Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz Birinci Söz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 269546" data-attributes="member: 1"><p><strong>Otuz Birinci Söz - Sayfa 781</strong></p><p></p><p>Aynen öyle de, <img src="http://www.erisale.com/images/blank.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />1<span style="font-size: 22px">وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى</span> Ezel-Ebed Sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemâlâtını ve nihayetsiz cemâlini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, herbir mevcut pek çok dillerle Onun kemâlâtını zikreder, pek çok işaretlerle cemâlini gösterir. Esmâ-i Hüsnâsının herbir isminde ne kadar gizli mânevî defineler ve herbir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinat bütün mevcudatıyla gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünun, bütün desâtiriyle, şu kitab-ı kâinatı zaman-ı Âdem’den beri mütalâa ediyor. Halbuki o kitap esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği mânâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mişarını daha okuyamamış.</p><p></p><p>İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemâlât ve cemâl-i mânevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâlin hikmeti iktiza ediyor ki, şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faidesiz olmamak için, o sarayın âyetlerinin mânâsını birisine bildirsin. O saraydaki acaibin menbalarını ve netâicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin ve bütün onların fevkine çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve âhiret âlemlerinde gezdirsin. Umum ibâdına bir muallim ve saltanat-ı rububiyetine bir dellâl ve marziyât-ı İlâhiyesine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyesine bir müfessir gibi, çok vazifelerle tavzif etsin. Mu’cizat nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur’ân gibi bir fermanla o şahsı, Zât‑ı Zülcelâlin has ve sadık bir tercümanı olduğunu bildirsin.</p><p></p><p>[NOT]Dipnot-1</p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.</span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span>[/NOT]</p><p></p><p></p><table style='width: 100%'><tr><td><strong>Celîl-i Zülcemâl</strong>: sınırsız güzelliğiyle beraber, sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan Allah (bk. c-l-l; ẕü; c-m-l)</td><td><strong>Cemîl-i Zülcelâl</strong>: sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)</td></tr><tr><td><strong>Esmâ-i Hüsnâ</strong>: Cenâb-ı Hakkın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)</td><td><strong>Ezel ve Ebed Sultanı</strong>: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)</td></tr><tr><td><strong>Sâni-i Zülcelâl</strong>: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)</td><td><strong>Sâni-i Zülkemâl</strong>: sonsuz kemâl sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; k-m-l)</td></tr><tr><td><strong>Zât-ı Zülcelâl</strong>: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)</td><td><strong>abes</strong>: anlamsız, gayesiz</td></tr><tr><td><strong>acaib</strong>: şaşırtıcı ve garip şeyler</td><td><strong>avâlim-i ulviye</strong>: yüce âlemler (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td><strong>cemâl</strong>: güzellik (bk. c-m-l)</td><td><strong>cemâl-i mânevî</strong>: mânevî güzellik (bk. c-m-l; a-n-y)</td></tr><tr><td><strong>dellâl</strong>: ilan edici, duyurucu</td><td><strong>desâtir</strong>: düsturlar, prensipler</td></tr><tr><td><strong>esmâ ve kemâlât-ı İlâhiye</strong>: Cenâb-ı Allah’ın isimleri ve Ona ait mükemmellikler (bk. s-m-v; k-m-l; e-l-h)</td><td><strong>ferman</strong>: buyruk</td></tr><tr><td><strong>fevkine</strong>: üstüne</td><td><strong>fünun</strong>: fenler, ilimler</td></tr><tr><td><strong>has</strong>: özel</td><td><strong>hikmet</strong>: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td><strong>ibâd</strong>: kullar (bk. a-b-d)</td><td><strong>iktiza</strong>: gerektirme</td></tr><tr><td><strong>imtiyaz</strong>: farklılık, ayrıcalık</td><td><strong>kemâlât</strong>: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)</td></tr><tr><td><strong>kitab-ı kâinat</strong>: kâinat kitabı, evren (bk. k-t-b; k-v-n)</td><td><strong>kurb-u huzur</strong>: Allah’ın yüce huzuruna yakınlık (bk. ḥ-ḍ-r)</td></tr><tr><td><strong>kâinat</strong>: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)</td><td><strong>letâif</strong>: güzellikler, incelikler (bk. l-ṭ-f)</td></tr><tr><td><strong>mahfî</strong>: gizli</td><td><strong>mahzen</strong>: depo</td></tr><tr><td><strong>marziyât-ı İlâhiye</strong>: Allah’ın razı olduğu şeyler (bk. e-l-h)</td><td><strong>menba</strong>: kaynak</td></tr><tr><td><strong>mevcudat</strong>: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td><strong>mevcut</strong>: varlık (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td><strong>meşher</strong>: sergi</td><td><strong>muallim</strong>: öğretmen (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td><strong>mu’cizât</strong>: mu’cizeler, yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan şeyler (bk. a-c-z)</td><td><strong>mübelliğ</strong>: tebliğ edici, bildirici (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td><strong>müfessir</strong>: yorumlayıcı (bk. f-s-r)</td><td><strong>mütalâa</strong>: etraflıca inceleyip düşünme</td></tr><tr><td><strong>müşerref etmek</strong>: şereflendirmek</td><td><strong>netâic</strong>: neticeler</td></tr><tr><td><strong>nihayetsiz</strong>: sonsuz</td><td><strong>nisbeten</strong>: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td><strong>nişan</strong>: alâmet, işaret</td><td><strong>sadık</strong>: doğru sözlü (bk. s-d-ḳ)</td></tr><tr><td><strong>saltanat-ı Rububiyet</strong>: rububiyetin, Rablığın egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)</td><td><strong>saray-ı âlem</strong>: dünya sarayı (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td><strong>tavzif</strong>: görevlendirme</td><td><strong>umum</strong>: bütün</td></tr><tr><td><strong>zaman-ı Âdem</strong>: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem</td><td><strong>zikretmek</strong>: anmak</td></tr><tr><td><strong>zîşuur</strong>: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)</td><td><strong>âhiret</strong>: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)</td></tr><tr><td><strong>âlem</strong>: dünya, kâinat (bk. a-l-m)</td><td><strong>âlem-i arz</strong>: dünya âlemi (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td><strong>âyet</strong>: delil</td><td><strong>âyât-ı tekvîniye</strong>: yaratılışa ait deliller (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td><strong>öşr-ü mişar</strong>: yüzde bir</td><td><strong>ünvan-ı mukaddes</strong>: her türlü kusur ve çirkinlikten yüce ünvan (bk. ḳ-d-s)</td></tr></table><p><br /> <tbody> <br /> </tbody></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 269546, member: 1"] [b]Otuz Birinci Söz - Sayfa 781[/b] Aynen öyle de, [IMG]http://www.erisale.com/images/blank.gif[/IMG]1[SIZE=6]وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى[/SIZE] Ezel-Ebed Sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemâlâtını ve nihayetsiz cemâlini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, herbir mevcut pek çok dillerle Onun kemâlâtını zikreder, pek çok işaretlerle cemâlini gösterir. Esmâ-i Hüsnâsının herbir isminde ne kadar gizli mânevî defineler ve herbir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinat bütün mevcudatıyla gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünun, bütün desâtiriyle, şu kitab-ı kâinatı zaman-ı Âdem’den beri mütalâa ediyor. Halbuki o kitap esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği mânâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mişarını daha okuyamamış. İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemâlât ve cemâl-i mânevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâlin hikmeti iktiza ediyor ki, şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faidesiz olmamak için, o sarayın âyetlerinin mânâsını birisine bildirsin. O saraydaki acaibin menbalarını ve netâicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin ve bütün onların fevkine çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve âhiret âlemlerinde gezdirsin. Umum ibâdına bir muallim ve saltanat-ı rububiyetine bir dellâl ve marziyât-ı İlâhiyesine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyesine bir müfessir gibi, çok vazifelerle tavzif etsin. Mu’cizat nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur’ân gibi bir fermanla o şahsı, Zât‑ı Zülcelâlin has ve sadık bir tercümanı olduğunu bildirsin. [NOT]Dipnot-1 [FONT=Trebuchet MS] “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60. [/FONT][/NOT] [TABLE] <tbody>[TR] [TD][B]Celîl-i Zülcemâl[/B]: sınırsız güzelliğiyle beraber, sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan Allah (bk. c-l-l; ẕü; c-m-l)[/TD] [TD][B]Cemîl-i Zülcelâl[/B]: sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Esmâ-i Hüsnâ[/B]: Cenâb-ı Hakkın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD] [TD][B]Ezel ve Ebed Sultanı[/B]: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Sâni-i Zülcelâl[/B]: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD] [TD][B]Sâni-i Zülkemâl[/B]: sonsuz kemâl sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; k-m-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Zât-ı Zülcelâl[/B]: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD] [TD][B]abes[/B]: anlamsız, gayesiz[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]acaib[/B]: şaşırtıcı ve garip şeyler[/TD] [TD][B]avâlim-i ulviye[/B]: yüce âlemler (bk. a-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]cemâl[/B]: güzellik (bk. c-m-l)[/TD] [TD][B]cemâl-i mânevî[/B]: mânevî güzellik (bk. c-m-l; a-n-y)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]dellâl[/B]: ilan edici, duyurucu[/TD] [TD][B]desâtir[/B]: düsturlar, prensipler[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]esmâ ve kemâlât-ı İlâhiye[/B]: Cenâb-ı Allah’ın isimleri ve Ona ait mükemmellikler (bk. s-m-v; k-m-l; e-l-h)[/TD] [TD][B]ferman[/B]: buyruk[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]fevkine[/B]: üstüne[/TD] [TD][B]fünun[/B]: fenler, ilimler[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]has[/B]: özel[/TD] [TD][B]hikmet[/B]: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]ibâd[/B]: kullar (bk. a-b-d)[/TD] [TD][B]iktiza[/B]: gerektirme[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]imtiyaz[/B]: farklılık, ayrıcalık[/TD] [TD][B]kemâlât[/B]: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]kitab-ı kâinat[/B]: kâinat kitabı, evren (bk. k-t-b; k-v-n)[/TD] [TD][B]kurb-u huzur[/B]: Allah’ın yüce huzuruna yakınlık (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]kâinat[/B]: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD] [TD][B]letâif[/B]: güzellikler, incelikler (bk. l-ṭ-f)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mahfî[/B]: gizli[/TD] [TD][B]mahzen[/B]: depo[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]marziyât-ı İlâhiye[/B]: Allah’ın razı olduğu şeyler (bk. e-l-h)[/TD] [TD][B]menba[/B]: kaynak[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mevcudat[/B]: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD] [TD][B]mevcut[/B]: varlık (bk. v-c-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]meşher[/B]: sergi[/TD] [TD][B]muallim[/B]: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mu’cizât[/B]: mu’cizeler, yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan şeyler (bk. a-c-z)[/TD] [TD][B]mübelliğ[/B]: tebliğ edici, bildirici (bk. b-l-ğ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]müfessir[/B]: yorumlayıcı (bk. f-s-r)[/TD] [TD][B]mütalâa[/B]: etraflıca inceleyip düşünme[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]müşerref etmek[/B]: şereflendirmek[/TD] [TD][B]netâic[/B]: neticeler[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]nihayetsiz[/B]: sonsuz[/TD] [TD][B]nisbeten[/B]: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]nişan[/B]: alâmet, işaret[/TD] [TD][B]sadık[/B]: doğru sözlü (bk. s-d-ḳ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]saltanat-ı Rububiyet[/B]: rububiyetin, Rablığın egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD] [TD][B]saray-ı âlem[/B]: dünya sarayı (bk. a-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]tavzif[/B]: görevlendirme[/TD] [TD][B]umum[/B]: bütün[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]zaman-ı Âdem[/B]: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem[/TD] [TD][B]zikretmek[/B]: anmak[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]zîşuur[/B]: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD] [TD][B]âhiret[/B]: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]âlem[/B]: dünya, kâinat (bk. a-l-m)[/TD] [TD][B]âlem-i arz[/B]: dünya âlemi (bk. a-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]âyet[/B]: delil[/TD] [TD][B]âyât-ı tekvîniye[/B]: yaratılışa ait deliller (bk. k-v-n)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]öşr-ü mişar[/B]: yüzde bir[/TD] [TD][B]ünvan-ı mukaddes[/B]: her türlü kusur ve çirkinlikten yüce ünvan (bk. ḳ-d-s)[/TD] [/TR] </tbody>[/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz Birinci Söz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst