Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Onuncu Söz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 247487" data-attributes="member: 1"><p><strong>Onuncu Söz - Mukaddime - Altıncı Hakikat - Birinci Esas - İkinci Esas - Üçüncü Esas Sayfa 116</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">o nimetlerden pek az bir vakitte, az birşey tadıp, doymadan gidiyorlar. Fakat her misafir, kendine mahsus fotoğrafıyla, o handaki şeylerin suretlerini alıyorlar. Hem o büyük zâtın hizmetkârları da misafirlerin suret-i muamelelerini gayet dikkatle alıyorlar ve kaydediyorlar. Hem görüyorsun ki, o zât, her günde, o kıymettar tezyinatın çoğunu tahrip eder; yeni gelecek misafirlere yeni tezyinatı icad eder. Bunu gördükten sonra hiç şüphen kalır mı ki, bu yolda bu hanı yapan zâtın daimî, pek âli menzilleri, hem tükenmez, pek kıymetli hazineleri, hem müstemir, pek büyük bir sehâveti vardır. Şu handa gösterdiği ikram ile, misafirlerini, kendi yanında bulunan şeylere iştihalarını açıyor. Ve onlara hazırladığı hediyelere rağbetlerini uyandırıyor.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <span style="font-family: 'Tahoma'">Aynen onun gibi, şu misafirhane-i dünyadaki vaziyeti, sarhoş olmadan dikkat etsen, şu Dokuz Esası anlarsın:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>BİRİNCİ ESAS:</strong> Anlarsın ki, o han gibi bu dünya dahi kendi için değil. Kendi kendine de bu sureti alması muhaldir. Belki, kafile-i mahlûkatın gelip konmak ve göçmek için dolup boşanan, hikmetle yapılmış bir misafirhanesidir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>İKİNCİ ESAS: </strong>Hem anlarsın ki, şu hanın içinde oturanlar misafirlerdir. Onların Rabb-i Kerîmi, onları Dârü’s-Selâma davet eder.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>ÜÇÜNCÜ ESAS: </strong>Hem anlarsın ki, şu dünyadaki tezyinat, yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü bir zaman lezzet verse, firakıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihasını açar, fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır; doymaya kâfi değil. Demek kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinat ibret içindir,<strong><u><strong><u>HAŞİYE-1</u></strong></u></strong> şükür içindir. Usul-ü daimîsine teşvik içindir; başka, gayet ulvî gayeler içindir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>DÖRDÜNCÜ ESAS:</strong> Hem anlarsın ki, şu dünyadaki müzeyyenat ise,<strong><u><strong><u>HAŞİYE-2</u></strong></u></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span>[NOT]<span style="font-family: 'Tahoma'">Haşiye-1</span> <span style="font-family: 'Tahoma'"> Evet, madem herşeyin kıymeti ve dekaik-i san’atı gayet yüksek ve güzel olduğu halde, müddeti kısa, ömrü azdır. Demek o şeyler nümunelerdir, başka şeylerin suretleri hükmündedirler. Ve madem müşterilerin nazarlarını asıllarına çeviriyorlar gibi bir vaziyet vardır. Öyle ise, elbette şu dünyadaki o çeşit tezyinat, bir Rahmân-ı Rahîmin rahmetiyle, sevdiği ibâdına hazırladığı niam-ı Cennetin nümuneleridir denilebilir ve denilir ve öyledir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Haşiye-2</span> <span style="font-family: 'Tahoma'"> Evet, herşeyin vücudunun müteaddit gayeleri ve hayatının müteaddit neticeleri vardır. Ehl-i dalâletin tevehhüm ettikleri gibi dünyaya, nefislerine bakan gayelere münhasır değildir—ta abesiyet ve hikmetsizlik içine girebilsin. Belki herşeyin gayât-ı vücudu ve netâic-i hayatı üç kısımdır: Birincisi ve en ulvîsi Sâniine bakar ki, o şeye taktığı harika-i san’at murassaâtını, Şâhid-i Ezelînin nazarına resmigeçit tarzında arz etmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyâle yaşamak kâfi gelir. Belki, vücuda gelmeden, bilkuvve niyet hükmünde olan istidadı yine kâfidir. İşte, seriüzzevâl lâtif masnuat ve vücuda gelmeyen, yani sünbül vermeyen birer harika-i san’at olan çekirdekler, tohumlar şu gayeyi bitamamihâ verir. Faydasızlık ve abesiyet onlara gelmez. Demek, herşey, hayatıyla, vücuduyla Sâniinin mucizât-ı kudretini ve âsâr-ı san’atını teşhir edip, Sultan-ı Zülcelâlin nazarına arz etmek birinci gayesidir. İkinci kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, zîşuura bakar. Yani, herşey, Sâni-i Zülcelâlin birer mektub-u hakaiknümâ, birer kaside-i letâfetnümâ, birer kelime-i hikmet-edâ hükmündedir ki, melâike ve cin ve hayvanın ve insanın enzârına arz eder, mütalâaya davet eder. Demek, ona bakan her zîşuura ibretnümâ bir mütalâagâhtır. Üçüncü kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki, telezzüz ve tenezzüh ve bekà ve rahatla yaşamak gibi cüz’î neticelerdir. Meselâ, azîm bir sefine-i sultaniyede bir hizmetkârın dümencilik ettiğinin gayesi, sefine itibarıyla yüzde birisi kendisine, ücret-i cüz’iyesine ait, doksan dokuzu sultana ait olduğu gibi; herşeyin nefsine ve dünyaya ait gayesi bir ise, Sâniine ait doksan dokuzdur. İşte bu taaddüd-ü gayattandır ki, birbirine zıt ve münafi görünen hikmet ve iktisat, cûd ve sehâ ve bilhassa nihâyetsiz sehâ ile sırr-ı tevfiki şudur ki: Birer gaye nokta-i nazarında cûd ve sehâ hükmeder, ism-i Cevâd tecellî eder. Meyveler, hubublar, o tek gaye nokta-i nazarında bigayri hisabdır; nihayetsiz cûdu gösteriyor. Fakat umum gayeler nokta-i nazarında hikmet hükmeder, ism-i Hakîm tecellî eder. Bir ağacın ne kadar meyveleri var; belki her meyvenin o kadar gayeleri vardır ki, beyan ettiğimiz üç kısma tefrik edilir. Şu umum gayeler nihayetsiz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıt gibi görünen nihayetsiz hikmet, nihayetsiz cûd ile, sehâ ile içtima ediyor. Meselâ, asker ordusunun bir gayesi temin-i asayiştir. Bu gayeye göre ne kadar asker istersen var ve hem pek fazladır. Fakat hıfz-ı hudut ve mücahede-i a’dâ gibi sair vazifeler için, bu mevcut ancak kâfi gelir; kemâl-i hikmetle muvazenededir. İşte, hükûmetin hikmeti, haşmet ile içtima ediyor. O halde, o askerlikte fazlalık yoktur denilebilir.</span>[/NOT]<span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"></span> <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>Dârü’s-Selâm</strong>: esenlik ve güvenlik yeri olan Cennet (bk. s-l-m)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>Rabb-i Kerîm</strong>: sonsuz ikram ve ihsan sahibi, herşeyi idare ve terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b; k-r-m)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>Rahmân-ı Rahîm</strong>: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah (bk. r-ḥ-m)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>abesiyet</strong>: faydasızlık, anlamsızlık</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>daimî</strong>: devamlı, sürekli</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>dekaik-i san’at</strong>: sanatın incelikleri (bk. ṣ-n-a)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>ehl-i dalâlet</strong>: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>elem</strong>: acı, üzüntü</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>firak</strong>: ayrılık (bk. f-r-ḳ)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>haşiye</strong>: dipnot, açıklayıcı not</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>hikmet</strong>: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>hizmetkâr</strong>: hizmetçi</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>ibret</strong>: uyanıklığa sebep olan ders</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>ibâd</strong>: kullar (bk. a-b-d)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>icad</strong>: var etme, yaratma (bk. v-c-d)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>kafile-i mahlûkat</strong>: yaratıklar, varlıklar topluluğu (bk. ḫ-l-ḳ)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>kâfi</strong>: yeterli</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>kıymettar</strong>: kıymetli, değerli</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>mahsus</strong>: özel</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>menzil</strong>: yer, mekan (bk. n-z-l)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>misafirhane-i dünya</strong>: dünya misafirhanesi</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>muhal</strong>: imkansız</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>müddet</strong>: süre</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>münhasır</strong>: sınırlı, ait</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>müstemir</strong>: yerleşmiş, devamlı</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>müteaddit</strong>: birçok, çeşitli</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>müzeyyenat</strong>: süslenmiş şeyler (bk. ẓ-y-n)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>nazar</strong>: dikkat (bk. n-ẓ-r)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>nefis</strong>: kişinin kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>niam-ı Cennet</strong>: Cennet nimetleri (bk. n-a-m)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>nümune</strong>: örnek</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>rahmet</strong>: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>rağbet</strong>: düşkünlük, istek</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>sehâvet</strong>: cömertlik (bk. c-v-d)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>suret</strong>: görüntü, resim (bk. ṣ-v-r)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>suret-i muamele</strong>: davranış şekli, görüntüsü (bk. ṣ-v-r)</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>tahrip</strong>: yıkıp yok etme, bozma</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>telezzüz</strong>: lezzetlenme, zevklenme</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>tenezzüh</strong>: gezinti (bk. n-z-h)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>tevehhüm</strong>: zan, kuruntu</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>tezyinat</strong>: süslemeler (bk. z-y-n)</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>ulvî</strong>: yüksek, yüce</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>usul-ü daimî</strong>: daimî asıllar</span></td><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>vaziyet</strong>: durum</span></td></tr><tr><td><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>âli</strong>: yüce</span></td></tr></tbody></table></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 247487, member: 1"] [b]Onuncu Söz - Mukaddime - Altıncı Hakikat - Birinci Esas - İkinci Esas - Üçüncü Esas Sayfa 116[/b] [FONT=Tahoma]o nimetlerden pek az bir vakitte, az birşey tadıp, doymadan gidiyorlar. Fakat her misafir, kendine mahsus fotoğrafıyla, o handaki şeylerin suretlerini alıyorlar. Hem o büyük zâtın hizmetkârları da misafirlerin suret-i muamelelerini gayet dikkatle alıyorlar ve kaydediyorlar. Hem görüyorsun ki, o zât, her günde, o kıymettar tezyinatın çoğunu tahrip eder; yeni gelecek misafirlere yeni tezyinatı icad eder. Bunu gördükten sonra hiç şüphen kalır mı ki, bu yolda bu hanı yapan zâtın daimî, pek âli menzilleri, hem tükenmez, pek kıymetli hazineleri, hem müstemir, pek büyük bir sehâveti vardır. Şu handa gösterdiği ikram ile, misafirlerini, kendi yanında bulunan şeylere iştihalarını açıyor. Ve onlara hazırladığı hediyelere rağbetlerini uyandırıyor. [/FONT] [FONT=Tahoma]Aynen onun gibi, şu misafirhane-i dünyadaki vaziyeti, sarhoş olmadan dikkat etsen, şu Dokuz Esası anlarsın: [/FONT] [FONT=Tahoma][B]BİRİNCİ ESAS:[/B] Anlarsın ki, o han gibi bu dünya dahi kendi için değil. Kendi kendine de bu sureti alması muhaldir. Belki, kafile-i mahlûkatın gelip konmak ve göçmek için dolup boşanan, hikmetle yapılmış bir misafirhanesidir. [/FONT] [FONT=Tahoma][B]İKİNCİ ESAS: [/B]Hem anlarsın ki, şu hanın içinde oturanlar misafirlerdir. Onların Rabb-i Kerîmi, onları Dârü’s-Selâma davet eder. [/FONT] [FONT=Tahoma][B]ÜÇÜNCÜ ESAS: [/B]Hem anlarsın ki, şu dünyadaki tezyinat, yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü bir zaman lezzet verse, firakıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihasını açar, fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır; doymaya kâfi değil. Demek kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinat ibret içindir,[B][U][B][U]HAŞİYE-1[/U][/B][/U][/B] şükür içindir. Usul-ü daimîsine teşvik içindir; başka, gayet ulvî gayeler içindir. [/FONT] [FONT=Tahoma][B]DÖRDÜNCÜ ESAS:[/B] Hem anlarsın ki, şu dünyadaki müzeyyenat ise,[B][U][B][U]HAŞİYE-2[/U][/B][/U][/B] [/FONT][FONT=Tahoma] [/FONT][NOT][FONT=Tahoma]Haşiye-1[/FONT] [FONT=Tahoma] Evet, madem herşeyin kıymeti ve dekaik-i san’atı gayet yüksek ve güzel olduğu halde, müddeti kısa, ömrü azdır. Demek o şeyler nümunelerdir, başka şeylerin suretleri hükmündedirler. Ve madem müşterilerin nazarlarını asıllarına çeviriyorlar gibi bir vaziyet vardır. Öyle ise, elbette şu dünyadaki o çeşit tezyinat, bir Rahmân-ı Rahîmin rahmetiyle, sevdiği ibâdına hazırladığı niam-ı Cennetin nümuneleridir denilebilir ve denilir ve öyledir. Haşiye-2[/FONT] [FONT=Tahoma] Evet, herşeyin vücudunun müteaddit gayeleri ve hayatının müteaddit neticeleri vardır. Ehl-i dalâletin tevehhüm ettikleri gibi dünyaya, nefislerine bakan gayelere münhasır değildir—ta abesiyet ve hikmetsizlik içine girebilsin. Belki herşeyin gayât-ı vücudu ve netâic-i hayatı üç kısımdır: Birincisi ve en ulvîsi Sâniine bakar ki, o şeye taktığı harika-i san’at murassaâtını, Şâhid-i Ezelînin nazarına resmigeçit tarzında arz etmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyâle yaşamak kâfi gelir. Belki, vücuda gelmeden, bilkuvve niyet hükmünde olan istidadı yine kâfidir. İşte, seriüzzevâl lâtif masnuat ve vücuda gelmeyen, yani sünbül vermeyen birer harika-i san’at olan çekirdekler, tohumlar şu gayeyi bitamamihâ verir. Faydasızlık ve abesiyet onlara gelmez. Demek, herşey, hayatıyla, vücuduyla Sâniinin mucizât-ı kudretini ve âsâr-ı san’atını teşhir edip, Sultan-ı Zülcelâlin nazarına arz etmek birinci gayesidir. İkinci kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, zîşuura bakar. Yani, herşey, Sâni-i Zülcelâlin birer mektub-u hakaiknümâ, birer kaside-i letâfetnümâ, birer kelime-i hikmet-edâ hükmündedir ki, melâike ve cin ve hayvanın ve insanın enzârına arz eder, mütalâaya davet eder. Demek, ona bakan her zîşuura ibretnümâ bir mütalâagâhtır. Üçüncü kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki, telezzüz ve tenezzüh ve bekà ve rahatla yaşamak gibi cüz’î neticelerdir. Meselâ, azîm bir sefine-i sultaniyede bir hizmetkârın dümencilik ettiğinin gayesi, sefine itibarıyla yüzde birisi kendisine, ücret-i cüz’iyesine ait, doksan dokuzu sultana ait olduğu gibi; herşeyin nefsine ve dünyaya ait gayesi bir ise, Sâniine ait doksan dokuzdur. İşte bu taaddüd-ü gayattandır ki, birbirine zıt ve münafi görünen hikmet ve iktisat, cûd ve sehâ ve bilhassa nihâyetsiz sehâ ile sırr-ı tevfiki şudur ki: Birer gaye nokta-i nazarında cûd ve sehâ hükmeder, ism-i Cevâd tecellî eder. Meyveler, hubublar, o tek gaye nokta-i nazarında bigayri hisabdır; nihayetsiz cûdu gösteriyor. Fakat umum gayeler nokta-i nazarında hikmet hükmeder, ism-i Hakîm tecellî eder. Bir ağacın ne kadar meyveleri var; belki her meyvenin o kadar gayeleri vardır ki, beyan ettiğimiz üç kısma tefrik edilir. Şu umum gayeler nihayetsiz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıt gibi görünen nihayetsiz hikmet, nihayetsiz cûd ile, sehâ ile içtima ediyor. Meselâ, asker ordusunun bir gayesi temin-i asayiştir. Bu gayeye göre ne kadar asker istersen var ve hem pek fazladır. Fakat hıfz-ı hudut ve mücahede-i a’dâ gibi sair vazifeler için, bu mevcut ancak kâfi gelir; kemâl-i hikmetle muvazenededir. İşte, hükûmetin hikmeti, haşmet ile içtima ediyor. O halde, o askerlikte fazlalık yoktur denilebilir.[/FONT][/NOT][FONT=Tahoma] [/FONT] <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>[FONT=Tahoma][B]Dârü’s-Selâm[/B]: esenlik ve güvenlik yeri olan Cennet (bk. s-l-m)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]Rabb-i Kerîm[/B]: sonsuz ikram ve ihsan sahibi, herşeyi idare ve terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b; k-r-m)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]Rahmân-ı Rahîm[/B]: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah (bk. r-ḥ-m)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]abesiyet[/B]: faydasızlık, anlamsızlık[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]daimî[/B]: devamlı, sürekli[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]dekaik-i san’at[/B]: sanatın incelikleri (bk. ṣ-n-a)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]ehl-i dalâlet[/B]: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]elem[/B]: acı, üzüntü[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]firak[/B]: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]haşiye[/B]: dipnot, açıklayıcı not[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]hikmet[/B]: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]hizmetkâr[/B]: hizmetçi[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]ibret[/B]: uyanıklığa sebep olan ders[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]ibâd[/B]: kullar (bk. a-b-d)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]icad[/B]: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]kafile-i mahlûkat[/B]: yaratıklar, varlıklar topluluğu (bk. ḫ-l-ḳ)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]kâfi[/B]: yeterli[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]kıymettar[/B]: kıymetli, değerli[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]mahsus[/B]: özel[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]menzil[/B]: yer, mekan (bk. n-z-l)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]misafirhane-i dünya[/B]: dünya misafirhanesi[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]muhal[/B]: imkansız[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]müddet[/B]: süre[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]münhasır[/B]: sınırlı, ait[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]müstemir[/B]: yerleşmiş, devamlı[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]müteaddit[/B]: birçok, çeşitli[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]müzeyyenat[/B]: süslenmiş şeyler (bk. ẓ-y-n)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]nazar[/B]: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]nefis[/B]: kişinin kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]niam-ı Cennet[/B]: Cennet nimetleri (bk. n-a-m)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]nümune[/B]: örnek[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]rahmet[/B]: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]rağbet[/B]: düşkünlük, istek[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]sehâvet[/B]: cömertlik (bk. c-v-d)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]suret[/B]: görüntü, resim (bk. ṣ-v-r)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]suret-i muamele[/B]: davranış şekli, görüntüsü (bk. ṣ-v-r)[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]tahrip[/B]: yıkıp yok etme, bozma[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]telezzüz[/B]: lezzetlenme, zevklenme[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]tenezzüh[/B]: gezinti (bk. n-z-h)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]tevehhüm[/B]: zan, kuruntu[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]tezyinat[/B]: süslemeler (bk. z-y-n)[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]ulvî[/B]: yüksek, yüce[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]usul-ü daimî[/B]: daimî asıllar[/FONT]</td><td>[FONT=Tahoma][B]vaziyet[/B]: durum[/FONT]</td></tr><tr><td>[FONT=Tahoma][B]âli[/B]: yüce[/FONT]</td></tr></tbody></table> [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Onuncu Söz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst