Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz Birinci Söz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 269558" data-attributes="member: 1"><p><strong>Otuz Birinci Söz - Sayfa 789</strong></p><p></p><p>çekirdek olan nur, onun zâtında cismini giyerek en âhir bir meyve suretinde görünecektir.</p><p></p><p>Ey müstemi! Şu acip kâinat-ı azîme bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’âd etme. Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin? İşte, şecere-i kâinat, şecere-i tûbâ gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için, aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar nuranî bir hayt-ı münasebet var. İşte, Mirac, o hayt-ı münasebetin gılâfı ve suretidir ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm o yolu açmış, velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-yı ümmeti, ruh ve kalble, o cadde-i nuranîde, Mirac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar.</p><p></p><p>Hem sabıkan ispat edildiği üzere, şu kâinatın Sânii, birinci işkâlin cevabında gösterilen makàsıd için, şu kâinatı bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makàsıdın medarı zât-ı Ahmediye (a.s.m.) olduğu için, kâinattan evvel Sâni-i Kâinatın nazar-ı inâyetinde olması ve en evvel tecellîsine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünkü birşeyin neticesi, semeresi evvel düşünülür. Demek, vücuden en âhir, mânen de en evveldir. Halbuki, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksatların medar-ı zuhuru olduğundan, en evvel tecellî-i icada mazhar, onun nuru olmak lâzım gelir.<img src="http://www.erisale.com/images/blank.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />1</p><p><strong></strong></p><p><strong>ÜÇÜNCÜ MÜŞKÜLÜN:</strong> O kadar geniştir ki, bizim gibi dar zihinli insanlar istiab ve ihata edemez. Fakat uzaktan uzağa bakabiliriz.</p><p></p><p>[NOT]Dipnot-1</p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> bk. el-Aclûnî, <em>Keşfü’l-Hafâ</em>, 1:265</span>[/NOT]</p><p></p><p></p><table style='width: 100%'><tr><td><strong>Aleyhissalâtü Vesselâm</strong>: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)</td><td><strong>Kadîr-i Zülcelâl</strong>: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)</td></tr><tr><td><strong>Mirac/Mirac-ı Nebevî</strong>: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; n-b-e)</td><td><strong>Sâni</strong>: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah (bk. ṣ-n-a)</td></tr><tr><td><strong>Sâni-i Kâinat</strong>: bütün evreni mükemmel bir sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-v-n)</td><td><strong>acip</strong>: hayret verici, şaşırtıcı</td></tr><tr><td><strong>cadde-i nuranî</strong>: nurlu cadde (bk. n-v-r)</td><td><strong>cüz’î</strong>: küçük, sınırlı (bk. c-z-e)</td></tr><tr><td><strong>evliya-yı ümmet</strong>: İslâm ümmeti içinden velilik derecesine çıkanlar (bk. v-l-y)</td><td><strong>evvel</strong>: önce</td></tr><tr><td><strong>gılâf</strong>: kılıf</td><td><strong>halk</strong>: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td><strong>hayt-ı münasebet</strong>: ilişki bağı (bk. n-s-b)</td><td><strong>ihata</strong>: kapsama, kuşatma</td></tr><tr><td><strong>istiab</strong>: içine alma, kaplama</td><td><strong>istib’ad</strong>: akıldan uzak görme</td></tr><tr><td><strong>istidat</strong>: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)</td><td><strong>işkâl</strong>: zorluk</td></tr><tr><td><strong>kâinat</strong>: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)</td><td><strong>kâinat-ı azîme</strong>: büyük kâinat (bk. k-v-n; a-ẓ-m)</td></tr><tr><td><strong>mahiyet</strong>: öz nitelik, özellik</td><td><strong>makamat-ı âliye</strong>: yüce makamlar</td></tr><tr><td><strong>maksat</strong>: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)</td><td><strong>makàsıd</strong>: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)</td></tr><tr><td><strong>mazhar</strong>: görünme ve yansıma yeri (bk. ẓ-h-r)</td><td><strong>medar</strong>: sebep, vesile</td></tr><tr><td><strong>medar-ı kıymet</strong>: kıymet sebebi</td><td><strong>medar-ı zuhur</strong>: görünme sebebi (bk. ẓ-h-r)</td></tr><tr><td><strong>muazzam</strong>: büyük (bk. a-ẓ-m)</td><td><strong>mânen</strong>: mânevî olarak (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td><strong>müstemi</strong>: dinleyici (bk. s-m-a)</td><td><strong>müşkül</strong>: zorluk, engel</td></tr><tr><td><strong>nazar-ı inâyet</strong>: yardım ve koruma bakışı (bk. n-ẓ-r; a-n-y)</td><td><strong>nevi</strong>: tür, çeşit</td></tr><tr><td><strong>nur-u Muhammedî</strong>: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in nuru (bk. n-v-r; ḥ-m-d)</td><td><strong>nuranî</strong>: nurlu (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td><strong>risalet</strong>: peygamberlik (bk. r-s-l)</td><td><strong>sabıkan</strong>: bundan önce</td></tr><tr><td><strong>semere</strong>: meyve</td><td><strong>seyr ü sülûk</strong>: mânevî ve ruhî yolculuk</td></tr><tr><td><strong>suret</strong>: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td><strong>tecellî</strong>: yansıma (bk. c-l-y)</td></tr><tr><td><strong>tecellî-i icad</strong>: yaratma, var etme tecellîsi (bk. c-l-y; v-c-d)</td><td><strong>tezyin etmek</strong>: süslemek (bk. z-y-n)</td></tr><tr><td><strong>teşekkül</strong>: oluşum</td><td><strong>velâyet</strong>: velîlik (bk. v-l-y)</td></tr><tr><td><strong>vücuden</strong>: varlık bakımından (bk. v-c-d)</td><td><strong>zât-ı Ahmediye</strong>: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)</td></tr><tr><td><strong>âhir</strong>: son (bk. e-ḫ-r)</td><td><strong>âlem</strong>: dünya (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td><strong>çekirdek-i aslî</strong>: asıl çekirdek, öz</td><td><strong>şecere-i kâinat</strong>: kâinat ağacı (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td><strong>şecere-i tûbâ</strong>: Cennetteki tûba ağacı</td><td></td></tr></table><p><br /> <tbody> <br /> </tbody></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 269558, member: 1"] [b]Otuz Birinci Söz - Sayfa 789[/b] çekirdek olan nur, onun zâtında cismini giyerek en âhir bir meyve suretinde görünecektir. Ey müstemi! Şu acip kâinat-ı azîme bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’âd etme. Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin? İşte, şecere-i kâinat, şecere-i tûbâ gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için, aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar nuranî bir hayt-ı münasebet var. İşte, Mirac, o hayt-ı münasebetin gılâfı ve suretidir ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm o yolu açmış, velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-yı ümmeti, ruh ve kalble, o cadde-i nuranîde, Mirac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar. Hem sabıkan ispat edildiği üzere, şu kâinatın Sânii, birinci işkâlin cevabında gösterilen makàsıd için, şu kâinatı bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makàsıdın medarı zât-ı Ahmediye (a.s.m.) olduğu için, kâinattan evvel Sâni-i Kâinatın nazar-ı inâyetinde olması ve en evvel tecellîsine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünkü birşeyin neticesi, semeresi evvel düşünülür. Demek, vücuden en âhir, mânen de en evveldir. Halbuki, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksatların medar-ı zuhuru olduğundan, en evvel tecellî-i icada mazhar, onun nuru olmak lâzım gelir.[IMG]http://www.erisale.com/images/blank.gif[/IMG]1 [B] ÜÇÜNCÜ MÜŞKÜLÜN:[/B] O kadar geniştir ki, bizim gibi dar zihinli insanlar istiab ve ihata edemez. Fakat uzaktan uzağa bakabiliriz. [NOT]Dipnot-1 [FONT=Trebuchet MS] bk. el-Aclûnî, [I]Keşfü’l-Hafâ[/I], 1:265[/FONT][/NOT] [TABLE] <tbody>[TR] [TD][B]Aleyhissalâtü Vesselâm[/B]: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD] [TD][B]Kadîr-i Zülcelâl[/B]: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Mirac/Mirac-ı Nebevî[/B]: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; n-b-e)[/TD] [TD][B]Sâni[/B]: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]Sâni-i Kâinat[/B]: bütün evreni mükemmel bir sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-v-n)[/TD] [TD][B]acip[/B]: hayret verici, şaşırtıcı[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]cadde-i nuranî[/B]: nurlu cadde (bk. n-v-r)[/TD] [TD][B]cüz’î[/B]: küçük, sınırlı (bk. c-z-e)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]evliya-yı ümmet[/B]: İslâm ümmeti içinden velilik derecesine çıkanlar (bk. v-l-y)[/TD] [TD][B]evvel[/B]: önce[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]gılâf[/B]: kılıf[/TD] [TD][B]halk[/B]: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]hayt-ı münasebet[/B]: ilişki bağı (bk. n-s-b)[/TD] [TD][B]ihata[/B]: kapsama, kuşatma[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]istiab[/B]: içine alma, kaplama[/TD] [TD][B]istib’ad[/B]: akıldan uzak görme[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]istidat[/B]: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD] [TD][B]işkâl[/B]: zorluk[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]kâinat[/B]: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD] [TD][B]kâinat-ı azîme[/B]: büyük kâinat (bk. k-v-n; a-ẓ-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mahiyet[/B]: öz nitelik, özellik[/TD] [TD][B]makamat-ı âliye[/B]: yüce makamlar[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]maksat[/B]: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD] [TD][B]makàsıd[/B]: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mazhar[/B]: görünme ve yansıma yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD] [TD][B]medar[/B]: sebep, vesile[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]medar-ı kıymet[/B]: kıymet sebebi[/TD] [TD][B]medar-ı zuhur[/B]: görünme sebebi (bk. ẓ-h-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]muazzam[/B]: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD] [TD][B]mânen[/B]: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]müstemi[/B]: dinleyici (bk. s-m-a)[/TD] [TD][B]müşkül[/B]: zorluk, engel[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]nazar-ı inâyet[/B]: yardım ve koruma bakışı (bk. n-ẓ-r; a-n-y)[/TD] [TD][B]nevi[/B]: tür, çeşit[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]nur-u Muhammedî[/B]: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in nuru (bk. n-v-r; ḥ-m-d)[/TD] [TD][B]nuranî[/B]: nurlu (bk. n-v-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]risalet[/B]: peygamberlik (bk. r-s-l)[/TD] [TD][B]sabıkan[/B]: bundan önce[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]semere[/B]: meyve[/TD] [TD][B]seyr ü sülûk[/B]: mânevî ve ruhî yolculuk[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]suret[/B]: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD] [TD][B]tecellî[/B]: yansıma (bk. c-l-y)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]tecellî-i icad[/B]: yaratma, var etme tecellîsi (bk. c-l-y; v-c-d)[/TD] [TD][B]tezyin etmek[/B]: süslemek (bk. z-y-n)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]teşekkül[/B]: oluşum[/TD] [TD][B]velâyet[/B]: velîlik (bk. v-l-y)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]vücuden[/B]: varlık bakımından (bk. v-c-d)[/TD] [TD][B]zât-ı Ahmediye[/B]: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]âhir[/B]: son (bk. e-ḫ-r)[/TD] [TD][B]âlem[/B]: dünya (bk. a-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]çekirdek-i aslî[/B]: asıl çekirdek, öz[/TD] [TD][B]şecere-i kâinat[/B]: kâinat ağacı (bk. k-v-n)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]şecere-i tûbâ[/B]: Cennetteki tûba ağacı[/TD] [/TR] </tbody>[/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz Birinci Söz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst