Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Önemli Bir Yanlışı Tahsis
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 84554" data-attributes="member: 656"><p><span style="font-family: 'Tahoma'">5– Murdar kadın mı? </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eski Ahid, âdet gören kadını, bulaşıcı bir murdarlık içinde telâkki eder. Bu kadının dokunduğu her şahıs, her eşya, bir gün boyunca kirli kalır. </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eğer bir kadının akıntısı ve bedeninde akıntısı kan olursa, 7 gün murdarlığında kalacak ve ona her dokunan akşama kadar murdar olacaktır. Ve murdarlığında üzerinde yattığı her şey murdar olacak, üzerinde oturduğu her şey de murdar olacaktır. Ve onun yatağına dokunan her adam esvabını yıkayacak ve suda yıkanacak ve akşama kadar murdar olacaktır. Ve kadının üzerinde oturmakta olduğu her hangi bir şeye dokunan her adam esvabını yıkayacak ve suda yıkanacak ve akşama kadar murdar olacaktır. Ve kadının oturmuş olduğu yatak, yahut her hangi bir döşek üzerinde bir şey olursa adam, o şeye dokunduğu zaman akşama kadar murdar olacaktır (Levililer, 15: 19–23) </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">‘Kirleticiliği’nden dolayı, âdet gören kadın, bazen kendisiyle kurulacak her hangi bir ilişkiyi önlemek için ‘sürülürdü’. Âdetli olduğu günler boyunca ‘murdarlık evi’ olarak isimlendirilen özel evlere kapatılırdı7. Dahası, eğer kadının ayaklarının tozundan da olsa murdar olmuşsa, kocası sinagoga girmekten men edilirdi. Hanımı, kızı veya annesi âdet gören bir haham, sinagogda haham duasını yapamaz8.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâm, âdet gören kadının her hangi bir ‘bulaşıcı pisliğe’ sahip olduğunu kabul etmez. O, günlük hayatını sadece bir sınırlamayla devam ettirir: âdet günlerinde eşiyle mukarenette bulunamaz; ancak diğer ilişkilere izin verilir. Bir de, âdet dönemi boyunca namaz ve oruç gibi ibadetlerden müstesna tutulur.</span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">6– Şahitlik konusu </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kur'ân ile Kitab–ı Mukaddes arasında mukayeseye medar bir diğer konu da, kadının şahitliği meselesidir. Kur'ân’ın, ticari işlemlerde bulunan inananların iki erkek veya bir erkek iki kadın şahit getirmelerini emrettiği doğrudur. Buna karşılık, kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğini geçersiz kıldığı durumlar bile vardır. Meselâ, eğer bir kimse hanımını zinayla suçlarsa, Kur'ân, o kimseden, hanımının suçlu olduğuna dair beş defa yemin etmesini ister. Eğer kadın da kocasının iddiasını inkâr ve aynı şekilde beş defa yemin ederse, suçlu olarak kabul edilmez. Yani onun, kocasıyla aynı ölçüdeki şahitliği ve yemini, kocasınınkini boşa çıkarır. Her iki durumda da evlilik sona erer. (24:6–11) </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İlk Yahudi toplumunda ise kadınların şahitlik yapmasına izin verilmez,9 cennetten kovulmuş olması sebebiyle kadının şahitlik yapamaması, ona verilen dokuz cezadan biri kabul edilirdi.10</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Günümüzde İsrail’de kadınlar, dinî mahkemelerde şahitlik yapma hakkına sahip değildirler.11 Tekvin 18:9–16’da Hz. Sara’nın yalan söylediği iddiasıyla, kadınların şahit olamayacağı ve şahit olmaya ehil olmadıkları düşüncesi hakimdir. Tekvin 18:9–16’da geçen olay, Hz. Sara’nın yalan söylediğine bir ima dahi yapılmadan ve ona yalan isnadına sebep olan kısım hiç yer almadan, Kur'ân’da da anlatılır (11:69–74; 51:24–30). Batıda geçen yüz yılın sonlarına kadar hem Kilise, hem de sivil hukuk, kadına şahitlik hakkı tanımıyordu.12</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir erkek kendi eşini zinayla itham ederse, kadının şahitliği Kitabı Mukaddes’e göre kabul edilmez. İtham edilen kadın sıkıntılı bir teste tabi tutulur (Sayılar 5:11–31). Bu sıkıntılı testten sonra kadın suçlu bulunursa ölüme çarptırılır. Suçsuzluğu sabit olursa, kocasına bir şey yapılmaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bunun yanında, bir erkek bir kadınla evlenir ve onu bakire olmamakla suçlarsa, kadının şahitliği geçerli sayılmaz. Anne–babası onun kızlık nişanlarını alıp şehrin yaşlılarına getirmek zorundadır. Eğer ebeveyn kızlarının kızlık nişanlarını ispat edemezlerse, kız, babasının evinin önünde taşlanarak öldürülür. Eğer kızlarının suçsuz olduğunu ispat ederlerse, kocası sadece yüz şekel gümüşle cezalandırılır ve yaşadığı müddetçe bir daha karısını boşayamaz. (Tesniye, 22: 13–21)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">7– Yemin ve sözleşmeler </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kitabı Mukaddes’e göre bir erkek, Allah’a karşı verdiği her sözü, her yemini yerine getirmek zorundadır. Fakat kadının vermiş olduğu söz, ettiği yemin, kadını bağlamaz. Onun verdiği sözün geçerli olması için, babasının evinde ise babasının, evlenmişse kocasının tasdik etmesi gerekir. Babası veya kocası, eşinin veya kızlarının yeminini tasdik etmezse, yapmış oldukları her yemin hükümsüz olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Eğer babası onun adağını ve nefsini bağladığı bağı işitirse ve babası ona karşı susarsa; o zaman bütün adakları duracak... Nefsini alçaltmak üzere yapılan her adağı ve yemini kocası tasdik veya iptal edebilir. (Sayılar; 2–13) </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir kadının yemininin kendi başına bağlayıcı olmaması, onun evlilikten önce babasına, evlilikten sonrada kocasına bağımlı telâkki edilmesindendir. Babanın kızı üzerinde ciddi kont-rol ve sahipliği vardır: “Erkek, kızını satabilir fakat kadın satamaz, erkek kızını evlendirebilir, fakat kadın evlendiremez.”13 Kadın üzerindeki babanın kontrolü, evlenince kocaya geçer: “Nişan, kadını kocanın kutsal malı yapma işidir...” Açıkçası, kadın, başkasının mülkiyeti gibi telâkki edildiği için, sahibinin tasdiki olmadan her hangi bir vaatte bulunamaz. </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kitab–ı Mukaddes’in, kadının yeminiyle ilgili emri, bu yüzyılın başına kadar bu geleneklerin kadınları üzerinde olumsuz bir etkide bulunmuştur. Batı’da evli bir kadının hukukî statüsü, fiillerinin her hangi hukukî bir değeri de yoktu. Kocası, onun yaptığı sözleşme, pazarlık veya mukaveleyi feshedebilirdi. Kadın, başkalarının mülkü olarak görüldüğünden dolayı bağlayıcı bir sözleşme yapamazdı.14 </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâm’da kadın veya erkek olsun, bir Müslüman’ın vermiş olduğu her söz onu bağlar. Hiç kimse, başkasının vermiş olduğu sözü reddetme hakkına sahip değildir. Kadın veya erkek, vermiş olduğu ciddi bir sözü yerine getiremezse, Kur'ân’da gösterilen şekilde keffareti gerekir:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">O (Allah), bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Bunu bulamayan kimse, üç gün oruç tutsun; yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi gözetin (5:89).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kadın veya erkek olsun, Hz Muhammed’in ashabı ona biat ederlerdi. Kadınlar da, erkekler gibi bağımsız olarak ona gelir ve biatta bulunur, yani bir bakıma kendi bağımsız şahsiyetleriyle yönetime katılırlardı; modern ifadesiyle, aynen erkekler gibi vatandaşlık statüleri vardı.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasına iftira etmemek ve iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse, onların biatlarını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, merhameti pek bol olandır. (60:12)</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir erkek, hanımı veya kız çocukları adına yemin edemediği gibi, kadın, yakınları tarafından yapılan her hangi bir yemini de geçersiz kılmaz. Yani her bir kadın, aynen erkekler gibi, kendinden, kendi yaptıklarından sorumlu tam bir ferttir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">9–Evli kadının mülkiyeti </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Her üç din de, evlilik ve aile hayatının önemine büyük önem verir. Fakat bu konuda da aralarında bazı farklar vardır. Meselâ Talmut, kadının malını kocanın malı kabûl eder: </span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kendine ait olan eşya kocasınınsa, nasıl bir kadın mal edinebilir? Kocanın malı kocanın, kadının malı da kocanındır... Kadının tasarrufları ve sokakta bulduğu şeyler de kocasınındır. Ev eşyaları, masanın üzerindeki ekmek kırıntıları bile kocanındır. Eğer kadın eve bir misafir davet eder ve onu doyurursa, kocasının malından çalmış olur (San. 71a, git. 62a).</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Talmut geleneğinde kızın malı, onun taliplerini celbetmek içindir. Baba, büyük miktarda çeyiz–mal biriktirerek, kızını evliliğe hazırlar. Bu sebeple, ailede kız çocuğu bir yük olarak görülür.15 Kız, evlendikten sonra, bu malı üzerindeki hakkını kaybeder. Evlilik sırasında kazandıkları da kocasına ait olur. O, kendi malına ancak kocası ölür ve onu boşarsa sahip olabilir. Kadın önce ölürse, kocası bütün malına varis olur. Koca önce ölürse, kadın ancak kocasına geçmiş olan kendi malını alabilir; kocasının malından herhangi bir şey almaya hakkı yoktur.16</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Yakın zamanlara kadar aynı an’ane Batı’da da hakimdi. Roma İmparatorluğu döneminde (Constantine’den sonra) dinî ve sivil (medenî) otoriteler, evliliği tanımanın bir şartı olarak mülkiyet sözleşmesi yapılmasını talep ediyorlardı. Evlenince, kadının malı da, kocanın malı da kocaya ait oluyordu. 1632’de İngiltere’de ilk defa kadın hakları hukuk sahasına alındı. Fakat, kural değişmedi. Kanunda yine, “Kocanın sahip olduğu kocanındır. Kadının sahip olduğu da kocaya aittir”17 hükmü vardı. Evlilikle kadın sadece mülk edinme hakkını kaybetmez, aynı zamanda şahsiyetini de kaybederdi. Onun hiçbir eylemi hukuki değere sahip değildi. Bağlayıcı olmadığından dolayı, kocası onun her hangi bir alış verişini ve hediyesini reddedebilirdi. Kadının akit yaptığı şahıs, sanki bir suçlu gibi sahtekârlıktan dolayı alıkonulurdu. Dahası o, kendi adına dava açamadığı gibi, onun adına da dava açılamazdı ve kocasını da dava edemezdi18. Evli kadın, kanun önünde çocuk gibi muamele görürdü. Kadın kocasına ait olduğu için, kendi malını, hukuki şahsiyetini ve kızlık soyadını kaybederdi19.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâmiyet, yakın zamana kadar modern dünyada kadına esirgenen bağımsız şahsiyeti ona 14 asır önce verdi. İslâm’da gelin ve ailesinin, damada her ne türden olursa olsun mehir verme zorunluluğu yoktur. Tam aksine, evlilikte erkek, kadına belli bir mehir vermekle yükümlüdür. Müslüman ailede, kız asla yük değildir. Kadın, İslâm tarafından o kadar yüceltilmiştir ki o, ne koca adaylarını çekmek için hediye takdim etmeye muhtaçtır; ne evlendiği zaman malını kaybeder; ne de kendi malını kocasıyla paylaşmak zorundadır; kocası ona bakmakla yükümlü iken, o, kocası fakir bile olsa kendi malını dilediği gibi kullanabilir; ticaret yaparak veya başka meşru yollardan onu artırabilir. Yani aile içinde her bakımdan bağımsız bir kişiliğe sahiptir. Kocasından aldığı mehir kendi malıdır ve kimse ona dokunamaz. Boşanacak olsa, mehir yine elinde kalır. Kendisi gönül hoşnutluğuyla teklif etmedikçe, kocasının onun malında hiçbir hakkı yoktur20.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 84554, member: 656"] [FONT=Tahoma]5– Murdar kadın mı? Eski Ahid, âdet gören kadını, bulaşıcı bir murdarlık içinde telâkki eder. Bu kadının dokunduğu her şahıs, her eşya, bir gün boyunca kirli kalır. Eğer bir kadının akıntısı ve bedeninde akıntısı kan olursa, 7 gün murdarlığında kalacak ve ona her dokunan akşama kadar murdar olacaktır. Ve murdarlığında üzerinde yattığı her şey murdar olacak, üzerinde oturduğu her şey de murdar olacaktır. Ve onun yatağına dokunan her adam esvabını yıkayacak ve suda yıkanacak ve akşama kadar murdar olacaktır. Ve kadının üzerinde oturmakta olduğu her hangi bir şeye dokunan her adam esvabını yıkayacak ve suda yıkanacak ve akşama kadar murdar olacaktır. Ve kadının oturmuş olduğu yatak, yahut her hangi bir döşek üzerinde bir şey olursa adam, o şeye dokunduğu zaman akşama kadar murdar olacaktır (Levililer, 15: 19–23) ‘Kirleticiliği’nden dolayı, âdet gören kadın, bazen kendisiyle kurulacak her hangi bir ilişkiyi önlemek için ‘sürülürdü’. Âdetli olduğu günler boyunca ‘murdarlık evi’ olarak isimlendirilen özel evlere kapatılırdı7. Dahası, eğer kadının ayaklarının tozundan da olsa murdar olmuşsa, kocası sinagoga girmekten men edilirdi. Hanımı, kızı veya annesi âdet gören bir haham, sinagogda haham duasını yapamaz8. İslâm, âdet gören kadının her hangi bir ‘bulaşıcı pisliğe’ sahip olduğunu kabul etmez. O, günlük hayatını sadece bir sınırlamayla devam ettirir: âdet günlerinde eşiyle mukarenette bulunamaz; ancak diğer ilişkilere izin verilir. Bir de, âdet dönemi boyunca namaz ve oruç gibi ibadetlerden müstesna tutulur.[/FONT] [FONT=Tahoma] [/FONT] [FONT=Tahoma]6– Şahitlik konusu Kur'ân ile Kitab–ı Mukaddes arasında mukayeseye medar bir diğer konu da, kadının şahitliği meselesidir. Kur'ân’ın, ticari işlemlerde bulunan inananların iki erkek veya bir erkek iki kadın şahit getirmelerini emrettiği doğrudur. Buna karşılık, kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğini geçersiz kıldığı durumlar bile vardır. Meselâ, eğer bir kimse hanımını zinayla suçlarsa, Kur'ân, o kimseden, hanımının suçlu olduğuna dair beş defa yemin etmesini ister. Eğer kadın da kocasının iddiasını inkâr ve aynı şekilde beş defa yemin ederse, suçlu olarak kabul edilmez. Yani onun, kocasıyla aynı ölçüdeki şahitliği ve yemini, kocasınınkini boşa çıkarır. Her iki durumda da evlilik sona erer. (24:6–11) İlk Yahudi toplumunda ise kadınların şahitlik yapmasına izin verilmez,9 cennetten kovulmuş olması sebebiyle kadının şahitlik yapamaması, ona verilen dokuz cezadan biri kabul edilirdi.10 Günümüzde İsrail’de kadınlar, dinî mahkemelerde şahitlik yapma hakkına sahip değildirler.11 Tekvin 18:9–16’da Hz. Sara’nın yalan söylediği iddiasıyla, kadınların şahit olamayacağı ve şahit olmaya ehil olmadıkları düşüncesi hakimdir. Tekvin 18:9–16’da geçen olay, Hz. Sara’nın yalan söylediğine bir ima dahi yapılmadan ve ona yalan isnadına sebep olan kısım hiç yer almadan, Kur'ân’da da anlatılır (11:69–74; 51:24–30). Batıda geçen yüz yılın sonlarına kadar hem Kilise, hem de sivil hukuk, kadına şahitlik hakkı tanımıyordu.12 Bir erkek kendi eşini zinayla itham ederse, kadının şahitliği Kitabı Mukaddes’e göre kabul edilmez. İtham edilen kadın sıkıntılı bir teste tabi tutulur (Sayılar 5:11–31). Bu sıkıntılı testten sonra kadın suçlu bulunursa ölüme çarptırılır. Suçsuzluğu sabit olursa, kocasına bir şey yapılmaz. Bunun yanında, bir erkek bir kadınla evlenir ve onu bakire olmamakla suçlarsa, kadının şahitliği geçerli sayılmaz. Anne–babası onun kızlık nişanlarını alıp şehrin yaşlılarına getirmek zorundadır. Eğer ebeveyn kızlarının kızlık nişanlarını ispat edemezlerse, kız, babasının evinin önünde taşlanarak öldürülür. Eğer kızlarının suçsuz olduğunu ispat ederlerse, kocası sadece yüz şekel gümüşle cezalandırılır ve yaşadığı müddetçe bir daha karısını boşayamaz. (Tesniye, 22: 13–21) 7– Yemin ve sözleşmeler Kitabı Mukaddes’e göre bir erkek, Allah’a karşı verdiği her sözü, her yemini yerine getirmek zorundadır. Fakat kadının vermiş olduğu söz, ettiği yemin, kadını bağlamaz. Onun verdiği sözün geçerli olması için, babasının evinde ise babasının, evlenmişse kocasının tasdik etmesi gerekir. Babası veya kocası, eşinin veya kızlarının yeminini tasdik etmezse, yapmış oldukları her yemin hükümsüz olur. Eğer babası onun adağını ve nefsini bağladığı bağı işitirse ve babası ona karşı susarsa; o zaman bütün adakları duracak... Nefsini alçaltmak üzere yapılan her adağı ve yemini kocası tasdik veya iptal edebilir. (Sayılar; 2–13) Bir kadının yemininin kendi başına bağlayıcı olmaması, onun evlilikten önce babasına, evlilikten sonrada kocasına bağımlı telâkki edilmesindendir. Babanın kızı üzerinde ciddi kont-rol ve sahipliği vardır: “Erkek, kızını satabilir fakat kadın satamaz, erkek kızını evlendirebilir, fakat kadın evlendiremez.”13 Kadın üzerindeki babanın kontrolü, evlenince kocaya geçer: “Nişan, kadını kocanın kutsal malı yapma işidir...” Açıkçası, kadın, başkasının mülkiyeti gibi telâkki edildiği için, sahibinin tasdiki olmadan her hangi bir vaatte bulunamaz. Kitab–ı Mukaddes’in, kadının yeminiyle ilgili emri, bu yüzyılın başına kadar bu geleneklerin kadınları üzerinde olumsuz bir etkide bulunmuştur. Batı’da evli bir kadının hukukî statüsü, fiillerinin her hangi hukukî bir değeri de yoktu. Kocası, onun yaptığı sözleşme, pazarlık veya mukaveleyi feshedebilirdi. Kadın, başkalarının mülkü olarak görüldüğünden dolayı bağlayıcı bir sözleşme yapamazdı.14 İslâm’da kadın veya erkek olsun, bir Müslüman’ın vermiş olduğu her söz onu bağlar. Hiç kimse, başkasının vermiş olduğu sözü reddetme hakkına sahip değildir. Kadın veya erkek, vermiş olduğu ciddi bir sözü yerine getiremezse, Kur'ân’da gösterilen şekilde keffareti gerekir: O (Allah), bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Bunu bulamayan kimse, üç gün oruç tutsun; yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi gözetin (5:89). Kadın veya erkek olsun, Hz Muhammed’in ashabı ona biat ederlerdi. Kadınlar da, erkekler gibi bağımsız olarak ona gelir ve biatta bulunur, yani bir bakıma kendi bağımsız şahsiyetleriyle yönetime katılırlardı; modern ifadesiyle, aynen erkekler gibi vatandaşlık statüleri vardı. Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasına iftira etmemek ve iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse, onların biatlarını al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, merhameti pek bol olandır. (60:12) Bir erkek, hanımı veya kız çocukları adına yemin edemediği gibi, kadın, yakınları tarafından yapılan her hangi bir yemini de geçersiz kılmaz. Yani her bir kadın, aynen erkekler gibi, kendinden, kendi yaptıklarından sorumlu tam bir ferttir. 9–Evli kadının mülkiyeti Her üç din de, evlilik ve aile hayatının önemine büyük önem verir. Fakat bu konuda da aralarında bazı farklar vardır. Meselâ Talmut, kadının malını kocanın malı kabûl eder: Kendine ait olan eşya kocasınınsa, nasıl bir kadın mal edinebilir? Kocanın malı kocanın, kadının malı da kocanındır... Kadının tasarrufları ve sokakta bulduğu şeyler de kocasınındır. Ev eşyaları, masanın üzerindeki ekmek kırıntıları bile kocanındır. Eğer kadın eve bir misafir davet eder ve onu doyurursa, kocasının malından çalmış olur (San. 71a, git. 62a). Talmut geleneğinde kızın malı, onun taliplerini celbetmek içindir. Baba, büyük miktarda çeyiz–mal biriktirerek, kızını evliliğe hazırlar. Bu sebeple, ailede kız çocuğu bir yük olarak görülür.15 Kız, evlendikten sonra, bu malı üzerindeki hakkını kaybeder. Evlilik sırasında kazandıkları da kocasına ait olur. O, kendi malına ancak kocası ölür ve onu boşarsa sahip olabilir. Kadın önce ölürse, kocası bütün malına varis olur. Koca önce ölürse, kadın ancak kocasına geçmiş olan kendi malını alabilir; kocasının malından herhangi bir şey almaya hakkı yoktur.16 Yakın zamanlara kadar aynı an’ane Batı’da da hakimdi. Roma İmparatorluğu döneminde (Constantine’den sonra) dinî ve sivil (medenî) otoriteler, evliliği tanımanın bir şartı olarak mülkiyet sözleşmesi yapılmasını talep ediyorlardı. Evlenince, kadının malı da, kocanın malı da kocaya ait oluyordu. 1632’de İngiltere’de ilk defa kadın hakları hukuk sahasına alındı. Fakat, kural değişmedi. Kanunda yine, “Kocanın sahip olduğu kocanındır. Kadının sahip olduğu da kocaya aittir”17 hükmü vardı. Evlilikle kadın sadece mülk edinme hakkını kaybetmez, aynı zamanda şahsiyetini de kaybederdi. Onun hiçbir eylemi hukuki değere sahip değildi. Bağlayıcı olmadığından dolayı, kocası onun her hangi bir alış verişini ve hediyesini reddedebilirdi. Kadının akit yaptığı şahıs, sanki bir suçlu gibi sahtekârlıktan dolayı alıkonulurdu. Dahası o, kendi adına dava açamadığı gibi, onun adına da dava açılamazdı ve kocasını da dava edemezdi18. Evli kadın, kanun önünde çocuk gibi muamele görürdü. Kadın kocasına ait olduğu için, kendi malını, hukuki şahsiyetini ve kızlık soyadını kaybederdi19. İslâmiyet, yakın zamana kadar modern dünyada kadına esirgenen bağımsız şahsiyeti ona 14 asır önce verdi. İslâm’da gelin ve ailesinin, damada her ne türden olursa olsun mehir verme zorunluluğu yoktur. Tam aksine, evlilikte erkek, kadına belli bir mehir vermekle yükümlüdür. Müslüman ailede, kız asla yük değildir. Kadın, İslâm tarafından o kadar yüceltilmiştir ki o, ne koca adaylarını çekmek için hediye takdim etmeye muhtaçtır; ne evlendiği zaman malını kaybeder; ne de kendi malını kocasıyla paylaşmak zorundadır; kocası ona bakmakla yükümlü iken, o, kocası fakir bile olsa kendi malını dilediği gibi kullanabilir; ticaret yaparak veya başka meşru yollardan onu artırabilir. Yani aile içinde her bakımdan bağımsız bir kişiliğe sahiptir. Kocasından aldığı mehir kendi malıdır ve kimse ona dokunamaz. Boşanacak olsa, mehir yine elinde kalır. Kendisi gönül hoşnutluğuyla teklif etmedikçe, kocasının onun malında hiçbir hakkı yoktur20. [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Önemli Bir Yanlışı Tahsis
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst