Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Oruç disiplini...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 475226" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 12px">Oruç disiplini... </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Biraz yükseldiğinizde etrafınız hemen dalkavuklarla sarılır… Doğruyu görmenizi, doğru söz duymanızı engellerler… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Sürekli doğru yaptığınızı, doğru yaşadığınızı, sizden daha iyisinin olmadığını fısıldarlar… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Git gide kendi benliğinizden kopar, dalkavukların güdümüne girersiniz… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Onlar sizi sırtlarında taşır gibi yaparken, aslında sırtınıza biner, size kendilerini taşıtırlar. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Yükseklerde oturan eski bir dostum “Etrafım dalkavuklarla çevrili” deyince, Bediüzzaman’ın, “Dünya kendini ucuza satmıyor” şeklindeki tespitini hatırladım. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Dünyanın bu yüzünü en çok da içinde yaşadığımız çağda görebiliyoruz... </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Görüyoruz ki, dünya malı karşılığında dalkavuklaşanlar olduğu gibi, soysuzlaşanlar da var… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hayvanlaşanlar var… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Nemrutlaşanlar var… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Firavunlaşanlar var… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Merhametsizleşenler var… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hatta “bir gram dünya uğruna” namus ve haysiyetini pazara çıkaranlar var! </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Yansımalarını hemen her gün gazetelerde okuyor, hemen her akşam televizyonlarda izliyoruz… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bazı örnekler karşısında insanlığımızdan utanç duyuyoruz… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Yerin dibine geçiyoruz… </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">“Bu kadar da olmaz ki…” diye mırıldanmaktan kendimizi alamıyoruz. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Oysa ihtirasın aklı geçtiği durumlarda beter şeyler olur! </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Günümüzde ihtiraslar aklın önünde gidiyor… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Bu yüzden nice “olmaz”lar oluyor. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Her şey “bir damlacık dünya” için. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Değer mi, sorusu bir bahs-ı diğer. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ne var ki, çoğumuz “değermiş gibi” yapıyoruz. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Bediüzzaman hazretleri de yıllar ötesinden güne bakıp “Kendinizi kurban etmeyin” anlamında, “Dünya kendini ucuza satmıyor” diyerek uyarıyor. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Çünkü dünya bir varmış, bir yokmuş masalı!.. </span></p><p><span style="font-size: 12px">Mal-mülk, servet-şöhret, makam-mevki, hatta krallık filan, her biri dünya kadar büyük yalanlardır! </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Demek oluyor ki, bizler bir yalan uğruna birbirimizi kırıyoruz, eziyoruz, sömürüyoruz, incitiyoruz, kandırıyoruz, kemiriyoruz! </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Zenginleşmek, ya da meşhur olmak için kimi zaman dalkavuklaşıyor, kimi zaman ise bir birimizi kullanıyor, bazen neredeyse bir birimizin gırtlağına basıyoruz. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Oysa insanlar, ne kadar varlıklı, ne kadar kuvvetli-kudretli olurlarsa olsunlar, midelerinin alabildiği kadarını yiyebiliyorlar. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Başka bir deyişle, herkesin serveti yiyebildiği kadardır! Gırtlağı geçtikten sonra, zeytin ile havyarın da hiçbir farkı yoktur. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ayrıca ben, görkemli sarayının yaldızlı salonuna gömülmüş yahut üçyüz milyar liralık Rols Roys’u ile mezara konmuş hiç kimse görmedim. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Her şey kabir kapısında bitiyor... </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Saraylar, köşkler, hanlar, yatlar, lüks otomobiller, uşaklar, hizmetçiler, rütbeler, makamlar, mevkiler, tac-ü tahtlar geride kalıyor... </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Herkes ölüm yolculuğuna yapayalnız çıkmak zorunda... </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Sonrası musalla taşına uzanma ile kısa bir niyyettir: “Er kişi -yahut hatun kişi- niyyetine”... </span></p><p><span style="font-size: 12px">Orada kimseye ayrıcalık yoktur: Hiçbir imam “kral niyyetine... kraliçe niyetine… Paşa niyyetine” cenaze namazı kıldırmaz! </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ve mezar: Hatırlayın ki, her kralın, sultanın, imparatorun, padişahın, başkanın, paşanın, şöhretlinin, zenginin mutlaka bir yerlerde bir mezarı var. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Orada dünya biter: Servet-şöhret, makam-mevki, krallık-sultanlık kabir kapısında sona erer… </span></p><p><span style="font-size: 12px">Yani bütün her şey altmış-yetmiş yılla sınırlı. Ne kadar yaşarsanız ancak o kadar kralsınız. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ancak yaşadığınız altmış-yetmiş yılın da yarıya yakını uykudur. Yani hayatı yaşayamadan geçen zamandır... Yirmi küsur yılı, neyin ne olduğunu pek fark edemeden yaşanan çocukluk-gençlik dönemidir. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Açıkçası yetmiş yıllık ömrün elli yılı yaşanmadan biter. Geriye onbeş, yirmi yıl kadar kalır ki, onun bile büyük bir bölümü tekrar yaşamayı istemeyeceğimiz sıkıntılarla, dertlerle, çilelerle, yokluklarla geçer. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Bir ömür içinde, insanın yeniden yaşamayı isteyeceği kaç gün var dersiniz? </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Bütün bu çabalar, bu kırıp dökmeler, baskılar, ideolojik dayatmalar ve bu koşturmacalar birkaç yıl için: O birkaç yılı bile “adam gibi” yaşayamıyoruz. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">“Adam gibi yaşamak” demek, sınırlı zamanı yaradılış hikmetine uygun olarak değerlendirmek demektir... </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ramazan da bunun için en büyük fırsattır. Bu fırsatı değerlendirebilirsek, kendi varlık hikmetimizi de belki idrak edebilir, önemli olanın “daha çok kazanmak” değil, “daha iyi insan olmak” olduğunu keşfedebiliriz. </span></p><p> <span style="font-size: 12px">Ve belki o zaman, bir birimizi kırmak yerine sevmeye başlayabiliriz. </span></p><p></p><p></p><p></p><p>Yavuz BAHADIROĞLU</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 475226, member: 1004566"] [B][/B][SIZE=3]Oruç disiplini... Biraz yükseldiğinizde etrafınız hemen dalkavuklarla sarılır… Doğruyu görmenizi, doğru söz duymanızı engellerler… Sürekli doğru yaptığınızı, doğru yaşadığınızı, sizden daha iyisinin olmadığını fısıldarlar… Git gide kendi benliğinizden kopar, dalkavukların güdümüne girersiniz… Onlar sizi sırtlarında taşır gibi yaparken, aslında sırtınıza biner, size kendilerini taşıtırlar. Yükseklerde oturan eski bir dostum “Etrafım dalkavuklarla çevrili” deyince, Bediüzzaman’ın, “Dünya kendini ucuza satmıyor” şeklindeki tespitini hatırladım. Dünyanın bu yüzünü en çok da içinde yaşadığımız çağda görebiliyoruz... Görüyoruz ki, dünya malı karşılığında dalkavuklaşanlar olduğu gibi, soysuzlaşanlar da var… Hayvanlaşanlar var… Nemrutlaşanlar var… Firavunlaşanlar var… Merhametsizleşenler var… Hatta “bir gram dünya uğruna” namus ve haysiyetini pazara çıkaranlar var! Yansımalarını hemen her gün gazetelerde okuyor, hemen her akşam televizyonlarda izliyoruz… Bazı örnekler karşısında insanlığımızdan utanç duyuyoruz… Yerin dibine geçiyoruz… “Bu kadar da olmaz ki…” diye mırıldanmaktan kendimizi alamıyoruz. Oysa ihtirasın aklı geçtiği durumlarda beter şeyler olur! Günümüzde ihtiraslar aklın önünde gidiyor… Bu yüzden nice “olmaz”lar oluyor. Her şey “bir damlacık dünya” için. Değer mi, sorusu bir bahs-ı diğer. Ne var ki, çoğumuz “değermiş gibi” yapıyoruz. Bediüzzaman hazretleri de yıllar ötesinden güne bakıp “Kendinizi kurban etmeyin” anlamında, “Dünya kendini ucuza satmıyor” diyerek uyarıyor. Çünkü dünya bir varmış, bir yokmuş masalı!.. Mal-mülk, servet-şöhret, makam-mevki, hatta krallık filan, her biri dünya kadar büyük yalanlardır! Demek oluyor ki, bizler bir yalan uğruna birbirimizi kırıyoruz, eziyoruz, sömürüyoruz, incitiyoruz, kandırıyoruz, kemiriyoruz! Zenginleşmek, ya da meşhur olmak için kimi zaman dalkavuklaşıyor, kimi zaman ise bir birimizi kullanıyor, bazen neredeyse bir birimizin gırtlağına basıyoruz. Oysa insanlar, ne kadar varlıklı, ne kadar kuvvetli-kudretli olurlarsa olsunlar, midelerinin alabildiği kadarını yiyebiliyorlar. Başka bir deyişle, herkesin serveti yiyebildiği kadardır! Gırtlağı geçtikten sonra, zeytin ile havyarın da hiçbir farkı yoktur. Ayrıca ben, görkemli sarayının yaldızlı salonuna gömülmüş yahut üçyüz milyar liralık Rols Roys’u ile mezara konmuş hiç kimse görmedim. Her şey kabir kapısında bitiyor... Saraylar, köşkler, hanlar, yatlar, lüks otomobiller, uşaklar, hizmetçiler, rütbeler, makamlar, mevkiler, tac-ü tahtlar geride kalıyor... Herkes ölüm yolculuğuna yapayalnız çıkmak zorunda... Sonrası musalla taşına uzanma ile kısa bir niyyettir: “Er kişi -yahut hatun kişi- niyyetine”... Orada kimseye ayrıcalık yoktur: Hiçbir imam “kral niyyetine... kraliçe niyetine… Paşa niyyetine” cenaze namazı kıldırmaz! Ve mezar: Hatırlayın ki, her kralın, sultanın, imparatorun, padişahın, başkanın, paşanın, şöhretlinin, zenginin mutlaka bir yerlerde bir mezarı var. Orada dünya biter: Servet-şöhret, makam-mevki, krallık-sultanlık kabir kapısında sona erer… Yani bütün her şey altmış-yetmiş yılla sınırlı. Ne kadar yaşarsanız ancak o kadar kralsınız. Ancak yaşadığınız altmış-yetmiş yılın da yarıya yakını uykudur. Yani hayatı yaşayamadan geçen zamandır... Yirmi küsur yılı, neyin ne olduğunu pek fark edemeden yaşanan çocukluk-gençlik dönemidir. Açıkçası yetmiş yıllık ömrün elli yılı yaşanmadan biter. Geriye onbeş, yirmi yıl kadar kalır ki, onun bile büyük bir bölümü tekrar yaşamayı istemeyeceğimiz sıkıntılarla, dertlerle, çilelerle, yokluklarla geçer. Bir ömür içinde, insanın yeniden yaşamayı isteyeceği kaç gün var dersiniz? Bütün bu çabalar, bu kırıp dökmeler, baskılar, ideolojik dayatmalar ve bu koşturmacalar birkaç yıl için: O birkaç yılı bile “adam gibi” yaşayamıyoruz. “Adam gibi yaşamak” demek, sınırlı zamanı yaradılış hikmetine uygun olarak değerlendirmek demektir... Ramazan da bunun için en büyük fırsattır. Bu fırsatı değerlendirebilirsek, kendi varlık hikmetimizi de belki idrak edebilir, önemli olanın “daha çok kazanmak” değil, “daha iyi insan olmak” olduğunu keşfedebiliriz. Ve belki o zaman, bir birimizi kırmak yerine sevmeye başlayabiliriz. [/SIZE] Yavuz BAHADIROĞLU [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Oruç disiplini...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst