Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Otuz ÜÇÜncÜ sÖz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 277945" data-attributes="member: 1016557"><p>İhlas Risalesi kime okunur?</p><p> 28 Kasım 2011 Pazartesi 07:11</p><p> Hz. Ömer'in destansı halifeliği esnasında gerçekleşen olayların belki de en büyüğüdür minbere çıkıp da yüreğini kasıp kavuran o büyük endişeyi iman kardeşlerine açtığı olay...</p><p> <strong>“Eğrilirsem, beni nasıl doğrultursunuz?”</strong></p><p> Bunu sormuştur halife Ömer.</p><p> Peygamber aleyhissalâtu vesselam’ın, ‘hak ile bâtılı ayırma’ kabiliyetiyle vasfedip ‘Fâruk’ ünvanıyla şereflendirdiği bir güzide isim olarak bunu sormuştur üstelik.</p><p> Aldığı cevap, <strong>“Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz”</strong> şeklindedir.</p><p> Bu kısa ve sert cevap, iki önemli mesajı beraberce içermektedir:</p><p> Bugüne kadar senin icraatına ve ictihadına karşı muhalefet sergilememiş isek, bu sen yanlış yapıyor olduğun halde bizim de yanlışa meyyal oluşumuz dolayısıyla susmayı tercih edişimizden değildir. Doğru yolda yürüdüğün kanaatindeyiz ki, karşında değiliz. Yarın hayatî bir noktada ümmeti yanlış bir yola sevketmeye kalkıştığını ve bunda da ısrar ettiğini görecek olsak, hakkın hatırını senin hatırına tercih ederiz.</p><p> Rivayetler, aldığı <strong>bu cevap üzerine Hz. Ömer’in çok sevindiğini</strong> ve halife olarak böyle bir mü’minler topluluğu içinde yaşıyor olduğu için Allah’a şükrettiğini bildirir.</p><p> Hz. Ömer, sevinip şükretmiştir; çünkü bu söz hem ümmetin o güne kadarki icraat ve ictihadında bir yanlış görmediğinin teyididir, hem de o günden sonra bir yanlış durumunda koca bir ümmetin de sorumluluğunu almış vaziyette yanlış yolda yürümesine müsaade edilmeyeceğinin...</p><p> <strong>Hz. Ömer’in bu tavrı çokça zikredilir de, tatbikatına pek de rastlanmaz mü’minler topluluğunun yaşayışında.</strong></p><p> Bilakis, mutad uygulama, ‘mürşid’ makamında gördüğümüz kişiler tarafından yapılan yanlış bile olsa bir hikmeti olduğunu düşünmek, <strong>“Hikmeti nedir?” diye sual edeni ise “Hikmetinden sual olunmaz” diye susturmak şeklindedir.</strong></p><p> O yüzden, bir <strong>eleştiri ahlâkı </strong>yerleşmemiştir bugünün ehl-i dininin dünyasına.</p><p> Onun yerine, <strong>‘eleştiri’yi ahlâksızlık olarak görme gibi bir tutum</strong> tercih edilmektedir.</p><p> Hatta, <strong>‘ihanet’</strong> olarak...</p><p> İman kardeşine sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı haber vermek ‘uhuvvet’e ters; sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı görmezden gelmek mahzâ uhuvvettir!</p><p> Ortada bir yanlış mı var? Elimiz ve dilimiz, yanlışı düzeltmek için değil; yanlışa dikkat çekeni <strong>‘hizaya getirmek’</strong> için çalışır hemen.</p><p> Susmayı tercih edip rahat edecek yerde, yanlışa işaret edip izalesi için çırpınan bir mü’min görünce, Hz. Ömer misali şükür sözleri dökülmez dilimizden...</p><p> <strong>Ömer ‘kılıçla’ düzeltilmeye dahi razıyken, bizim ‘sözle’ doğrultulmaya dahi tahammülümüz yoktur.</strong></p><p> Bilakis, ‘Sus!’ der ellerimiz, “Şimdi geliyorum ha!” mesajı verir ayaklarımız, ‘ihlas’ı hatırlatır dillerimiz.</p><p> Bir yanlışı, bir eksiği, bir kusuru âdâbınca ifade etmek, <strong>Bediüzzaman’ın “Haklı tenkid hakikatı rendeçler” </strong>beyanına, “Mehenge vurunuz. Sözlerim bakır çıktıysa...” diye başlayan ricasına rağmen, ‘tenkitçilik hastalığı’ damgasını yer hemen.</p><p> Ardından, ‘ihlas’ hatırlatılır.</p><p> Sizin getirdiğiniz uyarı ‘tenkitçilik hastalığı’dır da, sizin uyarınıza ‘tenkitçilik hastalığı’ yaftasını vurmak tenkitçilik değil, hastalık hiç değil, bilakis sıhhat alâmetidir!</p><p> Siz bir yanlışa dikkat çektiğinizde “İhlas Risalesi’ni kendi nefsi için okumak” ölçüsünden söz edilir de, bu uyarıyı yapanın daha bu uyarıyı yaparken <strong>“İhlas Risalesi’ni nefsi için değil, bir mü’min kardeşi olarak size karşı”</strong> okuyor olduğu çelişkisi asla görülmez.</p><p> İhlas Risalesi, elbette, öncelikle ve esasen kendimiz için, kendi nefsimizi sigaya çekerek okunmalıdır; bu açık...</p><p> Ama <strong>İhlas Risalesi’ni yazarak Bediüzzaman</strong> ‘kendi nefsi’ni değil ‘kardeşlerinin nefsi’ni de muhatap aldığına, “Şöyle yapın, bundan sakının” diye nasihatlarda bulunduğuna göre; kendi nefsini unutmamak kaydıyla İhlas Risalesi’nin ölçüleri pekâlâ iman kardeşlerimiz de değerlendirme alanında tutularak okunabilmelidir.</p><p> Nitekim, yukarıda da dikkat çektiğim üzere, ortada çelişik bir durum vardır zaten.</p><p> Bir mü’minin bir yanlışın izalesi gayretiyle getirdiği bir eleştiri İhlas Risalesi düsturları hatırlatılarak ‘ihlassızlık’ kapsamında değerlendirirken gerçekleşen, elbette ki bir mü’mini ‘ihlassızlıkla’ suçlama ‘ihlası’ değildir!</p><p> Hayır, <strong>haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na aykırı değildir.</strong> (<em>“Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat, nefs ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar. Onun için, bazen şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefs ve heva ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.”</em>)</p><p> Haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na ters olmadığı için, bir noktada kritik bir yanlış görüp ona dikkat çeken de, o yanlış görülenin aslında ‘yanlış’ olmadığı veya ‘kritik’ nitelikte olmadığı cevabıyla mukabele eden de ‘ihlassızlık’ ediyor değildir.</p><p> <strong>Benim için bir eleştiri/özeleştiri ikliminde ‘ihlas’ kriteri</strong>, haklı olduğu hallerde dahi zayıfı ‘ihlas düsturları’nı hatırlatarak eleştirenin, haksız olduğu bir halde kuvvetliye de ‘ihlas düsturları’nı hatırlatma yürekliliği gösterip göstermediğidir.</p><p> <strong>Bir gerilim anında küçüklere İhlas Risalesi’ni hatırlatanların, büyüklere de İhlas Risalesi’ni hatırlatıp hatırlatmadığıdır.</strong></p><p> Haksız olduğu halde güçlüye birşey diyememek, mağdur olduğu halde zayıfa ‘ihlas’ düsturlarını hatırlatmak...</p><p> <strong>Hayır, ihlas bu değildir.</strong></p><p> Bu, ihlas değildir.</p><p> ‘Uhuvvet’i tesis etmenin yolu da buradan geçmememektedir.</p><p> Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:</p><p> <strong>“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:</strong></p><p> ‘Kardeşine, zalim de olsa mazlum da olsa, yardım et.’</p><p> ‘Mazlumsa yardım ederim de, zalime nasıl yardım ederim?’ diye sorulmuştu.</p><p> ‘Onu zulümden alıkoyarsan, bu da ona yardımdır’ buyurdu.” (Bkz. Buhârî, Mezalim 4, İkrah 7; Tirmizî, Fiten 68).</p><p>Yeni dönemde yeni bir İmam Hatip Lisesinden izlenimler</p><p> 28 Kasım 2011 Pazartesi 07:07</p><p> </p><p>Van depremi ve kader ciheti</p><p> 10 Kasım 2011 Perşembe 08:33</p><p> Geçtiğimiz günlerde Van’da gerçekleşen ve büyük bir musibet olarak kayıtlara geçen deprem, gerisinde ağır bir bilanço bıraktı. Yüzlerce ölü ve binlerce yaralı. Sakatlar, yetim kalanlar ve evlerini kaybeden binlerce insan…</p><p> Depremin getirdiği bu ağır bilanço bir anda bütün Türkiye’nin dikkatlerini bu bölgeye çevirdi. Düzenlenen kampanyalar ve bölgeye yağarcasına gönderilen yardımlar ülkemizin insanın ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu durum kardeşliğimizi pekiştiren çok önemli bir vazife gördü. Uzun bir zamandan sonra doğu ve batı insanı arasındaki bağlar hiç olmadığı kadar kuvvetlenmiş gözüküyor.</p><p> Van’daki depremzedelere gönderilen temel ihtiyaçların önemli bir bölümünü kışlıklar oluşturuyor. Battaniye, yorgan, kalın giysiler bölgede ihtiyaç duyulan kışlıkların bir bölümü olarak söylenebilir. Bu battaniyelerin birini alan bir depremzede, soluğu doğruca deprem masasında alıyor.</p><p> Battaniye kılıfının içinde bulduğu 5.000 lirayı bir kuruşuna bile dokunmadan geldiği yerin adresini de vererek iade ediyor. Deprem masasına isminin ne olduğu söylemeden uzaklaşan depremzedenin bu davranışı, işte kardeşlik dedirtecek cinsten… Aslında bu davranış Türklerin ve Kürtlerin kardeşlik bağlarını belirtmek için küçücük bir örnek sadece.</p><p> Depremin ardından söylenen bazı menfi sözlerin ve saçmalıkların halk nezdinde itibar bulmadığı da bir gerçek. Bu söylemler, sözüm ona kendilerini bu milletin tek sahibi sananların, bu bölgeden gelen şehit haberlerinin arkasından bulundukları söylemler. Onlara göre depremin merkez üssünün Van’da olması, akan şehit kanlarına karşı ‘’ilahi bir ceza.’’</p><p> Bazı olayların tam olarak nasıl gerçekleştiğini ve şekillendiğini bilmek için bölge insanı olmak veya bu bölgede yaşamış olmak gerekiyor. Bu sözlerin, hayat şartları üzerinde yorum yaptıkları bölgenin insanlarına yabancı ve hayat şartlarına uzak olan çevrelerce dile getirilmesi, bir kez savundukları görüşün safsatadan öteye geçemediğini gösteriyor. Depremin gerçekleştiği zamanın üzerinden birkaç çıkarımda bulunmakta fayda var. Çünkü bu zamanlama, bazı medyatik şahsiyetlerin sahip oldukları faşist zihniyetlerini dışarıya vurdu. Bu deprem bu yönden bir turnusol kâğıdı hüviyeti gördü.</p><p> Deprem gerçekleşmeden kısa bir süre önce düzenlenen saldırılarda verilen 24 şehidin acısını bütün ülkemiz kalbinde hisseti. Acısını hissetmeyle kalmadı ve şehit haberlerine karşı sert tepkilerde bulunuldu. Şehit verilen birçok ilde BDP temsilciliklerine düzenlenen saldırılar bu tepkilerin ne kadar hat safhaya ulaştığının canlı örnekleri.</p><p> Gelen şehit haberlerini arkasından düzenlenen sınır ötesi operasyonlarla birlikte PKK ağır kayıplara uğratıldı ve PKK’nin kayıpları yüzler ile ifade edildi. BBC’ye göre bu rakam 1400’lerle ifade ediliyor. Doğu illerinde PKK sempatizanları tarafından düzenlenen gösterilerde meydana gelen olumsuz görüntüler, maddi kayıplar bütün milleti üzen bir görüntü veriyor.</p><p> PKK’ye bu kadar ağır zayiatın verilmesinin ardından gerçekleştirilmesi muhtemel saldırıların ne kadar yıkıcı olabileceğini düşünmek bile insanı ürkütüyor. Fakat burada Van depreminin araya girmesi ile birlikte bu eylemler geri planlarda kaldı veya herhangi bir ilgi görmedi. Bu ağır yıkım tam da iki tarafın da büyük kayıplar vermesinin ardından gerçekleşmesi depremi ülkemizin birinci gündem maddesi haline getirdi ve öbür haberlerin geri planda kalmasını sağladı.</p><p> İlahi takdir her şeyin üstünde. Depremin neye hizmet ettiği ve ne amaçla gönderildiği ancak ve ancak İlahi malumat dâhilindedir. Biz Allah’ın takdirinin sebebini çoğu zaman bilemeyiz. Fakat bu deprem, bu milletin bütün fertleri arasında yeni ve sağlam bir kardeşlik tesis etti.</p><p> Bazen acılardan, Rabbimiz çok güzel sonuçlar çıkarabilir. Dua edelim ki, Van depreminin de neticesi, yetmiş beş milyon insan arasında yeni ve kalıcı bir kardeşliğe vesile olması gibi hayırlı ve ihtiyaç duyduğumuz bir güzellik olsun.</p><p></p><p> <span style="color: #f00"><strong><span style="font-family: 'verdana'">Yeni dönemde yeni bir İmam Hatip Lisesinden izlenimler</span></strong></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">28 Şubat süreci denilen post modern darbe, cuntacı maceracı paşalarla toplum mühendislerinin projesiydi. Uygulamada en büyük travmayı İmam-Hatip okulları yaşadı. Meslek Liseleri de İmam-hatiplerin narında birlikte yandı.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Yeni dönem denilmesi YÖK’ün İmam-Hatip ve Meslek Liseleri için katsayı engelinin kaldırılması sonrası dönemdir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">12 yıl geride kaldı. Üç kuşak İmam-hatip liseleri ve meslek liseleri adeta bir fetret dönemi geçirdi.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Asıl aktörler ve azmettiriciler kimlerdi?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Resmi ideolojinin aktörleridir. Milletin ekseriyetini potansiyel tehdit olarak algılayan devletle kendini eşitleyen bürokrasi. Ordu ve yargının paslaştığı kapalı kast sistemidir. Korumacılık ve devlete ağzını dayayarak zengin olmuş iş dünyası ve merkez medya.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Devlet teşviklerinin en büyük payını alan yüzde bir gibi küçük sayıdaki insanların yönettiği İstanbul sermayesidir.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Gerekçeleri ve gizli ajandalarındakiler nelerdi?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-“Anadolu çocuklarının neyine üniversite okumak?” Resmi ideolojinin mantığı bu. Yazar Murat Belge ve Sosyolog Gündüz Vassaf’ın tespitlerine göre Köy Enstitüleri öğretmenlerle hem dinsiz bir nesil yetiştirmek, hem de köyde kalıp verimli tarım yapacak nesil yetiştirme projesidir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-“Meslek liseleri de işçi olarak çalışsın üretsin. Mavi yakalı olsun yeter.”Beyaz yakalılar seçkinci elitten olmalıydı.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">İmalat hatası(!) ve beklenmedik sapmalar(!)</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Fakat öyle olmadı. Köylü çocuklarının okuduğu imam hatipli çocuklar, imanlı gençlik oldu. Mülkiyeye girdi kaymakam vali oldular. Haram yemiyor içki içmiyordu.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Meslek lisesinde okuyanlar da yine Anadolu’da hâkim olan değerlerine sahip imanlı çocuklardı.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Risale-i Nurla yüz binlerce insan imanını kurtardı. Toplumun değer yargıları resmi ideolojinin hesapladığı gibi olmadı. İman tekniğe meydan okudu. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-İmanlı gençlik onlara göre imalat hatasıydı. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Din sadece vicdanlara hapsetmek istediler. Fakat imanlı bir nesil bütün menhus hesapları bozdu.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Meslek lisesine gidenler daha ileri gitti mühendis oldu Anadolu’da devletten destek almadan üretip ihracat yapmaya başladı. Şehirli oldular.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Seçkinci elit panikledi. Anadolu çocukları köyde sanayide ırgat olarak üretecek, vergi verecek askere gidecek ama asla yönetim kademelerinde olmayacaktı. Ama realite hiç de planlandığı gibi olmayınca bir şekilde dur denilmeliydi. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Ne yaptılar?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-27 Mayıs 1960 darbesi ve sonrası sara nöbeti gibi nükseden darbelerle konumlarını korumaya çalıştılar.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-12 Eylül 1980 ihtilali tarihin en büyük toplumsal travması ve fitnedir. O darbecilerin yaptığı anayasa da halen birçok makro sıkıntıların kaynağıdır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Güç adına her düşündüklerini uygulayan bu zihniyet yine de istedikleri toplumsal değişimi başaramadılar. Kamu vicdanında yer bulamadılar. Çünkü fıtrata aykırıydı. Ahir zamanın dehşetli şahısların yöntemi olan “aldatmakla iş görürler” politikası sun’i gerilimler üreterek milleti hep baskı altında tuttular.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Aslında 28 Şubat sırasında ekonomi iyi dudumdaydı. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Yoktan kriz çıkardılar. Kamu imkânlarını peşkeş çektiler sonunda 1999 ilâhi ikaz, 2001’de tarihin en büyük ekonomik krizi ürettiler.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-2002 yılı ise 28 Şubat sürecinde rolü alan her ne makamda olursa olsun herkesi nisyana yani unutulmaya, sahneden silinmenin miladı olmuştur. Şu zamanın üst noktalarında yer alanlar sahneden silindiği gibi gönüllerden de silindi.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Gelelim imam hatip okullarının yeni dönem ve yeni ahvaline…</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Mahallimizde üçüncü yılına giren bir imam hatip lisesi faaliyete başladı. Ankara’nın kentsel dönüşüm yeniden inşa edilmiş örnek yerleşim bölgesi Elvankent semtinde adı ile binası ile ilk olarak öğrenime başlamasıyla yepyeni bir İmam-Hatip Lisesi açıldı.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Üniversiteye girişte uygulanan katsayı engelinin kaldırılmasından sonra imam hatip okullarına olduğu gibi bu okula da ilgi fazla olmuş. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Kızım 28 Şubat süreci öncesi henüz orta kısmı faaliyette iken orta kısmında okudu. Orta kısmın son ürünlerindendir. Onun için imam hatip liselerine özel ilgi ve yakınlık duyanlardanım.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Adını bahsettiğim okula zamanla ziyarete gidiyorum. Öğretmenlik ve yöneticilik geçmişimiz ve meslekdaşlık ortak payda dolayısyla öğretmen odalarında sohbet imkânı bulduk. Müdür, müdür yardımcıları ile uzun sohbetlerimiz oldu.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Bu uzun yazı yerine röportaj yapmak istemiştim. Ancak yönetici arkadaşlar memuriyetin basına bilgi vermesinin valinin iznine tabi olduğunu söyledikleri için izlenimlerimi yazmakla yetiniyorum.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-İki yıl olmasına rağmen eğitim ve öğretim için bütün temel ihtiyaçların karşılanmış, fizik, kimya laboratuarları tam donanımlı kurulmuş. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Anadolu lisesi bölümü ve düz imam hatip bölümü var. Herhangi bir Anadolu Lisesinin tüm dersleri yanında ek olarak dini dersler de verilmekte. Taleplere tam cevap verememişler.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Sanat eğitimi de nitelikli yapılıyor. Müzik dersinde sana müziği, tasavvuf müziği, resim dersinde hat ve tezhip dersleri veriliyor.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Kız öğrenciler hem başı kapalı hem açık olarak okuyanlar var. Tam özgür bir ortam.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Özgürlükler açısından örnek bir tablo denilebilir. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-İdareci, öğretmen öğrenci herkesin gözleri ışıldıyor. Mutlukları her hâllerinden anlaşılıyor.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Geçmişin deneyimleri ile özeleştiri yapılmış mı?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-28 Şubat süreci ve sonrasında yaşanan travma aynı zamanda öz eleştiri vesilesi olup olmadığını merak ettim. Evet henüz o travma atılabilmiş değil. Üç kuşak zayi olmuş. Şimdikiler de hâlen biraz tedirgin.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Öz eleştiri konusunda idareciler kısa bir duraklamadan sonra, “evet özeleştiri yapıyoruz hocam” diye cevap veriyorlar. Sevindirici bir durum. Musibetten ders çıkarmak, ibret almak bağlamında öz eleştiri önemli.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Kısa bir nostalji ve eleştirel bir değerlendirme </span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-İmam –Hatip okulları iftihar tablosu oluşturacak çok münevver insanların ve şuurlu bir gençliğin yetişen ilim yuvası olarak misyon ifa etmiştir. Devamı olan Yüksek İslâm Enstitüleri aynı işlevi tekâmül ettirdi. 12 Eylül 1980 sonrası YÖK kapsamında klasik ilâhiyat fakültesine dönüştü.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-28 Şubat süreci uygulamalarına kader nokta-i nazarından bakıldığında imam hatip liseleri için şefkat tokatı denilebilir. Kendi çocuğum da imam-hatip tezgâhından geçen birisi olarak kanaatimi paylaşıyorum. Ailemizden iki kardeşim de imam hatip tezgâhından geçmiştir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-“Beşer zulmeder kader adalet eder” demek bilmem ağır kaçar mı?</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-1970’li yılların başında sahneye çıkan Siyasal İslam hareketi ve anlayışını besleyen bir arka bahçe olarak görülmesi ilk başta akla gelen savrulmanın başlangıcıdır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Gençliğin hissiyatını okşayan “cihad ruhu” olarak kabul gören yüksek motivasyon rasyonel yaklaşımdan ütopik ve havanın hâkim olmasını netice vermiştir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-İslâm tarihinde Bedir savaşında namaz için Hz. Peygamberimiz (asm) “küçük cihaddan büyük cihada gidiyoruz” meâlindeki beyanı “cihad” kavramını önceliğin ne olması gerektiğini açık bir şekilde tanımlıyor. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Büyük cihadla küçük cihad algısının yer değiştirmesi olumsuz sonuçların nedenlerden biridir…</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Büyüklük ile küçüklük yer değiştirmesi aşırılıklara neden olmuştur. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Nefisle cihadı ihmal edip geniş dairede iktidar kavgasının motive ettiği cihat sloganik içi boş bir harekete dönüşmüştür.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Genelleme yapmak haksızlık olabilir. Göze çarpan tablo ve hâkim hava maalesef böyleydi.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Bireysel odaklı inanç, itikat, nefis terbiyesi, ibadet, İslâm âhlakı ve iman hakikatleri davranışlara tam olarak yansımadı. “Tek Yol İslâm” sloganları siyasi isyan olarak algılanmasına neden oldu.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-“Darül harp” gibi düşüncelerin etkisi ve bahanesi ile Cuma kılmayanlar, haramı helâl kılan uçuk aşırılıklar toplumdan soyutlanmaya kadar gitti. Bunların kaynağı imam hatip olmamakla beraber fatura imam hatiplere kesildi. Birileri zaten bahane arıyordu.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Risale-i Nur metodu İmam-Hatip müfredat mantığı ile örtüşür. Ancak?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Risale-i Nur’a mesafeli kaldılar. “Din umumun malıdır siyasete alet edilmez, din adına da siyaset yapılmaz”diyor Bediüzzaman. En küçük dairedeki en büyük vazife, geniş dairedeki ara sıra gereken küçük vazife ölçüsü esas alınmalıydı. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Risale-i Nur’un sosyal ve siyasi ilkeleri, müspet hareket yaklaşımı “Siyasal İslam” anlayışının tepkisine gerekçe oldu. Dolayısıyla Risale-i Nur’dan istifadelerine perde olmuştur.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Ne zaman anladılar Risale-i Nur hareketinin isabetini? Ta ki 28 Şubat’a toslayınca.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Siyasi hedefler peşinde motive olan gençlik imanın hayata hayat olmasının gereği olan tahkiki imanın neticesi, sünnet-i seniye dairesinde farzlarını, İslâm âhlâkını hayatın her alanına yansıtmak gibi asli görevler ihmal edildi. Dava şuuru yerine iktidar kavgalarını önceleyen bir hava hâkim oldu.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Bugünden sonra strateji ne olmalı?</span></strong></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Bu gün gençlerin istikamet üzere günahlardan korunaklı bir yaşama biçimi sürdürmeleri çok zorlaşmış. Çok dehşetli bir zamandayız. Okuldaki derslerle yeterli şuur kazanılması için yeterli değildir. İllaki Risale-i Nurlarla gençlerin imanlarının kurtulması ve muhafaza edebilmeleri ile mümkündür.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Çok kuvvetli bir iman ve imanın hayata hayat olduğu bir şuur sahipleri ancak kendilerini muhafaza edebilirler. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Nasıl ki Kur’an umum insanlığa gelmiş umuma hitap ediyor. Risale-i Nur da umumun malıdır. Hiçbir cemaat ve cemiyetin tekelinde olmadığını bütün cemiyet ve cemaatler bilmeli. İmam-hatipliler özellikle daha iyi bilmelidir. Dirayetli dirençli dava adamı olmak ancak Risale-i Nur’la mümkündür.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Bu konuda Risale-i Nur camiası da öz eleştiri yapmalıdır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Müfredatın teorik mantığı din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulması gerçeği. Fakat realitede keyfiyetin öyle olmadığıdır. İmam-hatip lisesinde verilen dini ilimlerin çok yüzeysel kaldığıdır. Zira lise müfredatının tüm dersleri yanında ek olarak meslek dersleri. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Bugün her bir imam hatiplinin hayallerini süsleyen bir idol olarak Başbakan var. Demek İmam Hatip çıkışlı birisi başbakan da olabiliyor kanaati çok etkileyici bir hedeftir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Başbakanlık bir sonuçtur. Başak yüksek makamlar da sonuçtur. Konuyu sadece siyasi meşguliyet ve mensubiyetin neticesi olarak değerlendirmek yanılmalara ve hayal kırıklıklarına neden olabilir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İlla herkesin belirli bir deneyim yaşadıktan sonra gömlek çıkarması gerekmez. Nasıl bir gömlek giymek gerektiğine gençlikte karar vermek daha isabetli olur. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">-Sonuç olarak İmam-hatip liseleri yakın geleceğin parlayan yıldızlarını yetiştirebilir. “Şu istikbal inkılabı içinde en gür seda İslâmın sedası olacaktır” İnşaallah. İmam hatipler de vesileler arasında hak ettiği yeri alacaktır temennimiz.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 277945, member: 1016557"] İhlas Risalesi kime okunur? 28 Kasım 2011 Pazartesi 07:11 Hz. Ömer'in destansı halifeliği esnasında gerçekleşen olayların belki de en büyüğüdür minbere çıkıp da yüreğini kasıp kavuran o büyük endişeyi iman kardeşlerine açtığı olay... [B]“Eğrilirsem, beni nasıl doğrultursunuz?”[/B] Bunu sormuştur halife Ömer. Peygamber aleyhissalâtu vesselam’ın, ‘hak ile bâtılı ayırma’ kabiliyetiyle vasfedip ‘Fâruk’ ünvanıyla şereflendirdiği bir güzide isim olarak bunu sormuştur üstelik. Aldığı cevap, [B]“Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz”[/B] şeklindedir. Bu kısa ve sert cevap, iki önemli mesajı beraberce içermektedir: Bugüne kadar senin icraatına ve ictihadına karşı muhalefet sergilememiş isek, bu sen yanlış yapıyor olduğun halde bizim de yanlışa meyyal oluşumuz dolayısıyla susmayı tercih edişimizden değildir. Doğru yolda yürüdüğün kanaatindeyiz ki, karşında değiliz. Yarın hayatî bir noktada ümmeti yanlış bir yola sevketmeye kalkıştığını ve bunda da ısrar ettiğini görecek olsak, hakkın hatırını senin hatırına tercih ederiz. Rivayetler, aldığı [B]bu cevap üzerine Hz. Ömer’in çok sevindiğini[/B] ve halife olarak böyle bir mü’minler topluluğu içinde yaşıyor olduğu için Allah’a şükrettiğini bildirir. Hz. Ömer, sevinip şükretmiştir; çünkü bu söz hem ümmetin o güne kadarki icraat ve ictihadında bir yanlış görmediğinin teyididir, hem de o günden sonra bir yanlış durumunda koca bir ümmetin de sorumluluğunu almış vaziyette yanlış yolda yürümesine müsaade edilmeyeceğinin... [B]Hz. Ömer’in bu tavrı çokça zikredilir de, tatbikatına pek de rastlanmaz mü’minler topluluğunun yaşayışında.[/B] Bilakis, mutad uygulama, ‘mürşid’ makamında gördüğümüz kişiler tarafından yapılan yanlış bile olsa bir hikmeti olduğunu düşünmek, [B]“Hikmeti nedir?” diye sual edeni ise “Hikmetinden sual olunmaz” diye susturmak şeklindedir.[/B] O yüzden, bir [B]eleştiri ahlâkı [/B]yerleşmemiştir bugünün ehl-i dininin dünyasına. Onun yerine, [B]‘eleştiri’yi ahlâksızlık olarak görme gibi bir tutum[/B] tercih edilmektedir. Hatta, [B]‘ihanet’[/B] olarak... İman kardeşine sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı haber vermek ‘uhuvvet’e ters; sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı görmezden gelmek mahzâ uhuvvettir! Ortada bir yanlış mı var? Elimiz ve dilimiz, yanlışı düzeltmek için değil; yanlışa dikkat çekeni [B]‘hizaya getirmek’[/B] için çalışır hemen. Susmayı tercih edip rahat edecek yerde, yanlışa işaret edip izalesi için çırpınan bir mü’min görünce, Hz. Ömer misali şükür sözleri dökülmez dilimizden... [B]Ömer ‘kılıçla’ düzeltilmeye dahi razıyken, bizim ‘sözle’ doğrultulmaya dahi tahammülümüz yoktur.[/B] Bilakis, ‘Sus!’ der ellerimiz, “Şimdi geliyorum ha!” mesajı verir ayaklarımız, ‘ihlas’ı hatırlatır dillerimiz. Bir yanlışı, bir eksiği, bir kusuru âdâbınca ifade etmek, [B]Bediüzzaman’ın “Haklı tenkid hakikatı rendeçler” [/B]beyanına, “Mehenge vurunuz. Sözlerim bakır çıktıysa...” diye başlayan ricasına rağmen, ‘tenkitçilik hastalığı’ damgasını yer hemen. Ardından, ‘ihlas’ hatırlatılır. Sizin getirdiğiniz uyarı ‘tenkitçilik hastalığı’dır da, sizin uyarınıza ‘tenkitçilik hastalığı’ yaftasını vurmak tenkitçilik değil, hastalık hiç değil, bilakis sıhhat alâmetidir! Siz bir yanlışa dikkat çektiğinizde “İhlas Risalesi’ni kendi nefsi için okumak” ölçüsünden söz edilir de, bu uyarıyı yapanın daha bu uyarıyı yaparken [B]“İhlas Risalesi’ni nefsi için değil, bir mü’min kardeşi olarak size karşı”[/B] okuyor olduğu çelişkisi asla görülmez. İhlas Risalesi, elbette, öncelikle ve esasen kendimiz için, kendi nefsimizi sigaya çekerek okunmalıdır; bu açık... Ama [B]İhlas Risalesi’ni yazarak Bediüzzaman[/B] ‘kendi nefsi’ni değil ‘kardeşlerinin nefsi’ni de muhatap aldığına, “Şöyle yapın, bundan sakının” diye nasihatlarda bulunduğuna göre; kendi nefsini unutmamak kaydıyla İhlas Risalesi’nin ölçüleri pekâlâ iman kardeşlerimiz de değerlendirme alanında tutularak okunabilmelidir. Nitekim, yukarıda da dikkat çektiğim üzere, ortada çelişik bir durum vardır zaten. Bir mü’minin bir yanlışın izalesi gayretiyle getirdiği bir eleştiri İhlas Risalesi düsturları hatırlatılarak ‘ihlassızlık’ kapsamında değerlendirirken gerçekleşen, elbette ki bir mü’mini ‘ihlassızlıkla’ suçlama ‘ihlası’ değildir! Hayır, [B]haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na aykırı değildir.[/B] ([I]“Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat, nefs ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar. Onun için, bazen şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefs ve heva ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.”[/I]) Haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na ters olmadığı için, bir noktada kritik bir yanlış görüp ona dikkat çeken de, o yanlış görülenin aslında ‘yanlış’ olmadığı veya ‘kritik’ nitelikte olmadığı cevabıyla mukabele eden de ‘ihlassızlık’ ediyor değildir. [B]Benim için bir eleştiri/özeleştiri ikliminde ‘ihlas’ kriteri[/B], haklı olduğu hallerde dahi zayıfı ‘ihlas düsturları’nı hatırlatarak eleştirenin, haksız olduğu bir halde kuvvetliye de ‘ihlas düsturları’nı hatırlatma yürekliliği gösterip göstermediğidir. [B]Bir gerilim anında küçüklere İhlas Risalesi’ni hatırlatanların, büyüklere de İhlas Risalesi’ni hatırlatıp hatırlatmadığıdır.[/B] Haksız olduğu halde güçlüye birşey diyememek, mağdur olduğu halde zayıfa ‘ihlas’ düsturlarını hatırlatmak... [B]Hayır, ihlas bu değildir.[/B] Bu, ihlas değildir. ‘Uhuvvet’i tesis etmenin yolu da buradan geçmememektedir. Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: [B]“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:[/B] ‘Kardeşine, zalim de olsa mazlum da olsa, yardım et.’ ‘Mazlumsa yardım ederim de, zalime nasıl yardım ederim?’ diye sorulmuştu. ‘Onu zulümden alıkoyarsan, bu da ona yardımdır’ buyurdu.” (Bkz. Buhârî, Mezalim 4, İkrah 7; Tirmizî, Fiten 68). Yeni dönemde yeni bir İmam Hatip Lisesinden izlenimler 28 Kasım 2011 Pazartesi 07:07 Van depremi ve kader ciheti 10 Kasım 2011 Perşembe 08:33 Geçtiğimiz günlerde Van’da gerçekleşen ve büyük bir musibet olarak kayıtlara geçen deprem, gerisinde ağır bir bilanço bıraktı. Yüzlerce ölü ve binlerce yaralı. Sakatlar, yetim kalanlar ve evlerini kaybeden binlerce insan… Depremin getirdiği bu ağır bilanço bir anda bütün Türkiye’nin dikkatlerini bu bölgeye çevirdi. Düzenlenen kampanyalar ve bölgeye yağarcasına gönderilen yardımlar ülkemizin insanın ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu durum kardeşliğimizi pekiştiren çok önemli bir vazife gördü. Uzun bir zamandan sonra doğu ve batı insanı arasındaki bağlar hiç olmadığı kadar kuvvetlenmiş gözüküyor. Van’daki depremzedelere gönderilen temel ihtiyaçların önemli bir bölümünü kışlıklar oluşturuyor. Battaniye, yorgan, kalın giysiler bölgede ihtiyaç duyulan kışlıkların bir bölümü olarak söylenebilir. Bu battaniyelerin birini alan bir depremzede, soluğu doğruca deprem masasında alıyor. Battaniye kılıfının içinde bulduğu 5.000 lirayı bir kuruşuna bile dokunmadan geldiği yerin adresini de vererek iade ediyor. Deprem masasına isminin ne olduğu söylemeden uzaklaşan depremzedenin bu davranışı, işte kardeşlik dedirtecek cinsten… Aslında bu davranış Türklerin ve Kürtlerin kardeşlik bağlarını belirtmek için küçücük bir örnek sadece. Depremin ardından söylenen bazı menfi sözlerin ve saçmalıkların halk nezdinde itibar bulmadığı da bir gerçek. Bu söylemler, sözüm ona kendilerini bu milletin tek sahibi sananların, bu bölgeden gelen şehit haberlerinin arkasından bulundukları söylemler. Onlara göre depremin merkez üssünün Van’da olması, akan şehit kanlarına karşı ‘’ilahi bir ceza.’’ Bazı olayların tam olarak nasıl gerçekleştiğini ve şekillendiğini bilmek için bölge insanı olmak veya bu bölgede yaşamış olmak gerekiyor. Bu sözlerin, hayat şartları üzerinde yorum yaptıkları bölgenin insanlarına yabancı ve hayat şartlarına uzak olan çevrelerce dile getirilmesi, bir kez savundukları görüşün safsatadan öteye geçemediğini gösteriyor. Depremin gerçekleştiği zamanın üzerinden birkaç çıkarımda bulunmakta fayda var. Çünkü bu zamanlama, bazı medyatik şahsiyetlerin sahip oldukları faşist zihniyetlerini dışarıya vurdu. Bu deprem bu yönden bir turnusol kâğıdı hüviyeti gördü. Deprem gerçekleşmeden kısa bir süre önce düzenlenen saldırılarda verilen 24 şehidin acısını bütün ülkemiz kalbinde hisseti. Acısını hissetmeyle kalmadı ve şehit haberlerine karşı sert tepkilerde bulunuldu. Şehit verilen birçok ilde BDP temsilciliklerine düzenlenen saldırılar bu tepkilerin ne kadar hat safhaya ulaştığının canlı örnekleri. Gelen şehit haberlerini arkasından düzenlenen sınır ötesi operasyonlarla birlikte PKK ağır kayıplara uğratıldı ve PKK’nin kayıpları yüzler ile ifade edildi. BBC’ye göre bu rakam 1400’lerle ifade ediliyor. Doğu illerinde PKK sempatizanları tarafından düzenlenen gösterilerde meydana gelen olumsuz görüntüler, maddi kayıplar bütün milleti üzen bir görüntü veriyor. PKK’ye bu kadar ağır zayiatın verilmesinin ardından gerçekleştirilmesi muhtemel saldırıların ne kadar yıkıcı olabileceğini düşünmek bile insanı ürkütüyor. Fakat burada Van depreminin araya girmesi ile birlikte bu eylemler geri planlarda kaldı veya herhangi bir ilgi görmedi. Bu ağır yıkım tam da iki tarafın da büyük kayıplar vermesinin ardından gerçekleşmesi depremi ülkemizin birinci gündem maddesi haline getirdi ve öbür haberlerin geri planda kalmasını sağladı. İlahi takdir her şeyin üstünde. Depremin neye hizmet ettiği ve ne amaçla gönderildiği ancak ve ancak İlahi malumat dâhilindedir. Biz Allah’ın takdirinin sebebini çoğu zaman bilemeyiz. Fakat bu deprem, bu milletin bütün fertleri arasında yeni ve sağlam bir kardeşlik tesis etti. Bazen acılardan, Rabbimiz çok güzel sonuçlar çıkarabilir. Dua edelim ki, Van depreminin de neticesi, yetmiş beş milyon insan arasında yeni ve kalıcı bir kardeşliğe vesile olması gibi hayırlı ve ihtiyaç duyduğumuz bir güzellik olsun. [COLOR=#f00][B][FONT=verdana]Yeni dönemde yeni bir İmam Hatip Lisesinden izlenimler[/FONT][/B][/COLOR] [FONT=verdana]28 Şubat süreci denilen post modern darbe, cuntacı maceracı paşalarla toplum mühendislerinin projesiydi. Uygulamada en büyük travmayı İmam-Hatip okulları yaşadı. Meslek Liseleri de İmam-hatiplerin narında birlikte yandı.[/FONT] [FONT=verdana]Yeni dönem denilmesi YÖK’ün İmam-Hatip ve Meslek Liseleri için katsayı engelinin kaldırılması sonrası dönemdir.[/FONT] [FONT=verdana]12 yıl geride kaldı. Üç kuşak İmam-hatip liseleri ve meslek liseleri adeta bir fetret dönemi geçirdi.[/FONT] [B][FONT=verdana]Asıl aktörler ve azmettiriciler kimlerdi?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-Resmi ideolojinin aktörleridir. Milletin ekseriyetini potansiyel tehdit olarak algılayan devletle kendini eşitleyen bürokrasi. Ordu ve yargının paslaştığı kapalı kast sistemidir. Korumacılık ve devlete ağzını dayayarak zengin olmuş iş dünyası ve merkez medya.[/FONT] [FONT=verdana]-Devlet teşviklerinin en büyük payını alan yüzde bir gibi küçük sayıdaki insanların yönettiği İstanbul sermayesidir.[/FONT] [B][FONT=verdana]Gerekçeleri ve gizli ajandalarındakiler nelerdi?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-“Anadolu çocuklarının neyine üniversite okumak?” Resmi ideolojinin mantığı bu. Yazar Murat Belge ve Sosyolog Gündüz Vassaf’ın tespitlerine göre Köy Enstitüleri öğretmenlerle hem dinsiz bir nesil yetiştirmek, hem de köyde kalıp verimli tarım yapacak nesil yetiştirme projesidir.[/FONT] [FONT=verdana]-“Meslek liseleri de işçi olarak çalışsın üretsin. Mavi yakalı olsun yeter.”Beyaz yakalılar seçkinci elitten olmalıydı.[/FONT] [B][FONT=verdana]İmalat hatası(!) ve beklenmedik sapmalar(!)[/FONT][/B] [FONT=verdana]-Fakat öyle olmadı. Köylü çocuklarının okuduğu imam hatipli çocuklar, imanlı gençlik oldu. Mülkiyeye girdi kaymakam vali oldular. Haram yemiyor içki içmiyordu.[/FONT] [FONT=verdana]-Meslek lisesinde okuyanlar da yine Anadolu’da hâkim olan değerlerine sahip imanlı çocuklardı.[/FONT] [FONT=verdana]-Risale-i Nurla yüz binlerce insan imanını kurtardı. Toplumun değer yargıları resmi ideolojinin hesapladığı gibi olmadı. İman tekniğe meydan okudu. [/FONT] [FONT=verdana]-İmanlı gençlik onlara göre imalat hatasıydı. [/FONT] [FONT=verdana]-Din sadece vicdanlara hapsetmek istediler. Fakat imanlı bir nesil bütün menhus hesapları bozdu.[/FONT] [FONT=verdana]-Meslek lisesine gidenler daha ileri gitti mühendis oldu Anadolu’da devletten destek almadan üretip ihracat yapmaya başladı. Şehirli oldular.[/FONT] [FONT=verdana]-Seçkinci elit panikledi. Anadolu çocukları köyde sanayide ırgat olarak üretecek, vergi verecek askere gidecek ama asla yönetim kademelerinde olmayacaktı. Ama realite hiç de planlandığı gibi olmayınca bir şekilde dur denilmeliydi. [/FONT] [B][FONT=verdana]Ne yaptılar?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-27 Mayıs 1960 darbesi ve sonrası sara nöbeti gibi nükseden darbelerle konumlarını korumaya çalıştılar.[/FONT] [FONT=verdana]-12 Eylül 1980 ihtilali tarihin en büyük toplumsal travması ve fitnedir. O darbecilerin yaptığı anayasa da halen birçok makro sıkıntıların kaynağıdır.[/FONT] [FONT=verdana]-Güç adına her düşündüklerini uygulayan bu zihniyet yine de istedikleri toplumsal değişimi başaramadılar. Kamu vicdanında yer bulamadılar. Çünkü fıtrata aykırıydı. Ahir zamanın dehşetli şahısların yöntemi olan “aldatmakla iş görürler” politikası sun’i gerilimler üreterek milleti hep baskı altında tuttular.[/FONT] [FONT=verdana]-Aslında 28 Şubat sırasında ekonomi iyi dudumdaydı. [/FONT] [FONT=verdana]-Yoktan kriz çıkardılar. Kamu imkânlarını peşkeş çektiler sonunda 1999 ilâhi ikaz, 2001’de tarihin en büyük ekonomik krizi ürettiler.[/FONT] [FONT=verdana]-2002 yılı ise 28 Şubat sürecinde rolü alan her ne makamda olursa olsun herkesi nisyana yani unutulmaya, sahneden silinmenin miladı olmuştur. Şu zamanın üst noktalarında yer alanlar sahneden silindiği gibi gönüllerden de silindi.[/FONT] [B][FONT=verdana]Gelelim imam hatip okullarının yeni dönem ve yeni ahvaline…[/FONT][/B] [FONT=verdana]-Mahallimizde üçüncü yılına giren bir imam hatip lisesi faaliyete başladı. Ankara’nın kentsel dönüşüm yeniden inşa edilmiş örnek yerleşim bölgesi Elvankent semtinde adı ile binası ile ilk olarak öğrenime başlamasıyla yepyeni bir İmam-Hatip Lisesi açıldı.[/FONT] [FONT=verdana]-Üniversiteye girişte uygulanan katsayı engelinin kaldırılmasından sonra imam hatip okullarına olduğu gibi bu okula da ilgi fazla olmuş. [/FONT] [FONT=verdana]-Kızım 28 Şubat süreci öncesi henüz orta kısmı faaliyette iken orta kısmında okudu. Orta kısmın son ürünlerindendir. Onun için imam hatip liselerine özel ilgi ve yakınlık duyanlardanım.[/FONT] [FONT=verdana]-Adını bahsettiğim okula zamanla ziyarete gidiyorum. Öğretmenlik ve yöneticilik geçmişimiz ve meslekdaşlık ortak payda dolayısyla öğretmen odalarında sohbet imkânı bulduk. Müdür, müdür yardımcıları ile uzun sohbetlerimiz oldu.[/FONT] [FONT=verdana]-Bu uzun yazı yerine röportaj yapmak istemiştim. Ancak yönetici arkadaşlar memuriyetin basına bilgi vermesinin valinin iznine tabi olduğunu söyledikleri için izlenimlerimi yazmakla yetiniyorum.[/FONT] [FONT=verdana]-İki yıl olmasına rağmen eğitim ve öğretim için bütün temel ihtiyaçların karşılanmış, fizik, kimya laboratuarları tam donanımlı kurulmuş. [/FONT] [FONT=verdana]-Anadolu lisesi bölümü ve düz imam hatip bölümü var. Herhangi bir Anadolu Lisesinin tüm dersleri yanında ek olarak dini dersler de verilmekte. Taleplere tam cevap verememişler.[/FONT] [FONT=verdana]-Sanat eğitimi de nitelikli yapılıyor. Müzik dersinde sana müziği, tasavvuf müziği, resim dersinde hat ve tezhip dersleri veriliyor.[/FONT] [FONT=verdana]-Kız öğrenciler hem başı kapalı hem açık olarak okuyanlar var. Tam özgür bir ortam.[/FONT] [FONT=verdana]-Özgürlükler açısından örnek bir tablo denilebilir. [/FONT] [FONT=verdana]-İdareci, öğretmen öğrenci herkesin gözleri ışıldıyor. Mutlukları her hâllerinden anlaşılıyor.[/FONT] [B][FONT=verdana]Geçmişin deneyimleri ile özeleştiri yapılmış mı?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-28 Şubat süreci ve sonrasında yaşanan travma aynı zamanda öz eleştiri vesilesi olup olmadığını merak ettim. Evet henüz o travma atılabilmiş değil. Üç kuşak zayi olmuş. Şimdikiler de hâlen biraz tedirgin.[/FONT] [FONT=verdana]-Öz eleştiri konusunda idareciler kısa bir duraklamadan sonra, “evet özeleştiri yapıyoruz hocam” diye cevap veriyorlar. Sevindirici bir durum. Musibetten ders çıkarmak, ibret almak bağlamında öz eleştiri önemli.[/FONT] [B][FONT=verdana]Kısa bir nostalji ve eleştirel bir değerlendirme [/FONT][/B] [FONT=verdana]-İmam –Hatip okulları iftihar tablosu oluşturacak çok münevver insanların ve şuurlu bir gençliğin yetişen ilim yuvası olarak misyon ifa etmiştir. Devamı olan Yüksek İslâm Enstitüleri aynı işlevi tekâmül ettirdi. 12 Eylül 1980 sonrası YÖK kapsamında klasik ilâhiyat fakültesine dönüştü.[/FONT] [FONT=verdana]-28 Şubat süreci uygulamalarına kader nokta-i nazarından bakıldığında imam hatip liseleri için şefkat tokatı denilebilir. Kendi çocuğum da imam-hatip tezgâhından geçen birisi olarak kanaatimi paylaşıyorum. Ailemizden iki kardeşim de imam hatip tezgâhından geçmiştir.[/FONT] [FONT=verdana]-“Beşer zulmeder kader adalet eder” demek bilmem ağır kaçar mı?[/FONT] [FONT=verdana]-1970’li yılların başında sahneye çıkan Siyasal İslam hareketi ve anlayışını besleyen bir arka bahçe olarak görülmesi ilk başta akla gelen savrulmanın başlangıcıdır.[/FONT] [FONT=verdana]-Gençliğin hissiyatını okşayan “cihad ruhu” olarak kabul gören yüksek motivasyon rasyonel yaklaşımdan ütopik ve havanın hâkim olmasını netice vermiştir.[/FONT] [FONT=verdana]-İslâm tarihinde Bedir savaşında namaz için Hz. Peygamberimiz (asm) “küçük cihaddan büyük cihada gidiyoruz” meâlindeki beyanı “cihad” kavramını önceliğin ne olması gerektiğini açık bir şekilde tanımlıyor. [/FONT] [FONT=verdana]-Büyük cihadla küçük cihad algısının yer değiştirmesi olumsuz sonuçların nedenlerden biridir…[/FONT] [FONT=verdana]-Büyüklük ile küçüklük yer değiştirmesi aşırılıklara neden olmuştur. [/FONT] [FONT=verdana]-Nefisle cihadı ihmal edip geniş dairede iktidar kavgasının motive ettiği cihat sloganik içi boş bir harekete dönüşmüştür.[/FONT] [FONT=verdana]-Genelleme yapmak haksızlık olabilir. Göze çarpan tablo ve hâkim hava maalesef böyleydi.[/FONT] [FONT=verdana]-Bireysel odaklı inanç, itikat, nefis terbiyesi, ibadet, İslâm âhlakı ve iman hakikatleri davranışlara tam olarak yansımadı. “Tek Yol İslâm” sloganları siyasi isyan olarak algılanmasına neden oldu.[/FONT] [FONT=verdana]-“Darül harp” gibi düşüncelerin etkisi ve bahanesi ile Cuma kılmayanlar, haramı helâl kılan uçuk aşırılıklar toplumdan soyutlanmaya kadar gitti. Bunların kaynağı imam hatip olmamakla beraber fatura imam hatiplere kesildi. Birileri zaten bahane arıyordu.[/FONT] [B][FONT=verdana]Risale-i Nur metodu İmam-Hatip müfredat mantığı ile örtüşür. Ancak?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-Risale-i Nur’a mesafeli kaldılar. “Din umumun malıdır siyasete alet edilmez, din adına da siyaset yapılmaz”diyor Bediüzzaman. En küçük dairedeki en büyük vazife, geniş dairedeki ara sıra gereken küçük vazife ölçüsü esas alınmalıydı. [/FONT] [FONT=verdana]-Risale-i Nur’un sosyal ve siyasi ilkeleri, müspet hareket yaklaşımı “Siyasal İslam” anlayışının tepkisine gerekçe oldu. Dolayısıyla Risale-i Nur’dan istifadelerine perde olmuştur.[/FONT] [FONT=verdana]-Ne zaman anladılar Risale-i Nur hareketinin isabetini? Ta ki 28 Şubat’a toslayınca.[/FONT] [FONT=verdana]-Siyasi hedefler peşinde motive olan gençlik imanın hayata hayat olmasının gereği olan tahkiki imanın neticesi, sünnet-i seniye dairesinde farzlarını, İslâm âhlâkını hayatın her alanına yansıtmak gibi asli görevler ihmal edildi. Dava şuuru yerine iktidar kavgalarını önceleyen bir hava hâkim oldu.[/FONT] [B][FONT=verdana]Bugünden sonra strateji ne olmalı?[/FONT][/B] [FONT=verdana]-Bu gün gençlerin istikamet üzere günahlardan korunaklı bir yaşama biçimi sürdürmeleri çok zorlaşmış. Çok dehşetli bir zamandayız. Okuldaki derslerle yeterli şuur kazanılması için yeterli değildir. İllaki Risale-i Nurlarla gençlerin imanlarının kurtulması ve muhafaza edebilmeleri ile mümkündür.[/FONT] [FONT=verdana]-Çok kuvvetli bir iman ve imanın hayata hayat olduğu bir şuur sahipleri ancak kendilerini muhafaza edebilirler. [/FONT] [FONT=verdana]-Nasıl ki Kur’an umum insanlığa gelmiş umuma hitap ediyor. Risale-i Nur da umumun malıdır. Hiçbir cemaat ve cemiyetin tekelinde olmadığını bütün cemiyet ve cemaatler bilmeli. İmam-hatipliler özellikle daha iyi bilmelidir. Dirayetli dirençli dava adamı olmak ancak Risale-i Nur’la mümkündür.[/FONT] [FONT=verdana]-Bu konuda Risale-i Nur camiası da öz eleştiri yapmalıdır.[/FONT] [FONT=verdana]-Müfredatın teorik mantığı din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulması gerçeği. Fakat realitede keyfiyetin öyle olmadığıdır. İmam-hatip lisesinde verilen dini ilimlerin çok yüzeysel kaldığıdır. Zira lise müfredatının tüm dersleri yanında ek olarak meslek dersleri. [/FONT] [FONT=verdana]-Bugün her bir imam hatiplinin hayallerini süsleyen bir idol olarak Başbakan var. Demek İmam Hatip çıkışlı birisi başbakan da olabiliyor kanaati çok etkileyici bir hedeftir.[/FONT] [FONT=verdana]-Başbakanlık bir sonuçtur. Başak yüksek makamlar da sonuçtur. Konuyu sadece siyasi meşguliyet ve mensubiyetin neticesi olarak değerlendirmek yanılmalara ve hayal kırıklıklarına neden olabilir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İlla herkesin belirli bir deneyim yaşadıktan sonra gömlek çıkarması gerekmez. Nasıl bir gömlek giymek gerektiğine gençlikte karar vermek daha isabetli olur. [/FONT] [FONT=verdana]-Sonuç olarak İmam-hatip liseleri yakın geleceğin parlayan yıldızlarını yetiştirebilir. “Şu istikbal inkılabı içinde en gür seda İslâmın sedası olacaktır” İnşaallah. İmam hatipler de vesileler arasında hak ettiği yeri alacaktır temennimiz.[/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Otuz ÜÇÜncÜ sÖz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst