Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Osmanlı’nın Genişleme Stratejileri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 231703" data-attributes="member: 27"><p><strong>Güçlü merkezin tesisi </strong></p><p><strong></strong></p><p>Fatih’le yeni bir döneme giren Osmanlı da Balkan politikasının devam ettirildiğini görüyoruz. Orta ve Batı Anadolu’da taht değişikliğinden istifade ile huzursuzluk çıkaran Karamanoğulları üzerine ilk seferini düzenleyen Fatih, Anadolu’da birliği sağlamak için kesin karar vermişti. Bunun çözümünü Osmanlı Devleti’nin ortasında sıkışıp neredeyse bir şehir devleti halinde kalan, fakat gerek Anadolu, gerek Balkan-Avrupa’da Osmanlı aleyhine ittifakları teşvik eden, denizden yardım aldığı gibi Osmanlıların Anadolu-Balkan aksamı arasını zayıflatan Bizans’ı ortadan kaldırma kararını tatbike koydu. Osmanlılar bu problemin çok önceden beri farkında olmalarına ve ortadan kaldırma çabalarına rağmen başarısız kalınmış, sadece etrafı çevrelemek suretiyle etkisiz hale getirilme yoluna gidilmişti. 1453’te İstanbul’u alan Fatih li-derliğindeki Osmanlılar, devletin iki kanadı arasındaki gövdedeki zaafa son vermişler, bütünlüğü sağlamışlar, kuzey-güney veya güney-kuzey istikametindeki en önemli su yolu olan Boğazların tek hakimi haline gelmişlerdi. </p><p></p><p></p><p> Fatih, Anadolu’nun tartışmasız ve problemsiz hale getirilmesi için, Anadolu’nun bir kısmını da ellerinde tutan Batı Asya ve Doğu Akdeniz’deki büyük devletler yani Akkoyunlu ve Memluklular ile müca-delelerin neticelenmesi için yeni bir dönem başlattı. Bu hem Anadolu’nun ve Osmanlı’nın büyük bir devlet olması için zaruri, hem de üç kıtanın birleştiği bölgede hakim olmanın temeli haline gelmişti. Bu istikamette hareket eden Fatih, Karaman (1467), Adana (1474) ve Trabzon’u (1461) ele geçirirken, Doğu Anadolu bölgesini de elinde bulunduran Anadolu’da Osmanlı egemenliğine karşı en büyük engel olan Akkoyunlu Devletini 1473’te Otlukbeli’nde yenerek büyük bir başarı elde etti ve artık Doğu Anadolu’nun Osmanlıya meyli kesinleşti. Güney Anadolu’da etkinliğini sürdüren Memluklularla mücadeleye girişen Fatih, Halep ve Şam’daki halkın yönünü Osmanlıya çevirecek kadar aktif bir politika uyguladı. Bölgede Memluk hakimiyetinin varlığı devam ederken, Osmanlı nüfuzu yerleşmekteydi. Bunun Yavuz dönemi hareketinde büyük faydası görülecekti. Fatih’in politikası ile mücadele alanı biraz daha güneye doğru kaymış oluyordu. Fatih, 1481’de Mısır seferine çıkmak üzere iken vefat etmişti. </p><p></p><p></p><p> <strong>Kuzey stratejisinin başlaması </strong></p><p><strong></strong></p><p> Fatih’in Trabzon’un fethiyle Karadeniz’in güney sahillerini Osmanlıya bağlaması neticesinde Osmanlıların yeni bir politikaya başladıklarını görüyoruz. Bu güneyden kuzey istikametinde Karadeniz’e sahip, kuzeye hakim olma siyaseti idi. Zira Kırım, Kazan, Astrahan üçgeninde büyük bir devlet olan Altınordu devletinin inkırazı üzerine Kırım ele geçirilerek, Hazar’dan Baltık’a kadar bir hattın oluşturulması, Osmanlının kuzeyinin garanti altına alınması ve Balkanların emniyetinin daha iyi hale getirilmesi politikasını başlatmıştı. 1451-54’te Sohum’u ele geçiren Osmanlı Devleti, 1475’e Kırımı kendisine bağlarken, aynı yıl, Taman, Kuban, Nogan diyarı, Çerkezistan, Çeçenistan, Dağıstan’dan oluşan Kafkas bölgesinin Hazara kadar Osmanlı hakimiyet bölgesine dahil edildiğini görüyoruz. Bu hareketle Kuzey Karadeniz’deki Ceneviz kaleleri alınarak müstemlekeleri ortadan kaldırıldığı gibi, Moskova ve çevresinde bir güç olarak ortaya çıkan Ruslara, güney istikametinin kapatılması manasına da geliyordu. Fatih Dönemi kuzey politikası ile Karadeniz’de hakimiyet Osmanlıya geçmiş oluyordu. </p><p></p><p></p><p> <strong>Avrupa-Akdeniz politikasının deklarasyonu </strong></p><p><strong></strong></p><p> Fatih Dönemi politikalarında yeni bir açılım de batı istikametinde yaşanmıştı. Yıldırım Bayezid’in Selçuklu varisliğini Doğu Roma’nın coğrafyasına hakimiyetini de çağrıştıran bir tarzda Sultanu’r-Rum (Roma ) ünvanını elde etmesi sonrasında, Fatih, Balkanlarda Doğu Roma (Bizans) topraklarını ele geçirme istikametinde Anadolu’da hakim olan gücün tabii bir şe-kilde ihtiyaç duyduğu bölgeye yöneldi. 1460’ta Mora, 1463’te Bosna ve Hersek, 1479’da Arnavutluk’u ele geçirerek Adriyatik Denizi’ne ulaşmıştı. Fatih bir adım daha atarak Avrupa ve Akdeniz hakimiyetinde önemli bir yer olan İtalya üzerine yürüyerek, yani Otranto (1480-81) seferine çıkarak, bir dünya gücü olarak ortaya çıktığını deklare ediyordu. Böylece Fatih ile, Batı istikametindeki politika, yani Balkan politikası yerine, Avrupa ve Akdeniz politikası haline dönüşüyordu. </p><p></p><p></p><p> <strong>Doğu Avrupa politikası </strong></p><p><strong></strong></p><p> Mevcudu koruma ve eski siyaseti devam ettirme niteliğinde ve oldukça sakin geçen II. Bayezid devrinde, Doğu Avrupa’da önemli bir adım atılmış Kili, Akkerman, Yaş ve Hotin alınarak, Boğdan’a hakim olunmuştu. Böylece, doğuda Rusya ve batıda Macar, Avusturya arasında Baltık kıyılarına kadar bölgeyi kontrol eden Lehistan (Polonya) ile mücadele dönemi başlamıştı. Bu Osmanlı’nın Karadeniz-Baltık bölgesinde politikalar belirlemeye başlamasına yönelik önemli bir girişimdi. Zira, Doğu Avrupa’daki bu açılım daha sonra Avrupa’nın kaderini belirleyecek, önemli olaylara sahne olacaktı. </p><p></p><p></p><p><strong>Doğu, Güney ve Kuzey Afrika stratejileri </strong></p><p><strong></strong></p><p>II. Bayezid Döneminde Osmanlı-Memluk rekabetinin kızıştığını, Dülkadirli-Memluk işbirliğine paralel, doğuda yeni bir güç olarak Safevilerin de ortaya çıkması Osmanlıyı doğu ve güney politikalarında zor duruma düşürmüştü. Ancak, Ümit Burnu’nu dolaşarak 1503’te Hindistan sahillerine sağlam bir şekilde yerleşen Portekizliler, Hürmüz’ü alarak Acem körfezini kapatmışlardı. Bununla da yetinmeyen Portekizliler, Mekke-Medine’yi yağmalama ve Hz. Peygamberin cesedini çalmak üzere planlar yapmaları ve Süveyş’in girişinde önemli bir mevki olan Aden’i tehdide başlamaları Memlukluları Osman-lılara yaklaştırmıştı. Akdeniz’de büyük bir güce sahip olan Osmanlılardan, Memluk-luların yardım talebi üzerine, Türk denizcilerinin yardımı ile hazırlanan 20 gemiden oluşan filo 1915’te, Hind Denizi’ne hakim olan ve Kameran’ı ele geçiren Portekizlilere karşı sefer düzenlenmiş, fakat başarısız olunmuştu. 1916’da da Bender-i Aden’e kurtarmak için yapılan sefer de başarısız olmuştu. Böylece, İslam dünyası ilk defa bir Avrupalı güç tarafından doğudan tehdit edilmeye başlanmış ve Hindistan kıyılarını da elde tutarak İran’dan Mısır’a kadar bütün bölge muhasara altına alınmıştı. Bu, bütün Güney-Batı Asya’nın sömürgeleştiril-mesinin yaklaştığı anlamına geliyordu. </p><p></p><p></p><p> Sömürgeleştirme tehdidi sadece doğudan değil, batı istikametinden de yaşanıyordu. Kuzey Afrika’nın en batısındaki Kanarya adalarına 1402’de İspanyolların ayak basması, 1479’da kendilerine bağlamaları sonunda yeni bir dönem başlıyordu. Bütün Kuzey Afrika, özellikle İspanyol sömürgeciliğin tehdidi altına girmişti. Barbaros’un kardeşi Oruç Reis, Cezayirlilerin daveti üzerine, Cezayir’e giderek İspanyollara karşı onları korumaya çalışmıştı. Bu dönemde Fas’tan Hindistan’a kadar alan Avrupalı sömürgecilerin tehdidi altına girmişti. </p><p></p><p></p><p> Batı’nın dünyayı keşfetmesi-sömürmesinin başladığı bir sırada, Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tahtına geçiyordu (1512). Anadolu’yu, Maraş’a kadar tehdit eden Safevi Devleti’nin başındaki Şah İsmail’in, Yavuz’un İran seferi ile 1514’te Çaldıran’da yenilmesi, Anadolu birliğinin doğu istikametinde temini ve tehdidin esas itibariyle sona ermesini sağlamıştı. Mısır merkez olarak, Doğu-Akdeniz Kuzey-Afrika’yı elinde bulunduran ve İspanyol-Portekiz güçlerine karşı başarısız olan Memlukluların üzerine bir sefere çıkan Selim, 1516 Mercidabık Zaferi ile Halep-Şam bölgesini, 1517’de, Ridaniye Zaferi ile de Mısır’ı ve Hicaz’ı ele geçirmişti. Arabistan ve Kuzey Afrika’nın kapısı olan Mısır’ın Osmanlının eline geçmesi bölgede köklü bir değişime yol açmış, Osmanlı hakimiyet veya nüfuzu Hind Denizi’nden Fas’a kadar kısa süre içinde yerleşmişti. Mesela, 1518’de Cezayir hemen Osmanlının himayetine girmişti. Osmanlı, Mısır’ı ele geçirmesi ile Mukaddes Bölgeleri de elinde bulunduran İslam dünyasındaki en büyük güç haline gelmişti. Fiili olarak liderliği alan Osmanlılar, halifeliği de üzerlerine almışlardı. Dini bir kimlik ile de bütünleşen Osmanlılar Avrupalı Emperyalistler karşısında İslam dünyasının da koruyucusu konumuna gelmişlerdi. </p><p></p><p></p><p> <strong>Merkezi Avrupa politikası </strong></p><p><strong></strong></p><p> Devletin süper bir güç haline dönüştüğü bir sırada başa geçen Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde, Osmanlı Devleti’nin bütün yönlerde uyguladığı stratejilere devam edildiğini, bazı boşlukların doldurulduğunu ve yeni tehditlere karşı yeni projeler geliştirdiğini görüyoruz. </p><p></p><p></p><p> Macaristan üzerine defalarca sefer düzenleyerek ele geçiren, Viyana’yı kuşatarak merkezi Avrupa’daki en büyük gücü etkisiz hale getiren Kanuni, Fransa’ya yardım ederek Batı Avrupa’da belirleyici konuma gelmişti. </p><p></p><p></p><p> <strong>Doğu Avrupa politikası </strong></p><p><strong></strong></p><p> Doğu Avrupa’da Boğdan-Basarabya ile Kırım arasındaki Bucak ve Yedisan’ı alarak kuzeybatı Karadeniz’deki boşluğu kapatmış ve Karadeniz ve doğu Avrupa’da Kuzeyden beliren Rus tehdidine karşı Lehistan-Baltık istikametinde politikalara geliştirerek Rusya’yı sınırlamaya Avusturya ile Rusya arasını tahkime çalışmıştı. </p><p></p><p></p><p> <strong>Rusya’ya karşı kuzey stratejisi </strong></p><p><strong></strong></p><p>1522’de Kazan’ı alarak doğu istikametinde yayılmaya başlayan Rusya, 1556-57’de Astrahan’ı alarak Hazar Denizi’ne ve Kuzey Kafkasya’ya ulaşmıştı. Hazar-Azak denizleri arasındaki Nogay Türklerini tehdit eden, Terek nehri ağzından Kafkasya’ya yerleşmeye çalışan Ruslara karşı tedbirler alınmaya başlanmıştı. 1556’da Kırım Hanı Devlet Giray’ın Astrahan’a yaptığı sefer başarısız olmuş, Çerkezler de ilk başlarda Osmanlının karşındaki Rusların yanında yer almışlar ve bölgede Rusların güçlenmesine neden olmuşlardı. </p><p></p><p></p><p> Rusları, Hazar ve Azak denizlerinden çok yukarda, Don-Volga nehirlerinin birbirlerine yaklaştığı yerden daha ileride tutmak ve bu sınırın güneyindeki Nogay, Çerkez, Çeçen, Kabartay ve sairleri Rus tehlikesinden korumak, Rusya’yı kuzeyde büyük bir tehdit haline dönüşmeden bertaraf etmek için, Don-Volga (Ten-İdil) Kanal projesi 1563 tarihinde ortaya atılmıştı. Ancak, bu proje Kanuni sonrasında 1568-1569’da açılmaya başlanmıştı. Fakat Kırım Hanı’nın gönülsüzlüğü ve Osmanlı’nın bu bölgede fazla etkin olmasının rahatsızlığı yanında, Moskova’ya gizliden adam göndererek haber vermesi gibi sebeplerle başarılı olmamıştı. 1569’da Osmanlının Astrahan seferi başarısız olduğu gibi, Rus tehdidinin ciddiyetini daha sonra kavrayan Kırım Hanı’nın 1571’deki Moskova seferi de başarısız olmuştu. Kanuni döneminde ortaya konan bu projenin gerçekleşmemesi Kafkasya-Kırım istikametinde bir süre sonra bir Rus tehdidine neden olacaktır. </p><p></p><p></p><p> Kanuni döneminde Azerbaycan istika-metine genişlemek suretiyle Hazar’a ulaşılacak, Türkistan ile doğrudan bağlar kurulmaya çalışılacaktır.</p><p></p><p> </p><p> <strong>Güney ve kuzey Afrika stratejiler tahkimi </strong></p><p><strong></strong></p><p> Hürmüz’ü ele geçirerek Basra Körfezi’ni tehdit eden Portekizlilerin oluşturduğu tehlikeye karşı, Kanuni döneminde Irak ele geçirildiği (1538) gibi, Körfezin Batı ve Güney kısımları Osmanlı himayesine girmişti. Bu hareket tam zamanında yapılmış, Körfez bölgesinin sömürgeleş-mesinin önüne geçilmişti. Yavuz’un Süveyş’ten Hint Denizi yönünde başlattığı hareket, Kanuni tarafından Arabistan yarımadasının doğusunu da içerisine alacak şekilde tamamlanmıştı. </p><p></p><p></p><p> Hint Denizi’ndeki Portekiz hakimiyetine karşı mücadeleye devam eden Kanuni, Süveyş limanı merkez olmak üzere donanma oluşturmuş ve bir Mısır Kaptanlığı kurmuştu. Hindistan’daki Gucerant ve Kalikut Müslümanları da Portekizliler karşı Osmanlıdan yardım istemişlerdi. Hint Denizi’nde Osmanlı-Portekiz mücadelesi başlamış, Pîrî Reis Hint Kaptanlığı’na atanmıştı. Yapılan mücadelelerde, Akdeniz’e göre hazırlanmış gemiler dolayısı ile başarısız olunmakla beraber, Osmanlının 1517’de Kızıldeniz’e, 1538’de Basra Körfezine inmesiyle birlikle Portekizliler bölgeden uzaklaşmak mecburiyetinde kalmışlardı. Fakat, Hindistan yönündeki politikalarında Osmanlı başarısız olmuştu. </p><p></p><p></p><p> Kanuni döneminde Trablusgarb, Tunus, Cezayir’in tamamı ele geçirilirken, 1550’lerde Fas’ı ele geçirmeye çalışan İspanyollara karşı mücadeleye iştirak edildiği görülmektedir. Böylece, Yavuz dönemini bir devamı olarak, Mısır’dan Fas’a kadar olan bölge Osmanlı nüfuzuna alınmıştı. </p><p></p><p></p><p><strong>Akdeniz</strong></p><p> </p><p> Büyük bir deniz gücü haline gelen Osmanlılar, Haçlı seferlerinin bakiyeleri olan Akdeniz adalarındaki Avrupalıların hakimiyetlerine son verilmesi ile yeni gelişen Avrupa sömürgecileri ile birleşmelerine engel olunduğunu görmekteyiz. Avrupa filolarını da yenerek, Akdeniz’e hakim olan Osmanlılar, Rodos (1522) ve Sakız (1560) gibi adaları aldıkları gibi, Kanuni sonrasında da Kıbrıs (1571), Girit (1645-1669) gibi adaları da ele geçirerek Anadolu’yu yakından çevreleyecek ve merkezi tehdit edecek adalar da ele geçi-rilmişti. </p><p></p><p></p><p> <strong>Doğu Avrupa </strong></p><p><strong></strong></p><p> Kanuni sonrasında Doğu Avrupa’da Rusya’nın büyük bir güç olarak belirmesi karşısında kadim Osmanlı politikası çerçevesinde 1573’te Lehistan (Polonya) Osmanlı himayesine alınarak iki büyük güç olan Avusturya-Rusya arasındaki bölge Baltık Denizine kadar Osmanlı nüfuz bölgesine alınmış, bu iki düşman gücün Osmanlıyı kuzeyden tehdit etmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Rus tehlikesinin Kırım üzerinde ağırlığını hissettirmesi üze-rine 1663’te de Ukrayna Osmanlı himaye-sine alınmıştı. </p><p></p><p></p><p> <strong>Sonuç</strong></p><p> </p><p> Osmanlının bir beylik halinde iken başlattığı stratejik uygulamaları, yükseliş döneminin şahıslara bağlı olmaksızın uygulandığını görmekteyiz. Merkezi devamlı olarak güçlü ve bütün tutma politikası, Yavuz dönemine kadar önceliğini korumuş, daha sonraları da Anadolu’yu tehdit edecek, çevreleyecek alan üzerinde hassasiyetle durulup, bu tehdit unsurları bertaraf edilmiştir. </p><p></p><p></p><p> Genişleme, bir alan veya yönle sınırlandırılmadan doğru biçimde bütün istikametlerde, tehdit-açılım önceliğine göre yapılmıştır. </p><p></p><p></p><p> Selçukluların Haçlı Seferlerine karşı koymalarından sonra, ikinci dalga olarak, Balkanlar üzerinden gelen Haçlı tipi toplu saldırılara da Osmanlılar, başarılı bir şe-kilde karşı koymuşlardır. </p><p></p><p></p><p> Avrupa’nın yükseldiği ve sömürge politikalarına başladığı bir dönemde Adriyatik Denizi-Kırım Hanlığı, Hazar çizgisinde, Avusturya-Rusya tehdidine karşı bir hat oluşturulmuştur. </p><p></p><p></p><p> Sömürgecilik ve emperyalizmin Kanarya Adalarından Hindistan’a kadar alandaki bölgede yayılma ve yerleşmesi hengamında Osmanlı müdahalesi ile bu dönem 300 yıl gibi bir süre geciktirilmiş ve bölgenin, siyasi, dini, hatta bazı kısımların etnik yapısının bile değişmesine engel olunmuştur. </p><p></p><p></p><p> Osmanlı, Halifeliği de uhdesine almasıyla, İslam dünyasının temsilcisi ko-numuna gelmişti. Osmanlılar, bu istika-mette yürüttükleri politikalar ile hakimiyeti ve nüfuzu altında olan bölgeleri korumuşlardır. Tabi, bu durum, Avrupalı güçlerin sömürge politikaları karşısında en büyük engeli teşkil etmesi ve onları uzun süre uğraştırması dolayısıyla Osmanlılara ve Türklere tarihi düşmanlık oluşmasına da sebep olmuştur. </p><p></p><p></p><p> Osmanlı’nın uyguladığı strateji, ters bir istikamette, farklı unsurların katkısı ile uygulanarak, iç zaafın büyük ve belirleyici faktörü sayesinde başarılı olmuş ve Osmanlının çöküşü gerçekleşmiştir. </p><p></p><p></p><p><strong><a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=65" target="_blank">KPR - K 99 - Devlet-i Aliyye</a></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 231703, member: 27"] [B]Güçlü merkezin tesisi [/B] Fatih’le yeni bir döneme giren Osmanlı da Balkan politikasının devam ettirildiğini görüyoruz. Orta ve Batı Anadolu’da taht değişikliğinden istifade ile huzursuzluk çıkaran Karamanoğulları üzerine ilk seferini düzenleyen Fatih, Anadolu’da birliği sağlamak için kesin karar vermişti. Bunun çözümünü Osmanlı Devleti’nin ortasında sıkışıp neredeyse bir şehir devleti halinde kalan, fakat gerek Anadolu, gerek Balkan-Avrupa’da Osmanlı aleyhine ittifakları teşvik eden, denizden yardım aldığı gibi Osmanlıların Anadolu-Balkan aksamı arasını zayıflatan Bizans’ı ortadan kaldırma kararını tatbike koydu. Osmanlılar bu problemin çok önceden beri farkında olmalarına ve ortadan kaldırma çabalarına rağmen başarısız kalınmış, sadece etrafı çevrelemek suretiyle etkisiz hale getirilme yoluna gidilmişti. 1453’te İstanbul’u alan Fatih li-derliğindeki Osmanlılar, devletin iki kanadı arasındaki gövdedeki zaafa son vermişler, bütünlüğü sağlamışlar, kuzey-güney veya güney-kuzey istikametindeki en önemli su yolu olan Boğazların tek hakimi haline gelmişlerdi. Fatih, Anadolu’nun tartışmasız ve problemsiz hale getirilmesi için, Anadolu’nun bir kısmını da ellerinde tutan Batı Asya ve Doğu Akdeniz’deki büyük devletler yani Akkoyunlu ve Memluklular ile müca-delelerin neticelenmesi için yeni bir dönem başlattı. Bu hem Anadolu’nun ve Osmanlı’nın büyük bir devlet olması için zaruri, hem de üç kıtanın birleştiği bölgede hakim olmanın temeli haline gelmişti. Bu istikamette hareket eden Fatih, Karaman (1467), Adana (1474) ve Trabzon’u (1461) ele geçirirken, Doğu Anadolu bölgesini de elinde bulunduran Anadolu’da Osmanlı egemenliğine karşı en büyük engel olan Akkoyunlu Devletini 1473’te Otlukbeli’nde yenerek büyük bir başarı elde etti ve artık Doğu Anadolu’nun Osmanlıya meyli kesinleşti. Güney Anadolu’da etkinliğini sürdüren Memluklularla mücadeleye girişen Fatih, Halep ve Şam’daki halkın yönünü Osmanlıya çevirecek kadar aktif bir politika uyguladı. Bölgede Memluk hakimiyetinin varlığı devam ederken, Osmanlı nüfuzu yerleşmekteydi. Bunun Yavuz dönemi hareketinde büyük faydası görülecekti. Fatih’in politikası ile mücadele alanı biraz daha güneye doğru kaymış oluyordu. Fatih, 1481’de Mısır seferine çıkmak üzere iken vefat etmişti. [B]Kuzey stratejisinin başlaması [/B] Fatih’in Trabzon’un fethiyle Karadeniz’in güney sahillerini Osmanlıya bağlaması neticesinde Osmanlıların yeni bir politikaya başladıklarını görüyoruz. Bu güneyden kuzey istikametinde Karadeniz’e sahip, kuzeye hakim olma siyaseti idi. Zira Kırım, Kazan, Astrahan üçgeninde büyük bir devlet olan Altınordu devletinin inkırazı üzerine Kırım ele geçirilerek, Hazar’dan Baltık’a kadar bir hattın oluşturulması, Osmanlının kuzeyinin garanti altına alınması ve Balkanların emniyetinin daha iyi hale getirilmesi politikasını başlatmıştı. 1451-54’te Sohum’u ele geçiren Osmanlı Devleti, 1475’e Kırımı kendisine bağlarken, aynı yıl, Taman, Kuban, Nogan diyarı, Çerkezistan, Çeçenistan, Dağıstan’dan oluşan Kafkas bölgesinin Hazara kadar Osmanlı hakimiyet bölgesine dahil edildiğini görüyoruz. Bu hareketle Kuzey Karadeniz’deki Ceneviz kaleleri alınarak müstemlekeleri ortadan kaldırıldığı gibi, Moskova ve çevresinde bir güç olarak ortaya çıkan Ruslara, güney istikametinin kapatılması manasına da geliyordu. Fatih Dönemi kuzey politikası ile Karadeniz’de hakimiyet Osmanlıya geçmiş oluyordu. [B]Avrupa-Akdeniz politikasının deklarasyonu [/B] Fatih Dönemi politikalarında yeni bir açılım de batı istikametinde yaşanmıştı. Yıldırım Bayezid’in Selçuklu varisliğini Doğu Roma’nın coğrafyasına hakimiyetini de çağrıştıran bir tarzda Sultanu’r-Rum (Roma ) ünvanını elde etmesi sonrasında, Fatih, Balkanlarda Doğu Roma (Bizans) topraklarını ele geçirme istikametinde Anadolu’da hakim olan gücün tabii bir şe-kilde ihtiyaç duyduğu bölgeye yöneldi. 1460’ta Mora, 1463’te Bosna ve Hersek, 1479’da Arnavutluk’u ele geçirerek Adriyatik Denizi’ne ulaşmıştı. Fatih bir adım daha atarak Avrupa ve Akdeniz hakimiyetinde önemli bir yer olan İtalya üzerine yürüyerek, yani Otranto (1480-81) seferine çıkarak, bir dünya gücü olarak ortaya çıktığını deklare ediyordu. Böylece Fatih ile, Batı istikametindeki politika, yani Balkan politikası yerine, Avrupa ve Akdeniz politikası haline dönüşüyordu. [B]Doğu Avrupa politikası [/B] Mevcudu koruma ve eski siyaseti devam ettirme niteliğinde ve oldukça sakin geçen II. Bayezid devrinde, Doğu Avrupa’da önemli bir adım atılmış Kili, Akkerman, Yaş ve Hotin alınarak, Boğdan’a hakim olunmuştu. Böylece, doğuda Rusya ve batıda Macar, Avusturya arasında Baltık kıyılarına kadar bölgeyi kontrol eden Lehistan (Polonya) ile mücadele dönemi başlamıştı. Bu Osmanlı’nın Karadeniz-Baltık bölgesinde politikalar belirlemeye başlamasına yönelik önemli bir girişimdi. Zira, Doğu Avrupa’daki bu açılım daha sonra Avrupa’nın kaderini belirleyecek, önemli olaylara sahne olacaktı. [B]Doğu, Güney ve Kuzey Afrika stratejileri [/B] II. Bayezid Döneminde Osmanlı-Memluk rekabetinin kızıştığını, Dülkadirli-Memluk işbirliğine paralel, doğuda yeni bir güç olarak Safevilerin de ortaya çıkması Osmanlıyı doğu ve güney politikalarında zor duruma düşürmüştü. Ancak, Ümit Burnu’nu dolaşarak 1503’te Hindistan sahillerine sağlam bir şekilde yerleşen Portekizliler, Hürmüz’ü alarak Acem körfezini kapatmışlardı. Bununla da yetinmeyen Portekizliler, Mekke-Medine’yi yağmalama ve Hz. Peygamberin cesedini çalmak üzere planlar yapmaları ve Süveyş’in girişinde önemli bir mevki olan Aden’i tehdide başlamaları Memlukluları Osman-lılara yaklaştırmıştı. Akdeniz’de büyük bir güce sahip olan Osmanlılardan, Memluk-luların yardım talebi üzerine, Türk denizcilerinin yardımı ile hazırlanan 20 gemiden oluşan filo 1915’te, Hind Denizi’ne hakim olan ve Kameran’ı ele geçiren Portekizlilere karşı sefer düzenlenmiş, fakat başarısız olunmuştu. 1916’da da Bender-i Aden’e kurtarmak için yapılan sefer de başarısız olmuştu. Böylece, İslam dünyası ilk defa bir Avrupalı güç tarafından doğudan tehdit edilmeye başlanmış ve Hindistan kıyılarını da elde tutarak İran’dan Mısır’a kadar bütün bölge muhasara altına alınmıştı. Bu, bütün Güney-Batı Asya’nın sömürgeleştiril-mesinin yaklaştığı anlamına geliyordu. Sömürgeleştirme tehdidi sadece doğudan değil, batı istikametinden de yaşanıyordu. Kuzey Afrika’nın en batısındaki Kanarya adalarına 1402’de İspanyolların ayak basması, 1479’da kendilerine bağlamaları sonunda yeni bir dönem başlıyordu. Bütün Kuzey Afrika, özellikle İspanyol sömürgeciliğin tehdidi altına girmişti. Barbaros’un kardeşi Oruç Reis, Cezayirlilerin daveti üzerine, Cezayir’e giderek İspanyollara karşı onları korumaya çalışmıştı. Bu dönemde Fas’tan Hindistan’a kadar alan Avrupalı sömürgecilerin tehdidi altına girmişti. Batı’nın dünyayı keşfetmesi-sömürmesinin başladığı bir sırada, Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tahtına geçiyordu (1512). Anadolu’yu, Maraş’a kadar tehdit eden Safevi Devleti’nin başındaki Şah İsmail’in, Yavuz’un İran seferi ile 1514’te Çaldıran’da yenilmesi, Anadolu birliğinin doğu istikametinde temini ve tehdidin esas itibariyle sona ermesini sağlamıştı. Mısır merkez olarak, Doğu-Akdeniz Kuzey-Afrika’yı elinde bulunduran ve İspanyol-Portekiz güçlerine karşı başarısız olan Memlukluların üzerine bir sefere çıkan Selim, 1516 Mercidabık Zaferi ile Halep-Şam bölgesini, 1517’de, Ridaniye Zaferi ile de Mısır’ı ve Hicaz’ı ele geçirmişti. Arabistan ve Kuzey Afrika’nın kapısı olan Mısır’ın Osmanlının eline geçmesi bölgede köklü bir değişime yol açmış, Osmanlı hakimiyet veya nüfuzu Hind Denizi’nden Fas’a kadar kısa süre içinde yerleşmişti. Mesela, 1518’de Cezayir hemen Osmanlının himayetine girmişti. Osmanlı, Mısır’ı ele geçirmesi ile Mukaddes Bölgeleri de elinde bulunduran İslam dünyasındaki en büyük güç haline gelmişti. Fiili olarak liderliği alan Osmanlılar, halifeliği de üzerlerine almışlardı. Dini bir kimlik ile de bütünleşen Osmanlılar Avrupalı Emperyalistler karşısında İslam dünyasının da koruyucusu konumuna gelmişlerdi. [B]Merkezi Avrupa politikası [/B] Devletin süper bir güç haline dönüştüğü bir sırada başa geçen Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde, Osmanlı Devleti’nin bütün yönlerde uyguladığı stratejilere devam edildiğini, bazı boşlukların doldurulduğunu ve yeni tehditlere karşı yeni projeler geliştirdiğini görüyoruz. Macaristan üzerine defalarca sefer düzenleyerek ele geçiren, Viyana’yı kuşatarak merkezi Avrupa’daki en büyük gücü etkisiz hale getiren Kanuni, Fransa’ya yardım ederek Batı Avrupa’da belirleyici konuma gelmişti. [B]Doğu Avrupa politikası [/B] Doğu Avrupa’da Boğdan-Basarabya ile Kırım arasındaki Bucak ve Yedisan’ı alarak kuzeybatı Karadeniz’deki boşluğu kapatmış ve Karadeniz ve doğu Avrupa’da Kuzeyden beliren Rus tehdidine karşı Lehistan-Baltık istikametinde politikalara geliştirerek Rusya’yı sınırlamaya Avusturya ile Rusya arasını tahkime çalışmıştı. [B]Rusya’ya karşı kuzey stratejisi [/B] 1522’de Kazan’ı alarak doğu istikametinde yayılmaya başlayan Rusya, 1556-57’de Astrahan’ı alarak Hazar Denizi’ne ve Kuzey Kafkasya’ya ulaşmıştı. Hazar-Azak denizleri arasındaki Nogay Türklerini tehdit eden, Terek nehri ağzından Kafkasya’ya yerleşmeye çalışan Ruslara karşı tedbirler alınmaya başlanmıştı. 1556’da Kırım Hanı Devlet Giray’ın Astrahan’a yaptığı sefer başarısız olmuş, Çerkezler de ilk başlarda Osmanlının karşındaki Rusların yanında yer almışlar ve bölgede Rusların güçlenmesine neden olmuşlardı. Rusları, Hazar ve Azak denizlerinden çok yukarda, Don-Volga nehirlerinin birbirlerine yaklaştığı yerden daha ileride tutmak ve bu sınırın güneyindeki Nogay, Çerkez, Çeçen, Kabartay ve sairleri Rus tehlikesinden korumak, Rusya’yı kuzeyde büyük bir tehdit haline dönüşmeden bertaraf etmek için, Don-Volga (Ten-İdil) Kanal projesi 1563 tarihinde ortaya atılmıştı. Ancak, bu proje Kanuni sonrasında 1568-1569’da açılmaya başlanmıştı. Fakat Kırım Hanı’nın gönülsüzlüğü ve Osmanlı’nın bu bölgede fazla etkin olmasının rahatsızlığı yanında, Moskova’ya gizliden adam göndererek haber vermesi gibi sebeplerle başarılı olmamıştı. 1569’da Osmanlının Astrahan seferi başarısız olduğu gibi, Rus tehdidinin ciddiyetini daha sonra kavrayan Kırım Hanı’nın 1571’deki Moskova seferi de başarısız olmuştu. Kanuni döneminde ortaya konan bu projenin gerçekleşmemesi Kafkasya-Kırım istikametinde bir süre sonra bir Rus tehdidine neden olacaktır. Kanuni döneminde Azerbaycan istika-metine genişlemek suretiyle Hazar’a ulaşılacak, Türkistan ile doğrudan bağlar kurulmaya çalışılacaktır. [B]Güney ve kuzey Afrika stratejiler tahkimi [/B] Hürmüz’ü ele geçirerek Basra Körfezi’ni tehdit eden Portekizlilerin oluşturduğu tehlikeye karşı, Kanuni döneminde Irak ele geçirildiği (1538) gibi, Körfezin Batı ve Güney kısımları Osmanlı himayesine girmişti. Bu hareket tam zamanında yapılmış, Körfez bölgesinin sömürgeleş-mesinin önüne geçilmişti. Yavuz’un Süveyş’ten Hint Denizi yönünde başlattığı hareket, Kanuni tarafından Arabistan yarımadasının doğusunu da içerisine alacak şekilde tamamlanmıştı. Hint Denizi’ndeki Portekiz hakimiyetine karşı mücadeleye devam eden Kanuni, Süveyş limanı merkez olmak üzere donanma oluşturmuş ve bir Mısır Kaptanlığı kurmuştu. Hindistan’daki Gucerant ve Kalikut Müslümanları da Portekizliler karşı Osmanlıdan yardım istemişlerdi. Hint Denizi’nde Osmanlı-Portekiz mücadelesi başlamış, Pîrî Reis Hint Kaptanlığı’na atanmıştı. Yapılan mücadelelerde, Akdeniz’e göre hazırlanmış gemiler dolayısı ile başarısız olunmakla beraber, Osmanlının 1517’de Kızıldeniz’e, 1538’de Basra Körfezine inmesiyle birlikle Portekizliler bölgeden uzaklaşmak mecburiyetinde kalmışlardı. Fakat, Hindistan yönündeki politikalarında Osmanlı başarısız olmuştu. Kanuni döneminde Trablusgarb, Tunus, Cezayir’in tamamı ele geçirilirken, 1550’lerde Fas’ı ele geçirmeye çalışan İspanyollara karşı mücadeleye iştirak edildiği görülmektedir. Böylece, Yavuz dönemini bir devamı olarak, Mısır’dan Fas’a kadar olan bölge Osmanlı nüfuzuna alınmıştı. [B]Akdeniz[/B] Büyük bir deniz gücü haline gelen Osmanlılar, Haçlı seferlerinin bakiyeleri olan Akdeniz adalarındaki Avrupalıların hakimiyetlerine son verilmesi ile yeni gelişen Avrupa sömürgecileri ile birleşmelerine engel olunduğunu görmekteyiz. Avrupa filolarını da yenerek, Akdeniz’e hakim olan Osmanlılar, Rodos (1522) ve Sakız (1560) gibi adaları aldıkları gibi, Kanuni sonrasında da Kıbrıs (1571), Girit (1645-1669) gibi adaları da ele geçirerek Anadolu’yu yakından çevreleyecek ve merkezi tehdit edecek adalar da ele geçi-rilmişti. [B]Doğu Avrupa [/B] Kanuni sonrasında Doğu Avrupa’da Rusya’nın büyük bir güç olarak belirmesi karşısında kadim Osmanlı politikası çerçevesinde 1573’te Lehistan (Polonya) Osmanlı himayesine alınarak iki büyük güç olan Avusturya-Rusya arasındaki bölge Baltık Denizine kadar Osmanlı nüfuz bölgesine alınmış, bu iki düşman gücün Osmanlıyı kuzeyden tehdit etmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Rus tehlikesinin Kırım üzerinde ağırlığını hissettirmesi üze-rine 1663’te de Ukrayna Osmanlı himaye-sine alınmıştı. [B]Sonuç[/B] Osmanlının bir beylik halinde iken başlattığı stratejik uygulamaları, yükseliş döneminin şahıslara bağlı olmaksızın uygulandığını görmekteyiz. Merkezi devamlı olarak güçlü ve bütün tutma politikası, Yavuz dönemine kadar önceliğini korumuş, daha sonraları da Anadolu’yu tehdit edecek, çevreleyecek alan üzerinde hassasiyetle durulup, bu tehdit unsurları bertaraf edilmiştir. Genişleme, bir alan veya yönle sınırlandırılmadan doğru biçimde bütün istikametlerde, tehdit-açılım önceliğine göre yapılmıştır. Selçukluların Haçlı Seferlerine karşı koymalarından sonra, ikinci dalga olarak, Balkanlar üzerinden gelen Haçlı tipi toplu saldırılara da Osmanlılar, başarılı bir şe-kilde karşı koymuşlardır. Avrupa’nın yükseldiği ve sömürge politikalarına başladığı bir dönemde Adriyatik Denizi-Kırım Hanlığı, Hazar çizgisinde, Avusturya-Rusya tehdidine karşı bir hat oluşturulmuştur. Sömürgecilik ve emperyalizmin Kanarya Adalarından Hindistan’a kadar alandaki bölgede yayılma ve yerleşmesi hengamında Osmanlı müdahalesi ile bu dönem 300 yıl gibi bir süre geciktirilmiş ve bölgenin, siyasi, dini, hatta bazı kısımların etnik yapısının bile değişmesine engel olunmuştur. Osmanlı, Halifeliği de uhdesine almasıyla, İslam dünyasının temsilcisi ko-numuna gelmişti. Osmanlılar, bu istika-mette yürüttükleri politikalar ile hakimiyeti ve nüfuzu altında olan bölgeleri korumuşlardır. Tabi, bu durum, Avrupalı güçlerin sömürge politikaları karşısında en büyük engeli teşkil etmesi ve onları uzun süre uğraştırması dolayısıyla Osmanlılara ve Türklere tarihi düşmanlık oluşmasına da sebep olmuştur. Osmanlı’nın uyguladığı strateji, ters bir istikamette, farklı unsurların katkısı ile uygulanarak, iç zaafın büyük ve belirleyici faktörü sayesinde başarılı olmuş ve Osmanlının çöküşü gerçekleşmiştir. [B][URL="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=65"]KPR - K 99 - Devlet-i Aliyye[/URL][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Osmanlı’nın Genişleme Stratejileri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst