Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Ölüm meleği zilimizi çaldı mı?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 163386" data-attributes="member: 8679"><p><strong><span style="color: blue">Mevlâna Celâleddin, Mesnevi'de bir hikâye aktarıyor:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Adamın biri, bir gün Azrâil ile karşılaşıyor. Azrâil'in kendisine tuhaf baktığını görüyor. Adam korkuya kapılıyor ve Hz. İbrahim'e koşuyor. Azrâil ile karşılaştığını ve kendisine çok kötü baktığını söylüyor.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kendisini bulunduğu yerden alıp Hindistan'a göndermesi için yalvarıyor. Hz. İbrahim rüzgâra buyuruyor, O'nu Hindistan'a götürmesini emrediyor. Rüzgar da o şahsı Hindistan'a götürüyor. Biraz sonra da Azrâil huzura geliyor. Hz. İbrahim:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- O garip adama niçin kötü baktın. Onun çoluğu-çocuğu var. Çok korkmuş, dediğinde, Azrâil:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Ona tuhaf bakışımın nedeni, Allah (c.c); Ruhunu gidip Hindistan'da almamı buyurmuştu. Fakat, adam buradaydı. Onun için hayretle ona baktım, demişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Adam farkında olmadan ölüm yerini kendi isteğiyle seçmişti. Âdeta oraya ayaklarıyla koşmuştu. Adamın depremi işte orada gerçekleşmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kimbilir bizler nerede, ne zaman, ne şekilde ve ne tür bir yöntemle ruhumuzu sahibine iade edeceğiz? Hazır mıyız ölüme kıymetli okurlarım?</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hasan Basri Hazretleri anlatıyor:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Azrâil (a.s.) hergün bir evi üç defa yoklar. Bunlardan rızkını bitirip, ömrünü tamamlayanın canını alır. Evdekiler de feryad-u figan ederler. Azrâil kapıya kollarını gererek:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Ne ağlıyorsunuz? Ben bu adamın ne rızkını yedim, ne de ömrünü kestim. Boşuna ağlamayın. Ben devamlı olarak buraya gelip-gidecek hiçbirinizi bırakmayacağım, der.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hasan Basri Hazretleri devamla:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Eğer ev halkı Azrâil (a.s.)'i görse ve dediklerini duysalar, ölüyü unutur kendilerine ağlarlardı, diyerek Müslümanların ölüme dikkatlerini çeker.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Can tatlıdır. Ne yapalım ki, ilahi takdir onu dünyada süresi dolunca katına alır. Yoktur ölümün çaresi. İnsan, en bıkkınlığa ulaştığında bile yaşamak ister. Şu olayda olduğu gibi:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Fakirin biri dağdan sırtıyla odun taşıyıp geçiniyormuş. Bir gün çok yorulmuş. Ayakları çıplak, karnı aç durumdaymış. Dağdan yüklendiği odunları getirirken yorulmuş. Sırtını bir kayaya dayayıp:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Ey Azrâil nerdesin be! demiş. (yani, canımı al da kurtulayım, demek istemiş.)</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu söz üzerine Azrâil karşısına dikilmiş:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Buyur, ben Azrâil'im. Bir arzun mu var? deyince; Adam:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">- Çok yoruldum, şu odunlarımı kaldırıver, demiş.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Can bu kadar tatlıdır işte. İnsan en bezginliğe düştüğü an bile yaşama arzusunu muhafaza etme gayretinde olur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Her şeye rağmen, ölümü unutmayacağız. Ev, denildi mi hemen mezarı hatırlıyacağız. O ev dediğimiz yerler, aslında konaklama mekânlarımızdır. Bir süre oralarda kalacağız. Ölüm ile asıl evimize taşınmış olacağız. Onun için mezarınızı şimdiden süsleyin. Ne ile süsleyeceksiniz? İman ile ihlâs ile ibâdet ile...</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Konaklama yeri için bunca sıkıntıya değer mi?</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bunu bilmek lâzım...</span></strong></p><p></p><p> </p><p><strong>Mevlüt Özcan</strong> - Milli Gazete</p><p><strong><span style="color: #800000"></span></strong></p><p><strong><span style="color: #800000">28/09/2009</span></strong></p><p><strong><span style="color: #800000"></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 163386, member: 8679"] [B][COLOR=blue]Mevlâna Celâleddin, Mesnevi'de bir hikâye aktarıyor: Adamın biri, bir gün Azrâil ile karşılaşıyor. Azrâil'in kendisine tuhaf baktığını görüyor. Adam korkuya kapılıyor ve Hz. İbrahim'e koşuyor. Azrâil ile karşılaştığını ve kendisine çok kötü baktığını söylüyor. Kendisini bulunduğu yerden alıp Hindistan'a göndermesi için yalvarıyor. Hz. İbrahim rüzgâra buyuruyor, O'nu Hindistan'a götürmesini emrediyor. Rüzgar da o şahsı Hindistan'a götürüyor. Biraz sonra da Azrâil huzura geliyor. Hz. İbrahim: - O garip adama niçin kötü baktın. Onun çoluğu-çocuğu var. Çok korkmuş, dediğinde, Azrâil: - Ona tuhaf bakışımın nedeni, Allah (c.c); Ruhunu gidip Hindistan'da almamı buyurmuştu. Fakat, adam buradaydı. Onun için hayretle ona baktım, demişti. Adam farkında olmadan ölüm yerini kendi isteğiyle seçmişti. Âdeta oraya ayaklarıyla koşmuştu. Adamın depremi işte orada gerçekleşmişti. Kimbilir bizler nerede, ne zaman, ne şekilde ve ne tür bir yöntemle ruhumuzu sahibine iade edeceğiz? Hazır mıyız ölüme kıymetli okurlarım? Hasan Basri Hazretleri anlatıyor: - Azrâil (a.s.) hergün bir evi üç defa yoklar. Bunlardan rızkını bitirip, ömrünü tamamlayanın canını alır. Evdekiler de feryad-u figan ederler. Azrâil kapıya kollarını gererek: - Ne ağlıyorsunuz? Ben bu adamın ne rızkını yedim, ne de ömrünü kestim. Boşuna ağlamayın. Ben devamlı olarak buraya gelip-gidecek hiçbirinizi bırakmayacağım, der. Hasan Basri Hazretleri devamla: - Eğer ev halkı Azrâil (a.s.)'i görse ve dediklerini duysalar, ölüyü unutur kendilerine ağlarlardı, diyerek Müslümanların ölüme dikkatlerini çeker. Can tatlıdır. Ne yapalım ki, ilahi takdir onu dünyada süresi dolunca katına alır. Yoktur ölümün çaresi. İnsan, en bıkkınlığa ulaştığında bile yaşamak ister. Şu olayda olduğu gibi: Fakirin biri dağdan sırtıyla odun taşıyıp geçiniyormuş. Bir gün çok yorulmuş. Ayakları çıplak, karnı aç durumdaymış. Dağdan yüklendiği odunları getirirken yorulmuş. Sırtını bir kayaya dayayıp: - Ey Azrâil nerdesin be! demiş. (yani, canımı al da kurtulayım, demek istemiş.) Bu söz üzerine Azrâil karşısına dikilmiş: - Buyur, ben Azrâil'im. Bir arzun mu var? deyince; Adam: - Çok yoruldum, şu odunlarımı kaldırıver, demiş. Can bu kadar tatlıdır işte. İnsan en bezginliğe düştüğü an bile yaşama arzusunu muhafaza etme gayretinde olur. Her şeye rağmen, ölümü unutmayacağız. Ev, denildi mi hemen mezarı hatırlıyacağız. O ev dediğimiz yerler, aslında konaklama mekânlarımızdır. Bir süre oralarda kalacağız. Ölüm ile asıl evimize taşınmış olacağız. Onun için mezarınızı şimdiden süsleyin. Ne ile süsleyeceksiniz? İman ile ihlâs ile ibâdet ile... Konaklama yeri için bunca sıkıntıya değer mi? Bunu bilmek lâzım...[/COLOR][/B] [B]Mevlüt Özcan[/B] - Milli Gazete [B][COLOR=#800000] 28/09/2009 [/COLOR][/B][COLOR=#800000][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Ölüm meleği zilimizi çaldı mı?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst