirmelere geniş çaplı bir nazar gezdirelim. Şüphesiz, kendi bakış açımızı da, aktaracaklarımızla paralel şekilde sunmak arzusundayız. [B][U][COLOR=Purple]Son kudretli padişah [/COLOR][/U][/B] Otuz üç yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdulhamid, ikamet ettiği Beylerbeyi Sarayında 10 Şubat 1918'de vefat ederek Hakk'ın rahmetine kavuştu. Vefatının hemen ertesi günü (11 Şubat 1918) Topkapı Sarayına getirilen cenazesi, büyük bir askerî merasim ve halktan mahşerî bir kalabalık eşliğinde, Divanyolu'nda bulunan Sultan II. Mahmud Türbesi'nde defnedildi. Cenaze merasiminde, Sultan Reşad ile Başkumandan Enver Paşa da hazır bulundu. [U][COLOR=Purple][B]Yüz yıldır bitmeyen tartışma [/B][/COLOR][/U] Sultan Abdulhamid vefat edeli 91 yıl oldu. Yani, onu ebedî istirahatgâhına tevdi etmemizin üzerinden 91 yıl geçmişken, onun tahttan indirilmesinin üzerinden ise tamtamına 100 sene geçmiş bulunuyor. Dolayısıyla, oldum olası tartışmaların odağında yer alan bu mühim şahsiyetin hayat ve hizmet safhalarına dair tartışmaların bugünlerde had safhaya çıkması kuvvetle muhtemel. Ama, bakalım bu kez Sultan Abdulhamid olduğu gibi anlatılabilecek mi, yoksa yine eskisi gibi peşin hükümlü "meddahlık ve düşmanlık" ekseninde gidilip gelinecek mi? Biliyoruz ki ve inanıyoruz ki, bu peşin hükümlü anlayışın ülkemize ve milletimize şimdiye kadar hiçbir faydası olmadı. Aksine çok zararları oldu. [B]En büyük zararı şudur ki:[/B] Sultan Abdulhamid'in 33 yıllık saltanat müddeti, Osmanlı'nın mukadderatında olduğu kadar, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet tarihi üzerinde de pek büyük bir tesir icra ettiği halde, "düşmanlık ile meddahlık" kısır döngüsü sebebiyle, bu tesirler büyük ölçüde perdelenmiştir. [B][COLOR=DarkSlateGray]Yani, hakikatin yalın yüzü, yeni nesillere lâyıkıyla gösterilememiştir. Yakın tarihin bu en çarpıcı gerçeklerinden mahrûm bırakılan nesiller ise, ne yaşadığı zamanı kavrayabilmiş, ne de geleceğe yönelik bir projektör tutabilmiştir. [/COLOR][/B] Acaba, bu elim vaziyetin sebebiyet verdiği tahayyür ve şaşkınlık hali, nesiller için en büyük bir zarar değil de nedir? Dileriz ve umarız ki, şimdi ve bundan sonraki süreç içinde, Sultan Abdulhamid'in şahsî ve siyasî hayatı birbirinden tefrik edilir, ayrı ayrı şekilde ele alınır ve öyle de değerlendirilmeye çalışılır. Aksi halde "Eski tas, eski hamam"la yola devam edilmiş olunur. [U][B][COLOR=Red]24.01.2010[/COLOR][/B][/U] [U][B][COLOR=Red]Elif-YeniAsya[/COLOR][/B][/U] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Olduğu gibi Sultan II. Abdulhamid
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst