Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz İkinci Söz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 271617" data-attributes="member: 1"><p><strong>Otuz İkinci Söz - Sayfa 863</strong></p><p></p><p>mânâsız, karma karışık tasavvur ettiğinden; ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulümat-ı adem ağzı tasavvur ettiğinden; ve eceli, hakikî ahbaplara visal daveti olduğu halde, bütün ahbaplardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elîmde bırakıyor, hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmâsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi, şiddetli bir azaba da müstehaktır, hiçbir cihette merhamete lâyık değildir.</p><p></p><p>İşte, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve sefahet! Şu dehşetli sukuta karşı ve ezici meyusiyete mukabil hangi tekemmülünüz, hangi fünununuz, hangi kemâliniz, hangi medeniyetiniz, hangi terakkiyâtınız karşı gelebilir? Ruh-u beşerin eşedd-i ihtiyaçla muhtaç olduğu hakikî teselliyi nerede bulabilirsiniz? Hem güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlâhiyeyi ve ihsânât-ı Rabbâniyeyi onlara isnat ettiğiniz hangi tabiatınız, hangi esbabınız, hangi şerikiniz, hangi keşfiyâtınız, hangi milletiniz, hangi bâtıl mâbudunuz, sizi, sizce idam-ı ebedî olan mevtin zulümâtından kurtarıp, kabir hududundan, berzah hududundan, mahşer hududundan, sırat köprüsünden hâkimâne geçirebilir, saadet-i ebediyeye mazhar edebilir? Halbuki, kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat’î olarak bu yolun yolcususunuz. Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki, bütün bu daire-i azîme ve bu geniş hudutlar, Onun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır.</p><p></p><p>Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir” kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb‑ı Hakkın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidadını</p><p></p><p></p><p></p><table style='width: 100%'><tr><td><strong>Cenâb-ı Hak</strong>: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td><strong>ahbap</strong>: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)</td></tr><tr><td><strong>azab-ı elîm</strong>: acı veren azap</td><td><strong>bedbaht</strong>: talihsiz</td></tr><tr><td><strong>berzah</strong>: kabir âlemi</td><td><strong>bâtıl</strong>: gerçek dışı, yalan</td></tr><tr><td><strong>cihet</strong>: yön</td><td><strong>daire-i azîme</strong>: geniş ve büyük daire (bk. a-ẓ-m)</td></tr><tr><td><strong>dehşetli</strong>: korkunç</td><td><strong>ecel</strong>: ölüm vakti</td></tr><tr><td><strong>ehl-i dalâlet ve gaflet</strong>: doğru ve hak yoldan sapmış, inançsız ve gaflete dalmış kimseler (bk. ḍ-l-l; ğ-f-l)</td><td><strong>ehl-i dalâlet ve sefahet</strong>: doğru ve hak yoldan sapmış, inançsız ve yasak zevk ve eğlencelerin içine düşmüş olan kimseler (bk. ḍ-l-l)</td></tr><tr><td><strong>esbab</strong>: sebepler (bk. s-b-b)</td><td><strong>esmâ</strong>: isimler (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td><strong>eşedd-i ihtiyaç</strong>: çok şiddetli ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)</td><td><strong>firak</strong>: ayrılık (bk. f-r-ḳ)</td></tr><tr><td><strong>fünun</strong>: fenler, ilimler</td><td><strong>fıtrat</strong>: yaratılış (bk. f-ṭ-r)</td></tr><tr><td><strong>gayr-ı meşru</strong>: helâl olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)</td><td><strong>hakikî</strong>: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td><strong>hudud</strong>: sınır</td><td><strong>hâkimâne</strong>: hükmeder bir şekilde (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td><strong>idam-ı ebedî</strong>: dirilmemek üzere sonsuz yokoluş (bk. e-b-d)</td><td><strong>ihsânât-ı Rabbâniye</strong>: Allah’ın lütuf ve bağışları (bk. ḥ-s-n; r-b-b)</td></tr><tr><td><strong>inkâr</strong>: kabul etmeme, reddetme (bk. n-k-r)</td><td><strong>isnat</strong>: dayandırma (bk. s-n-d)</td></tr><tr><td><strong>istidad</strong>: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)</td><td><strong>kaide</strong>: kural</td></tr><tr><td><strong>kat’î</strong>: kesin</td><td><strong>kemâl</strong>: mükemmellik (bk. k-m-l)</td></tr><tr><td><strong>keşfiyât</strong>: keşifler, buluşlar (bk. k-ş-f)</td><td><strong>mahşer</strong>: haşir meydanı, kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer (bk. ḥ-ş-r)</td></tr><tr><td><strong>marifet</strong>: tanıma, bilme (bk. a-r-f)</td><td><strong>mazhar</strong>: erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)</td></tr><tr><td><strong>mektubat</strong>: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b)</td><td><strong>mevcudat</strong>: varlıklar (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td><strong>mevt</strong>: ölüm (bk. m-v-t)</td><td><strong>meyusiyet</strong>: ümitsizlik</td></tr><tr><td><strong>muhabbet</strong>: sevgi (bk. ḥ-b-b)</td><td><strong>mukabil</strong>: karşılık</td></tr><tr><td><strong>mâbud</strong>: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)</td><td><strong>müstehak</strong>: hak etmiş, layık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td><strong>ruh-u beşer</strong>: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)</td><td><strong>saadet-i ebediye</strong>: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td><strong>sarf etmek</strong>: harcamak, kullanmak</td><td><strong>sukut</strong>: alçalış, düşüş</td></tr><tr><td><strong>sıfât</strong>: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)</td><td><strong>sırat köprüsü</strong>: Cehennem üzerine kurulu olan ve Cennete gitmek için geçilmesi gereken köprü</td></tr><tr><td><strong>tabiat</strong>: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)</td><td><strong>tahkir</strong>: hakaret etme, aşağılama</td></tr><tr><td><strong>taht-ı emrinde ve tasarrufunda</strong>: emri ve tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f)</td><td><strong>tasavvur</strong>: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td><strong>tekemmül</strong>: ilerleme (bk. k-m-l)</td><td><strong>terakkiyât</strong>: terakkiler, ilerlemeler</td></tr><tr><td><strong>tezyif</strong>: alay etme, küçük düşürme</td><td><strong>visal</strong>: kavuşma</td></tr><tr><td><strong>zulümat-ı adem</strong>: yokluk karanlığı (bk. ẓ-l-m)</td><td><strong>zulümât</strong>: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)</td></tr><tr><td><strong>âlem-i rahmet</strong>: rahmet âlemi (bk. a-l-m; r-ḥ-m)</td><td><strong>âsâr-ı İlâhiye</strong>: Allah’ın eserleri (bk. e-l-h)</td></tr><tr><td><strong>şerik</strong>: Allah’a ortak koşulan şey</td><td></td></tr></table><p><br /> <tbody> <br /> </tbody></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 271617, member: 1"] [b]Otuz İkinci Söz - Sayfa 863[/b] mânâsız, karma karışık tasavvur ettiğinden; ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulümat-ı adem ağzı tasavvur ettiğinden; ve eceli, hakikî ahbaplara visal daveti olduğu halde, bütün ahbaplardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elîmde bırakıyor, hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmâsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi, şiddetli bir azaba da müstehaktır, hiçbir cihette merhamete lâyık değildir. İşte, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve sefahet! Şu dehşetli sukuta karşı ve ezici meyusiyete mukabil hangi tekemmülünüz, hangi fünununuz, hangi kemâliniz, hangi medeniyetiniz, hangi terakkiyâtınız karşı gelebilir? Ruh-u beşerin eşedd-i ihtiyaçla muhtaç olduğu hakikî teselliyi nerede bulabilirsiniz? Hem güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlâhiyeyi ve ihsânât-ı Rabbâniyeyi onlara isnat ettiğiniz hangi tabiatınız, hangi esbabınız, hangi şerikiniz, hangi keşfiyâtınız, hangi milletiniz, hangi bâtıl mâbudunuz, sizi, sizce idam-ı ebedî olan mevtin zulümâtından kurtarıp, kabir hududundan, berzah hududundan, mahşer hududundan, sırat köprüsünden hâkimâne geçirebilir, saadet-i ebediyeye mazhar edebilir? Halbuki, kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat’î olarak bu yolun yolcususunuz. Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki, bütün bu daire-i azîme ve bu geniş hudutlar, Onun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır. Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir” kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb‑ı Hakkın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidadını [TABLE] <tbody>[TR] [TD][B]Cenâb-ı Hak[/B]: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD] [TD][B]ahbap[/B]: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]azab-ı elîm[/B]: acı veren azap[/TD] [TD][B]bedbaht[/B]: talihsiz[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]berzah[/B]: kabir âlemi[/TD] [TD][B]bâtıl[/B]: gerçek dışı, yalan[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]cihet[/B]: yön[/TD] [TD][B]daire-i azîme[/B]: geniş ve büyük daire (bk. a-ẓ-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]dehşetli[/B]: korkunç[/TD] [TD][B]ecel[/B]: ölüm vakti[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]ehl-i dalâlet ve gaflet[/B]: doğru ve hak yoldan sapmış, inançsız ve gaflete dalmış kimseler (bk. ḍ-l-l; ğ-f-l)[/TD] [TD][B]ehl-i dalâlet ve sefahet[/B]: doğru ve hak yoldan sapmış, inançsız ve yasak zevk ve eğlencelerin içine düşmüş olan kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]esbab[/B]: sebepler (bk. s-b-b)[/TD] [TD][B]esmâ[/B]: isimler (bk. s-m-v)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]eşedd-i ihtiyaç[/B]: çok şiddetli ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD] [TD][B]firak[/B]: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]fünun[/B]: fenler, ilimler[/TD] [TD][B]fıtrat[/B]: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]gayr-ı meşru[/B]: helâl olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD] [TD][B]hakikî[/B]: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]hudud[/B]: sınır[/TD] [TD][B]hâkimâne[/B]: hükmeder bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]idam-ı ebedî[/B]: dirilmemek üzere sonsuz yokoluş (bk. e-b-d)[/TD] [TD][B]ihsânât-ı Rabbâniye[/B]: Allah’ın lütuf ve bağışları (bk. ḥ-s-n; r-b-b)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]inkâr[/B]: kabul etmeme, reddetme (bk. n-k-r)[/TD] [TD][B]isnat[/B]: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]istidad[/B]: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD] [TD][B]kaide[/B]: kural[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]kat’î[/B]: kesin[/TD] [TD][B]kemâl[/B]: mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]keşfiyât[/B]: keşifler, buluşlar (bk. k-ş-f)[/TD] [TD][B]mahşer[/B]: haşir meydanı, kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer (bk. ḥ-ş-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]marifet[/B]: tanıma, bilme (bk. a-r-f)[/TD] [TD][B]mazhar[/B]: erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mektubat[/B]: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b)[/TD] [TD][B]mevcudat[/B]: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mevt[/B]: ölüm (bk. m-v-t)[/TD] [TD][B]meyusiyet[/B]: ümitsizlik[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]muhabbet[/B]: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD] [TD][B]mukabil[/B]: karşılık[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]mâbud[/B]: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)[/TD] [TD][B]müstehak[/B]: hak etmiş, layık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]ruh-u beşer[/B]: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)[/TD] [TD][B]saadet-i ebediye[/B]: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]sarf etmek[/B]: harcamak, kullanmak[/TD] [TD][B]sukut[/B]: alçalış, düşüş[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]sıfât[/B]: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD] [TD][B]sırat köprüsü[/B]: Cehennem üzerine kurulu olan ve Cennete gitmek için geçilmesi gereken köprü[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]tabiat[/B]: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD] [TD][B]tahkir[/B]: hakaret etme, aşağılama[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]taht-ı emrinde ve tasarrufunda[/B]: emri ve tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f)[/TD] [TD][B]tasavvur[/B]: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]tekemmül[/B]: ilerleme (bk. k-m-l)[/TD] [TD][B]terakkiyât[/B]: terakkiler, ilerlemeler[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]tezyif[/B]: alay etme, küçük düşürme[/TD] [TD][B]visal[/B]: kavuşma[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]zulümat-ı adem[/B]: yokluk karanlığı (bk. ẓ-l-m)[/TD] [TD][B]zulümât[/B]: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]âlem-i rahmet[/B]: rahmet âlemi (bk. a-l-m; r-ḥ-m)[/TD] [TD][B]âsâr-ı İlâhiye[/B]: Allah’ın eserleri (bk. e-l-h)[/TD] [/TR] [TR] [TD][B]şerik[/B]: Allah’a ortak koşulan şey[/TD] [/TR] </tbody>[/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Otuz İkinci Söz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst