Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Onlar Ulema Değil; “Ulu A’mâlardır!..”
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 93769" data-attributes="member: 12"><p><span style="color: blue"><strong>Onlar Ulema Değil; “Ulu A’mâlardır!..” </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>İnsanı hazin-hazin düşündüren bu ifade, “onlar ulema değil; ulu a’mâlardır” sözü elbette ki Mesnevi’den. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Lügatte, “ulu” şan ve şeref sahibi kişiler; ulema: âlimler, ilim sahibi kişiler, bilginler gibi ilmiye mensuplarına denir, diye bilgi verilmiş. “Amalar” de herhalde kalp gözleri görmez olmuşlar manasına söylenmiştir.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Ortalıkta bir ulema enflasyonudur gidiyor… Avamın vehmi, fehimlerine galip olduğundan, kalp olanla, sahih olanı ayırt edemediğinden, bir sisli ve puslu hava devam edegidiyor. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Adamcağızların ya göz dolduracak akademik ünvanları var, ya cemaatleri cemiyetleri var, ya da bir şekilde bir göz boyamacılığı ile işi götürüyorlar. Böylece dinin kodları ile oynayıp, hakka batıl karıştırarak, bir nevi istidrac halinde, Amerika’yı yeniden keşfetme heyecanı içinde, yeni bir din oluşturma hevesleri ile her gün yeni fetvalar, hükümler vaaz ediyorlar. Bu ulu a’malar, harf harf, hece hece, sessizce ve derinden, yavaş yavaş, dinin hükümlerini yeniden ihdas etmeye çalışıyorlar. Yüzyıllardır beş vakit olan namazı üç vakite indirmeye çalışanı mı, “Hac senede bir gün olur mu? Hac ayları boyunca takılın kafanıza göre” diyeni mi, peygambere salât-u selamı red edeni mi, ya da direkt peygamberliğini ilan edeni mi ararsınız, örnekler, malum, çoğaltılabilir…</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Gayri müslimler nasıl <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın dinini bozarak kendi yanlarından bir din yazıp, yürürlüğe koymaya çalıştılarsa, bizdekilerde bir heves aynı oyunu sahneye koymaya çalışıyorlar…</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Hakkı batıldan ayırabilme yeterliliği olmayan, nefsiyle, enaniyeti ile oturup kalkan feraset kesbedememiş bir takım avamı da, yanlarına alarak, entrikalar içindeler… </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Bunlar dini yeniden vaaz etmeye çalışırken, ortaya atılan fitne tohumları, ister istemez tefrikaya sebep olmaktadır. Bileğini bükemediğin, yok edemediğin düşmanı bölüp parçalara ayırıp, etkisiz hale getirmek en etkili yöntem, elbette. Mesnevi sahibi bu konu için: </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Tefrika ruh-u hayvanide olur; ruh-u insani ise nefs-i vahid olur.” Buyurmuş. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Fitne katilden beterdir” ayet-i kerimesi ne büyük bir nizam, ne büyük bir ölçüdür. Öyle ya ortalığa fitne salıp zihinleri bulandırınca, yanlışı doğru gibi sunmak çok daha kolay oluyor.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Malum, dünya imtihan sahası. Her bir şeyin hayr mı şer mi olduğuna hükmetmek için illa imtihana tabi tutmak gerektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, zamanında bile sırf fitne ve tefrika yaratmak için adamlar Mescidi Dırar yapmamışlar mıydı?</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Dediler ki: “Din-i Ahmed’in izzeti için bir mescid yapalım!” Hâlbuki o hasedcilik idi.”</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Onların kasdı ashab-ı Resul’ü tefriktir. Fuzuli olan, Hakk’ın fazlını ne vakit tanır?”</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Her münafık hile cihetinden, koltuğunun altında bir Mushaf ile geldi.”</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>İşte samimi, ihlas sahibi her müslümanın agâh olması gereken nokta bu. Her münafığın, her bir ulu a’mânın koltuğunun altında bir Mushaf ile dolaşması. Değişen bir şey yok, bu gün sadece dekor değişik. O gün Dırar mescidi inşa edenler, bu gün eğitim kurumları, vakıflar, dernekler, televizyonlar ile sinsice işi götürüyorlar.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Hakka batıl karıştıran ya da batılı hak kisvesi ile sunan bilirkişi mevkiinde olan bu zevatın nasıl müşteri bulduğu da ayrı mevzuu. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Yine Mesnevi de: </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Ahmak kalpı altın kokusuyla satın alır. Zira bir batıl haksız zail gelmez!..” </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Buyrulmuş. Batıl her zaman hak ve hakikat kisvesi içinde gelmiştir. Aksi takdirde rağbet görmez, revaçta olmazdı. Hak ile batılın karışmasındaki hikmet budur. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Eğriyi doğru ümidi üzere satın alırlar. Zehir de bir şekerin içine gider, ondan sonra yerler!... </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Mademki hakkı ve batılı karıştırdılar, nakdi ve kalpı çeramdana (Bir nevi kese) döktüler. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Yani hakkı ve batılı, saidi ve şakiyi birbirine karıştırdılar ve hepsini insan suretinde gönderdiler. Bu yüzden “Mezbelede biten yeşillikten, sakınınız.” Buyrulmuştur. Mezbelede yetişen yeşillik için de:</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Ona uzaktan bak geç, ey oğul, yemeye koklamaya layık olmaz! </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Buyrulmuş. Nitekim Sure-i Fatır, 32. ayet-i kerimede “Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi, kendisine zulmeder, kimi orta yolda gider, kimi de <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.” </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Bir hadis-i şerifde de Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“<img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilim bol yağmura benzer. Bu yağmur kâh öyle bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder de çayır ile bol nebatat yetişir. Bir kısmı da kurak olur, suyu üstünde tutar da <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />-u Teala halkı onunla faydalandırır. Ondan hem kendileri içerler, hem hayvanlarını suvarırlar, ekin ekerler. Bu yağmur, diğer bir nevi toprağa daha isabet eder ki, düz ve kaypaktır. Ne suyu üstünde tutar, ne çayır bitirir. <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın dinini anlayıp da, <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilimden faydamend olan ve bunu bilip başkasına bildiren kimse ile bunu duyduğu vakit kibrinden başını bile kaldırmayan ve <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın benimle irsal olunan, hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir...”</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>(Sahih-i Buhari-c.1-syf:81)</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Hülasa pirincin içindeki beyaz taştan imtina etmek gerektir. Topraktan yaratılmış olan insan, toprak gibi tüm halleri altın ve gümüş gibi madenleri de iyiyi de kötüyü de ihtiva etmektedir.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Mevlana Celaleddin Rumi, bir takım hikmetleri ve marifetleri, iyilikleri ve güzellikleri sadece kendi kötü emellerine hizmet için, oltanın ucunda ki yem gibi sunan ulu a’mâların bu hallerini; avcıların kuş tutucuların, kuşları yakalamak için kuş seslerini taklit etmelerine benzeterek, Mesnevide şu manidar beyit ile anlatmaktadır:</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Senin maariflerin sada-yı safir gibidir. Kuşların sesidir, lakin kuş tutucudur” </strong></span>Handan ozduygu</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 93769, member: 12"] [COLOR=blue][B]Onlar Ulema Değil; “Ulu A’mâlardır!..” İnsanı hazin-hazin düşündüren bu ifade, “onlar ulema değil; ulu a’mâlardır” sözü elbette ki Mesnevi’den. Lügatte, “ulu” şan ve şeref sahibi kişiler; ulema: âlimler, ilim sahibi kişiler, bilginler gibi ilmiye mensuplarına denir, diye bilgi verilmiş. “Amalar” de herhalde kalp gözleri görmez olmuşlar manasına söylenmiştir. Ortalıkta bir ulema enflasyonudur gidiyor… Avamın vehmi, fehimlerine galip olduğundan, kalp olanla, sahih olanı ayırt edemediğinden, bir sisli ve puslu hava devam edegidiyor. Adamcağızların ya göz dolduracak akademik ünvanları var, ya cemaatleri cemiyetleri var, ya da bir şekilde bir göz boyamacılığı ile işi götürüyorlar. Böylece dinin kodları ile oynayıp, hakka batıl karıştırarak, bir nevi istidrac halinde, Amerika’yı yeniden keşfetme heyecanı içinde, yeni bir din oluşturma hevesleri ile her gün yeni fetvalar, hükümler vaaz ediyorlar. Bu ulu a’malar, harf harf, hece hece, sessizce ve derinden, yavaş yavaş, dinin hükümlerini yeniden ihdas etmeye çalışıyorlar. Yüzyıllardır beş vakit olan namazı üç vakite indirmeye çalışanı mı, “Hac senede bir gün olur mu? Hac ayları boyunca takılın kafanıza göre” diyeni mi, peygambere salât-u selamı red edeni mi, ya da direkt peygamberliğini ilan edeni mi ararsınız, örnekler, malum, çoğaltılabilir… Gayri müslimler nasıl [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın dinini bozarak kendi yanlarından bir din yazıp, yürürlüğe koymaya çalıştılarsa, bizdekilerde bir heves aynı oyunu sahneye koymaya çalışıyorlar… Hakkı batıldan ayırabilme yeterliliği olmayan, nefsiyle, enaniyeti ile oturup kalkan feraset kesbedememiş bir takım avamı da, yanlarına alarak, entrikalar içindeler… Bunlar dini yeniden vaaz etmeye çalışırken, ortaya atılan fitne tohumları, ister istemez tefrikaya sebep olmaktadır. Bileğini bükemediğin, yok edemediğin düşmanı bölüp parçalara ayırıp, etkisiz hale getirmek en etkili yöntem, elbette. Mesnevi sahibi bu konu için: “Tefrika ruh-u hayvanide olur; ruh-u insani ise nefs-i vahid olur.” Buyurmuş. “Fitne katilden beterdir” ayet-i kerimesi ne büyük bir nizam, ne büyük bir ölçüdür. Öyle ya ortalığa fitne salıp zihinleri bulandırınca, yanlışı doğru gibi sunmak çok daha kolay oluyor. Malum, dünya imtihan sahası. Her bir şeyin hayr mı şer mi olduğuna hükmetmek için illa imtihana tabi tutmak gerektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, zamanında bile sırf fitne ve tefrika yaratmak için adamlar Mescidi Dırar yapmamışlar mıydı? “Dediler ki: “Din-i Ahmed’in izzeti için bir mescid yapalım!” Hâlbuki o hasedcilik idi.” “Onların kasdı ashab-ı Resul’ü tefriktir. Fuzuli olan, Hakk’ın fazlını ne vakit tanır?” “Her münafık hile cihetinden, koltuğunun altında bir Mushaf ile geldi.” İşte samimi, ihlas sahibi her müslümanın agâh olması gereken nokta bu. Her münafığın, her bir ulu a’mânın koltuğunun altında bir Mushaf ile dolaşması. Değişen bir şey yok, bu gün sadece dekor değişik. O gün Dırar mescidi inşa edenler, bu gün eğitim kurumları, vakıflar, dernekler, televizyonlar ile sinsice işi götürüyorlar. Hakka batıl karıştıran ya da batılı hak kisvesi ile sunan bilirkişi mevkiinde olan bu zevatın nasıl müşteri bulduğu da ayrı mevzuu. Yine Mesnevi de: “Ahmak kalpı altın kokusuyla satın alır. Zira bir batıl haksız zail gelmez!..” Buyrulmuş. Batıl her zaman hak ve hakikat kisvesi içinde gelmiştir. Aksi takdirde rağbet görmez, revaçta olmazdı. Hak ile batılın karışmasındaki hikmet budur. Eğriyi doğru ümidi üzere satın alırlar. Zehir de bir şekerin içine gider, ondan sonra yerler!... “Mademki hakkı ve batılı karıştırdılar, nakdi ve kalpı çeramdana (Bir nevi kese) döktüler. Yani hakkı ve batılı, saidi ve şakiyi birbirine karıştırdılar ve hepsini insan suretinde gönderdiler. Bu yüzden “Mezbelede biten yeşillikten, sakınınız.” Buyrulmuştur. Mezbelede yetişen yeşillik için de: “Ona uzaktan bak geç, ey oğul, yemeye koklamaya layık olmaz! Buyrulmuş. Nitekim Sure-i Fatır, 32. ayet-i kerimede “Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi, kendisine zulmeder, kimi orta yolda gider, kimi de [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.” Bir hadis-i şerifde de Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: “[IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilim bol yağmura benzer. Bu yağmur kâh öyle bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder de çayır ile bol nebatat yetişir. Bir kısmı da kurak olur, suyu üstünde tutar da [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]-u Teala halkı onunla faydalandırır. Ondan hem kendileri içerler, hem hayvanlarını suvarırlar, ekin ekerler. Bu yağmur, diğer bir nevi toprağa daha isabet eder ki, düz ve kaypaktır. Ne suyu üstünde tutar, ne çayır bitirir. [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın dinini anlayıp da, [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın benim vasıtam ile gönderdiği hidayet ve ilimden faydamend olan ve bunu bilip başkasına bildiren kimse ile bunu duyduğu vakit kibrinden başını bile kaldırmayan ve [IMG]http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif[/IMG]’ın benimle irsal olunan, hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir...” (Sahih-i Buhari-c.1-syf:81) Hülasa pirincin içindeki beyaz taştan imtina etmek gerektir. Topraktan yaratılmış olan insan, toprak gibi tüm halleri altın ve gümüş gibi madenleri de iyiyi de kötüyü de ihtiva etmektedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bir takım hikmetleri ve marifetleri, iyilikleri ve güzellikleri sadece kendi kötü emellerine hizmet için, oltanın ucunda ki yem gibi sunan ulu a’mâların bu hallerini; avcıların kuş tutucuların, kuşları yakalamak için kuş seslerini taklit etmelerine benzeterek, Mesnevide şu manidar beyit ile anlatmaktadır: Senin maariflerin sada-yı safir gibidir. Kuşların sesidir, lakin kuş tutucudur” [/B][/COLOR]Handan ozduygu [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Onlar Ulema Değil; “Ulu A’mâlardır!..”
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst