Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Önemli Bir Yanlışı Tahsis
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 84553" data-attributes="member: 656"><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">İslam ve Diğer Geleneklerde Kadın: Önemli Bir Yanlışı Tahsis</span></strong></p> </p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Şerif MUHAMMED </span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Giriş </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Batı düşüncesi ve paradigmaları, Batının kültürel mirasına, bir başka bölgeninkiler de, yine kendi kültürel birikimine dayanır. Son asırlarda dünyada hakim olan daha çok Batı kültür mirası olduğu için, din ve bu arada İslâmiyet’e de, batılı düşünürler ve müsteşriklerle birlikte, Müslüman dünyasının yabancılaşmış aydınları tarafından, bu kültür mirasının temel paradigmaları ve onun en önemli unsurlarından olan Kitab–ı Mukaddes geleneği açısından yaklaşılmış ve bu geleneğe yöneltilen eleştiriler, aynen İslâm’a da yöneltilmiştir. Bu bakımdan, aşağıdaki yazıda, bu yanlış tutumun yol açtığı yanlış anlamalardan biri olarak İslâm’da kadının yerini, Kitab–ı Mukaddes geleneğinin “aydınlanma” asırlarında tenkit edilen unsurları noktasında ele almanın yanlışlığını ortaya koymaya çalışacağız. Bunu yaparken, Kur'ân’ın, “En yakınlarınızın aleyhine de olsa, adaletten ayrılmayın!” (6:152) ve “Ey iman edenler! Adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenler olun, kendinizin, anne–babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa; hakkında şahitlikte bulunduğunuz kişi, (kendisinden fayda umduğunuz veya çekindiğiniz bir) zengin veya (size hiç faydası dokunmayacak bir) fakir de olsa” (4:135) emirlerine imtisalen, objektif ve âdil olmaya çalışacağız. Maksadımız, ne herhangi bir dini yüceltmek (ki, yüce olan zaten yücedir), ne de küçük düşürmektir. Müslüman sıfatıyla, aynı zamanda bütün peygamberleri de, onlara gelen İlâhî mesajları da, onlara geldiği şekliyle kabullenmek mecburiyetinde olduğumu biliyorum. Ne var ki, Kitab–ı Mukaddes geleneğinin hakim olduğu dünyada, araştırmada söz konusu edilecek noktalar önemli oranda son asırlarda tashih edilmiş olmakla birlikte, ne yazık ki, onlardan hareketle İslâm, halâ kadının aşağılanmasının sembolü ve sebebi gibi görülüp, öyle takdim edilebilmektedir. Dolayısıyla maksadım, yanlıştan hareketle İslâm için oluşturulan haksız ve tamamen yanlış imajı düzeltmek ve gerçeği ortaya koymaktır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Konu, belli başlıklar altında ele alınacaktır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">1– Hz. Havva’nın suçu mu? </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kitab–ı Mukaddes, Tekvin 2:4 ve 3:24’te Allah’ın Hz. Âdem ve Havva’ya bir ağacın meyvesini yasakladığı, fakat daha sonra yılanın Hz. Havva’yı, Hz. Havva’nın da Hz Âdem’i kandırdığı anlatılır. Allah’ın kınamasından dolayı da Hz. Âdem’in suçu Hz. Havva’ya attığı belirtilir:”Yanıma verdiğin kadın... o, ağaçtan bana verdi ve yedim.”Allah da, Hz. Havva’ya şöyle seslenir: “Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın; ve arzun kocana olacak, o da sana hakim olacaktır.” Âdem’e de, “Karının sözünü dinlediğin ve ondan yemeyeceksin diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lânetli oldu, ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin” der.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kur'ân’da ise hâdise böyle anlatılmaz. Kur'ân–ı Kerim, yasaklanan ağaçtan tatma hatasını Hz. Âdem merkezli anlatır (2:37). Hattâ, Hz. Havva’yı aynı hataya sürükleyenin Hz. Âdem olduğunu ima eder (20:117–120). Bununla birlikte, ilgili âyetlerden Hz. Havva’nın da aynı hatayı işlediği anlaşılmakta olup (20: 121), tevbeyi de birlikte yapmışlardır (7:19–23). Dolayısıyla İslâm, “ilk günah” gibi bir günahı kadına yüklemez; bu hatadan dolayı onu kınamaz ve insanlığı Cennet’ten yere indiren bir varlık olarak görmez.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">2– Hz. Havva’nın mirası </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Aldatan Hz. Havva imajı, asırlar boyu kadın hakkında çok olumsuz tesir yapmıştır. Bunun sonucunda kadına, çok defa güvenilmez ve düşük bir varlık olarak bakılmış, âdet hali, hamilelik ve çocuk doğurmanın, onun için ebedî suçuna bir ceza olarak telâkki edilmiştir. Meselâ, dinî metinlerde geçen şu satırlar, bu açıdan manidardır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Ben ölümden daha acı, kendisi bir tuzak, kalbi bir kapan ve elleri zincir olan bir kadını buldum. Allah’ı hoşnut edecek bir kimse ondan kaçsın; o, sadece günahkârları tuzağına düşürsün... Araştırırken 1000 kişi arasında 1 tane dürüst erkek buldum, ama bütün kadınlar arasında bir tane dürüst kadın bulamadım.” (Ecclesiastes, 7: 26–28).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Hiçbir kötülük, kadının kötülüğünün yanına yaklaşamaz.... günah kadınla başlar ve bütün hepimiz onun yüzünden öleceğiz. (Ecclesiasticus 25: 19, 24).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu geleneğin bazı kanatları tarafından, cennetten kovulmanın sonucu olarak kadınlara şu dokuz musibetin verildiği ileri sürülür: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">O, kadınlara dokuz musibet ve ölüm vermiştir: âdet ve bakirelik kanı yükü, hamilelik, çocuk doğurma, çocukları büyütme, (kocası öldüğünde) yas tutan birisi olarak başını örtmek, daimi bir köle veya efendisine hizmet eden kız köle gibi kulaklarını delmek; şahid olarak kabul edilmez, hepsinden öte.... ölüm.1</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu kanada mensup erkeklerin günlük sabah dualarında: “Sana şükürler olsun Allah’ım, beni bir kadın olarak yaratmadın” ifadesi geçerken, kadınlar, “Beni dileğine göre yarattığın için sana şükürler olsun”2 diye dua ederler.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Aldatan ve insanlığı Cennet’ten çıkaran Havva anlayışı, kadını insanlığın bütün günahlarından sorumlu tutmuştur. Çünkü, ilk günah inancına göre, Hz. Havva’nın işlediği ve Hz. Âdem’e de işlettiği iddia olunan günah, irsî olarak bütün insanlığa geçmektedir ve bütün insanlar, bu günahla dünyaya gelmektedir. İsa Mesih, bu günahı temizlemek için kendini kurban ettiği için, Hz. Havva, yani kadın, dolayısıyla Hz. İsa’nın kanından da sorumlu tutulmuştur.3</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eğer vaktiyle bu sözlerde bir hata, bir yanlış anlama olmadıysa, İngiliz kadın araştırmacı Karen Armstrong, ilk dönem ve daha sonra bazı azizlerin şu görüşlerini nakleder: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bilmiyor musunuz ki, her biriniz bir Havva’sınız? Tanrı’nın size olan cezası bu çağda da devam ediyor. Siz, şeytanın kapısısınız: yasak ağacın mührünü açansınız, İlâhî kanunu ilk terk edensiniz; sizler, şeytanın saldırmayı göze alamadığı adamı razı edensiniz; Tanrı’nın sureti olan insanı yok edensiniz. Sizin hak ettiğiniz cezadan dolayı Tanrı’nın oğlu ölmek zorunda kaldı. (St. Tertullian)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eş veya anne olmuş ne fark eder, o halâ erkeği baştan çıkaran Havva’dır, bütün kadınlardan kaçınmalıyız. Onun, çocuk doğurmasının dışında, erkeğin ne işine yaradığını anlayamadım. (St. Augustine)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Fert olarak kadın kusurlu ve yararsızdır. Çünkü erkek hücredeki aktif güç, erkek cinsiyetinde mükemmel bir benzerliği meydana getirirken, kadın, aktif güçteki kusurdan veya maddî bir hatadan, hattâ harici tesirlerden meydana gelir. (T. Aquinas)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Luther, kadınlarda, yan tesirleri bir yana, dünyaya mümkün olduğu kadar çok çocuk </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">getirmenin dışında bir fayda görmez: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Onlar yorulsa, hattâ ölseler bile problem değil. Bırakın onlar, çocuk doğururken ölsünler. Çünkü onlar, bunun için bu dünyadalar.4</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Dikkatimizi Kur'ân’ın kadın hakkındaki ifadelerine çevirdiğimizde, İslâm’ın kadına bakışındaki farklılık hemen kendini belli eder:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mü’min kadınlar, (Allah’a) itaat eden erkekler ve (Allah’a) itaat eden kadınlar; doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlar, (Allah’a karşı) saygılı erkekler ve (Allah’a karşı) saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar: Allah bunların her biri için mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır. (33:35)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İnananlar erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah, şüphesiz azîzdir, hakimdir. (9:71) </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Rabbileri onlara karşılık verdi: “Ben sizden, erkek kadın, kadın olsun, hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz; (aynı insanlık ailesinden ve aynı inançtan birbirinizin kardeşi, yakını ve velîsisiniz.) (3:195)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın olsun erkek olsun, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar Cennet’e girerler. (40:40).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Erkek veya kadın, her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, ona güzel ve hoş bir hayat yaşatırız. Onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırırız. (16:97)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kur'ân’ın kadına bakışı, erkeğe bakışından farklı değildir. Kur'ân, kadını hiçbir zaman şeytanın günaha açılan kapısı veya tabiatı itibariyle aldatıcı olarak görmediği gibi, erkeği de Allah’ın imajı olarak görmez, sadece kadın ve erkek hepsi O’nun yaratığıdır. Kur'ân’a göre kadının dünyadaki rolü çocuk doğurmakla sınırlı değildir. O da, erkekler kadar salih amel işlemekle yükümlüdür. Kur'ân, hiçbir iffetli kadının bulunmadığını da zikretmez. Aksine, yukarıdaki âyetlerde geçtiği üzere, pek çok kadını över ve ayrıca, Hz. Meryem’i ve Firavun’un hanımı gibi örnek kadınları bizzat nazara verir: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Allah, inananlara Firavun’un karısını misal verir: O, şöyle demişti: “Rabbim! Bana katında, Cennet’te bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar; beni bu zalim milletin elinden kurtar.” İmran kızı Meryem’i de misal verir. O, iffetini korudu; Biz de ona Kendi ruhumuzdan üfledik. O, Rabbisinin kelimelerini ve kitaplarını doğruladı. Bize gönülden itaat edenlerdendi. (66:11–12.)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">3– Kız çocuğu </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kitab–ı Mukaddes’te, hamile kadın erkek çocuğu doğurursa, “murdarlığının 7 gün, kız çocuğu doğurursa 2 hafta olacağı”nı yazar. Yani, kız çocuğunun erkek çocuğundan iki kat daha fazla kirlilik sebebi olacağı belirtilir (Levililer, 12:2–5). Catholic Bible’da kız çocuğunun doğumu bir kayıp olarak nitelenirken, erkek çocuğunu eğiten adama düşmanlarının bile gıpta edeceği kaydedilir (Ecclesiasticus 22:3; 30:3). </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâm, Cahiliye Araplarında da var olan kız çocuğunu utanç vesilesi olarak görmeyi kökten değiştirmiştir: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdelendiği zaman, içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar! (16:58–59)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eğer Kur'ân’ın bu uygulamayı kaldırmak için sert ifadeleri olmasaydı, bu kötü suçun Arabistan’da önünün alınamayacağına da işaret etmek gerekir (16: 59; 43:17; 81:8–9). Dahası Kur'ân, erkek çocuklarla kız çocukları arasında bir ayırım da yapmaz. O, erkek çocuğu gibi kız çocuğunun da doğumunu Allah’tan bir hediye olarak görür. Hattâ, kız çocuğunun doğumunu erkek çocuktan daha önce hediye olarak kabul eder: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek bahşeder (42:49),</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), iki kız çocuğuyla nimetlenen kimsenin, onlara büyüyünceye kadar iyi bir şekilde bakarsa, çok büyük bir mükâfata nail olacağını haber vermektedir:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Her kim kız çocuklarını büyütür ve onlara iyi davranırsa, onlar, kendisi için Cehennem ateşine karşı kalkan olur (Buhari ve Müslim). </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">“Her kim, iki kız çocuğuna erginlik çağına kadar bakarsa, kıyamet gününde biz onunla şöyle yakın olacağız” diyerek iki parmağını birleştirdi.5 </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">4– Kadının eğitimi </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kitab–ı Mukaddes ile Kur'ân’ın kadın anlayışı arasındaki farklılık, sadece yeni doğmuş kız çocuğuyla sınırlı değildir. Şimdi de bu kitapların, kendi dinini öğrenmeye çalışan kızlara karşı yaklaşımlarını kıyaslayalım. Bilindiği gibi Tevrat, hukuk kitabıdır. Fakat Talmut’a göre “kadınlar, Tevrat’ın çalışma konusunun dışındadır”. Bu geleneğin bazı bilginlerine göre, “Tevrat’ın sözleri kadınlara söylenmektense, ateşte yansın” ve “Her kim, kendi kızına Tevrat’ı öğretirse, ona müstehcenlik öğretmiş gibi olur”6 demektedir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">St. Paul’ün (Pavlos) yaklaşımı da şöyledir:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Mukaddeslerin bütün kiliselerinde olduğu gibi, kiliselerde kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatın da dediği gibi, tâbi olsunlar. Eğer bir şey öğrenmek isterlerse, evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına kilisede söylemek ayıptır.” (Korintoslulara birinci mektup: 14: 34–35)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Meselenin Kur'ân’da nasıl ele alındığı konusunda, şu kıssa kâfidir. Kocası Evs, kızarak kendisine “Sen bana annemin sırtı gibisin” dediğinde Havle Müslüman bir kadındı. Bu söz, putperest Araplar tarafından kocayı evlilik sorumluluklarından özgür kılan bir beyan olarak kabul edilir, fakat eşin evi terk etmesine veya başka bir erkekle evlenmesine izin verilmezdi. Kocasından bu sözleri işiten Havle, çok kötü durumdaydı ve kendi problemini anlatmak için doğruca Hz. Peygamber’e gitti. Bir çıkış yolu olmadığı için Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), onun sabretmesi fikrindeydi. Havle, askıya alınmış evliliğini kurtarmak için Efendimiz’e şikâyete etmeye devam etti. Çok geçmeden, vahiy geldi ve İlâhî hüküm, bu cahiliye geleneğine son verdi. Sûreye de, kocası konusunda Peygamber Efendimiz’le tartışan Havle’den hareketle Mücadile (tartışan kadın) adı verildi. </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin birbirinizle konuşmasını işitir. Çünkü Allah, işitendir, görendir (58:1).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kur'ân’a göre bir kadın, bizzat kendisi İslâm’ın Peygamberiyle bile tartışabilir. Hiç kimse, ona sus deme hakkına sahip değildir. Kocasını, dini ve hukuki meselelerde tek referans olarak kabûl etme gibi bir yükümlülüğü de yoktur. Sonra kadın, mescidde de konuşabilir. O kadar ki, Hz. Ömer gibi bir halifeyi, camide hutbe verirken, yanlış yaptığında tashih bile edebilir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 84553, member: 656"] [CENTER][CENTER][B][FONT=Tahoma]İslam ve Diğer Geleneklerde Kadın: Önemli Bir Yanlışı Tahsis[/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [FONT=Tahoma] Şerif MUHAMMED [/FONT] [FONT=Tahoma] [/FONT] [FONT=Tahoma]Giriş Batı düşüncesi ve paradigmaları, Batının kültürel mirasına, bir başka bölgeninkiler de, yine kendi kültürel birikimine dayanır. Son asırlarda dünyada hakim olan daha çok Batı kültür mirası olduğu için, din ve bu arada İslâmiyet’e de, batılı düşünürler ve müsteşriklerle birlikte, Müslüman dünyasının yabancılaşmış aydınları tarafından, bu kültür mirasının temel paradigmaları ve onun en önemli unsurlarından olan Kitab–ı Mukaddes geleneği açısından yaklaşılmış ve bu geleneğe yöneltilen eleştiriler, aynen İslâm’a da yöneltilmiştir. Bu bakımdan, aşağıdaki yazıda, bu yanlış tutumun yol açtığı yanlış anlamalardan biri olarak İslâm’da kadının yerini, Kitab–ı Mukaddes geleneğinin “aydınlanma” asırlarında tenkit edilen unsurları noktasında ele almanın yanlışlığını ortaya koymaya çalışacağız. Bunu yaparken, Kur'ân’ın, “En yakınlarınızın aleyhine de olsa, adaletten ayrılmayın!” (6:152) ve “Ey iman edenler! Adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenler olun, kendinizin, anne–babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa; hakkında şahitlikte bulunduğunuz kişi, (kendisinden fayda umduğunuz veya çekindiğiniz bir) zengin veya (size hiç faydası dokunmayacak bir) fakir de olsa” (4:135) emirlerine imtisalen, objektif ve âdil olmaya çalışacağız. Maksadımız, ne herhangi bir dini yüceltmek (ki, yüce olan zaten yücedir), ne de küçük düşürmektir. Müslüman sıfatıyla, aynı zamanda bütün peygamberleri de, onlara gelen İlâhî mesajları da, onlara geldiği şekliyle kabullenmek mecburiyetinde olduğumu biliyorum. Ne var ki, Kitab–ı Mukaddes geleneğinin hakim olduğu dünyada, araştırmada söz konusu edilecek noktalar önemli oranda son asırlarda tashih edilmiş olmakla birlikte, ne yazık ki, onlardan hareketle İslâm, halâ kadının aşağılanmasının sembolü ve sebebi gibi görülüp, öyle takdim edilebilmektedir. Dolayısıyla maksadım, yanlıştan hareketle İslâm için oluşturulan haksız ve tamamen yanlış imajı düzeltmek ve gerçeği ortaya koymaktır. Konu, belli başlıklar altında ele alınacaktır. 1– Hz. Havva’nın suçu mu? Kitab–ı Mukaddes, Tekvin 2:4 ve 3:24’te Allah’ın Hz. Âdem ve Havva’ya bir ağacın meyvesini yasakladığı, fakat daha sonra yılanın Hz. Havva’yı, Hz. Havva’nın da Hz Âdem’i kandırdığı anlatılır. Allah’ın kınamasından dolayı da Hz. Âdem’in suçu Hz. Havva’ya attığı belirtilir:”Yanıma verdiğin kadın... o, ağaçtan bana verdi ve yedim.”Allah da, Hz. Havva’ya şöyle seslenir: “Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın; ve arzun kocana olacak, o da sana hakim olacaktır.” Âdem’e de, “Karının sözünü dinlediğin ve ondan yemeyeceksin diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lânetli oldu, ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin” der. Kur'ân’da ise hâdise böyle anlatılmaz. Kur'ân–ı Kerim, yasaklanan ağaçtan tatma hatasını Hz. Âdem merkezli anlatır (2:37). Hattâ, Hz. Havva’yı aynı hataya sürükleyenin Hz. Âdem olduğunu ima eder (20:117–120). Bununla birlikte, ilgili âyetlerden Hz. Havva’nın da aynı hatayı işlediği anlaşılmakta olup (20: 121), tevbeyi de birlikte yapmışlardır (7:19–23). Dolayısıyla İslâm, “ilk günah” gibi bir günahı kadına yüklemez; bu hatadan dolayı onu kınamaz ve insanlığı Cennet’ten yere indiren bir varlık olarak görmez. 2– Hz. Havva’nın mirası Aldatan Hz. Havva imajı, asırlar boyu kadın hakkında çok olumsuz tesir yapmıştır. Bunun sonucunda kadına, çok defa güvenilmez ve düşük bir varlık olarak bakılmış, âdet hali, hamilelik ve çocuk doğurmanın, onun için ebedî suçuna bir ceza olarak telâkki edilmiştir. Meselâ, dinî metinlerde geçen şu satırlar, bu açıdan manidardır. Ben ölümden daha acı, kendisi bir tuzak, kalbi bir kapan ve elleri zincir olan bir kadını buldum. Allah’ı hoşnut edecek bir kimse ondan kaçsın; o, sadece günahkârları tuzağına düşürsün... Araştırırken 1000 kişi arasında 1 tane dürüst erkek buldum, ama bütün kadınlar arasında bir tane dürüst kadın bulamadım.” (Ecclesiastes, 7: 26–28). Hiçbir kötülük, kadının kötülüğünün yanına yaklaşamaz.... günah kadınla başlar ve bütün hepimiz onun yüzünden öleceğiz. (Ecclesiasticus 25: 19, 24). Bu geleneğin bazı kanatları tarafından, cennetten kovulmanın sonucu olarak kadınlara şu dokuz musibetin verildiği ileri sürülür: O, kadınlara dokuz musibet ve ölüm vermiştir: âdet ve bakirelik kanı yükü, hamilelik, çocuk doğurma, çocukları büyütme, (kocası öldüğünde) yas tutan birisi olarak başını örtmek, daimi bir köle veya efendisine hizmet eden kız köle gibi kulaklarını delmek; şahid olarak kabul edilmez, hepsinden öte.... ölüm.1 Bu kanada mensup erkeklerin günlük sabah dualarında: “Sana şükürler olsun Allah’ım, beni bir kadın olarak yaratmadın” ifadesi geçerken, kadınlar, “Beni dileğine göre yarattığın için sana şükürler olsun”2 diye dua ederler. Aldatan ve insanlığı Cennet’ten çıkaran Havva anlayışı, kadını insanlığın bütün günahlarından sorumlu tutmuştur. Çünkü, ilk günah inancına göre, Hz. Havva’nın işlediği ve Hz. Âdem’e de işlettiği iddia olunan günah, irsî olarak bütün insanlığa geçmektedir ve bütün insanlar, bu günahla dünyaya gelmektedir. İsa Mesih, bu günahı temizlemek için kendini kurban ettiği için, Hz. Havva, yani kadın, dolayısıyla Hz. İsa’nın kanından da sorumlu tutulmuştur.3 Eğer vaktiyle bu sözlerde bir hata, bir yanlış anlama olmadıysa, İngiliz kadın araştırmacı Karen Armstrong, ilk dönem ve daha sonra bazı azizlerin şu görüşlerini nakleder: Bilmiyor musunuz ki, her biriniz bir Havva’sınız? Tanrı’nın size olan cezası bu çağda da devam ediyor. Siz, şeytanın kapısısınız: yasak ağacın mührünü açansınız, İlâhî kanunu ilk terk edensiniz; sizler, şeytanın saldırmayı göze alamadığı adamı razı edensiniz; Tanrı’nın sureti olan insanı yok edensiniz. Sizin hak ettiğiniz cezadan dolayı Tanrı’nın oğlu ölmek zorunda kaldı. (St. Tertullian) Eş veya anne olmuş ne fark eder, o halâ erkeği baştan çıkaran Havva’dır, bütün kadınlardan kaçınmalıyız. Onun, çocuk doğurmasının dışında, erkeğin ne işine yaradığını anlayamadım. (St. Augustine) Fert olarak kadın kusurlu ve yararsızdır. Çünkü erkek hücredeki aktif güç, erkek cinsiyetinde mükemmel bir benzerliği meydana getirirken, kadın, aktif güçteki kusurdan veya maddî bir hatadan, hattâ harici tesirlerden meydana gelir. (T. Aquinas) Luther, kadınlarda, yan tesirleri bir yana, dünyaya mümkün olduğu kadar çok çocuk getirmenin dışında bir fayda görmez: Onlar yorulsa, hattâ ölseler bile problem değil. Bırakın onlar, çocuk doğururken ölsünler. Çünkü onlar, bunun için bu dünyadalar.4 Dikkatimizi Kur'ân’ın kadın hakkındaki ifadelerine çevirdiğimizde, İslâm’ın kadına bakışındaki farklılık hemen kendini belli eder: Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mü’min kadınlar, (Allah’a) itaat eden erkekler ve (Allah’a) itaat eden kadınlar; doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlar, (Allah’a karşı) saygılı erkekler ve (Allah’a karşı) saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar: Allah bunların her biri için mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır. (33:35) İnananlar erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah, şüphesiz azîzdir, hakimdir. (9:71) Rabbileri onlara karşılık verdi: “Ben sizden, erkek kadın, kadın olsun, hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz; (aynı insanlık ailesinden ve aynı inançtan birbirinizin kardeşi, yakını ve velîsisiniz.) (3:195) Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın olsun erkek olsun, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar Cennet’e girerler. (40:40). Erkek veya kadın, her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, ona güzel ve hoş bir hayat yaşatırız. Onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırırız. (16:97) Kur'ân’ın kadına bakışı, erkeğe bakışından farklı değildir. Kur'ân, kadını hiçbir zaman şeytanın günaha açılan kapısı veya tabiatı itibariyle aldatıcı olarak görmediği gibi, erkeği de Allah’ın imajı olarak görmez, sadece kadın ve erkek hepsi O’nun yaratığıdır. Kur'ân’a göre kadının dünyadaki rolü çocuk doğurmakla sınırlı değildir. O da, erkekler kadar salih amel işlemekle yükümlüdür. Kur'ân, hiçbir iffetli kadının bulunmadığını da zikretmez. Aksine, yukarıdaki âyetlerde geçtiği üzere, pek çok kadını över ve ayrıca, Hz. Meryem’i ve Firavun’un hanımı gibi örnek kadınları bizzat nazara verir: Allah, inananlara Firavun’un karısını misal verir: O, şöyle demişti: “Rabbim! Bana katında, Cennet’te bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar; beni bu zalim milletin elinden kurtar.” İmran kızı Meryem’i de misal verir. O, iffetini korudu; Biz de ona Kendi ruhumuzdan üfledik. O, Rabbisinin kelimelerini ve kitaplarını doğruladı. Bize gönülden itaat edenlerdendi. (66:11–12.) 3– Kız çocuğu Kitab–ı Mukaddes’te, hamile kadın erkek çocuğu doğurursa, “murdarlığının 7 gün, kız çocuğu doğurursa 2 hafta olacağı”nı yazar. Yani, kız çocuğunun erkek çocuğundan iki kat daha fazla kirlilik sebebi olacağı belirtilir (Levililer, 12:2–5). Catholic Bible’da kız çocuğunun doğumu bir kayıp olarak nitelenirken, erkek çocuğunu eğiten adama düşmanlarının bile gıpta edeceği kaydedilir (Ecclesiasticus 22:3; 30:3). İslâm, Cahiliye Araplarında da var olan kız çocuğunu utanç vesilesi olarak görmeyi kökten değiştirmiştir: Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdelendiği zaman, içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar! (16:58–59) Eğer Kur'ân’ın bu uygulamayı kaldırmak için sert ifadeleri olmasaydı, bu kötü suçun Arabistan’da önünün alınamayacağına da işaret etmek gerekir (16: 59; 43:17; 81:8–9). Dahası Kur'ân, erkek çocuklarla kız çocukları arasında bir ayırım da yapmaz. O, erkek çocuğu gibi kız çocuğunun da doğumunu Allah’tan bir hediye olarak görür. Hattâ, kız çocuğunun doğumunu erkek çocuktan daha önce hediye olarak kabul eder: Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek bahşeder (42:49), Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), iki kız çocuğuyla nimetlenen kimsenin, onlara büyüyünceye kadar iyi bir şekilde bakarsa, çok büyük bir mükâfata nail olacağını haber vermektedir: Her kim kız çocuklarını büyütür ve onlara iyi davranırsa, onlar, kendisi için Cehennem ateşine karşı kalkan olur (Buhari ve Müslim). “Her kim, iki kız çocuğuna erginlik çağına kadar bakarsa, kıyamet gününde biz onunla şöyle yakın olacağız” diyerek iki parmağını birleştirdi.5 4– Kadının eğitimi Kitab–ı Mukaddes ile Kur'ân’ın kadın anlayışı arasındaki farklılık, sadece yeni doğmuş kız çocuğuyla sınırlı değildir. Şimdi de bu kitapların, kendi dinini öğrenmeye çalışan kızlara karşı yaklaşımlarını kıyaslayalım. Bilindiği gibi Tevrat, hukuk kitabıdır. Fakat Talmut’a göre “kadınlar, Tevrat’ın çalışma konusunun dışındadır”. Bu geleneğin bazı bilginlerine göre, “Tevrat’ın sözleri kadınlara söylenmektense, ateşte yansın” ve “Her kim, kendi kızına Tevrat’ı öğretirse, ona müstehcenlik öğretmiş gibi olur”6 demektedir. St. Paul’ün (Pavlos) yaklaşımı da şöyledir: Mukaddeslerin bütün kiliselerinde olduğu gibi, kiliselerde kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatın da dediği gibi, tâbi olsunlar. Eğer bir şey öğrenmek isterlerse, evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına kilisede söylemek ayıptır.” (Korintoslulara birinci mektup: 14: 34–35) Meselenin Kur'ân’da nasıl ele alındığı konusunda, şu kıssa kâfidir. Kocası Evs, kızarak kendisine “Sen bana annemin sırtı gibisin” dediğinde Havle Müslüman bir kadındı. Bu söz, putperest Araplar tarafından kocayı evlilik sorumluluklarından özgür kılan bir beyan olarak kabul edilir, fakat eşin evi terk etmesine veya başka bir erkekle evlenmesine izin verilmezdi. Kocasından bu sözleri işiten Havle, çok kötü durumdaydı ve kendi problemini anlatmak için doğruca Hz. Peygamber’e gitti. Bir çıkış yolu olmadığı için Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), onun sabretmesi fikrindeydi. Havle, askıya alınmış evliliğini kurtarmak için Efendimiz’e şikâyete etmeye devam etti. Çok geçmeden, vahiy geldi ve İlâhî hüküm, bu cahiliye geleneğine son verdi. Sûreye de, kocası konusunda Peygamber Efendimiz’le tartışan Havle’den hareketle Mücadile (tartışan kadın) adı verildi. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin birbirinizle konuşmasını işitir. Çünkü Allah, işitendir, görendir (58:1). Kur'ân’a göre bir kadın, bizzat kendisi İslâm’ın Peygamberiyle bile tartışabilir. Hiç kimse, ona sus deme hakkına sahip değildir. Kocasını, dini ve hukuki meselelerde tek referans olarak kabûl etme gibi bir yükümlülüğü de yoktur. Sonra kadın, mescidde de konuşabilir. O kadar ki, Hz. Ömer gibi bir halifeyi, camide hutbe verirken, yanlış yaptığında tashih bile edebilir. [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Önemli Bir Yanlışı Tahsis
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst